Nazire Gülenay, HATAY, (İSKENDERUN), (SH)
İnsan Hakları Derneği (İHD) İskenderun Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), “26 Haziran BM İşkenceyle Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” kapsamında İHD İskenderun Şubesi’nin konteyner binası önünde ortak bir basın açıklaması düzenledi.
TİHV Temsilcisi Sevim Çiçek ile İHD İskenderun Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mizgin Doğan tarafından okunan açıklamaya; İHD yöneticilerinin yanı sıra DEM Parti İskenderun İlçe Eşbaşkanı Fidan İnanma ve CHP İskenderun İlçe Başkanlığı temsilcileri katılarak destek verdi.
“İşkence, cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak sürdü”
“Savaşlara, Soykırımlara ve Küresel İnsani Krize Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz!” başlığıyla paylaşılan açıklamada, Türkiye’nin 1988 yılında İşkenceye Karşı Sözleşme’yi kabul etmesine rağmen ihlallerin hız kesmediği vurgulandı. İşkencenin sadece askeri darbeler dönemiyle sınırlı kalmadığı, cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını koruduğu ifade edilen açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi:
“Günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini tümüyle terk eden, toplum üzerinde baskı ve kontrolünü mutlak hale getiren siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir.”
Yakın döneme damga vuran hak ihlalleri raporda
Açıklamada, yerleşik hale gelen cezasızlık kültürü ve usul güvencelerinin hiçe sayılması nedeniyle resmi ve gayriresmi gözaltı merkezlerinde işkence uygulamalarının sürdüğü belirtilerek yakın dönemde yaşanan somut örneklere dikkat çekildi:
- Kayyım ve Gözaltı Süreçlerindeki İhlaller: 15 Şubat 2025 tarihinde Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması, 19 March 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanması ve 2026 yılı Ocak ayında Suriye’de Kürtleri hedef alan saldırılara karşı yapılan protestolarda gözaltına alınanların avukata, hekime ve yakınlarına erişiminin kısıtlandığı, gözaltı sürelerinin keyfi olarak uzatıldığı aktarıldı.
- Zorla Kaybetmeler: 2016 yılındaki OHAL ilanından bu yana zorla kaybetme vakalarında endişe verici bir artış yaşandığı, 6 Ağustos 2019’da kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’un akıbetinden hâlâ haber alınamadığı hatırlatıldı.
- Hapishanelerdeki Tecrit ve Yeni Cezaevleri: Aşırı nüfus yoğunluğunun yanı sıra mahpusları yalnızlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli yeni hapishanelerin açılmasının kaygı verici olduğu belirtildi. İmralı Hapishanesi’nde 1 Ekim 2024’ten bu yana süren hareketliliğe rağmen izolasyon rejiminin devam ettiği; Türkiye genelinde ise şartlı tahliye olasılığı (“umut hakkı”) ellerinden alınmış en az 4 bin ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü bulunduğu kaydedildi.
İnsan hakları örgütlerinden acil talepler
İHD ve TİHV, işkencenin insan eliyle işlenen bir suç olduğunu ve yine insan eliyle durdurulabileceğini belirterek siyasi iktidardan şu asgari taleplerin yerine getirilmesini istedi:
- İşkenceyi besleyen en temel unsur olan cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.
- Gözaltı koşullarındaki usul güvenceleri eksiksiz uygulanmalı ve gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
- Mevcut TİHEK kaldırılmalı; yerine Paris Prensipleri’ne uygun, tamamen bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) kurulmalıdır.
- Cezaevlerindeki tek kişi ya da küçük grup izolasyonuna/tecridine dayalı infaz rejimine son verilmelidir.
- BM İşkenceye Karşı Komite’nin de tavsiye ettiği üzere, ağırlaştırılmış müebbet alan mahpusların makul bir süre sonra salıverilmesini öngören “umut hakkı” yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
- Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları gibi mahkeme gibi hareket eden tüm idari yapılar iptal edilmelidir.
Açıklama, “İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek. İşkencesiz bir dünya mümkün!” sloganlarıyla son buldu.
