La Lettre D’Afghanistan (Afganistan’dan Mektup) sitesindeki “Afganistan: Kadınların ‘yeniden eğitimi’, Taliban totaliterliğinin yeni silahı” başlıklı yazı, Kandahar’da din polisinin, erkeklere “itaatsiz” kadınları “yeniden eğitilmek” üzere teslim etme buyruğunu konu ediyor.
Afganistan, kurumsallaşmış terörün yeni bir safhasına geçiyor. Taliban hareketinin beşiği olan Kandahar’da, dini polis artık ailelere “itaatsiz” kadınlarını “yeniden eğitilmek” üzere teslim etmelerini emrediyor. 2021’den beri ilk kez özellikle kadınları hedef alan bir gözaltı mekanizması açıkça ve üstlenilmiş bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu gelişme birdenbire olmadı: Rejim içinde özellikle sert bir kesimin, ülke çapındaki baskının silahlı kolu haline gelen Ben Marouf milislerinin güçlenmesiyle bağlantılı.
Bu milisler hemen tanınabilir: uzun siyah sakallar, tamamen beyaz giysiler, keskin bir tezat oluşturan siyah türbanlar. Adeta bir tarikat üniforması gibi. Ünleri kendilerinden önce geliyor. Şeriatı sadece sadece şevkle değil, aynı zamanda klasik Taliban ideolojisinin ötesine geçen bir cezalandırma takıntısıyla uyguluyorlar. Varlıkları en muhafazakar mahallelerde bile korku uyandırıyor. Kabil’de sadece ortaya çıkmaları kadınların ve kızların sokaklardan kaybolmasına yetiyor.
Bu milisler marjinal değiller. Yerel bir aşırılık da değiller. Bugün, rejimin kadınlar ve dolayısıyla tüm Afgan toplumu üzerinde mutlak denetim kurmasının en etkili araçlarından birini temsil ediyorlar.
Kandahar sadece bir vitrin. Sistem, ev ev, cami cami, her yere yayılıyor,
Kandahar sakinleri, on günden fazla bir süredir camilerde şu tüyler ürpertici mesajı duyuyor: “Ailesindeki erkeklere itaatsizlik eden, izinsiz pazara giden, peçeyi tam olarak takmayan her kadın, eğitim almak üzere yetkililere teslim edilmelidir.”
Taliban’ın sözünü ettiği “eğitim”in din öğretimiyle ilgisi yok. Keyfi gözaltı, kötü muamele, aşağılama ve ideolojik ıslahın eş anlamlısı.
Rejim resmi bir tepki vermedi. Ancak emirler camilerde her gün tekrarlanıp Ben Marouf’un milisleri tarafından sahada uygulandığında, sessiz kalmak onay anlamına geliyor.
Bölge sakinleri bunun “utanç verici bir talep”, özel hayata doğrudan müdahale, toplumsal geleneklerle ve hatta İslami ahlakla açık çelişki olduğunu dile getiriyorlar. Haklılar: İç savaşların en karanlık dönemlerinde bile, ailelerden kadınları “yeniden eğitilmek” üzere devlet polisine teslim etmeleri istenmemişti. 1990’ların Taliban emirleri bile sosyal mühendislikte bu kadar ileri gitmemişti.
Bugün yaşananlar, Afganistan’ın çağdaş tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.
Bu kontrol yalnızca kadınların kamusal alandaki davranışlarını hedef almıyor. Aile yapısını da yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor. Taliban, erkeklerden kendi kızlarını, kız kardeşlerini veya eşlerini teslim etmelerini talep ederek evin mahremiyetine sızıyor, dayanışma bağlarını yok ediyor ve sürekli bir şüphe ortamı yaratıyor. Erkekler iktidarın aracı haline geliyor; aile bir gözetim alanı haline geliyor. Bu, totaliter rejimlerin en karakteristik belirtilerinden biridir.
Yakın zamanda Taliban sistemini Kızıl Kmerler’inkiyle karşılaştırdım. Çok da yanılmamışım. Paralellik inkâr edilemez.
Kızıl Kmerler gibi Taliban da ideoloji uğruna bireyi yok etmeyi amaçlıyor.
Onlar gibi, mevcut toplumsal yapıları yok ederek insanları yeniden kalıba dökmek istiyorlar.
Onlar gibi, teröre, ahlaki saflığa ve mahremiyetin yok edilmesine dayalı antropolojik bir devrim dayatmak için ideolojik bir polis gücüne (bu durumda Ben Marouf’un milislerine) güveniyorlar.
Bugün tanık olduğumuz şey ne bir abartma ne de bir basitleştirme. Kadınları, etkisizleştirilmesi, yeniden tertiplenmesi veya kamusal alandan çıkarılması gerekli metafizik bir tehdit olarak gören bir rejimin doğal gidişatı bu.
Taliban, 2021’den bu yana kız çocuklarının eğitimini yasakladı, okulları kapattı, üniversiteleri kaldırdı, kadınların medeni haklarını iptal etti, mesleki faaliyetlerini yasakladı, dul kadınları tecrit etti, kadınların sağlık hizmetlerini kısıtladı ve tam bir ayrımcılık uyguladı.
Ancak bugün yeni bir aşamaya ulaşıldı: baskının dışsallaştırılması. Artık mesele sadece kadınların yaşamasını engellemek değil; onlara el koymak.
Afganistan, cinsiyete dayalı bir toplama kampı sistemine doğru kayıyor.
İlk adımlar şimdiden atılmaya başlandı:
– Azınlık ama fanatik bir ideolojik polis gücü (Ben Marouf’un milisleri)
– Gözaltına alınmayı meşrulaştıran dini söylemler
– Bireylerin yetkililere teslim edilmesi için topluma yapılan çağrılar
– Boyun eğmeyen ailelere yönelik misilleme tehditleri
– Kadınların kamusal alanlardan kademeli olarak kaybolması
– “Yeniden eğitim” için gözaltı birimlerinin oluşturulması
– Yargı sürecinin tamamen yokluğu
– Kamuya açık şiddetin sistematik kullanımı
Artık inkâr imkânı yok. Taliban yönetmeye çalışmıyor. Arındırmaya çalışıyor. Bedenleri, hatta düşünceleri bile denetlemeye çalışıyor. Modernleştirmeye çalışmıyor. Toplumu, ilahi ve dolayısıyla tartışılmaz olarak sunulan, başka bir çağdan kalma bir ideolojinin içinde fosilleştirmeye çalışıyor.
Afgan kadınları gizli okullarda, dikiş atölyelerinde, temkinli ama canlı ağlarda direniyorlar. Ancak cesaretleri, onların toplumsal yok oluşunu stratejik bir hedef haline getiren bir rejime karşı koymaya yetmeyecek.
Dünya, bu projenin Afganistan sınırları içinnde kalacağına inanıyorsa büyük bir yanılgı içindedir. Taliban, uluslararası toplum tarafından kabul edilebilir şiddet seviyesini kapalı kapılar ardında test ediyor. Şimdiye kadar her zaman bir esneklik payı buldular. Bunu yapmaya devam edecekler.
Artık soru şu değil: Taliban ne istiyor?
Asıl soru şu: Daha nereye kadar gitmelerine izin verilecek?
Çeviri: Siyasi Haber
