Türkiye siyasi tarihi, 24 Mayıs günü Ankara’da eşine az rastlanır bir irade savaşına ve sivil direniş öyküsüne sahne oldu. Yargı eliyle dizayn edilmek istenen ve “mutlak butlan” kararıyla adeta kapısına kilit vurulmaya çalışılan Cumhuriyet Halk Partisi, Genel Başkan Özgür Özel’in liderliğinde tarihi bir “Sokak ve Egemenlik” yürüyüşü başlattı. Genel Merkez binasına yönelik polis müdahalesinin ardından yanındaki dar kadroyla Meclis’e doğru yürüyüşe geçen Özel, Ankara sokaklarında adeta bir çığa dönüştü. Sağanak yağmura, polisin TOMA barikatlarına ve her türlü engelleme çabasına rağmen on binleri arkasına alan CHP lideri, Dikmen Kapısı’nda TOMA’nın üzerine çıkarak iktidara net bir mesaj verdi: “Sandık gelecek, bu hukuksuzluk gidecek!”
Saray’ın vesayetine savaş meydanı resti
Her şey, Yargıtay’a taşınan tartışmalı “mutlak butlan” kararı sonrası Saray güdümlü bürokrasinin CHP Genel Merkezi’ni fiilen işlevsiz kılma hamlesiyle başladı. Kendisine tebliğ edilen tahliye ve tahliye benzeri engelleme evraklarını kameralar önünde yırtıp atarak fitili ateşleyen Özgür Özel, CHP’nin binalardan ibaret olmadığını gösteren muazzam bir stratejiyi devreye soktu.
Genel Merkez binasından çıkarken kurmaylarına dönerek, “Benim Türkiye’de 83 tane makam odam var. Birini geride bıraktım, diğer 81’i Anadolu’da, biri de Meclis’te” diyen Özel, muhalefetin makul sınırlara hapsedilemeyeceğini kanıtladı. 12 Eylül darbecilerinin bile tam anlamıyla başaramadığı parti kapatma / felç etme refleksini, sokağın meşru gücüyle göğüsledi.
Beyaz gömlek, sağanak yağmur ve TOMA barikatı
Yürüyüş ilk başladığında Özel’in yanında yalnızca 100-150 kişilik bir parti grubu vardı. Ancak Dumlupınar Bulvarı boyunca Ankara halkı araçlarının kornalarıyla, pencerelerden alkışlarla bu direnişe ortak oldu. Yol boyunca büyüyen kalabalık kısa sürede on binleri buldu. Ankara semalarını kaplayan sağanak yağışa aldırış etmeyen, üzerindeki beyaz gömlekle sırılsıklam olmasına rağmen temposunu bir an bile düşürmeyen Özgür Özel, tabanına ve kararsız seçmene aradığı “mücedeleyi göze alan lider” imajını fazlasıyla verdi.
Yürüyüşün en kritik anı ise TBMM Dikmen Kapısı önünde yaşandı. Emniyet güçlerinin yolu TOMA’larla ve barikatlarla kapatması üzerine geri adım atmayan CHP lideri, bizzat TOMA’nın üzerine çıkarak adeta meydan okudu. Siyasi elitlerin korunaklı odalarından siyaset yaptığı bir dönemde, TOMA’nın üzerinde devleşen bir lider silueti, Türk siyasi hafızasına silinmeyecek bir fotoğraf bıraktı.
Hafızalardaki tanıdık fotoğraf: 2010’ların direniş mirası
Ankara sokaklarında dün yükselen bu direnç, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki diğer anti-demokratik kırılma dönemlerini de akıllara getirdi. Özgür Özel’in sağanak yağmur altındaki sırılsıklam beyaz gömleği, TOMA barikatları önündeki dik duruşu ve polisin engelleme çabalarına meydan okuyan kararlılığı; akıllara 2013-2015 yılları arasında HDP’li vekillere ve Selahattin Demirtaş’a yönelik ağır baskı dönemini getirdi. O yıllarda devletin tüm polis gücü ve TOMA’larıyla kuşatılan, meydanlara sokulmayan HDP liderliğinin hafızalara kazınan “ıslak gömlekli, gaz fişeklerine karşı direnen” ikonik görselleri, dün Ankara’da ana muhalefet lideri eliyle adeta yeniden canlandı. İktidarın baskı aparatı ne kadar aynıysa, muhalefetin sokağa ve meşruiyete sığınan “direniş estetiği” de o kadar benzer bir karakter sergiledi.
Saray’ın “kayyım” aparatı: Kılıçdaroğlu ve AKP ortaklığı deşifre oldu
Sokağın bu görkemli direnişi karşısında, Saray’ın kurguladığı senaryonun en acı verici perdesi ise eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden sahnelendi. Kamuoyunda ve parti tabanında infial yaratan bu operasyon, aslında doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla yürürlüğe konan siyasi bir mühendisliğin ürünüydü. Özgür Özel’in yükselen liderliğini ve CHP’nin birinci parti konumunu hazmedemeyen Saray, adeta iktidarla suç ortaklığına soyunan Kılıçdaroğlu’nu bir “kayyım” gibi partinin başına monte etmeye çalıştı. Kılıçdaroğlu’nun avukatları eliyle alelacele Ankara Valiliği ve Emniyet’e başvurarak Genel Merkez’in çevik kuvvet eşliğinde tahliye edilmesini istemesi, AKP ile yürütülen arka kapı diplomasisinin en net kanıtı oldu. Kendi partisine polis sokacak kadar gözü kararan eski yönetimin bu teslimiyetçi ve işbirlikçi tavrı, sokaktaki on binlerin meşru öfkesiyle sandığa gömülmek üzere tarihe not düşüldü.
Milli Egemenlik Parkı’nda son bulan tarihi yürüyüşün ardından Özel’in kitlelere haykırdığı “Biz bu zaferi binalarda oturarak kazanmadık, meydanlarda kazandık” sözü, CHP’nin önümüzdeki döneme dair seçim stratejisinin tamamen kitlesel saha eylemleri üzerine kurulacağının en somut ilanıdır. Sandık önüne gelene kadar ne Özel ne de peşindeki on binler meydanları terk edecek gibi görünmüyor.
