Küresel kriz, olağanüstü rejim inşası ve şovenizmin işlevi
Kapitalizmin dünya çapında derinleşen yapısal krizi ve emperyalist ilişkiler ağının yarattığı jeopolitik fay hatları, egemen sınıf ittifaklarını parçalamakta, faşist tahkimat arayışlarını güçlendirmekte ve insanlığın ilerici birikimlerinden geriye düşüşü hızlandıran gerici bir atmosferi yaymakta.
Türkiye, bu emperyalist çelişkiler yumağının ve savaş ortamının sonuçlarını öncü bir laboratuvar gibi yaşıyor. Devletin kendi tarihsel-içsel çelişkileri ile emperyalist savaş cephesinde basamak atlama iştahı, ülkedeki olağanüstü rejim inşasının ritmini sürekli artırıyor.
Bu inşaa süreci, kitleler nezdinde bir rıza üretimine ihtiyaç duyuyor. Ekonomik kriz koşullarında alt sınıflara bu rızayı maddi ilişkilerle kabul ettirmek mümkün olmadığından, egemenler kitleleri yedekleyecek ideolojik hikayelere muhtaçlar. Bu bağlamda, sürekli harlanarak pişirilen şoven duygular, iktidarın toplumsal rıza üretme ve tehdit gücünü tahkim etme noktasında en işlevsel enstrümanlarından biri haline geliyor. Şovenizm, egemenler için kullanışlı bir rıza aracı olmanın ötesinde, ezilenlerin birliğini henüz kurulmadan bölebilen son derece tehlikeli bir silah.
Düzen siyasetinin ortak paydası ve solun kılcal damarları
İktidar bloğunun şovenizme yaslanan toplumsal rıza üretimi karşısında, düzen muhalefeti de bu şoven duyguları kendine basamak yaparak devlette yer edinme yarışını yürütmekte. Hem iktidarın hem de düzen muhalefetinin şovenizmi köpürttüğü bu gerici iklimde, sosyalistlerin önünde aşılması gereken ciddi engeller bulunuyor.
Ancak dışsal engellerle mücadele etmeden önce, solun belli kesimlerinin kılcal damarlarına sızan şovenizm etkileriyle hesaplaşmak gerekiyor.
Gençlik içinde etkisi artan neofaşist fikirlerle mücadelenin de Yeni Parti’nin etkisindeki milyonlarca emekçinin, özellikle Türk Alevi kesimlerin ulusalcı politikalarla peyder pey sağa doğru taşınmasının önüne set çekilmesinin de yolu şovenizme karşı mücadeleden geçiyor.
Biliyoruz ki şovenizm, yalnızca sağcı-faşist odakların diliyle sınırlı değil. Bugün şovenizm; sosyal demokrat görünümlü milliyetçi muhalefet odaklarından, “antiemperyalizm” ambalajlı ulusalcı yapılara kadar geniş bir yelpazede kendini yeniden üretmekte. Kürt hareketine yönelik eleştirilerini ezilen ulusun meşru haklarını inkâr eden sonuçlara bağlayan ve böylece kendi sosyalist kökleriyle köprüleri adım adım yıkan kesimler de güncel siyasi konumlanışta yer yer “Yeni Parti”nin bile gerisine düşmekte.
Antiemperyalizm maskeli sosyal şovenizm ve ulusalcı sol
SİP kökenli partilerden HKP’ye oradan Sol Parti’ye uzanan “ulusalcı sol” çevreler, sosyal şovenizmi marksist olmayan çarpık bir antiemperyalizm söylemi üzerinden üretmekte. Özellikle genel sol kitleler içerisinde, görece kurumsallaşmış yayıncılık faaliyetleri ve yaygınlıkları ile solun genelinde en az liberaller kadar kafa karıştırıcı olan bu çevrelerin ideolojik tahribatları ile mücadele oldukça önemli.
Tarikatlaşmış varoluşlarını sürdürebilmek adına sistem içinde kendilerine alan açmaya çalışan bu yapılarda iki belirgin şovenist eğilim öne çıkıyor:
Mevcut burjuva devlet sınırlarının savunulması: Bu yapılar, “komünistlerin mevcut devletlerin parçalanmasını değil, işçi sınıfının birliğini savunduğu” iddiasıyla burjuva devletin mevcut sınırlarını ve siyasal bütünlüğünü koruyan bir tutum takınmakta. İkinci Enternasyonal mirasına dayanan “Bu memleket bizim, parçalatmayız” anlayışı, egemen sınıfın devlet refleksini “vatanseverlik” adı altında emekçilere benimsetmek istiyor. Oysa ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının savunulması, egemen ulus devletin sınırlarını ve tüm ayrıcalıklarını sorgulamayı kaçınılmaz olarak gerektirir.
Antiemperyalizmin sığ bir “anti-ABD’ciliğe” indirgenmesi: Bu akımların antiemperyalizm kavrayışı, emperyalizmi finans kapitalin ve sermaye ihracının egemenliği temelinde çözümlemek yerine, kaba bir askeri işgal ve ilhak karşıtlığıyla sınırlı kalmakta. Bu sakat bakış açısı nedeniyle Rusya ve Çin gibi yayılmacı emperyalist güçler “direniş odağı” olarak selamlanabilmekte. Ancak konu Kürt sorununa geldiğinde, “emperyalizmin böl-parçala-yönet politikası” argümanı arkasına sığınılarak ezilen ulusun en temel demokratik hakları bastırılmak istenmekte.
Sürekli olarak Kürt hareketinin niyetini okuyup ondaki “geriliği” açığa çıkarmaya çalışan bu kesimler, seçim hesapları doğrultusunda Yeni Parti’nin olası “altılı masasında” yer alabilmek için şimdiden çeşitli birlik çağrılarına ve ittifak girişimlerine de girişmiş durumda.
Kürt hareketine yönelik eleştirilere sinen sinsi inkârcılık
Kürt hareketine devrimci ve marksist bir zeminden yöneltilebilecek meşru eleştiriler ile bu eleştirileri şovenist sonuçlara bağlayan “sözde marksist” yaklaşımları birbirinden net bir şekilde ayırmak gerekiyor.
Bu şovenist sapmaların teşhir edilmesi ve karşılarında tutarlı bir ideolojik-politik hattın örülmesi, hem sınıf hareketinin bağımsız devrimci çizgisini korumak hem de Türkiye devrimci hareketinin yüzyılı aşan ilerici birikiminin tasfiye edilmesini engellemek için hayati önemde.
Kürt hareketinin devletle yürüttüğü müzakerelerin biçimini, pragmatik ittifak arayışlarını, emperyalist güçlerle kurduğu taktiksel ilişkileri ya da paradigmal dönüşümlerini eleştirmek başka bir şeydir; bunu sömürgeci inkâr çizgisine varmak için bir bahane olarak kullanmak tamamen başka bir şeydir. “Kürtlerin ulusal talepleri artık temsil edilmiyor” veya “ayrı devlet kurma hakkı geçerliliğini yitirdi” gibi tezleri savunmak, sömürgeci inkar siyasetine sol maskesiyle destek vermektir.
Soldaki şovenizmin en somut göstergelerinden biri de antiemperyalizm tartışmalarında önceliğin her zaman ezilen ulusun ilişkilerine verilmesidir. Kürtlerin Suriye sahnesinde ABD ile kurduğu taktiksel ilişki en ağır biçimde yargılanırken; ezen devletin yürüttüğü askeri operasyonlar, sömürgeci talan ve bölgesel yayılmacılık ya tamamen görmezden gelinmekte ya da ikincil bir mesele olarak geçiştirilmektedir. Egemen Türk burjuvazisinin emperyalist hiyerarşideki rolünü görünmez kılan ve eleştiri oklarını sürekli olarak ezilen ulusa çeviren bu şoven yaklaşıma asla müsaade edilmemelidir.
Sınıfın bağımsız birliği ve ortak mücadele köprüleri
Şovenizmin her iki halkın ortak geleceğini tehdit etmesini engellemenin yegane yolu, Türk ve Kürt emekçilerinin ortak mücadele zeminlerini bugünden itibaren sabırla ve kararlılıkla örmektir. Sınıf hareketinin bağımsızlığı ve halkların kardeşliği, egemenlerin şovenist histerilerine karşı kurulacak bu sarsılmaz köprülerle kazanılacaktır.
Bu köprülerin ise dilek ve temennilerle değil somut hamleler ile kurulduğunu biliyoruz. Somut adımların üzerine tartışmak da başka bir yazının konusu olsun.
