Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na ret

    23 Haziran 2026

    Hatimoğulları: “Ankara’yı cezaevine çevirdiler”

    23 Haziran 2026

    Tekstilde kriz derinleşiyor: Bir yılda 100 binden fazla işçi işsiz kaldı

    23 Haziran 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Türkiye İşçi Partisi’nin enternasyonalizm sorunu: Devletçilik, milliyetçilik ve tarihle yüzleşememek

      23 Haziran 2026

      Sapkınlık dediğiniz bu değil mi?

      18 Haziran 2026

      Mustafa Kemal ve cihat ve de fetva

      18 Haziran 2026

      CHP’nin ötesi

      16 Haziran 2026

      15-16 Haziran direnişinin güncelliğini yitirmeyen anlamı

      15 Haziran 2026
    • Seçtiklerimiz

      2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

      22 Haziran 2026

      Emeklilerin birliği ve dayanışması!

      22 Haziran 2026

      Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

      20 Haziran 2026

      CHP krizi ve rejimin dönüşümü: Dört olasılık

      18 Haziran 2026

      En büyük kazanımımız, ortak mücadelemiz

      18 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Elias Demetriou: “Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

      17 Haziran 2026

      ESU eski Başkanı Fehmi Tony Vergili: “Türkiye Sayfo ile yüzleşmeli, bu adım ülkenin geleceğine yapılacak bir yatırımdır”

      15 Haziran 2026

      “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

      28 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Kadınlar ittifaktan öte dayanışmayı büyütüyorlar

    Kadınlar ittifaktan öte dayanışmayı büyütüyorlar

    Siyasi Haber1 Şubat 2022
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Gülseren PUSATLIOĞLU Yeni Yaşam için yazdı: “Kadınların kurtuluşu için, bağımlı olduğumuz tüm ezme-ezilme iktidar ilişkilerinden kurtuluş için, hangi kesimden olursak olalım birbirimize ihtiyacımız uzun erimli sürecek. Birlikte örgütlenip, birlikte dayanışmaya dünden daha çok bir araya gelmeye, kendi sözümüzü üretmeye, itaat etmemeye ve birlikte direnmeye haklarımızdan yüzyıl geriye gitmemek için yaşamsal ihtiyacımız var.”

    Rejim, 2023 dönemeciyle faşist kurumsallaşmanın geri dönüşünün oldukça zorlaşacağı bir eşiği geçmeyi planlıyor. Bu nedenle, toplumsal muhalefetin baskı altına alındığı, demokratik kazanımların lağvedildiği, barış, emek ve demokrasi güçlerinin büyük oranda etkisiz hale getirildiği bir süreç olarak tasarlanıyor. Dolayısıyla, AKP-MHP iktidarının bu planları önümüzdeki sürecin bir seçimden çok daha fazlası olacağını gösteriyor. En son bunun örneğini, geçenlerde cumhurbaşkanının “o uzanan dilleri yeri geldiğinde kopartmak da bizim görevimizdir” sözlerinde gördük, kadınlara ve aslında tüm muhaliflere gözdağı verirken, bundan sonraki sürecin nasıl yürütüleceğini de işaret ediyor.

     

    Bu bakımdan bugünün temel görevi faşizmin tasfiyesi olmalıdır. Faşizmin kurumsallaşmasının derhal durdurulması için en geniş demokrasi cephesinin inşasına bütün gücümüzle yönelmek, tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Diğer yandan bu siyasal konjonktürde bütün bu tehlike ve sorumluluklara ek olarak bir de restorasyon tehlikesi mevcuttur. Ve bu restorasyon tehdidine karşı da bugünden emek, barış ve demokrasi için mücadele güçlerini “üçüncü kutup” diye tariflenen ezilenlerin tarihsel ittifakında buluşturarak, demokratik cumhuriyete ulaşma hedefi için fırsat değerlendirilmelidir.

     

    Kadın düşmanlığına karşı kadın dayanışması büyüyor

    Kapitalizmin yapısal bir krizde olduğu günümüzde, dünyanın pek çok ülkesinde patriyarkadan, tekçilik ve ırkçılıktan beslenen bu iktidarlar, faşist politikalarla toplumun tümüne savaş açarken kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini bastırarak, emek, beden ve cinsellikleri ile kimliklerine el koyarak, yaşam alanlarına müdahale ederek cinsiyetçi baskıyı artırmaktalar. Kadınlara karşı sürdürülen bu yeni dalga şiddeti sadece öldürülen ve taciz edilen sayılarındaki artış değil, mizojini ile daha açık ve gaddar hale gelen, ‘cadı avına’ benzeyen yeni biçimlere bürünmektedir. Bugün tüm dünyada artan otoriter muhafazakarlıkla, evlenmeye teşvikle, ailenin ve anneliğin yüceltilmesine dayalı politikalar yaygınlaşıyor ve aileye/eve dönüş çağrılarının dozu her gün daha çok arttırılıyor.

     

    2008 krizinden sonraki süreçte toplumsal cinsiyet karşıtı politikalar, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de yayılmıştı. Fakat artık milliyetçilik ve yabancı düşmanlığıyla iç içe geçen göçmen karşıtı politikalarla da kadınların eşitlik mücadelesinin “Milli kültüre, aile değerlerine, dine karşı bir dayatma olduğu, dışardan gelen yabancı bir ideolojik” tehdit olduğu gibi çok yönlü propagandanın her yanımızı sardığı bir süreç yaşamaktayız.  Ülkemizde de iktidarın, “milli ve dini aile” söylemiyle üç çocuktan, anne olamayan kadınların yarım kadın olduğuna, anneliğin kutsal görev olmasından, kürtajın kısıtlanmasına, nafaka hakkının sınırlandırılması ile boşanmanın zorlaştırılmasına ve nihayetinde İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararnamesiyle kaldırılması ile ailenin güçlendirilmesi politikalarını uygulamaya koyduğu bir konjonktürün içinden geçmekteyiz. Bunların yanı sıra, üniversitede kadın bölümlerinin kapatılması, kadın üniversitelerinden bahsedilmesi, 4+4+4 eğitim sistemine geçiş, Diyanet eliyle verilen fetvalar, aile ve boşanma için arabuluculuk kurumları, cinsel istismar yasası, LGBTİ+’lara karşı engellemeler ile iktidar son sürat kadın düşmanı politikalarını devam ettirmekte.

     

    Patriyarkal saldırılarla erkek şiddetinin yanına sermayenin kadın emeğine yönelen farklı saldırılarının da eklenmesiyle, kadınlar üretimden uzaklaştırılıyor. Zira pandemi sürecinin yarattığı kriz ortamında da ilk olarak işsizliğe terkedilenlerin, güvensizleştirilenlerin yine kadınlar olduğu da açıkça görülebilmekte. En çok da genç kadın işsizliğinin arttığına dikkat çekilirken, kayıt dışı çalışan kadınların da kölece koşullarda çalıştırıldıkları araştırmalarda görülüyor. Bütün bunlar yaşanırken ister evde kalabilsin ister işsizler ordusuna havale edilmiş olsun, ister ev içi ücretsiz emek çıkmazında var olmaya çalışıyor olsun, bütün kadınların ev içi emek yükü ciddi oranda ağırlaşırken, kadın emeği patriyarka eliyle daha da görünmez kılınıyor. Covid sürecinde kadın işsizliğinin artışının erkek işsizliğine oranla çok daha fazla olmasının bir nedeni de ev içi emeğin artışı ile kadınların “rıza” ile işlerinden ayrılmak zorunda kalmasıdır ve bu da istatistiklere yansımıştır.

     

    Bu farklı bileşenli süreçlerde ev içi şiddet de dahil şiddetin her türünün yükselişinin yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. AKP-MHP iktidarının hamleleri, sermaye ve erkeklerle kurduğu iş birliğinin oldukça ötesine geçmiş, şiddetin cezasız kalacağı ve devletin kadınları korumak adına hiçbir şey yapmayacağından doğan cesaret, erkeklerin zihinlerinde daha da güç kazanmıştır.

     

    Kadınların eşitliğine inanmayan iktidar, en büyük düşmanlarından birisi olarak da feminizmi görmektedir. Ve feminizmi aşırı ve marjinal bir ideoloji olarak göstererek kadın düşmanlığını körüklerken, kadın karşıtı ahlakını ve hukuk dışı uygulamalarını bu marjinalleştirme ekseninde meşrulaştırmaya çalışırken, kadınları sosyal, siyasal, ekonomik ve kamusal alanlardan da tecrit etmeye dönük hamleler yapmaktadır. Bu süreçte kadın düşmanlığı, artık İslam-Türk sentezinin bir yansıması olan İslamcı erkek merkezli kurumlar ve doğrudan Diyanet eliyle yönetilen bir karaktere evirilmiştir. Fakat, iktidarın, artan muhafazakâr politikalarıyla ve İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması vesilesiyle feministleri ve LGBTİ+’ları marjinal ilan edip kadınlardan ayırarak, esasında kadınları tekrar saflaştırarak bölmeye girişmesi de başarılı olamadı. Tam aksine iktidarın yaşattığı çoklu ayrımcılıkları (sınıfsal, etnik, dini, ırk, cinsiyet) ve kendisine tabi olmayan herkesi marjinal ilan etmeye kadar götüren kutuplaştırıcı siyaseti, feminist olmayan kadınları da kapsayan bir hale evirilmiş bulunmakta. Örneğin, Gezi isyanından bugüne değişen ve sertleşen atmosfere rağmen, feminizme ve LGBTİ+ politikalarına ilginin artmış olması da bu açıdan manalıdır. Kadınlar birbirlerinin hayatlarına değip, dönüştürmeye başladılar. Bütün bu manalar ekseninde 25 Kasım ve 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşlerini ve Onur Yürüyüşlerini engelleme hamlelerine her defasında yeni yaratıcılıklarla, omuz omuza verilen cevaplar da bizlere top yekûn gelen saldırıların karşısında birden çok odağı birbirine yakınlaştıran ve dönüştüren bir mücadele dinamiğinin de içine çekmekte. 1 Temmuz’da en kitleseli İstanbul’da olmak üzere ülkenin her yanındaki yaratıcı eylemlerle  “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmeyeceğine” dair (şimdilik kaybetsek de), bugünden sonra da sokakta kazanmak için direnişe devam edileceğinin anlamlı bir göstergesi olmuştur.

     

    Bir yandan HDP’ye yönelik Deniz Poyraz’ın katledilmesi, cezaevlerindeki usulsüzlüklerle Aysel Tuğluk gibi hasta siyasi tutukluların bırakılmaması, ölüme terk edişler, tutuklamalarda eş başkanlık ve kadın faaliyetlerinin suç gerekçesi yapılması ve Kobane davası, kapatma davası gibi çok yönlü saldırılar artarak sürüyor. Diğer yandan Kürt kadın hareketi benzer saldırılarla etkisizleştirilmek isteniyor. Tüm bunlara karşın HDP Kadın Meclisi tarafından başlatılan ve ısrarla sürdürülen kadınların eşitliği için “Kadın Mücadelesi Her Yerde” kampanyası cinsel istismara, kayyuma, eş başkanlık kazanımlarının gaspına, eşitsiz infaza ve şiddete karşı topyekûn bir itirazla, sokağın ve kadınların dayanışmasının örgütlü direnciyle ülkenin her yerinde sahiplenilmiştir.

     

    Yine faşizmin kurumsallaşmasına karşı, muhafazakâr ve dinci politikalara karşı çıkarken aynı zamanda aile, cinsellik, heteroseksizm ve bedenimize yönelik tüm baskı ve denetim politikalarına yani patriyarkal politikalara karşı da mücadelemizi en geniş bileşimle sürdürmemiz gerektiği de ortadadır. Bunun yanında iktidar, kadınlara her türden kutuplaştırıcı politikalarla yönelse de coğrafyamızda rekabetçi ya da kendi politikasını dayatan bir duruştan uzak olma deneyimine sahip bir kadın hareketi/feminist hareket yıllardır ortak zeminlerde birleşik mücadelesini sürdürebiliyor. İşte buradan aldığımız güçle, cinsiyetçi politikaların Türk, Kürt, Ermeni, göçmen/mülteci, evli/bekar, heteroseksüel /lezbiyen, çocuklu/çocuksuz, dindar-dindar olmayan kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini, kendimizden farklı önceliği olan kadın kesimleriyle etkileşim içinde olarak anlamak ve ortak politikaları öne çıkartmak sorumluluğuyla hareket etmeliyiz. Yerellerde en geniş çoğulcu birliktelikleri, her düzeyde kadın yan yana gelişlerini kadınların emek, beden ve cinselliği üzerindeki baskı ve tahakküme karşı mücadeleyi, pandemi koşullarına rağmen yaygınlaştırmak çabasını sürdürmeliyiz. Bu dayanışma alanlarının çoğaltılması ve çeşitli yan yana gelişler, biz kadınların yaşamasının/nefes almasının öncelikli güvencesi aynı zamanda.

     

    İşte bütün bu konjonktürde, patriyarka ve kapitalizmin kadının emek, beden ve cinselliğine yönelttiği birden çok saldırının aynı anda aktığı vakitler yaşamaktayız. Faşizme, yeniden üretim krizine, 4. sanayi devriminin kadın emeği üzerine yönelebilecek tüm tehlikeli ihtimallerine, savaş politikalarına, emperyalist küreselleşmeye, militarizme ve tüm dünyada yükselen muhafazakar politikalar ekseninde sürekli olarak artış gösteren homofobi ve ırkçılığa karşı tarih bize yeniden eşitlik ve özgürlük için feminist mücadelenin şart olduğunu hatırlatmaktadır. Ve bizler bu bilinçle iktidara karşı “Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir” ve “aile değil kadınız” diyerek itaat etmeyecek, isyanımız, örgütlü duruşumuz ve kadın dayanışmasının gücüyle, birleşik kadın mücadelesinin aktif özneleri olarak, feminist mücadeleyi yükselteceğiz.

     

    Demokrasi ittifakında kadınlar kolektif özne olarak yer almalıdır

    HDP, 27 Eylül 2021 tarihinde açıkladığı Tutum Belgesi’nde “Kadına özgürlük ve eşitlik: Kadınların eşit ve özgür yaşam haklarının her tür güvenceye kavuşturulması ve temsilde eşitliği sağlamak için eş başkanlık uygulamasının yaygınlaşması ve yerleşmesi vazgeçilmez adımlardır. Aynı zamanda kadınlara yönelik sistematik erkek şiddetiyle ve kadın cinayetleriyle mücadele edilmesi zorunluluktur. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden geçerli hale getirilmesi ve uygulanması, toplumsal cinsiyet eşitliği önündeki siyasal, idari, ekonomik ve kültürel tüm engellerin kaldırılması ilk acil adımlar arasındadır.” şeklinde görüşünü paylaşmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise, 18 Ocak’ta HDP’nin çağrısı ile yapılan toplantı sonuç metninde kadınlara da yapılan çağrısını paylaştı. Bir demokrasi ittifakının örülmesinde kadınların kolektif bir özne olarak yer alması için yaptığı çağrı metninde en geniş demokrasi, eşit yurttaşlık ve mücadele ortaklığına dair daveti anlamlıdır.

     

    Kadınların kurtuluşunun genel bir demokrasi mücadelesi içine sığdırılamayacak kadar, erkeklerden, sermayeden ve devletten bağımsız bir perspektife sahip olduğu hep hatırımızda olarak demokrasi ittifakında nasıl yer alınacağı konuşulmalıdır. Formel eşitliğe dayanmayan bir demokrasi mücadelesinin örülmesinde kadınların haklarının kazanımına sahip çıkılması, kendi eşitlik ve özgürlük talepleriyle kadınlar olarak yer alabilmesi için yapılan çağrı, ülkenin geleceğine dair kadınların kurucu kolektif özne olmalarına dair çağrı olarak olumludur.

     

    Bu doğrultuda; HDP Kadın Meclisleri eliyle kadın hareketi/feminist hareket içinde yer alan kadın gruplarına ve feminist kadınlar adına konuşmak söz konusu olmayacağına göre bireysel bağımsız feminist kadınlara çağrı yaparak kadınlardan ortak görüş oluşturma çabasına girilmelidir. Kadınlar kendi gündemleriyle, kendi talepleriyle ve kendi örgütlenme formlarıyla bu bileşimde nasıl yer alacaklarına/ayrı yürüteceklerine dair konuşmalıdırlar. Buradan sağlanacak mutabakat ile çalışma ilerletilebilir. Böylesi bir demokrasi ittifakının meclisleşmesinde bağımsız feministler de özne olarak var olmalıdırlar.

     

    Patriyarkal kapitalizme karşı mücadelede, kadın hareketi/feminist hareketin zaten bir gündemi var. Cinsiyet temelli eşitsizliklerin hepsine karşı çoklu mücadeleler sürdürülmek durumundadır. Ücretli-ücretsiz emeğimizin değersizliği/görünmezliği, erkek şiddeti, İstanbul Sözleşmesi, nafaka-boşanma, yoksulluk veya ped ihtiyacı gibi spesifik konularda politik mücadele, bugün için her birimizin hayatına değen konular olarak acil ihtiyaç gibi görünüyor. En geniş katılımı içerecek farklı kesimlerden kadınların ortak kesişim noktalarını ortak kampanya tarzı çalışmalarla ve bilinç yükseltme, atölyeler, çalışma gruplarıyla açığa çıkartmak, birlikte dayanışma ağları geliştirmek ile sağlanabilir. “Kadınlar Birlikte Güçlü” platformunun işlevselliği ve yerellere doğru genişlemesi buralardan doğru ilerletilebilir.

    Dolayısıyla, en acil gündemler bugün için AKP iktidarının kadın düşmanı politikalarına karşı mücadele ederken, kamusal-özel alan bağını kuran politikalar oluşturmak patriyarkaya karşı mücadelede daha çok kadını katacaktır. Yazının başında belirttiğim gibi, önümüzdeki dönemin dar manada bir seçim süreci olmayacağı, ama iktidarın da muhalefetin de hesaplarını buna göre yaptığı bir döneme giriyoruz.  Rejimin karşısında konumlanan güçlerde bir tür AKP sonrasına “geleceğe kaçış” eğilimi ağırlık kazanırken, restorasyonculuk ya da faşizmin tasfiyesini seçime indirgeyen benzer yanılgıda olanların da kadınların ve LGBTİ+’ların eşitliğini savundukları bir vaatleri yok. Kaldı ki, muhafazakarı da demokratı da cinsiyetçilikten azade değil, kadınlar onlara karşı da bu mücadeleyi sürdürmeye devam edecekler.

     

    Kadınların kurtuluşu için, bağımlı olduğumuz tüm ezme-ezilme iktidar ilişkilerinden kurtuluş için, hangi kesimden olursak olalım birbirimize ihtiyacımız uzun erimli sürecek. Birlikte örgütlenip, birlikte dayanışmaya dünden daha çok bir araya gelmeye, kendi sözümüzü üretmeye, itaat etmemeye ve birlikte direnmeye haklarımızdan yüzyıl geriye gitmemek için yaşamsal ihtiyacımız var.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    22 Haziran 2026

    Emeklilerin birliği ve dayanışması!

    22 Haziran 2026

    Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

    20 Haziran 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    Türkiye İşçi Partisi’nin enternasyonalizm sorunu: Devletçilik, milliyetçilik ve tarihle yüzleşememek

    Mehmet Murat Yıldırım

    Sapkınlık dediğiniz bu değil mi?

    Nevzat Onaran

    Mustafa Kemal ve cihat ve de fetva

    Niyazi Aytaç

    CHP’nin ötesi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Murat Sevinç

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    Aziz Çelik

    Emeklilerin birliği ve dayanışması!

    Ercüment Akdeniz

    Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

    Cuma Çiçek

    CHP krizi ve rejimin dönüşümü: Dört olasılık

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Kütahya’da bina inşaatında iş cinayeti: Ölü sayısı 3’e yükseldi

    21 Haziran 2026

    Ankara’da bakanlık önünde öğretmenlere polis müdahalesi: 8 gözaltı sonrası tüm öğretmenler serbest bırakıldı

    19 Haziran 2026

    Eğitim Sen İskenderun Şubesi’nden öğretmenlere yönelik polis müdahalesine tepki

    17 Haziran 2026
    KADIN

    TJA’nın Özel Batman Şifa Bakım Merkezi önündeki adalet nöbeti devam ediyor

    21 Haziran 2026

    Derya Buçan davasında ilk duruşma: Tutukluluk devam etti, aile ve kadın örgütleri “Adalet” istedi

    17 Haziran 2026

    Erkek şiddetinden kaçıp İsviçre’ye sığınan kadın ve İki çocuğuna sınır dışı tehdidi

    16 Haziran 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.