Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Konferansın ana mekanı, Aksu ilçesindeki Antalya EXPO Center olacak. UNFCCC, konferans için katılımcılara ücretsiz ulaşım sağlanacağını ve Türkiye hükümetinin “sürdürülebilir ulaşım” seçenekleri üzerinde çalıştığını belirtiyor.
Ancak zirveye aylar kala Antalya’da yürütülen hazırlıklar, iklim politikası açısından ciddi bir çelişkiyi de gündeme taşıyor: COP31 için ihtiyaç duyulan otopark ve altyapı çalışmaları kapsamında tarım arazileri asfaltlanıyor.
Yaklaşık 300 dekarlık tarım alanı otoparka dönüştürülüyor
EXPO Center’ın karşısında bulunan yaklaşık 300 dekarlık alanda COP31 kapsamında otopark çalışması yürütülüyor. Temmuz ayında yayımlanan haberlerde, alanın otopark olarak değerlendirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ve tarım topraklarının korunması konusunda meslek örgütlerinin kaygılarının devam ettiği bildirildi.
Mayıs ayında Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın, yaklaşık 290-300 dekarlık alanın birinci sınıf tarım toprağı olduğunu belirterek uygulamaya tepki göstermişti.
Kaçın, BATEM’e ait arazide yalnızca tarımsal üretim yapılmadığını, aynı zamanda yeni tohum ve çeşit geliştirme çalışmalarının yürütüldüğünü belirterek, açık alandaki tarımsal araştırmaların kaybedilmesinin ciddi bir sorun olduğunu söyledi.
Kaçın’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise alanın kısa süreli bir uluslararası organizasyon için kalıcı biçimde tarımsal üretim ve araştırma dışına çıkarılması.
“İklim korunacaksa önce toprak korunmalı”
Tarım meslek örgütlerinin tepkisinin merkezinde, iklim krizinin yalnızca karbon emisyonları üzerinden ele alınamayacağı görüşü bulunuyor.
Türk Ziraat Yüksek Mühendisler Birliği Antalya Şube Başkanı Ertuğrul Taştekin, verimli tarım topraklarının yok edilerek iklim koruma iddiasındaki bir organizasyona hazırlık yapılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Toprağı korumadan iklim korunmaz” dedi.
Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın da Temmuz ayında yaptığı açıklamada tarım topraklarının korunmasının öncelikli olması gerektiğini vurguladı. Kaçın, COP31 kapsamında yaklaşık 300 dekarlık tarım alanının otopark olarak değerlendirilmesi yerine raylı sistem yatırımlarının artırılmasını önerdi.
Kaçın’ın açıklamaları, COP31 için geçici araç kapasitesini artırmak yerine Antalya’nın ulaşım altyapısının kalıcı ve toplu taşımaya dayalı biçimde geliştirilmesi tartışmasını da gündeme getiriyor.
Acele kamulaştırma kararı
Tarım arazilerinin otopark ve altyapı amacıyla kullanılmasının hukuki zemini de Mayıs ayında oluşturuldu.
7 Mayıs 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Aksu ilçesindeki EXPO alanı ve çevresinde COP31 kapsamında ihtiyaç duyulan “otopark ve diğer altyapı imalatlarının” gerçekleştirilmesi amacıyla bazı özel mülkiyete ait taşınmazların TOKİ tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.
8 Mayıs’ta Resmî Gazete’de yayımlanan 11299 sayılı kararda, kamulaştırmanın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.
Kamulaştırma kararının yaklaşık 64 bin 635 metrekarelik özel mülkiyete ait alanı kapsadığı bildirildi.
Böylece COP31 hazırlıkları yalnızca konferans alanındaki düzenlemelerle sınırlı kalmadı; çevredeki arazi kullanımı ve mülkiyet ilişkilerini de değiştiren bir sürece dönüştü.
BATEM arazileri neden önemli?
Tartışmanın bir diğer boyutu, söz konusu alanların yalnızca “boş tarla” olmaması.
Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın, BATEM arazilerinde narenciye ve farklı tarımsal ürünler için yeni çeşit geliştirme ve tohum araştırmaları yapıldığını belirtti. Açık alan araştırmalarının Antalya’nın iklim koşullarına uygun yeni çeşitlerin geliştirilmesi açısından önem taşıdığını söyleyen Kaçın, arazinin otoparka dönüştürülmesiyle bu araştırmaların yapılamaz hale geleceğini ifade etti.
Bu nedenle tartışma yalnızca bir miktar tarım toprağının kaybı değil; tarımsal araştırma, gıda egemenliği ve geleceğin iklim koşullarına uyum sağlayabilecek üretim kapasitesinin korunması açısından da önem taşıyor.
Antalya’da tarım alanları zaten geriliyor
Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın, Antalya’da son 20 yılda tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 17’sinin kaybedildiğini, Türkiye genelinde ise son 22 yılda 2,5 milyon hektar tarım toprağının üretim dışına çıktığını belirtti. Erozyon, plansız kentleşme ve tarım alanlarının farklı amaçlarla kullanılmasını önemli tehditler arasında saydı.
Bu veriler, COP31 için gerçekleştirilen dönüşümün Antalya’daki daha geniş bir tarım topraklarının yapılaşma ve farklı kullanımlara açılması süreci içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Toprağın oluşumunun yüzlerce yıl sürdüğüne dikkat çeken uzmanlar, bir kez asfaltlanan veya betonlaşan verimli tarım toprağının kısa süreli bir organizasyon sonrasında kolayca eski işlevine döndürülemeyeceğini vurguluyor.
COP31’in kendisi sürdürülebilirlik vurgusu yapıyor
Ortaya çıkan çelişkiyi daha da belirginleştiren nokta ise COP31’in resmi söylemi.
UNFCCC’nin konferans için yayımladığı katılımcı bilgilerinde “sürdürülebilirlik, karbon nötrlüğü ve erişilebilirlik” başlıklarının konferansın temel hazırlık alanları arasında olduğu belirtiliyor. Kurum, Türkiye hükümetinin delegelerin konferans alanına ulaşımı için sürdürülebilir ulaşım seçenekleri üzerinde çalıştığını açıklıyor.
COP31 Türkiye Başkanlığı da konferansın temel ilkeleri arasında “diyalog, uzlaşı ve eylem” başlıklarını öne çıkarıyor.
Bu nedenle Antalya’daki tarım arazilerinin otoparka dönüştürülmesi, yalnızca yerel bir çevre sorunu değil; uluslararası iklim zirvesinin kendi sürdürülebilirlik iddiasıyla ne ölçüde örtüştüğü sorusunu da gündeme getiriyor.
COP31 hazırlıklarının faturası büyüyor
Hazırlıkların bir diğer boyutu ise kamu kaynaklarından yapılan harcamalar.
TOKİ tarafından COP31 kapsamında EXPO alanındaki inşaat, altyapı ve çevre düzenleme işleri için gerçekleştirilen ihalenin 8 milyar 85 milyon TL bedelle Özyazıcı İnşaat’a verildiği bildirildi. Çalışmaların 30 Eylül 2026’da tamamlanmasının planlandığı aktarıldı.
Zirve kapsamında ulaşım altyapısı için de ayrı ihaleler yapıldı.
TOKİ’nin Aksu Çayı Köprüsü-Belek Kavşağı-Boğazkent arasındaki turizm yolu ve oteller bölgesi ulaşım yollarının düzenlenmesine ilişkin ihalesi 1 milyar 99 milyon 500 bin TL teklif ile sonuçlandı. Sözleşme 24 Nisan 2026’da imzalandı.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin COP31 öncesi ulaşım yollarına ilişkin ihalesini ise 435 milyon 600 bin TL teklif veren şirket kazandı; sözleşme 27 Mart 2026’da imzalandı.
Böylece yalnızca bu üç büyük işin toplam sözleşme bedeli 10 milyar 620 milyon TL’nin üzerine çıkıyor.
Bu rakama acele kamulaştırma kapsamında oluşacak maliyetler ile diğer hazırlık, güvenlik, ulaşım ve organizasyon giderleri dahil değil.
İklim zirvesine otomobil merkezli hazırlık
Ortaya çıkan tablo, Antalya’nın COP31’e nasıl hazırlandığı konusunda daha temel bir soruyu gündeme getiriyor:
İklim krizine karşı çözüm aramak üzere toplanan on binlerce insanı taşımak için yeni otopark alanları ve yollar mı yapılmalı, yoksa kalıcı toplu taşıma altyapısı mı güçlendirilmeli?
Ziraat Mühendisleri Odası’nın önerisi bu açıdan dikkat çekici: Tarım arazilerini otoparka dönüştürmek yerine raylı sistem yatırımlarının artırılması.
COP31’in resmi katılımcı bilgilerinde de konferans süresince ücretsiz ulaşım ve sürdürülebilir ulaşım seçeneklerinden söz ediliyor.
Dolayısıyla Antalya’da yürütülen hazırlıkların, kısa süreli zirve ihtiyacını karşılayan beton ve asfalt yatırımları yerine, konferans sonrasında da kente hizmet edecek düşük karbonlu ulaşım, yeşil alan ve tarım koruma politikalarıyla yürütülüp yürütülmediği tartışması önem kazanıyor.
“İklim zirvesi toprağı yok ederek hazırlanamaz”
COP31, iklim krizinin nedenleri ve çözüm yollarının tartışılacağı en önemli uluslararası platformlardan biri olacak. Türkiye’nin ev sahipliği ise ülkenin iklim politikalarını uluslararası kamuoyunun daha yakından izlemesini sağlayacak.
Ancak Antalya’daki hazırlıklar, iklim krizinin yalnızca zirve salonlarında müzakere edilen bir konu olmadığını gösteriyor.
Toprak, su, tarım, ulaşım, enerji ve kentleşme politikaları iklim politikasının doğrudan parçası.
Bu nedenle COP31 için verimli tarım topraklarının asfaltlanması, zirvenin gündemindeki “iklim adaleti” ve “sürdürülebilirlik” tartışmalarının Antalya’daki somut karşılığını sorgulatıyor.
Meslek örgütlerinin çağrısı ise açık: İklim krizine çözüm aranırken toprağın, suyun ve tarımsal üretimin feda edilmediği; toplu taşımayı, ekolojik kentleşmeyi ve doğa temelli çözümleri esas alan bir hazırlık süreci yürütülmeli.
COP31’in Antalya’da 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.
