Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İHD 2025 cezaevi raporunu açıkladı: 24 bin 207 hak ihlali, 1.001 ölüm!

    13 Temmuz 2026

    PTT emekçilerinden torba yasaya karşı ortak isyan: “Kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!”

    13 Temmuz 2026

    Ordu Korgan’da maden direnişi: Kadınlar şirketin önünü kesti, “Makinelerinizi alın gidin!”

    13 Temmuz 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Öcalan’ı eleştirmek

      9 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin kazananı silah tekelleri, kaybedeni halklar

      8 Temmuz 2026

      “Yerli ve milli” soslu emperyalizmin maskeli balosu: Ankara’da NATO zirvesi

      8 Temmuz 2026

      Ankara’nın 1919-1922 tasfiyesi

      7 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin ötesi

      3 Temmuz 2026
    • Seçtiklerimiz

      NATO zirvesinin ekonomi politiği

      12 Temmuz 2026

      Teşbihte hata olur…

      2 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

      29 Haziran 2026

      2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

      22 Haziran 2026

      Emeklilerin birliği ve dayanışması!

      22 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026

      Mehmet Türkmen: “Baskıyla bu mücadeleyi durduramazlar”

      26 Haziran 2026

      Elias Demetriou: “Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

      17 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Mustafa Kemal ve cihat ve de fetva

    Mustafa Kemal ve cihat ve de fetva

    NEVZAT ONARAN yazdı: Sömürge milletlerin ‘ulustan devlete modeli’ndeki gibi yeni bir devlet kurulmayıp, Osmanlı’da devletin dönüştürüldüğü ‘devletten ulusa modeli’nde Sünni İslam Milliyetçiliği, Abdülhamid’den[27] 1922’ye egemen ideolojiydi. Önceliği Anadolu’nun Hıristiyanlardan temizlenmesiydi.
    Nevzat Onaran18 Haziran 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Milleten Türk ve dinen Sünni İslam, Türk milliyetçiliğinin temel iki unsurudur.

    Demografik ve ekonomik yapıdan bu iki unsur dışındaki ‘öteki’lerin tasfiyesi, Türk milliyetçiliğinin ekonomi politiğidir.

    Hedef, demografik ve iktisadi yapının Türkleştirilmesidir.

    Gözünü ve beynini kapatmayanlar için1890’lardan bugüne neler yapıldığı anlaşılmaz değildir!

    Osmanlı’da ‘devletten ulusa modeli’nde, Sünni İslam milliyetçiliği zamanla Türkçülükle mayalandı ve Cumhuriyet’te Türk milliyetçiliğine evrildiği için birbirini dışlamazlar.

    Bunun için 1930’ların Türkçü ve bugünün İslamcı icraatı, aynı kökün iki dalıdır veya aynı devletin iki rejimidir.

    İki rejimin politik birliği, Türk ve Sünni İslam olmayanı tasfiye etmektir.

    Bunun için laiklik meselesinde, Hıristiyan milletlerle Musevilerin yaşadığı (resmen vakıflarını işlemez kılıp, mülklerine çökülmesi gibi) sorunlar ve resmi hiçbir statüsü olmayan Alevi-Kızılbaşlar tamamen görmezden gelinmiş ve ‘Sünni İslam mağduriyeti’ üretilmiştir.

    ‘Din ve vicdan özgürlüğü’ kapsamında sıralama yapılsa, birincisi ‘Sünni İslam mağduriyeti’ midir, yoksa Sünnileştirmenin hedefindeki Hıristiyanların/Musevilerin ya da yok sayılan Alevi-Kızılbaşların sorunları mıdır?

    Müesses nizam sınırları içinde kalınmıştır; akademi de bu sınırın dışına çıkmamıştır.

    Sünni İslamcı teşkilat liderleri (Fethullah Teşkilatı, Süleymancılar vesaire) neden devlet memurudur? Bu, müesses nizam planı mıdır?

    Laikliğini tartışmak saklı kalmak kaydıyla…

    Cumhuriyet’in hem ‘Sünni İslamlaştırma’ hem de ‘mağduriyet’ politiğinin bir arada olması nasıl açıklanacaktır?

    Bu halde, Abdülhamid’den Mustafa Kemal’e hazırlanan Dersim raporlarının temel önermelerinden birisinin Sünni İslamlaştırma olması nasıl açıklanacaktır?

    Bunun için binlerce Dersimli TC vatandaşı imha edilmedi mi?

    ‘Sünni İslamcılar’ da mono blok değildir; Cüppeli Ahmet’ten ilahiyat mahallesinden dışlanan Prof. Dr. Mustafa Öztürk’e yelpazeyi yok sayamayız.

    Cüppeli, “mağdurum” derken hedeflediği şeriat düzenini (yani IŞİD ve Taliban’ın köleci rejim pratiğini) yok mu sayacağız?

    Anadolu’nun İslamlaştırılması/Türkleştirilmesi

    1919-1922’de Ankara merkezli ‘Türk’ün millî mücadele’ yıllarında hem batıyı Yunan Ordusu işgalinden hem de Anadolu’yu ‘vatandaş gayri İslam milletleri’nden kurtarmak hedeflendi.

    Murad edilen hem işgalden kurtulmak hem de Anadolu’yu İslamlaştırmaktı.

    ‘Devletten ulusa modeli’nde Anadolu’nun İslamlaştırılması politiğinin evveliyatı 1890’lara Abdülhamid yıllarına kadar gidiyor. Hedefin gerçekleşmesinde 1922’de noktayı koyan Mustafa Kemal’dir.

    Sadece İngiltere’nin yol verdiği Yunan Ordusu işgaline odaklandığımız için ‘kurtuluş’ ve ‘anti-emperyalizm’ hikayesini aşamadık.

    ‘Kurtuluş’ politiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) birinci dönem (1920 Nisan-1923 Mayıs) mebusların sosyal yapısının ve politik tartışmasının ‘çoğulcu’ olarak değerlendirilmesiyle ele alındı. Artı, 1921 Anayasası’yla (o yıllarda meşruti monarşiyi savunan 1876 Anayasası da yürürlüktedir) da Cumhuriyet demokratik olabilecekken, Ankara dümeni kırmıştı.

    Aslında Ankara’nın yapısal politiğini göremediğimiz için ‘dümeni kırdı’ sanmıştık.

    Osmanlı’nın mirasçısı Cumhuriyet, ‘demokratik’ olabilir miydi?

    Olamazdı, devlet nazarında vatandaşın bir kısmı ‘düşman’dı:

    1- 23 Nisan 1920’de “cihat ilanı”[1] havasıyla açılan TBMM seçileni de seçmeni de İslam’dı; Hıristiyan (ve Musevi) vatandaşların katılımı resmen engellenmiştir.[2]

    Bunun için düsturu da ‘İslam kardeşliği/birliği’ olmuştur.

    TBMM, özel olarak vilayetlere, kolordulara, belediye başkanlarına ve tüm ilgililere gönderilen özel altı maddelik ‘İslami programla’ açılmıştır.[3]

    Zaten TBMM açılmadan iki ay önce Mustafa Kemal ifade etmiştir ki, vatandaşların bir kısmı, “dâhili düşmanlarımızdı”[4] ve karar da “bunlar, seçime katılmaz” olmuştur.

    Zaten ne olacağı ilan edilmişti; Erzurum ve Sivas kongreleri sonrasında 13 Ekim 1919’da kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin (ARMHC) tüzüğüne göre, “bütün İslam vatandaşları cemiyetin doğal üyesiydi”[5] ve vatandaş Hıristiyanlar da üye olamazdı. Bunun sonucu olarak ARMHC’nin toparladığı mecliste İslam’dan başkasına izin verilmedi.

    2- Osmanlı-Türkiye vatandaşı Ermenilerin ve Rumların, Birinci Paylaşım Savaşı ardından ‘Millî Mücadele’ yıllarında da tasfiyesine devam edildi; 1922 sonunda Anadolu temizlenmişti.

    Bunun için 1,2 milyon Rum mübadilin ancak 112 bini, Mübadele Anlaşması sonrasında gönderilmiştir.[6]

    TBMM Birinci Dönem Mebusları Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle Anadolu’nun İslamlaştırılması politiğinde eylem birliği yapmıştır.

    Vatandaşın bir kısmının tasfiyesinde irade/eylem birliği yapanların demokrat olacağını nasıl iddia edebiliriz?

    Nitekim TBMM İkinci Grup’tan ve Topal Osman’ın öldürdüğü Trabzon Mebusu Ali Şükrü hakkında Mustafa Kemal’le kimi tartışmasına dikkat çekiliyor, ama Mustafa Kemal’in ve hükümetin emriyle Merkez Ordusu’nun Samsun, Amasya ve Tokat’taki harekâtının müzakeresinde söylediği çok nettir (aynen):

    “Bugün mümkün olsa kökünden kat’etmek istediğimiz bir millet varsa, o da Rumlardır.”[7]

    Karadeniz’de Pontos Harekâtı’nın komutanı Sakallı Nureddin de Ali Şükrü’den farklı düşünmüyordu; vatandaş Rumlar, “dâhildeki nankör düşmanlarımızdı.”[8]

    Ali Şükrü, bir yıl sonra da mebusu olduğu Trabzon’da Rumlara neler yapıldığını ve nasıl temizlendiğini hatırlatarak, halkın silahlandırılmasını önermiştir.[9]

    Ve ‘temizliğin politiği’ öylesine yapısallaştırılmış ki, Anadolu’dan sonra ikinci hedef 1934’te Trakya Yahudileriydi; üçüncüsü de 1942 Varlık Vergisi ile 1955, 6-7 Eylül Pogromu ve devamıyla İstanbul’un tüm gayri İslam vatandaşlarıydı.

    Görülüyor ki tasfiyede hedefe ulaşılmıştır; Osmanlı’nın 1914 nüfus sayımına göre toplam nüfusta yüzde 20 olan Hıristiyan ve Musevilerin payı, bugün binde bir kaça inmiştir ve İslam nüfus payı da yüzde 99 küsura zıplamıştır.  

    3- Mart 1921’de TBMM’ye özerklik dilekçesiyle[10] başvuran Osmanlı-Türkiye vatandaşı Kürt ve Alevi-Kızılbaş Koçgirililer imha edildi. Oysa özerkliği (hatta Taha Parla’ya göre biraz geniş yorumla federasyonu[11]) öngören yürürlükteki 1921 Anayasası (madde 11) yok sayıldı.

    Koçgiri kırımı, Osmanlı’dan miras ‘Kürt ve Dersim meselesinde’ ne yapılacağının da beyanıydı.

    Cumhuriyet, o gün bugündür ‘Kürt ve Dersim meselesiyle’ uğraşıyor.

    O günlere yönelik, ‘İslam kardeşliği/birliği’ söylemi esas alınarak ‘Türk-Kürt ittifakı’dan bahis de hayli zorlamadır!

    Ve 1919’da Cihat

    Osmanlı Halife-Sultanı cihat ilanına sık başvurmamıştır. Cihat, din uğruna yapılan kutsal savaştır.

    1768-1922 arasında cihat, 1- 1773’te Rusya’ya karşı, 2- 1809’da Sırp uyruklarına karşı, 3- 1829’da Yunan ayaklanmasını desteklediği için yine Rusya’ya karşı, 4- 1897’de Osmanlı-Yunan savaşında [Yunanlılara karşı], 5- 1914’te İtilaf Devletlerine karşı, 6- Mayıs 1919’da (Osmanlı devleti değil) Mustafa Kemal’in hareketindeki dini önderler tarafından, Yunan ordusuna ve İstanbul’da İngiliz denetimindeki hükümete karşı ilan edilmiştir.[12]

    15 Mayıs 1919’de Yunan Ordusu’nun İzmir’i işgal ettiği gün Denizli’de yapılan mitingde Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi şöyle konuştu(aynen):

    “Muhterem Denizliler!..

    Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir.

    Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir.

    Vatana karşı işlenecek cürümlerin Allah ve tarih önünde affı, mümkünatı yok günahtır.

    Cihat, tam manasıyla teşekkül etmiş, dini fariza olarak karşımızdadır.

    Hemşerilerim!…

    Karşımıza çıkarılan dünkü tebaamız Yunan’dır. […] Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazidir. […]

    Müftünüz olarak Cihad-ı Mukaddes Fetvası’nı ilan ve tebliğ ediyorum…

    Elinizde hiçbir silahınız olmasa da üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle fiili mukabelede bulununuz…”[13]

    Yöredeki beş müftünün ortak fetvasında da cihat ilan edilmiştir.

    İzmir Müftüsü Rahmetullah, Kırkağaç Müftüsü Ahmet Hulusi, Burhaniye Müftüsü Ahmet Muhib, Edremit Müftüsü Hafız Cemal ve Tire Müftüsü Sunullah, Yunan işgalini din açısından değerlendiren bir cihat fetvası yayımlamışlardır.[14] Fetvada, işgale karşı fiili direnişte bulunmanın yani cihat yapmanın farz olduğu açıklanmıştır. Ayrıca Yunanlılarla birlikte Damat Ferit Hükümeti de tel’in edilmiştir.

    Isparta Milli Müdafaa-i Vataniye Heyeti namına Tahir Paşazade Hafız İbrahim de 21 Haziran 1919 tarihli açıklamasında mücahitleri, “cihat sancağı altında” toplanmaya çağırmıştır.[15]

    1919 Mayıs’ta ve devamında Denizli, İzmir, Isparta müftüleri dâhil yedi müftü irade birliği yapmış ve yerelde cihat ilan etmiştir.

    Hatırlatmakla yetiniyorum ki, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi, Hıristiyan milletlerin kovalanmasında en cevval olanıdır. 5 Haziran 1920’den itibaren Denizli’den Rumlar ve Ermeniler kovalanmış olup, ilgili kararname ancak üç ay sonra imzalanmıştır.[16]

    Ve 1920’de Fetva

    Bir yılın sonunda Ankara meclisinin açılmasına günler kala, İstanbul’daki Osmanlı hükümeti karşı atağa geçti. İstanbul Fetvası olarak bilinen Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın fetvası, 11 Nisan 1920’de Takvim-i Vekayi’de yayımlandı.[17]

    Beş fetvanın birincisi: Padişahın buyruğunu almadan asker toplayanlardan, şeriata uymayan ve yüksek emirlere aykırı haksız vergiler koyanlardan, insanları öldüren ve kan dökenlerden, haberleşmeyi kesenlerden, hilafete ve padişaha ihanet edenlerden “memleketi temizlemek ve kulları fenalıklardan kurtarmak dince yapılması gerekli olup, Allah’ın ‘öldürünüz’ emri gereğince öldürülmeleri şeriata uygun ve farz mıdır?”

    Cevap: “Allah bilir ki, olur.”

    Sonuç olarak İstanbul fetvasına göre, Ankara’nın lider kadrosu ve birlikte olanlar, din düşmanıdır ve bunların öldürülmesi şeriata uygundur.

    İstanbul fetvasından üç gün sonra Ankara Müftüsü ve Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mehmet Rıfat [Börekçi] başkanlığında toplam 20 kişilik grup Ankara Fetvası’nı hazırladı. 14 Nisan 1920 tarihli fetva, 19-25 Nisan’da Öğüt, İrade-i Milliye ve Açıksöz gazetelerinde yayımlandı.[18]

    16 Nisan’da ARMHC yönetimi, fetvayı Anadolu’da bütün müftülüklere gönderdi ve onlardan onamasını talep etti. Sonuç olarak Ankara Fetvası’nı aralarında Ankara, Denizli, Kütahya, Diyarbakır, Tokat, Merzifon, Urfa, Isparta, Hınıs, Mudanya, Viranşehir, Maraş ve Van müftülüklerinin bulunduğu 73’ü müftü 153 ulema imzaladı ve imzacılar listesi 5 Mayıs’ta Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı.[19]

    Beş fetvanın birincisi: Halifelik makamı ve saltanatın yeri İstanbul işgal edilmiş, “[…] Halife, milletin gerçek menfaatleri uğrunda tedbir almaktan fiilen men’ edilmiştir. […] Yine Halife’nin rızası olmadığı halde, Osmanlı toprakları olan İzmir, Adana, Maraş ve Urfa taraflarına düşmanlar saldırıp oradakileri Müslüman olmayan [Hıristiyan, NO] uyruklarımızla el ele vererek İslamları toptan yok etmeye, mallarını yağmalamaya ve kadınlarına tecavüze, Müslüman halkın bütün kutsal inançlarına hakarete kalkışmışlardır. […] ellerinden geleni yapmaları bütün Müslümanlara farz olur mu?”

    Cevap: “Tanrı (Allah) en iyi bilir ki, olur.”

    Ankara Fetvası’nın diğer dördü:

    İşgalci düşmana ve bunlarla el ele veren “Müslüman olmayan uyruklara [vatandaş Hıristiyanlara, NO]” karşı, “ellerinden geleni yapan” ve “düşmanı vatandan temizleyen” Müslümanlar, Allah yolundan ayrılmamıştır. Bu mücadelede ölen şehit ve kalanlar gazi olup, düşman safına geçenler en büyük günahı işlemiş olurlar.[20]

    Osmanlı-Türkiye vatandaşı Hıristiyanları hedef gösteren Ankara Fetvası, özünde cihat[21] ilanıydı.

    Fetvanın gazetelerde yayımlandığı böylesi atmosferde TBMM çalışmaya başladı.

    Ankara-İstanbul hattında gerginleşen ilişkide fetvayla kalınmamış, mahkemeler çalıştırılmıştır; 16 Mayıs ve 8 Haziran 1920 tarihlerinde İstanbul 1. İdare-i Örfiye Divan-ı Harbi, iki kararıyla Mustafa Kemal, Ali Fuat [Cebesoy] dâhil Ankara’nın önde gelenlerini gıyaben ölüme mahkûm etmiştir.[22]

    Sünni İslam milliyetçiliği

    Ulus-devlet analizinin yoğunlaştığı 1910’larda resmî ideoloji ‘Müslüman milliyetçiliği’ olarak tanımlanıyor.[23]

    Sürecin dinamiğini anlaşılır kılan analizdi…

    19. yüzyılın son çeyreğinde ayağa kalkan Hıristiyan milletlerinden sonra, Arapların, Arnavutların ve Kürtlerin “ben” demesini bastırmak amacıyla, Türküyle, Arabıyla, Kürdüyle, Arnavuduyla, Çerkesiyle dini çelişki temelinde, ‘İslam kardeşliği veya birliği’ aslında, ‘Müslüman milliyetçiliği’ydi diğer bir deyişle ‘Sünni İslam milliyetçiliği’ydi.

    1919 Mayıs-Haziran’da Ege’de yedi müftünün Yunan ordusuna karşı ‘cihat’ ilanıyla, 14 Nisan 1920’de Ankara Fetvası’yla ve dokuz gün sonra TBMM’nin İslami programla açılmasıyla Sünni İslam, Ankara’nın semalarındaydı…

    Yunan ordusunun işgalinden kurtarıldığı Ege’de vatandaş Hıristiyan milletlerin (Rumların ve Ermenilerin) kovalanmasına devam edildi.

    İzmir’e girildikten ve yakıldıktan sonra bile Genelkurmay Başkanı Fevzi [Çakmak], TBMM’ye gönderdiği Harp Raporu’nda[24] Hıristiyanların sahile kovalandığını yazmaktaydı.

    Oysa bunlar, Ankara hükümetinin vatandaşlarıydı.

    Sömürge milletlerin ‘ulustan devlete modeli’ndeki gibi yeni bir devlet kurulmayıp, Osmanlı’da devletin dönüştürüldüğü ‘devletten ulusa modeli’nde Sünni İslam Milliyetçiliği, Abdülhamid’den[25] 1922’ye egemen ideolojiydi.

    Önceliği Anadolu’nun Hıristiyanlardan temizlenmesiydi.

    Devamında, İslami literatürle ‘ganaim’ (ganimetler) vardı.

    Bunun için İzmir Harp Ganimetleri Komisyonu[26] kurulmuştu.

    Hatta Maliye Bakanı Hasan Fehmi, bu komisyondan üç tane kurulduğundan bahsetmişti.[27]

    1923’ten itibaren Ankara’nın en önemli gündem maddesi, 1890’lardan itibaren kovalanan ve de mülksüzleştirilen tahminen (en az) 2,5 milyon Osmanlı-Türkiye vatandaşının emvâl-i metrûke denilen yüz binlerce malından-mülkünden oluşan ganimetin transferi ve tapu kaydının yenilenmesiydi.

    1930’lara kadar gerekli yasalar çıkarıldı ve uygulandı; demografik yapıdan sonra ekonomi de Türkleştirildi.

    Bu süreçte Sünni İslam milliyetçiliği, zamanla Türkçülükle mayalandı ve Türk milliyetçiliğine evrildi!..

    NOTLAR:


    [1] Ankara Müftüsü ve Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mehmet Rıfat [Börekçi] başkanlığında toplam 20 kişilik grubun hazırlandığı fetvaya değineceğim. N.O.

    [2] Engelleme, ARMHC Reisi Mustafa Kemal ve 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir yazışmasıyla kararlaştırıldı ve uygulandı; Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Basımevi, İstanbul-1960, s. 543-548; Türk Parlamento Tarihi, I. Dönem (1919-1923), cilt: 1, Ankara-1994, s. 27, 37-38; Mustafa Kemal, Nutuk-Söylev (1919-1920), cilt: 1, 2. baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara-1986, s. 563-565.

    [3] “Tanrı’nın yardımıyla Nisan’ın 23’üncü Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır” (madde 1) ve “Cenab-ı haktan tam başarıya ulaştırmasını yakarırız” (madde 6) gibi, Mustafa Kemal, Nutuk-Söylev (1919-1920), cilt: 1, s. 576-577.

    [4] Mustafa Kemal’den Berlin’deki İttihatçı Talât Paşaya yazılan 29 Şubat 1920 tarihli mektup, Hüseyin Cahit Yalçın, İttihatçı Liderlerin Gizli Mektupları, derleyen: Osman Selim Kocahanoğlu, Pankuş Yayınları, İstanbul-2023, s. 281.

    [5] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyet’nde Tek-Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), 3. basım, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-1999, s. 20 (3 no’lu dipnot), 23.

    [6] Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü’nün 10 yıllık Çalışma Raporu (1933), s. 1-2 ve İlişik sayı 8: Vilâyet dahilinde mübadeleye tabi elyevm mevcut Rum miktarı, BCA-F: 30.10/K: 124, D: 885, S: 4; TBMM ZC, devre: 3, cilt: 26, 19.3.1931, s. 60-67 ve zabıt sonundaki 92 no’lu raporda s. 4, 9.

    [7] TBMM ZC, devre: I, cilt: 11, 9.7.1337 (1921), s. 215.

    [8] İzmir’de 1. Ordu Kumandanı Nureddin Paşa’nın İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendiye yazdığı 30 Nisan 1923 tarihli mektubu, Necati Fahri Taş, Nurettin Paşa, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-2014, s. 298.

    [9] TBMM GCZ, cilt: 3, 19.8.1338, s. 668-670.

    [10] İcra Vekilleri Heyeti Reisi Fevzi’nin [Çakmak] açıklaması, TBMM ZC, devre: I, cilt: 14, 24.11.1921, s. 317; Hamdi Ertuna, Türk İstiklâl Harbi, VI’ncı cilt, İstiklâl Harbinde Ayaklanmalar (1919-1921), Genelkurmay Basımevi, Ankara-1974, s. 269-270

    [11] Taha Parla, Türkiye’de Anayasalar, 3. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2002, s. 21

    [12] Mustafa Aksakal, Osmanlıların Cihat İlanı, Erik Jan Zürcher (derleyen), Birinci Dünya Savaşı’nda Cihat ve İslam, çeviren: Ayşen Gür, Bilgi Üniversitesi, İstanbul-2019, s. 48-9.

    [13] Aktaran Gotthard Jaschke, Mustafa Kemal ve Cihat, çeviren: Aytunç Ülker, Tarih Okulu, İlkbahar 2009, sayı III, s. 165, erişim: 14.6.2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/usakjhs/article/164112; Aktaran Recep Çelik, Millî Mücadele Günlerinde Din Adamları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-2017, s. 49-50. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi’nin beyanını önce okumuştum, Gotthard Jaschke makalesiyle ‘cihat ilanını’ fark ettim. N.O.

    [14] Fetvanın tarihi yazılmamış, aktaran Recep Çelik, age, s. 70.

    [15] Ali Kuzu, Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk ve Din Adamları, Parola Yayınları, İstanbul-2014, s. 68-9.

    [16] Cengiz Mutlu, Mütareke Döneminde Rum Nüfus Hareketleri (1918-1922), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2004, s. 284-289; 13 [15].9.1920 tarih ve 215 sayılı kararname, BCA: 30.18.1.1/K: 1, D: 11, S: 17.

    [17] Ali Kuzu, age, s. 12-14; Recep Çelik, age, s. 194-7.

    [18] Ali Kuzu, age, s. 17, 19; Recep Çelik, age, s. 167-8.

    [19] Ali Kuzu, age, s. 19, 21-26; Recep Çelik’in çalışmasında 78’i müftü 151 ulema imzaladı, Recep Çelik, age, s. 168-173.

    [20] Ali Kuzu, age, s. 17-8; Recep Çelik, age, s. 198-201.

    [21] Aktaran Gotthard Jaschke, agm, s. 167.

    [22] Recep Çelik, age, s. 174.

    [23] Erik Jan Zürcher’den aktaran M. Şükrü Hanioğlu, Atatürk, 2. basım, Bağlam Yayıncılık, İstanbul-2023, s. 294 ve devamı.

    [24] Genelkurmay Başkanı Fevzi’nin [Çakmak] TBMM’ye gönderdiği 19.9.1922 tarihli harp raporu, ATASE, aktaran Kemal Yakut, Eskişehir’in Kurtuluşu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2023, s. 566-567.

    [25] Abdülhamid’in Sünni İslam Milliyetçiliği (Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji, II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909), çeviren: Gül Çağalı Güven, Doğan Kitap, İstanbul-2014 ve Selim Deringil, Simgeden Millete, 5. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2019 ve Selim Deringil, İhtida ve İrtidad, çeviren: Ayşen Anadol-Taciser Ulaş Belge, İletişim Yayınları, İstanbul-2017), erişim: 14.6.2026, https://www.gazeteduvar.com.tr/abdulhamidin-sunni-islam-milliyetciligi-makale-1742591

    [26] İzmir Ticaret Odası, Meclis Karar Defteri I-II, 1922-1930, hazırlayan: Dr. Fikret Yılmaz, İzmir Ticaret Odası, Kültür, Sanat ve Tarih Yayınları-5, İzmir-2008, s. 28, 68.

    [27] TBMM GZC, cilt 3, 29 Kasım 1922, s. 1137.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Öcalan’ı eleştirmek

    9 Temmuz 2026

    NATO Zirvesi’nin kazananı silah tekelleri, kaybedeni halklar

    8 Temmuz 2026

    “Yerli ve milli” soslu emperyalizmin maskeli balosu: Ankara’da NATO zirvesi

    8 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    Öcalan’ı eleştirmek

    Siyasi Haber

    NATO Zirvesi’nin kazananı silah tekelleri, kaybedeni halklar

    Ertan Eroğlu

    “Yerli ve milli” soslu emperyalizmin maskeli balosu: Ankara’da NATO zirvesi

    Nevzat Onaran

    Ankara’nın 1919-1922 tasfiyesi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ümit Akçay

    NATO zirvesinin ekonomi politiği

    Ertuğrul Kürkçü

    Teşbihte hata olur…

    Özgür Müftüoğlu

    NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

    Murat Sevinç

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    PTT emekçilerinden torba yasaya karşı ortak isyan: “Kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!”

    13 Temmuz 2026

    Mercedes-Benz Hoşdere fabrikasında işçiler isyanda: “Sıcaktan bayılanlar oluyor, boya dumanından göz gözü görmüyor!”

    13 Temmuz 2026

    Çukurova’da mevsimlik tarım işçilerinin sıcak ve sömürü mesaisi: “Bu yevmiye çektiğimiz çileye değmiyor”

    12 Temmuz 2026
    KADIN

    KCDP 2026 ilk yarı raporunu açıkladı: 150 kadın katledildi, 151 şüpheli ölüm var!

    13 Temmuz 2026

    bianet Haziran 2026 Çetelesi: Erkekler 6 ayda 142 kadını öldürdü, şiddet ve tecrit tırmanıyor

    8 Temmuz 2026

    EŞİK’ten 12. Yargı Paketi uyarısı: “Eşit miras hakkı tehlike altında”

    27 Haziran 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.