Haber Merkezi (SH), (MMY)
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan 16 maddelik anlaşma, süresiz yapısı ve 10 yıl boyunca çıkış olanağı tanımayan bağlayıcılığıyla Türkiye’yi açık bir taahhüt altına sokuyor.
NATO’nun 5’inci maddesini aratmayan fıkralarla, Suudi Arabistan veya Pakistan’a dönük her türlü dış tehdit ve sınır gerginliği “Türkiye’ye yapılmış bir saldırı” sayılıyor. Anlaşma; teknoloji transferinden mühimmat teminine, ortak operasyonlardan istihbarat paylaşımına kadar Türkiye’nin tüm askeri kapasitesini Riyad ve İslamabad yönetimlerinin emrine amade kılıyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki müdahaleleri ve Körfez’deki çatışma dinamikleri düşünüldüğünde, bu protokol Türkiye halklarını bölgesel ve ne idüğü belirsiz savaşların açık hedefi haline getiriyor.
Güvenlikçi konseptin uzantısı: Silaha, savaşa ve saray diplomasisine kaynak
İçeride derinleşen ekonomik kriz, tırmanan yoksulluk ve 2027 bütçesinde sermayeye ile faize ayrılan trilyonlarca lira dururken; kaynakların Körfez ile yapılan bu ortaklıklara ve güvenlikçi politikalara aktarılması Saray iktidarının ideolojik tercihlerini bir kez daha gösteriyor. Mekke merkezli kurulacak sekretarya ve Pakistanlı bir genel sekreterin idaresine bırakılan kurumsal yapı, dış politikanın tamamen halktan kopuk, denetimsiz ve meclis iradesini işlevsiz kılan bir mantıkla yürütüldüğünün teyididir.
CHP’den Saray diplomasisine meşruiyet
Mekke Anlaşması’nın oylaması, Meclis’teki siyasi aktörlerin dış politika ve barış konusundaki ilkesel tutumlarını da deşifre etti.
- Bölgesel taşeronluğa “hayır”: DEM Parti, YENİ Parti, Yeni Yol Grubu ve İYİ Parti anlaşmaya karşı tutum alarak “hayır” oyu verdi. Anlaşmanın Türkiye’yi başka ülkelerin savaşlarına sürükleyeceğini vurgulayan DEM Parti, bu adımı “bölgesel taşeronluk” olarak nitelendirdi.
- CHP’nin “NATO alternatifi” kılıfı: İktidarın her türlü militarist ve güvenlikçi dış politika hamlesine payanda olan CHP, bu kez de anlaşmayı “NATO dışında bölgesel güvenlik yapısı” ve “barışa katkı” söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştı. AKP ve MHP saflarına katılarak “evet” oyu veren ana muhalefet, rejimin bölgesel maceralarına doğrudan ortak oldu.
Yurt dışına asker gönderme tezkereleri Meclis gündemine geldiğinde bu anlaşmanın faturasını bir kez daha halk ve emekçiler ödeyecek. Saray’ın iktidarını konsolide etme ve Körfez sermayesiyle kurduğu ilişkileri güvenceye alma odaklı bu diplomasi, bölgesel barışın değil, yeni bağımlılık ilişkilerinin önünü açıyor.
