Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

    21 Ekim 2026

    Bakırhan’dan iktidara çağrı: “Barış bekleme salonunda tutulamaz, Barış ve Siyasallaşma Kurulu derhal kurulmalı”

    20 Ekim 2026

    Basın meslek örgütlerinden 24 Ekim’de kitlesel eylem çağrısı: “Sansüre hayır, habere özgürlük!”

    20 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

      21 Ekim 2026

      Hacı Bektaş Dergâhı Çelebilerine yönelik takibatlar: Yasaklar, soruşturmalar ve polis gözetimi

      20 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

      19 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 1. yazı

      18 Ekim 2026

      Neşenin devrimci anlamı üzerine

      15 Ekim 2026
    • Seçtiklerimiz

      Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

      14 Ekim 2026

      Ucuz hammadde avı

      12 Ekim 2026

      Şimdi Che okuma zamanı

      9 Ekim 2026

      Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

      7 Ekim 2026

      Biraz da var olacağımıza inanmak

      3 Ekim 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Fethiye Çetin:Katillerin ve hırsızların değil,Ermeni komşularını her türlü tehlikeyi göze alarak koruyan Hacı Halil’lerin yolunda yürüyelim

    Fethiye Çetin:Katillerin ve hırsızların değil,Ermeni komşularını her türlü tehlikeyi göze alarak koruyan Hacı Halil’lerin yolunda yürüyelim

    Siyasi Haber19 Ocak 2018
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Hrant Dink, katledilişinin 11. yıldönümünde, vurulduğu yerde, kurucusu olduğu gazetesi Agos binasının önünde geniş bir kalabalığın katılımıyla anıldı. Bu seneki konuşmayı Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin yaptı.

    Fethiye Çetin'in konuşmasının tamamı şöyle: 


    "Merhaba Canlar, 


    Adalet ve Hakikat sevdalıları,


    Umudun ve Sokağın güzel çocukları, Merhaba,


    Bundan on bir yıl önce, Hrant Dink’i, bu kaldırımda, ensesinden vurarak katlettiler.


    Aylar öncesinden Hrant’ın evi ve Agos çevresinde keşif yapıp kroki çizen, tetikçi timi koordine eden jandarma, polis ve istihbarat görevlileri o gün burada, bu kaldırımlarda, kafelerde, simitçi dükkânlarında uzun süreden beri planladıkları cinayetin işlenmesini bekliyorlardı.


    Cinayetin, plana uygun bir şekilde işlendiğinden ve tetikçilerin kaçtığından emin olduktan sonra bu defa, cinayet soruşturması yapıyormuş gibi aslında cinayetin izlerini ortadan kaldırmaya, delilleri karartmaya, sonradan silecekleri kamera görüntülerini toplamaya giriştiler.


    Cinayeti başından sonuna kaydetmiş olmalarına rağmen, delil topluyor”muş” gibi, soruşturma yapıyor”muş” gibi yaptılar. Ve bu “-mış gibi yapma” hali hiç bitmedi.


    O gün devlet buradaydı. Polisiyle, jandarmasıyla, istihbaratçısıyla devlet buradaydı. Ama Hrant Dink’in can güvenliğini sağlamak ve yaşama hakkını korumak için değil, tetikçilerin işini yaptığından emin olmak için buradaydı.


    Hrant Dink cinayeti, siyasi cinayetler ve suikastlar geleneğinin ilki değildi kuşkusuz ve maalesef sonuncusu da olmadı.


    Ama Hrant Dink cinayeti, toplumda hesap edemedikleri bir tepkiye yol açtı. “Artık yeter” dedirtti. Cenaze töreninde yüzbinleri buluşturdu ve birkaç tetikçiyle kapatmak istedikleri dosyayı bir türlü kapatamıyorlar.


    Çünkü sizler ve bugün burada bulunamayan ama yürekleri burada olanlar, bu ülkenin yiğit ve iyi insanları, on bir yıldır soğuğa, kara, kışa, yağmura, baskıya rağmen hakikati ve adaleti talep etmekten vazgeçmediniz.


    ***


    Osmanlı’dan Cumhuriyete, tek parti sisteminden çok partili hayata, askeri vesayet rejiminden tek adam rejimine, rejimler, sistemler değişiyor da devletin karakteri, yöntemleri, zulmü değişmiyor.


    Hasan Fehmi cinayetinden Sabahattin Ali’ye, Abdi İpekçi’den Doğan Öz’e, Uğur Mumcu’dan Musa Anter’e devlet görevlilerinin yer aldığı ve katillerin korunduğu bütün cinayetler, devletin “siyasi cinayet geleneği”nin bir parçası ve devletin varlık unsurlarından biri.


    İsimleri farklı olsa da katiller hep aynı: Hamidiye Alaylarından Teşkilat-ı Mahsusa’ya, Seferberlik Tetkik Kurullarından Kontgerilla’ya, Özel Harp Dairelerinden JİTEM’ e…


    Bugün de PÖH’ler, JÖH’ler ve bu gelenekten cesaret alan, cezasızlık zırhıyla korunacağından emin olan HÖH’ler.  


    Bir dönem, “FETÖ”lerle saf tutup harcadıkları “ETÖ”ler, sonra “ETÖ”lerle birlik olup tüm suçları üstüne yıkmaya çalıştıkları “FETÖ”ler.


    Çünkü makine aynı makine, değişen sadece makinist ekip. Bakmayın bugün zıt kutuplardaymış gibi göründüklerine, birbirlerinin gözlerini oyduklarına; aynı düzlemin, aynı aygıtın parçalarıdır onlar.


    Kavgaları, devleti ele geçirme ve ele geçirilen mevzilerin tahkimiyle, iktidarlarını daimî kılmakla sınırlıdır.


    Demokrasi, barış, adalet, insan hakları gibi dertleri de yoktur onların.


    Ama kâbusları aynıdır ve aynı korkudan kaynaklanır: Hakikat ve Adalet.


    Ölümüne korktukları hakikatin üstünü örtmek, ilk savunma hattıdır onların. Çünkü ardından adaletin geleceğini ve Ermeni soykırımından, Dersim’e, Maraş’tan, Sivas’a İlhan Erdost’tan Metin Göktepe’ye, Taybet İnan’dan Kemal Kurkut’a, Sevag Balıkçı’ya, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye işledikleri bütün cinayetlerin hesabının sorulacağını bilirler.


    Hakikatin gizlenmesi ve iktidarın devamı için Devletin her daim düşman ilan ettiği Ermenileri, Kürtleri, Alevileri, solcuları, muhalifleri sindirecek ve yok edecek çeteler kurar, eli kanlı katilleri seferber ederler. Eski suçlarını örtmek için yeni suçlar da işlerler.


    Üstelik bu, dünyanın her yerinde böyledir. Devlet denilen mekanizma her özgürlük arayışını, her eşitlik ve adalet talebini kanla, şiddetle, vahşetle bastırır. Ama karşısında da Prometeus’ları, Spartaküs’leri, Rosa Parks’ları, Mandela’ları, Martin Luther King’leri, Gandi’leri, Plaza Del Mayo Anneleri’ni bulur.


    Adını bilemediğimiz, saymadığımız nice direnişçiyi…


    Ve sonunda direnenler kazanır. Mandela hapisten çıkar, ırkçı devlet sistemi yıkılır ve devlet başkanı olur. Hindistan’da Gandi ve taraftarları sömürgeci İngiltere’yi ülkeden kovar. Rosa Parks otobüse istediği kapıdan binip, istediği yerde oturur.


    ***


    Bundan on dört yıl önce de yüz yıllık bir hakikati örtmek için Hrant Dink’i gözden çıkardılar. İktidar kavgalarını onun yaşamı üzerinden yürüttüler. Bugün de kavgalarını yine onun üzerinden, bu defa davalar aracılığıyla yürütüyorlar.


    On bir yıl önce canını aldıkları Hrant Dink’i kendi hesaplaşmalarına alet etmeye devam ediyorlar.


    İnanmamızı istedikleri yeni bir senaryo yazdılar ve artık peşlerini bırakmamızı istiyorlar. Bu yeni senaryoya göre, Hrant’ın katilleri, dün birlikte oldukları ancak bugün aralarında giriştikleri iktidar savaşını kaybeden gruptur.


    Yazdığınız her senaryo hakikatin küçük bir parçasıdır beyler, bizi bunlarla kandıramazsınız, yazın bir tarafa: hakikatin kendisini ve tamamını istiyoruz. Bunun çok zor olduğunu biliyoruz. Ancak biz faili göstermekten de yargılamaktan da vazgeçmeyeceğiz.


    “Dünya kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”(Albert Einstein)


    Dünyanın benzer başka ülkelerinde olduğu gibi bu topraklarda da zalim, hep seyircilerinden aldı gücünü, seyircileriyle güçlendi, “suç”, seyircilerinden alınan zımni onayla ‘suç’ olmaktan çıkarıldı. Failler yargılanmadı, suçlar cezasız kaldı.


    1915 soykırımı da seyircisini görgü tanığı kılmakla kalmadı, bu büyük kötülük sırasında ve sonrasında işlenen bütün suçlarda olduğu gibi toplumun geri kalanını da suç ortağı kıldı. Yalnızca direnenlerin, haksızlığa itiraz edenlerin elleri temiz kaldı.


    Yeni bir devlet, yeni bir millet yarattılar ama bu topraklara huzur gelmedi. İktidar oldular ama bir türlü rahatlayamadılar.


    Çünkü Levinas diyor ki: “Öteki üzerinde mutlak iktidar, ancak öldürerek mümkün. Fakat öldürünce, üstünde iktidar arzulanan şey de artık ölmüş oluyor.”


    Çünkü Soykırımla, o büyük kötülükle yüzleşmedikçe, hayatlarımızı esir alan şiddetin devamı kaçınılmazdır ve nitekim öyle de oldu.


    Çünkü Arendt’in de hatırlattığı üzere, “kötülük bir kere yaşandıysa, yeniden yaşanmaması için hiçbir neden yoktur. Yaşanmış olan bilince yazılır ve geçmişe ait olduğu kadar geleceğe de ilişkindir.”


    Kötülüğün ayak seslerinin her geçen gün biraz daha şiddetlendiği, hayatlarımızı tümüyle tehdit ettiği günlerden geçiyoruz.


    OHAL, sürekli ve kalıcı hale getirilmiş durumda.


    Legal bir partinin eş başkanları, milletvekilleri cezaevlerine dolduruldu, seçilmiş belediye başkanları görevden alındı. Gazeteciler, hak savunucuları, başka devletlerle kirli pazarlıklar için hapislere tıkıldı. 


    İfade özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Gazeteler, televizyonlar kapatıldı, kitaplar toplatıldı.


    KHK’larla yüz binlerce çalışan, haklarında bir yargı kararı olmaksızın işinden gücünden edildi. Bu da yetmiyormuş gibi “işimi geri istiyorum” diyerek açlık grevine başlayan Nuriye ile Semih hapse atıldı.


    İş cinayetleri, kadın cinayetleri katliam boyutlarına ulaştı.


    Sadece insanlar, hayatlar değil kıyılan. Yüzyıllara direnen Kurşunlu Cami, Surp Giragos Kilisesi, Dört Ayaklı Minare gibi tarihi değerlerle simgeleşen koca bir semt, bir adı da Gavur Mahallesi olan Sur, bir kaç ay içinde kelimenin gerçek anlamıyla dümdüz edildi; elbette yine devlet gözetimi altında. Parklar, anıtlar, mezarlıklar yıkıldı, kiliseler tahrip edildi. Ölü bedenlere, cansız kemiklere bile zulmedildi.


    Yetmezmiş gibi sivilleri suç işlemeye cesaretlendiren hatta teşvik eden KHK ile ve her gün bir yenisini duyar hale geldiğimiz silahlı eğitim kamplarıyla sanki başka suçların, katliamların hazırlığı yapılıyor.


    Geçmişin ağır ve utanç dolu yüküyle baş edememiş bu topluma yeni ve ağır utançlar mı yaşatılacak yoksa?


    Bu toplumun geleceği çocuklarımıza utançtan başka devredeceğimiz bir şey yok mu?


    Var elbette,


    Çocuklarımıza suçların, vahşetin utancını değil demokrasiyi, farklılıklarla bir arada yaşama, haksızlığa, zulme direnme kültürünü miras bırakmak hala mümkün. Bunun için;


    Tahir Elçi olup şiddete karşı çıkmanın, barışı savunmanın,


    Barış İçin Akademisyenlerin yanında, yüksek sesle “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diye haykırmanın,


    Cumartesi Anneleri ile birlikte, ısrarla ve sebatla bıkmadan usanmadan çocuklarımızın mezarlarını ve katillerini aramanın,


    Osman Kavala gibi halklar arası diyaloğa, birlikte yaşama iradesine, Anadolu’nun kültürüne, sanatına, şarkısına, türküsüne yeniden can vermenin,


    Yargıçların, savcıların, kafalarını kuma gömdükleri, baroların utangaç demeçler vermek dışında bir şey yapmadıkları bu ortamda 42 haftadır, hak, hukuk, adalet diyerek Adalet Nöbeti tutan avukatların yanında nöbet tutmanın zamanıdır.


    Ahmet Şık’ın şahsında, zulme boyun eğmeyen, dik duran gazetecilerin sesine ses katmanın,


    Nuriye ve Semih’in şahsında KHK zulmüne direnenlerin haklı mücadelesine omuz vermenin,


    Ayşe Öğretmen gibi “çocuklar ölmesin” diye haykırmanın vaktidir.


    Nasıl mı yapacağız?


    Sokak yaşamdır, özgürlük alanıdır, kadınlardan öğrenelim ve sokağı terk etmeyelim,


    Katillerin ve hırsızların değil, Ermeni komşularını her türlü tehlikeyi göze alarak koruyan Hacı Halil’lerin, Ermenilerin öldürülmesine karşı çıkan ve bunu hayatıyla ödeyen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin yolunda yürüyelim.


    Hrant Dink olalım, birleştirdiğimiz kollarımızı koskocaman açıp koca dünyayı saralım da içine sevgiyi koyalım.


    Gelin Hrant Dink olalım, barışın, demokrasinin, beraber yaşama kültürünün ve diyaloğun en geniş cephesini oluşturalım.


    Dünya kurulalı beri adalet, özgürlük, eşitlik, barış için mücadele edenlerin, yaşadığı cehennemi cennete dönüştürmeye talip olanların soyundanız. Daha önce yaptık, yine yaparız."


    Agos

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde zafer: Yapı Yol-İş üyesi işçilerin direnişi 17’nci gününde kazandı

    18 Ekim 2026

    Avrupa Parlamentosu’nda Kürt Konferansı: “Abdullah Öcalan derhal serbest bırakılsın”

    14 Ekim 2026

    Ahmet Saymadi gözaltına alındı

    3 Ekim 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ahmet Kale

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

    Mahsuni Gül

    Hacı Bektaş Dergâhı Çelebilerine yönelik takibatlar: Yasaklar, soruşturmalar ve polis gözetimi

    Ahmet Kale

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

    Siyasi Haber

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 1. yazı

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Volkan Yaraşır

    Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

    Alp Altınörs

    Ucuz hammadde avı

    M. Ender Öndeş

    Şimdi Che okuma zamanı

    Siyasi Haber

    Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    BES-AR: Asgari ücret açlık sınırının yüzde 77,41 altında

    17 Ekim 2026

    İzmir’de dijital haber portalı Manşetiz’de sömürü ve Kod 48 kumpası: 12 gazeteci işten çıkarıldı

    16 Ekim 2026

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde direniş 14’üncü gününde: “Haklarımızı alana kadar ayrılmayacağız”

    13 Ekim 2026
    KADIN

    Kadınlar Fatmanur ve Hifa İkra için Taksim’de sokakta

    18 Ekim 2026

    Gülistan Doku dosyası: Tuncay Sonel ve siber çete üyesinin uyuşturucu yazışmaları dava dosyasında!

    5 Ekim 2026

    Erkek şiddeti bir can daha aldı: 18 yaşındaki Gökçe Alkan, Bursa’da katledildi

    4 Ekim 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.