Bir süredir sosyal medyada aynı videolar dönüp duruyor. Bir sınıf. Çocuk yaşta öğrenciler. Başlarında “hocamız” diye tanıtılan biri. Kamera açılıyor, çocuklardan biri heyecanla konuşuyor: “Eğer Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin bu videoya yorum yaparsa hocamız bizi sinemaya götürecek.” Bir başkası: “Bakanımız cevap verirse yemek ısmarlayacak.” Sonra videonun altına gelen o ağır, büyük büyük cümleler… Peygamberlerden, cennetten, “imanlı nesilden” söz eden methiyeler…
Çocukların yüzüne bakıyorum.
Bir çocuğun gözünde olması gereken şeyi arıyorum. Merak, oyun, hayal soru sorma cesareti.
Yerine başka bir şey görüyorum. Ezberlenmiş cümleler. Kameraya göre ayarlanmış mimikler. Alkış bekleyen bir itaat.
İnsan burada dönüp kendine soruyor: Bu mu eğitim?
Kimse kimsenin inancına düşman değil. Ben değilim en azından. İnsan inanır, inanmaz, kendi içinde yaşar. İbadet eder, etmez. Bu onun meselesidir. Kutsal olan da budur zaten. İnanç dediğin şey kameraya oynanmaz. Çocuk üzerinden propaganda malzemesi yapılmaz. Hele hele devlet eliyle hiç yapılmaz.
Ama bugün Türkiye’de olan tam da bu.
Eğitim dedikleri şey artık bilimle, çocuk psikolojisiyle, pedagojik gelişimle değil, sadakatle ölçülüyor. Sorgulayan çocuk istemiyorlar. Boyun eğen çocuk istiyorlar. Çünkü soru soran çocuk büyüyünce hesap sorar.
O yüzden okul sıralarını bir tür ideolojik üretim bandına çevirdiler.
Bir çocuk matematikte neden geri kalıyor diye dertlenmiyorlar. Fen laboratuvarı var mı diye umursamıyorlar. Depreme dayanıksız okulları konuşmuyorlar. Aç gelen çocukları konuşmuyorlar. Ama iş “dindar nesil” söylemine gelince, işte orada mangalda kül bırakmıyorlar.
Fakat yıllardır büyüttükleri şey dindar bir nesilden çok, öfkeli ve kindar bir nesil oldu.
Kendisi gibi olmayana tahammül edemeyen, farklı yaşam biçimlerine düşman edilen, sorgulamak yerine itaat etmeye zorlanan bir kuşak yaratıldı.
Bugün MESEM’lerde çocuklar ölüyor.
Sanayiye gönderilen çocuk işçiler makinelerin arasında can veriyor. 14-15 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Ama bu düzene dair gerçek bir özeleştiri duydunuz mu? Yusuf Tekin çıkıp “Bu sistem çocukları sömürüyor” dedi mi?
Hayır.
Ama aynı bakan, imam hatipleri “uluslararası marka” yapmaktan söz ediyor.
Çünkü mesele eğitim değil artık.
Ve bunu en kırılgan yerden yapıyorlar, çocuklardan.
TikTok videolarıyla, Instagram yorumlarıyla, viral akımlarla çocuklara şunu öğretiyorlar, “Devlete yakın olursan görünür olursun. İtaat edersen ödül alırsın.” Sinema vaadi küçük mesele değil burada. Asıl mesele, çocuk zihnine yerleştirilen o mekanizma.
Düşünmeyen ama tekrar eden nesiller yaratmak istiyorlar.
Bir çocuğun öğretmeniyle şakalaşması kötü değildir. Video çekmesi de suç değil. Ama devletin en tepesindeki eğitim makamı, bunu sistematik biçimde ideolojik vitrine dönüştürüyorsa orada durup konuşmak gerekir.
Çünkü eğitim dediğin şey biat üretmez.
Eğitim özgürleştirir.
Bir çocuk korkmadan soru sorabiliyorsa eğitim vardır. Bir çocuk “neden” diyebiliyorsa eğitim vardır. Bir çocuk hayatını tarikata, cemaate, şeyhe mecbur hissetmiyorsa eğitim vardır.
Bugün ise tam tersini görüyoruz.
Okullar yavaş yavaş kamusal eğitim alanı olmaktan çıkarılıyor. Bilim geri çekiliyor. Eleştirel düşünce geri çekiliyor. Yerine dinsel referanslarla örülmüş, tek tip bir gençlik hayali konuluyor.
Ve buna itiraz ettiğimizde hemen aynı cümle geliyor:
“Dine mi karşısınız?”
Hayır kardeşim.
Biz cehalete karşıyız.
Çocukların siyasi ve ideolojik projelerin hammaddesi yapılmasına karşıyız.
Tarikatlarla, cemaatlerle iç içe geçirilen eğitim düzenine karşıyız.
Çünkü çocuk büyür.
Bugün kameraya ezber cümlelerle çıkarılan o çocuklar yarın bu toplumun yetişkinleri olacak. Eğer bir çocuğa küçük yaşta sorgulamak yerine itaat öğretilirse, farklı olana saygı yerine nefret öğretilirse, kadınla erkeğin eşit olmadığı anlatılırsa, yaşam tarzlarına düşmanlık pompalanırsa, o çocuk büyüdüğünde yanında yürüyene tahammül edemeyen birine dönüşebilir.
Bugün LGBTİ+ bireylere saldıranların, kadınları baskılayanların, şiddeti çözüm sananların, çocuk istismarını örtbas edenlerin zihniyeti gökten inmedi. Bu karanlık, yıllarca kurulan baskıcı ve dogmatik düzenin içinden çıktı.
Bir çocuk medresede, okulda, yurtta ne görüyorsa biraz da ona dönüşür.
Eğer orada özgür düşünce yoksa, eşitlik yoksa, insan hakları yoksa yerini korku, baskı ve mutlak itaat alır.
Ve itaatin kutsandığı yerde vicdan yavaş yavaş ölür.
Biz tam da buna itiraz ediyoruz.
Çünkü bu ülkenin çocukları “like” uğruna kamera karşısına dizilecek bir kitle değil.
Onlar özgür bireyler olmak zorunda.
Ve evet, Yusuf Tekin’e açıkça söylüyorum:
Bu yaptığınız eğitim değil.
Çocukların geleceğiyle oynuyorsunuz.
Bilimi, özgür düşünceyi ve zaten eksikli olan laik eğitimi sistemli biçimde tasfiye ediyorsunuz.
Bu ülkenin çocuklarına daha fazla zarar vermeden istifa edin.
