Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen 26’ncı Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali kapsamında, Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği öncülüğünde “Derinleşen Otoriterlik, Süreç ve Demokratikleşme Olanakları” başlıklı panel gerçekleştirildi.
1995 yılında derin devlet uzantıları tarafından katledilen Mehmet Latifeci anısına düzenlenen panelin moderatörlüğünü Mehmet Karasu yaptı. Panele Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Sevtap Akdağ, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Parti Meclisi üyesi Kenan Kalyon, Kaldıraç Hareketi temsilcisi Hakan Dilmeç, Halkevleri Genel Başkanı Linfa Sevinç Hocaoğulları, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Oya Nur ve gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz konuşmacı olarak katıldı.
Kılıçgün Uçar: Süreci toplumsallaştırmak zorundayız
Konuşmasına 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinde yaşamını yitirenleri anarak başlayan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt halkının onurlu mücadelesinin bıraktığı tarihsel mirasa vurgu yaptı.

Dünya genelinde otoriter rejimlerin yeni yöntemlerle kendisini yeniden ürettiğini belirten Uçar, güvenlik politikaları üzerinden toplumsal rıza üretildiğini ifade etti. “Terör”, “göçmen sorunu” ve “iç-dış tehditler” söylemleriyle halkların siyasetsizleştirilmeye çalışıldığını belirten Uçar, Kürt sorununun güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceğini söyledi.
Devletin, silahların bırakılmasını tek başına çözüm olarak sunduğunu ancak Kürtlerin ve diğer halkların anayasal ve hukuki güvencelerine ilişkin hiçbir adım atmadığını ifade eden Uçar, gerçek bir demokrasinin ancak halkların eşit ve özgür yurttaşlık temelinde tanınmasıyla mümkün olacağını vurguladı.
“Bizim görevimiz devlete ve iktidara rağmen bu süreci sahiplenmek, barış ve demokrasi mücadelesini toplumun tüm kesimleriyle birlikte inşa etmektir” diyen Uçar, sürecin toplumsallaştırılmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu söyledi.
Kenan Kalyon: Öz dönüşüm süreci toplumsal muhalefetin tamamını ilgilendiriyor
SYKP Parti Meclisi üyesi Kenan Kalyon ise Kürt Özgürlük Hareketi’nin içerisinde bulunduğu reorganizasyon ve öz dönüşüm sürecini tarihsel ve siyasal boyutlarıyla ele aldı.

Kalyon, söz konusu dönüşümün yalnızca Kürt halkını ya da Kürt siyasal hareketini ilgilendiren bir gelişme olmadığını, Türkiye ve Kürdistan’daki tüm devrimci-demokratik güçler ile toplumsal muhalefetin geleceğini doğrudan etkilediğini söyledi.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele ve örgütlenme biçimlerinde başlattığı dönüşümün, toplumsal muhalefetin yeni dönemdeki mücadele perspektiflerinin tartışılmasını da zorunlu hale getirdiğini belirten Kalyon, şunları söyledi:
“Silahlı mücadelenin sonlandırılması ve çatışmasızlık halinin kalıcılaştırılmasına dönük atılan adımlar, iktidarın yıllardır toplumu manipüle etmek için kullandığı güvenlikçi politikaların meşruiyet zeminini ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, demokrasi ve özgürlük mücadelesi bakımından önemli bir politik imkân yaratmaktadır.”
Mevcut durumun henüz “negatif barış” aşamasında olduğuna dikkat çeken Kalyon, çatışmaların durmasının tek başına demokratikleşme anlamına gelmediğini ifade etti.
“Barışın kalıcı ve pozitif bir karakter kazanabilmesi için çatışmayı üreten tarihsel ve siyasal nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir” diyen Kalyon, Kürt sorununun demokratik çözümünün, halkların eşit yurttaşlığına dayanan yeni bir demokratik toplumsal sözleşmenin kurulmasını zorunlu kıldığını söyledi.

Kalyon, müzakere sürecinin bozulması halinde bunun sorumluluğunun demokratik çözümden yana tutum alan toplumsal kesimlere değil, gerekli demokratik ve hukuki adımları atmayan iktidara ait olacağını vurguladı.
Demokrasi mücadelesi ortaklaştırılmalı
Panelde söz alan Halkevleri Genel Başkanı Linfa Sevinç Hocaoğulları, sürecin yalnızca izleyicileri değil öznesi olduklarını belirterek demokratik dönüşüm mücadelesinin ortaklaştırılması gerektiğini söyledi.
Gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz, Kürt siyaseti ile sosyalist hareket arasındaki tarihsel ilişkinin önemine dikkat çekerek emperyalist paylaşım savaşlarının derinleştiği bir dönemde birleşik mücadelenin zorunluluğunu vurguladı.

SMF Dönem Sözcüsü Oya Nur ise kayyum rejimi, çocuk emeğinin sömürüsü ve yargının araçsallaştırılması üzerinden otoriterleşme politikalarını değerlendirerek halk meclisleri ve taban örgütlenmelerinin önemine dikkat çekti.
Panel, soru-cevap bölümü ve dayanışma mesajlarının ardından sona erdi.
