Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Brezilya seçimlerine Trump müdahalesi

    4 Ekim 2026

    Ambarlı Limanı’nda “İsrail ile ticareti kes” eylemi: “Limanları kapat, sevkiyatı durdur”

    4 Ekim 2026

    MEB verileri ortaya koydu: Taşımalı eğitimdeki düşüş sürüyor, öğrenciler eğitim hakkından mahrum kalıyor

    4 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Üniversitelerde “huzur” aranırken: 1976-1977 raporlarının satır araları

      2 Ekim 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

      27 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

      26 Eylül 2026

      Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

      25 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -2- Efendi-köle diyalektiği

      25 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Biraz da var olacağımıza inanmak

      3 Ekim 2026

      Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

      1 Ekim 2026

      14 maddede faşizm: Umberto Eco

      29 Eylül 2026

      “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

      21 Eylül 2026

      COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

      20 Eylül 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Öcalan’ı eleştirmek

    Öcalan’ı eleştirmek

    TOROS KORKMAZ yazdı: Son yıllarda Abdullah Öcalan'a yönelik eleştiriler, gerek Türkiye sosyalist hareketinin bazı çevrelerinde gerek milliyetçi Kürt siyasetinde gerekse kimi entelektüel çevrelerde yoğunlaştı. Toros Korkmaz, bu yazısında söz konusu eleştirileri tarihsel bağlamı içinde değerlendirirken, barış sürecinin asimetrik koşullarını ve yapıcı eleştirinin demokratik çözüm açısından taşıdığı önemi tartışıyor.
    Toros Korkmaz9 Temmuz 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Demokratik Kürt Hareketi’nin önderi Abdullah Öcalan hakkında, gerek Türkiye sosyalist hareketinin bazı çevreleri, gerekse milliyetçi Kürt siyasetinin kimi temsilcileri ve bazı entelektüeller tarafından son yıllarda yoğun eleştiriler yöneltilmektedir.

    Bu eleştirilerin önemli bir bölümünün, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümüne katkı sunmaktan ziyade demokratik kamuoyundaki görüş ayrılıklarını derinleştirdiği ve çoğu zaman yapıcı eleştirinin sınırlarını aşarak kişisel itibarsızlaştırma niteliği taşıdığı kanaatindeyim.

    Bu çerçevede, milyonlarca Kürdün meşru siyasal önderi olarak benimsediği Abdullah Öcalan’a yönelik eleştiriler, yalnızca onun şahsını hedef almakla kalmamakta; Demokratik Kürt Hareketi’ne yönelik siyasal mesafelenmenin ve hareketi gayrimeşru göstermenin de başlıca araçlarından biri olarak kullanılmaktadır.

    Bu eleştirileri genel olarak iki başlık altında toplamak mümkündür. İlk grup, Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarına alınmasından önce yaptığı çeşitli konuşmalardan seçilen ve bağlamından koparılan bazı ifadeler üzerinden yürütülen değerlendirmelerdir. İkinci grup ise Ekim 2024’te yeniden başlayan diyalog süreci kapsamında yaptığı değerlendirmeler ile özellikle 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nin silah bırakmasına ilişkin kaleme aldığı çağrı metnine yönelik yorumlardan oluşmaktadır.

    I. Bağlamından Koparılan Eleştiriler

    İlk gruptaki eleştirilerden başlayacak olursak, çeşitli video kayıtlarında Abdullah Öcalan’ın Kürt kadınlarına ilişkin olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu videoların önemli bir kısmının özel sohbet ortamlarında kaydedildiği, çoğunun yalnızca birkaç dakikalık kesitlerden oluştuğu ve konuşmaların öncesi ile sonrasının bilinmediği görülmektedir. Dolayısıyla sözlerin hangi bağlam içinde söylendiğini kesin olarak tespit etmek çoğu zaman mümkün değildir.

    Bunun yanında, aynı dönemlere ait çok sayıda konuşmasında Öcalan’ın Kürt erkeklerini, erkek egemen kültürü ve kadın-erkek ilişkilerindeki eşitsizlikleri sert biçimde eleştirdiği de bilinmektedir. Ne var ki bu değerlendirmeler çoğunlukla göz ardı edilmekte, yalnızca belirli ifadeler öne çıkarılmaktadır.

    Bu nedenle, sınırlı sayıdaki alıntılar üzerinden Öcalan’ı kadın düşmanı ya da maço bir siyasal figür olarak tanımlamak indirgemeci ve maksatlı bir yaklaşımdır.

    Daha önemlisi ise, Öcalan’ın 1990’lı yıllardan itibaren geliştirdiği kadın özgürlükçü paradigmanın Demokratik Kürt Hareketi’nin temel ideolojik sütunlarından biri hâline gelmiş olmasıdır. Aradan geçen yıllarda bu yaklaşım, yalnızca teorik düzeyde kalmamış; Kürt siyasal hareketinin örgütlenme biçimlerini, yerel yönetim anlayışını ve kadınların siyasal temsiline ilişkin uygulamaları önemli ölçüde etkilemiştir.

    Özellikle Rojava deneyiminin dünya kamuoyunda ilgi görmesinde, kadınların siyasal, toplumsal ve askerî alanlardaki görünürlüğünün belirleyici bir rol oynadığı kuşku götürmez bir gerçektir.

    Elbette ataerkil kültürün yüzyıllardır belirleyici olduğu Ortadoğu toplumlarında hiçbir siyasal hareketin ya da bireyin bu kültürün etkilerinden tamamen bağımsız olduğu iddia edilemez. Asıl belirleyici olan, bireysel kusurların ötesinde, toplumsal dönüşümü hedefleyen siyasal ve ideolojik perspektiftir.

    Öcalan’ın kadın özgürlüğünü demokratik dönüşümün temel koşullarından biri olarak ele alması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

    II. Barış Süreci ve Asimetrik Müzakere Koşulları

    İkinci gruptaki eleştiriler ise 2024 yılının Ekim ayından itibaren devlet ile yürütülen görüşmeler sırasında basına yansıyan tutanaklar ile 27 Şubat 2025 tarihli çağrı metni etrafında şekillenmektedir.

    Bu eleştirilerde Abdullah Öcalan, Kürt hareketini devlet karşısında geri adım atmaya yönlendirmekle, hatta hareketin teslim alınmasına aracılık etmekle suçlanmaktadır.

    Ancak bu değerlendirmeler yapılırken sürecin yürütüldüğü nesnel koşullar çoğu zaman göz ardı edilmektedir.

    Öncelikle Abdullah Öcalan’ın, yaklaşık çeyrek asırdır ağır tecrit koşullarında bulunan bir siyasal aktör olduğu ve devlet ile yürüttüğü görüşmeleri son derece eşitsiz koşullar altında gerçekleştirdiği göz ardı edilmemelidir. PKK yönetimiyle, DEM Parti heyetleriyle ya da diğer siyasal aktörlerle düzenli, kesintisiz ve özgür biçimde görüşme imkânına sahip değildir. Bu nedenle sağlıklı ve sürekli bir bilgi akışı ile ortak siyasal değerlendirme zemininin oluşması da mümkün olmamaktadır.

    Görüşme trafiği, devletin izin verdiği ölçüde ve devletin belirlediği koşullar altında yürütülmektedir. Dolayısıyla bu süreç, eşit taraflar arasında yürütülen klasik bir siyasal müzakere olarak değil; iletişim ve hareket imkânlarının büyük ölçüde tek tarafın denetiminde olduğu son derece asimetrik bir müzakere süreci olarak değerlendirilmelidir.

    Böyle bir zeminde yapılan açıklamaları ve alınan siyasal tutumları, tarafların eşit müzakere kapasitesine sahip olduğu varsayımıyla değerlendirmek sağlıklı sonuçlar üretmeyecektir.

    İkinci olarak, bu sürecin temel amacı Kürt sorununun bütün boyutlarıyla nihai çözümünü sağlamak değil; kırk yılı aşkın süredir devam eden ve on binlerce insanın yaşamını yitirmesine, milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan silahlı çatışma dönemini sona erdirmektir.

    Kalıcı bir çatışmasızlık ortamı oluşturulmadan, Kürtlerin siyasal statüsü, anayasal güvenceler, kültürel haklar ve demokratikleşme gibi başlıklarda ilerleme sağlanmasının oldukça güç olduğu açıktır.

    Bu nedenle, yürütülen müzakere sürecine kategorik olarak karşı çıkan çevrelerin, bunun yerine nasıl bir siyasal strateji önerdiklerini açık biçimde ortaya koymaları gerekir.

    Eğer önerilen alternatif yeniden silahlı çatışma sürecine dönülmesiyse, bunun başta Kürt halkı olmak üzere tüm toplum açısından doğuracağı insani ve siyasal maliyetlerin de açıkça savunulması gerekir.

    Çatışmanın en ağır bedelini sahada yaşayan milyonlarca insan öderken, bu bedelleri üstlenmeyecek konumlarda bulunanların müzakere olasılığını peşinen reddeden söylemleri ciddi bir siyasal sorumluluk sorununu da beraberinde getirmektedir.

    Nitekim 27 Şubat 2025 tarihli çağrıdan sonra yaptığı çeşitli açıklamalarda Öcalan’ın, Kürtlerin hukuki statüsünün anayasal güvence altına alınmasının gerekliliğini vurguladığı, statü tanınmaksızın demokratik entegrasyonun mümkün olmayacağını ifade ettiği ve Rojava’nın özerk yapısının korunmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu görülmektedir.

    Bu nedenle hem çağrı metninin hem de basına yansıyan bazı ifadelerin, yürütülen müzakerenin sınırlı amaçları ve bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

    III. Yapıcı Eleştiri Ne Olmalıdır?

    Bu çerçevede, Abdullah Öcalan’ı bütünüyle itibarsızlaştırmayı hedefleyen kampanyalar, siyasal amaçlarından bağımsız olarak, müzakere sürecinde Kürtlere mümkün olduğunca sınırlı haklar tanınmasını savunan devletin inkârcı ve asimilasyoncu yaklaşımının elini güçlendirir.

    Elbette eleştiri demokratik siyasetin vazgeçilmez bir unsurudur. Ancak yapıcı eleştirinin amacı, çözüm yollarını çoğaltmak, demokratik müzakere zeminini güçlendirmek ve siyasal aktörlerin politikalarını daha ileriye taşımak olmalıdır; Abdullah Öcalan’ı mutlak biçimde değersizleştirmeyi hedefleyen itibarsızlaştırma kampanyaları ise bu amaca hizmet etmemektedir.

    Sosyalist hareket açısından bakıldığında ise, enternasyonalizm ilkesini benimseyen siyasal yapıların önündeki temel görevlerden biri, barış sürecinin demokratik güvencelerle ilerlemesini ve Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma koşullarına kavuşmasını savunmaktır.

    Çünkü siyasal çözüm arayışlarının sağlıklı biçimde yürütülebilmesi, tarafların düşüncelerini serbestçe ifade edebileceği koşulların oluşmasına bağlıdır.

    Yaklaşık iki yıldır devam eden sürecin henüz anayasal ya da hukuksal düzeyde somut kazanımlar üretmediği doğrudur. Bununla birlikte, çatışmaların büyük ölçüde durması sayesinde yaşam hakkının korunması açısından önemli bir mesafe alınmış, DEM Parti’nin önceki dönemlerde olduğu ölçüde sistematik biçimde kriminalize edilmediği bir siyasal iklim oluşmuş ve Türkiye siyasetinin geniş bir kesimi Kürt meselesini görmezden gelmenin mümkün olmadığını kabul etmek zorunda kalmıştır.

    Bugün milliyetçi muhalefetin bazı istisnaları dışında hemen bütün siyasal aktörlerin yolunun Türkiye Kürdistanı’nın kalbi Diyarbakır’dan geçmesi ve Demokratik Kürt Hareketi’ni Türkiye siyasetinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak dikkate almaları da bu değişimin göstergelerinden biridir.

    Abdullah Öcalan’ın son otuz yılda geliştirdiği siyasal ve kuramsal yaklaşımın klasik Marksist-Leninist gelenekten belirgin biçimde ayrıştığı görülmektedir.

    Demokratik konfederalizm, komünal örgütlenme, yerel demokrasi, ekoloji ve kadın özgürlüğünü merkeze alan bu yaklaşım, devlet merkezli sosyalizm anlayışına alternatif bir model ortaya koyma iddiası taşımaktadır.

    Bu modelin kuramsal temelleri, pratikte ortaya çıkan sonuçları, sınırlılıkları ve Türkiye ile Ortadoğu koşullarında uygulanabilirliği üzerine yürütülecek tartışmalar, kişiselleştirilmiş polemiklerden daha yapıcı bir zemin sunmaktadır.

    Benzer biçimde, Kürt sorununun demokratik çözümü ile emek mücadelesinin ortak bir siyasal hatta nasıl buluşturulabileceği meselesi de hem Türkiye solunun hem de demokratik kamuoyunun önünde duran önemli bir tartışma alanıdır.

    Bu bağlamda, Abdullah Öcalan’a yönelik eleştirilerin meşruiyeti, onun siyasal görüşlerinin tartışılabilir olup olmamasından ziyade, bu eleştirilerin demokratik çözüm perspektifine nasıl bir katkı sunduğu üzerinden değerlendirilmelidir.

    Bağlamından koparılan alıntılar, kişiselleştirilmiş polemikler ve itibarsızlaştırma yönelimleri, Kürt sorununun çözümüne katkı sunmadığı gibi demokratik müzakere zeminini de zayıflatma riski taşımaktadır.

    Bu nedenle Türkiye solunun ve demokratik kamuoyunun önündeki temel görev, kişileri hedef alan tartışmalar yerine, Kürt sorununun demokratik çözümünü ve emek mücadelesini ortaklaştıracak teorik ve siyasal tartışmaları geliştirmek olmalıdır.

    Toros Korkmaz

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Üniversitelerde “huzur” aranırken: 1976-1977 raporlarının satır araları

    2 Ekim 2026

    Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

    27 Eylül 2026

    Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

    26 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Mahsuni Gül

    Üniversitelerde “huzur” aranırken: 1976-1977 raporlarının satır araları

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

    İsa Can Artar

    Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Maral Dink

    Biraz da var olacağımıza inanmak

    Ertuğrul Kürkçü

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    Volkan Yaraşır

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    Ercüment Çervatoğlu

    “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Kayıt dışı istihdam alanı: Ev işçiliği

    3 Ekim 2026

    Birleşik Metal-İş’ten Soma’daki iş cinayetine tepki: “301 madenciyi kaybettiğimiz Soma Katliamı’ndan beri hiçbir şey değişmedi”

    2 Ekim 2026

    DİSK Sosyal-İş’ten A101 önlerinde 4 ilde eş zamanlı eylem: “Satan biziz, suyu bile parayla içiyoruz!”

    2 Ekim 2026
    KADIN

    DEM Parti’li erkeklerden kadın katliamlarına karşı yürüyüş: “Kadını öldüren erkeklikten utanıyoruz”

    1 Ekim 2026

    Süresiz nafaka iptal edildi, mağduriyet kapıda

    30 Eylül 2026

    Erkekler kadın cinayetleri ve şiddete karşı yürüyecek

    28 Eylül 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.