Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    COP31 iklim zirvesinin gölgesinde betonlaşma

    16 Ağustos 2026

    Yirmi beş yıllık tasallut: AKP’nin siyasal ve sınıfsal anatomisi

    15 Ağustos 2026

    Hükumet enflasyon hedefini yüzde 26’den 28’e yükseltti

    15 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Yirmi beş yıllık tasallut: AKP’nin siyasal ve sınıfsal anatomisi

      15 Ağustos 2026

      1935’ten bugüne uzanan soru: Tekke ve zaviyelerden kalan eserler nerede?

      14 Ağustos 2026

      Çerçeve yasası ve karşılaştığımız durum

      11 Ağustos 2026

      Özgür Özel’i anlamak

      11 Ağustos 2026

      Başlangıç nerede başlar?

      10 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Bakanlık verileri şüpheli!

      10 Ağustos 2026

      Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

      9 Ağustos 2026

      Üçüncü kutbun yeniden inşası

      6 Ağustos 2026

      Sınıfın kayıp asabiyesi ve sendikal arayışlar : Yapı, dönem, duygular

      3 Ağustos 2026

      Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

      30 Temmuz 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Cumhuriyet tarihinin bir utanç sayfası daha: 50 bin Rum/Helen kemiği Fransızlara nasıl satıldı?

    Cumhuriyet tarihinin bir utanç sayfası daha: 50 bin Rum/Helen kemiği Fransızlara nasıl satıldı?

    Siyasi Haber9 Aralık 2018
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    SEÇTİKLERİMİZ – TAMER ÇİLİNGİR DevrimciKaradeniz’e yazdı: “O günkü iktidar bu olan bitenden habersiz olabilir mi? 1924-1925 yıllarında Avrupalı şirketler, Ege’de toplanan kemikleri Mudanya Limanı’ndan, Derzor Çöllerinden toplanan kemikleri İskenderun Limanından, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin haberi olmadan gemilere yükleyebilirler miydi?”

    TAMER ÇİLİNGİR


    Satıcı: Mudanya’dan birileri (!)

    Alıcı: Fransız ve İngiliz Firmaları (Endüstriyel kullanım amacıyla)

    Satılan: 50.000 insan kemiği

    Tarih: 1924


    Kederli yük


    13 Aralık 1924 tarihinde Mudanya Limanından aldığı yükü Marsilya’ya götürmek üzere yola çıkan Zan adlı İngiliz gemisi Selanik Limanına girdi. Aktarma yapılacak yüke dair herhangi bir rapor düzenlenmemişti. Gizli bir kargo idi. Ancak bu aktarma sırasında liman işçileri 400 ton ağırlığındaki bu gizemli yükün, insan iskeletleri olduğunu fark ettiler.

    Görevliler duruma müdahale ederler ancak kısa bir süre sonra “yukardan gelen” talimatla yük açık denize doğru yol almaya başlar.

    1924 yılının Aralık ayında Selanik’te yayın yapan Makedonya adlı gazetenin manşeti “Kederli Yük” diye atılır.

    Selanik Limanındaki işçiler gerçekten haberdar idiler. C. Angelomatis Büyük Trajedinin Kronolojik Tarihi isimli kitabında, limandaki işçilerin kargo içeriğine tepki gösterdiklerini fakat Yunan yetkililerin İngiliz müdahalesi nedeniyle gerekli adımları atmalarına izin verilmediğini anlatmaktadır.

    Angelomatis şunları yazar:

    “Atina gazeteleri haberleri aşağıdaki şekilde yayımlamıştır: ‘Mudanya’dan kalkan ve Selanik Limanına yanaşan İngiliz gemisi Zan dört yüz ton ölü Rum bedenini taşımaktadır. Durumu açığa çıkaran limandaki işçiler, geminin limandan ayrılmasını engellemişlerdir, fakat İngiliz Konsolosu müdahale etmiş ve geminin limandan ayrılmasına izin verilmiştir.’”

    Angelomatis şunları ekler:

    “Bunlar Rum kahramanların kemikleriydi… Bunlar hem kitlesel olarak öldürülen hem de en kötüsü Uşak kampı olan imha kamplarında yavaş bir ölüme mahkum edilen bizim Rum askerlerimizin kemikleriydi.” (Çeviri: Serdar Koçman)


    ‘İnsan kemiklerinin taşındığı bir yükün inanılmaz hikayesi’

    New York Times ise aynı haberi 23 Aralık 1924 tarihinde “İnsan Kemiklerinin Taşındığı Bir Yükün İnanılmaz Hikayesi” başlığıyla sunar: Haberde, Marsilya’ya giden bir İngiliz gemisinin limanda yaşanan kargaşa nedeniyle 400 ton insan kemiği taşıdığı ve bu kemiklerin Mudanya’dan alındığını söyler. Bu kemiklerin büyük ihtimalle katledilen Rumlara ait olduğunu ve bu geminin dolaşımını engellemek için soruşturma emri verilmesi gerektiğini aktarır.

    ”PARIS, Dec 22, — Marseilles is excited by a weird story of the arrival in that port of a ship flying the British flag and named Zan carrying  amysterious cargo of 400 tons of human bones consigned to manufacturers there. The bones are said to have been loaded at Mudania on the Sea of Marmora and to be the remains of the victims of massacres in Asia Minor. In view of the rumors circulating it is expected that an inquiry will be instigated. (New York Times, December 23, 1924, page 3, column 2 (bottom))”

    “Marsilya, ülkedeki üreticiler adına sevk edilen 400 ton insan kemiğinden oluşan gizemli kargoyu taşıyan Zan isimli İngiliz bandıralı bir geminin Marsilya limanına gelmesinin tuhaf hikâyesi ile heyecanlı zamanlar yaşıyor. Kemiklerin Marmara Denizindeki Mudanya limanından yüklendiği ve Küçük Asya’daki katliamların kurbanlarının kemikleri olduğu söylenmiştir. Dolaşımda olan söylentiler ışığında bir soruşturmanın başlaması beklenmektedir.”


    Yunan makamlar bu konuya dair hiçbir soruşturma açmazlar, sessiz kalırlar. Zira İngiliz ve Fransız alıcılar rahatsız edilmek istenmemektedir. Aynı haber Fransız gazetesi “Midi”de de yayınlanır.

    Yanıtlanması gereken soru, bu 50 bin insan iskeleti kime aittir. Antiemperyalist kurtuluş savaşı verdiklerini iddia eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucularının, 1924 yılında İngiliz ve Fransız devletiyle ya da şirketleriyle nasıl bir ilişkisi vardır?

    Bu ortaya çıkan bir durumdur. Ortaya çıkmayan daha ne kadar insan iskeleti satışı yapılmıştır acaba?


    İnsanları katletmek, onların mallarına mülklerine el koymak ve ardından cesetlerini satıp para kazanmak!.. Bu nasıl bir ahlakın ürünüdür?

    Vlassis Agtzidis adlı Yunan tarihçi ulaşmış bu bilgilere. Konuya dair yazdığı makalesine şöyle başlıyor:

    Soykırım kurbanlarının kalıntılarının korkunç sömürüsü: 13 Aralık 1924 Pazar günü Selanik, Küçük Asya Felaketinin tarih sayfalarında en bilinmeyen yönlerinden birine ev sahipliği yapmıştı.


    Kaynaklarını sıralıyor Agtzidis: Eleftherotypia, Newyork Times ve Fransız Midi gazeteleri, Hervé Georgelin’in “Smyrna’nın tahribine yönelik Fransız arşivlerindeki uyumsuzluk” başlıklı makalesi, Elias Venezi adlı bir tanığın anlatımlarından alıntının yapıldığı “No: 31328 Köleliğin Kitabı” adlı bir kitap.


    “Küçük Asya Felaketiyle gelen şok edici bir hikaye: Ticari Kemik” başlığının ardından soruyor Agtzidis; “Kurbanların kalıntıları faillerin için zenginlik kaynağı olabilir mi?”


    “Kurbanların yağa sabuna dönüştürüldüğüne dair bir söylenti vardı Birinci Dünya Savaşı döneminden itibaren. Özellikle de Naziler tarafından krematoryumdaki öldürülen Yahudiler ile ilgili çok yaygın bir söylenti idi bu ama İkinci Dünya Savaşı sonrasında söylenti değil, inanca dönüştü” diyor.

    Yahudi yönetmen Eyal Ballas’ın “Sabun” adlı bir filminden de bahsediyor Vlassis Agtzidis ayrıca Raul Hilberg adlı bir yazarın Nazi imha endüstrisi için Nazilerin sadece kurbanları yakma sürecini hızlandırmak için insan yağı kullandıklarından bahsettiğini aktarıyor…

    Böylece, sadece Kemalistlerin  batılı arkadaşlarına “endüstriyel kullanım” için kemik satarak kurbanlarının kalıntılarını istismar edebilmek ayrıcalığına sahip olduklarını söylüyor.


    Konuya dair tarihçi Vlassis Agtzidis’in makalesinden bir bölümü İngilizceye çevrilerek pontosworld.com adlı sitede 17 Ağustos 2013 tarihinde yayınlamıştır.


    http://pontosworld.com/index.php/genocide/2013-08-17-12-43-25/1268-did-the-kemalists-sell-the-bodies-of-dead-greeks-to-make-soap


    http://kars1918.wordpress.com/2013/09/17/kemalist-french-british-merchants/Tarihçi Vlassis Agtzidis’in kendisine ait web sitesinde Helence yayınlanan belgeler de mevcuttur.


    Kırtık Dere’deki 40 bin iskelet


    Elias Venezis 4 Mart 1904′ta Ayvalık’ta dünyaya geldi. Yunanistan’ın en önemli yazarlarındandır. 14 aylık tutsaklığı sırasında başından geçenleri anlatır “Numara 31328” adlı eserinde. Tutsaklığı sırasında Manisa Kırtık Deresi’ndeki 40 bin Rum iskeletinin, yoldan geçenlerin görmemesi için dere yatağına taşınması için 60 tutsakla birlikte orda bulunduğunu ve yaşadıklarını anlatır.


    “60 kişi idik. Bir sabah bir iş için bizi Manisa’ya yakın bir yere götürdüler. Tren yolunun yanında büyük bir dere vardı. Kırtık Dere diyorlardı bu dereye. Derenin içinde kadın, erkek ve çocuk 40 bin civarında Rum’un cesetleri vardı. Bu insanların İzmir ve Manisa’dan getirildiğini öğrendik. Bizim işimiz bu cesetleri, yoldan görünmesin diye derenin aşağı kısmına atmaktı. Baştan çok zor gelmişti kemikleri ortaya çıkmış bu cesetleri tutarak atmak. Ama daha sonra alıştık. Bazı kemiklerin arasında teller vardı, tellerle birbirlerine bağlıydılar. Güneşin altında, konuşmadan çalışıyorduk. Arada sırada küçük kafa iskeletleri bulduğumuzda aramızda konuşuyorduk sadece.


    -Bakın bir çocuk kafası. Sonra oturduk yemek için ama kimsenin iştahı yoktu. Biri sordu:

    -Kaç yaşındadır acaba?

    -Kim?

    -O küçük çocuk.

    -2-3 yaşında falan olmalı. Sonunda geri dönerken o derede gördüklerimiz aklımızdan çıkmıyordu. Bir çeşmede ellerimizi yıkarken biri sordu:

    -O kemikler ne olacak? Miltos sakin sakin bakarken;

    -Bilmiyor musun neler yaparlar kemiklerden? diye soruyla yanıt verdi.

    -Hayır.

    -Gübre.

    -Nasıl? Gerçek gübre mi?

    -Evet

    -Göreceksin bir gün satılacak hem de pahalı pahalı. Miltos, dünyayı gezmiş adam. O bilir”


    (Numara 31328-Kölelerin Kitabı, Elias Venezis, Estia Yayınları, Atina 1931, Sayfa 217, 218)


    Derzor çöllerinden toplanan Ermeni kemikleri


    16 Mart 2014 tarihli Radikal 2’de Baskın Oran’ın “Ermeni Kemikleri İhracatı…” başlıklı yazısında hem Mudanya’dan yola çıkan kemiklere dair bilgilere yer verilmiş hem de yine Baskın Oran’ın “M.K. Adlı Çocuğun Tehcir Anıları” adlı kitabının 5. baskısına eklenecek bir bölümden söz edilmişti.  “Sydney’de 1997’de ölmeden önce anılarını Türkçe olarak teybe okuyan Adanalı Manuel Kırkyaşaryan Usta’nın doldurduğu son bant, oğlu Stepan tarafından bulundu” diyordu Baskın Oran. Bu son bantta Manuel Kırkyaşaryan şunları söylüyordu:


    “Ve dedik, burası Derzor çölüdür, devamı var, şimdik devam ediyoruz. 1925 senesiydi, vakıtlar yaz, ben ise Halep’te Topçuyanların garacında vorşopta zanaat öğreniyordum. Yani orada çalışıyordum. Günün birinde baktım ki, bir böyük otombil yüklü garaca geldi. Üstü gayet yüksek çuvallarınan yüklenmiş bir şeyler varıdı. Dedim, ‘Ne gadar yüklemişler bunu, ağır değil mi?’. Ve bana dediler, ‘Hayır, ağır değildir, hafiftir. Öyle çok görüküyor fakat hafiftir.’ ‘Nedir,’ dedim, ‘çuvalların içindeki?’ Bana dediler, ‘Onun içindekinler, vaktında Ermeni muhacirleri ki, Derzor çöllerine gittiler ve yani götürdüler ve orada öldürdüler, onların kemikleridir’ dediler. ‘Ne yapacaklar bunu?’ dedim. Dediler bana, ‘Bir şirket Evropa’dan gelmiş bu kemikleri toplatıp alıp İskenderun Limanı’na götürecek ve ordan vapura yükledip Evropa’ya yollayacaklar.’ ‘Ne yapacaklar?’ dedim. ‘Orasını bilmeyiz’ dediler. “Heralda bir şeye kullanacaklarıdı. İki defa böyle rast geldim. Böyük otombil yüklüydü. İşte, Evropalılar Ermenileri alet deyi gullandılar, canlarını ve kemiklerini bile alıp kendilerine menfaat içün gullanıyorlar.” (Ermeni Kemikleri İhracatı, Baskın Oran, Radikal 2, 16 Mart 2014)


    Bir Amerikan dolarına satılan bir çuval Ermeni kemiği


    Ve işte bu kez Hampartsum Çitçiyan “Ölüme Kıl Payı” adlı kitabında anılarını aktarırken Amerikalı kemik tüccarlarından bahsediyor:


    “Amerikalı askerler bir yandan da etrafa saçılmış Ermeni kemiklerini toplatıyorlardı. Bazı kemikler, Ermenilerin görüp de ibret almaları için atıldıkları yerlerde olduğu gibi duruyordu. Diğer kemiklerse yaklaşık yarım metrelik tepecikler halinde yığılıydı.


    Çocuklar güle oynaya Ermeni kemikleriyle doldurdukları çuval başına bir Amerikan doları alıyorlardı. Alın size bir aşağılama daha! Katledilen Ermenilerin kemiklerinden bile nemalanıyorlardı. Amerikalılarda hiç mi vicdan yoktu? Ah, ah, ben daha ne diyeyim?


    Çağpur, Yerad Koleji’nin yakınındaki bir tepenin kenarında yer alan çok büyük bir şelaleydi. Şelalenin gürül gürül akan buz gibi soğuk suyu on-on beş metre yüksekliğindeki tepeden aşağı dökülüyordu. Aşağıda ise suyun biriktiği göl (şelalenin tabanı) yer alıyordu.  Bu şelale, yöre Ermenilerinin bahçelerini ve ekinlerini sulamakta kullandıkları suyun kaynağıydı. Şimdiyse genç, yaşlı demeden, binlerce Ermeni’nin katledilip atıldığı başlıca yerlerden birisi haline gelmişti. Kurbanlar gölün kayalıklarına kendilerini bırakmaya zorlanmışlardı. Suyun debisi o denli güçlüydü ki çoğu daha şelalenin dibine varmadan ölmüşlerdi. Karşı koyanları da kılıçlarıyla itelemişlerdi. Onların çılgınca öfkelerine bağlı olarak, bazılarına önce işkence yapılmış ve aşağı atılmadan evvel bedenleri parça parça edilmişti.


    Pek çokları sırf bu şelalenin dibinde yığılı Ermeni kemiklerini toplayarak ceplerini doldurmuşlardı. Tanrı’nın adaleti bunun neresindeydi?


    Bugün Ermeniler, Amerikan askerlerinin gözetiminde, Amerikan resmi makamlarınca, Amerikan vergi mükelleflerinin paralarıyla toplatılmış bu kemiklerin nerede olduğunu bilmek istiyorlar. Ülke çapında Ermenilerin yoğunlukta olduğu kasaba ve köylerin hepsinde tepeleme yığılı Ermeni kemiklerine rastlanmıştı. Çok sayıda yabancı ve yetkili misyoner de bu kemik yığınlarına şahit olmuşlardı. Ama çok daha beter olan, tüm bu gerçeklerin bugünün en güçlü ülkelerinden  bazılarının resmi ağızlarınca reddedilmekte olmasıdır. İnsani değerler, geçmişten bugüne değin, para hırsına ve politik ayak oyunlarına kurban edilmekte. Bunun insan hakları politikaları, dini doktrinler, Hristiyanlık değerleriyle bağdaşması mümkün mü? Külahıma anlatın!

    Bunlar her adımda tanıklık ettiğim ömrüm boyunca asla unutamayacağım ve affedemeyeceğim sahnelerin benzerleriydi. Bunu nasıl yapmışlardı? Tanrı nasıl izin vermişti?” (Ölüme Kıl Payı, Hampartsum Çitçiyan’ın Anıları, Türkçe’ye çeviren: Ali Çakıroğlu, Belge Yayınları, Eylül 2009, Sayfa 287-288)


    Kemik ticareti ile ilgili bu yazıyı daha bir çok kez güncelleyeceğimi düşünüyorum. Ve her güncelleme yeni sorular ve yeni yanıtlar doğuracak. Kimi parçalar birleşecek, kimi düşünceler(imiz) daha da netleşecek. Resmi tarihin karanlık sayfaları adım adım aydınlanacak ve gerçeklerle yüzleşeceğiz.


    İnsanları katletmek, onların mallarına mülklerine el koymak ve ardından cesetlerini satıp para kazanmak!..  Bu nasıl bir ahlakın ürünüdür?

    Kimdir bu kemikleri satanlar? Kimdir bu kemikleri satın alanlar? Mudanya Limanı’ndan kemikleri alan gemi İngiliz bandıralı ve yük Marsilya’ya gidiyor, yani Fransa’ya. Manuel Kırkyaşaryan Usta’nın anlatımlarında da Avrupalı bir şirketten bahsettiğini görüyoruz. Yıl 1925. Mudanya Limanı’ndan kemiklerin alındığı tarih ise 1924 yılının Aralık ayı. Aşağı yukarı aynı tarihler ve belli ki bu tarihlerde Avrupalı kemik tüccarları Anadolu’da cirit atıyor.

    O günkü iktidar bu olan bitenden habersiz olabilir mi? 1924-1925 yıllarında Avrupalı şirketler, Ege’de toplanan kemikleri Mudanya Limanı’ndan, Derzor Çöllerinden toplanan kemikleri İskenderun Limanından, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin haberi olmadan gemilere yükleyebilirler miydi?

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Bakanlık verileri şüpheli!

    10 Ağustos 2026

    Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

    9 Ağustos 2026

    Üçüncü kutbun yeniden inşası

    6 Ağustos 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Remzi Altunpolat

    Yirmi beş yıllık tasallut: AKP’nin siyasal ve sınıfsal anatomisi

    Mahsuni Gül

    1935’ten bugüne uzanan soru: Tekke ve zaviyelerden kalan eserler nerede?

    Hüseyin Mat

    Çerçeve yasası ve karşılaştığımız durum

    Mehmet Murat Yıldırım

    Özgür Özel’i anlamak

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Aziz Çelik

    Bakanlık verileri şüpheli!

    Tuncay Yılmaz

    Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

    Ertuğrul Kürkçü

    Üçüncü kutbun yeniden inşası

    Hakan Koçak

    Sınıfın kayıp asabiyesi ve sendikal arayışlar : Yapı, dönem, duygular

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Adana’da iş cinayeti: Önlemsiz altyapı çalışmasında göçük altında kalan işçi yaşamını yitirdi

    8 Ağustos 2026

    DİSK-AR ve ÇSGB Verileri: Her 100 işçiden 86’sı sendikasız, kadınlarda oran daha da düşük

    7 Ağustos 2026

    İSG Uzmanı Deniz İpek: “Müfettiş gelmeden önce temizlenen fabrika güvenli değildir”

    6 Ağustos 2026
    KADIN

    TKDF Temmuz 2026 Raporu: İlk 7 ayda 231 kadın erkek şiddeti ve şüpheli ölümler sonucu hayatını kaybetti

    6 Ağustos 2026

    1930 tarihli gizli genelge: Kadın öğretmenlere makyaj, takı ve gösterişli kıyafet yasağı

    5 Ağustos 2026

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.