En baştan “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. Zamanı gelince ineriz” diyerek kimliğinin ve niyetinin altını çizen bir politikacının peşine takılan ve tramvaydan indiğinde buna şaşıran bir ülke…
Bugün diyanetin Cuma hutbelerine artık şaşırmamalı. Ya da kadın cinsel ilişkiye girmeyi reddettiği için öldürüldüğünde katiline haksız tahrik indirimi yaparken gözünü kırpmayan güdümlü bir hukuka hazırlıksız yakalanmış gibi davranmamalı.
İktidarın İslam hukukunu medeni hukukun karşısına çıkarmak istemesi, kadınların kılık kıyafetleri ve tavırları üzerinden baskıcı bir ahlak inşa etmesi zaten hiçbir zaman saklamayan bir niyetin sonuçları.
Bu ülke bundan çeyrek asır önce başörtü tartışmaları yapılırken orduya sızdığı, akademisyenlerin aklını çeldiği, gazetecileri satın aldığı, politikacılarla anlaşmalar yaptığı, dersaneler açtığı, yurtlar kurduğu, başarılı ve yoksul çocukları türlü vaatler ve niyetlerle avucuna aldığı alenen bilinen inanç merkezli bir siyasi örgütlenmenin niyetini deşifre edenleri umursamayıp kadınların başlarının dini gerekçelerle çocuk yaşta kapatılmasını bir “özgürlük hareketi” olarak kodlamayı demokratik ve eşitlikçi bir politika olarak pazarlayan kanaat önderlerinin peşine düştüğü için bugün bu halde.
Ordunun irtica tehlikesini bahane ederek darbe üzerine darbe yapmasının ve her darbenin ardından irtica için çalışan odakların güçlenip resmi makamlarda kendilerine daha geniş alanlar açmasının anlamını doğru okumayı tercih etmeyen politikacıları bile laiklik savunucusu olarak görmeyi seçen kalabalıkların körlükleri yüzünden bugün bu halde.
Üniversitelere başörtüsü ile girmek isteyen kız öğrencilerin önünü açmanın yolunun demokrasiyi ve adaleti güçlendirmekten geçmesi gerektiği tartışılmadan doğrudan tarikatların ve cemaatlerin yollarını açma kestirmesine sapılmasına itiraz etmediği için bugün bu halde.
Olaylar arasında, özellikle de sorunlar arasında kurulmayan bağların, çözülmeyen düğümlerin, sorulmayan soruların, duyulmak istenmeyen cevapların sadece acısına değil sonuçlarına da hazırlıksız olmak bu ülkenin aydınından politikacısına, seçmeninden muhalefetine herkesin ortak sorunu.
Kadınların kapanmasını bir özgürlük olarak tanımlayan denetimci ve baskıcı iradelerin kurduğu politik dili hiç kuşku duymadan kabullenip bu konudaki tartışmaları mantık değil inanç çerçevesinde yapmayı tercih eden bir ülke, anayasal ve laik bir düzene anca bu kadar sahip çıkabilirdi.
En başta kurulmayan, kurulmak istenmeyen neden sonuç ilişkilerini finalde kurmak sonucu değiştirmek için geç olabilir ama bundan sonraki muhtemel hataları önlemek için ibret de teşkil edebilir.
Bahriye Üçok ile Turan Dursun’un faili meçhul siyasi cinayetlerle neden öldürüldükleri hakkında hiçbir fikri olamayan insanların ve hatta belki bugün onların kim olduğunu bile bilmeyen, adını hiç duymamış kalabalıkların laikliği bir küfür olarak kodlayan ve karşısına inanç temelli bir hukukun üstünlüğünü savunan politikalar koyan iktidarların tuzaklarına tavşan gibi düşmesi kaçınılmaz.
Feminist Müslümanlar ya da başörtüsünün anlamını sorgulamaya başlayarak saçını kapatmaktan vazgeçen kadınlar bugün bir umudun değil büyük bir kaybın, geriye gitmiş olmanın, birkaç nesil boyu kadını haklarından, hukuktan, hayattan mahrum bırakmış olmanın kara nişanı.
İnançlı insanların, inancın niyeti bozuk eril politikalar tarafından sömürüldüğünü ve kadın ahlakının kılık kıyafet üzerinden kirli niyetlere alet edildiğini anlamaları için önce hayatlarının karartılması gerekmiyordu.
Zaten bu ülke bu gerçeği yüz yıl önce bellemiş ve kadın üzerinden yapılan tehlikeli bir siyasetin önüne set çekilmesi için gerekli temeli atmıştı. Kadının toplumdaki eşitlikçi yerini kanunlarla tartışılmaz bir şekilde yeniden belirlemişti.
O temeli güçlendirmek, eksiklerini tamamlamak, hatalarını telafi etmek, daha ileri bir seviyeye taşımak yerine, o temeli yıkıp yerine kendi temellerini inşa etmeye niyetlenen karşı devrimcilerin ekmeğine yağ sürenler, demokratik ahlakın yumuşak karnı olan kadınları kullanarak yıkımın yollarını açtılar. Ve bunu alenen yaptılar. Olanları görmemek için gerçekten ya kör ya da akılsız olmak gerekirdi.
Bu ülke hem kör hem de akılsız olmayı seçti.
Şu anda da bu seçimlerinin sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Ve sanki yakın geçmişinden hiç ders almamışçasına hala körlüğüne ve akılsızlığına sahip çıkarak iktidarın türlü tuzaklarına düşmeye devam ediyor.