Uluslararası sistemde güvenlik kavramının yeniden tanımlandığı bu dönemde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, kimse tarafından yalnızca ittifakın güncel güvenlik gündeminin ele alındığı bir toplantı olarak değerlendirilmiyor sanırım.
Tek tek ülkelerde ve dünya genelinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, güvenlik politikalarının klasik anlamıyla askerî bir alan olmaktan çıkarak giderek ekonomik planlama, sanayi politikası ve siyasal yönetim biçimleriyle daha fazla iç içe geçtiğini gösteriyor. Bu iç içe geçme hali, üç temel eğilim üzerinden ilerliyor: militarizmin ekonomileşmesi, siyasetin sağcılaşması ve genel olarak siyasal alanın militaristleşmesi.
Güvenlik rejimine dönüşüm
Militarizmin ekonomileşmesi, savunma harcamalarının ve silah sanayisinin artık yalnızca “güvenlik ihtiyacı” ya da “sermaye aktarımı” ile açıklanamayacak ölçüde ekonomik büyüme stratejilerinin merkezine yerleşmesini ifade ediyor.
Avrupa Birliği’nin ReArm Europe programı bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. Savunma sanayisine yönelik yatırım mekanizmalarının genişletilmesi, Avrupa Yatırım Bankası’nın güvenlik projelerine daha açık hale gelmesi, Üniversitelerde askeri araştırmalara ve savunma sanayisine daha fazla alan açılması ve ortak mühimmat üretim kapasitesinin artırılması, güvenliğin daha etkili bir sanayi ve yönetim politikası kalemine dönüştüğünü gösteriyor.
Benzer bir eğilim NATO belgelerinde de izlenebilir. 2022 NATO Stratejik Konsepti, savunma harcamalarının artırılmasını yalnızca askerî zorunluluk olarak değil, ittifakın “uzun vadeli caydırıcılık kapasitesinin sürdürülebilirliği” açısından ele alıyor. Bu yaklaşım, militarizasyonun ekonomik üretim ve siyasal yönetim içindeki etkisinin artışına işaret ediyor.
Siyasetin güvenlik ekseninde yeniden sağcılaşması
İkinci eğilim, siyasal alanın giderek daha fazla güvenlik merkezli bir çerçeveye oturmasıdır. Bu durum, aşırı sağ-faşist partilerin yükselişiyle sınırlı bir anlatımla açıklanamaz. Karşı karşıya olduğumuz gelişmeler daha geniş bir kurumsal ve politik dönüşüme tekabül ediyor.
Göç rejimlerinin sertleşmesi, sınır politikalarının militarize edilmesi, iç güvenlik yasalarının genişlemesi ve protesto hakkına yönelik kısıtlamalar, siyasal alanın güvenlik mantığıyla yeniden şekillendiğini gösteriyor. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada “istisna” olarak tanımlanan uygulamalar giderek kalıcı yönetim biçimlerine dönüşüyor.
Bu çerçevede dikkat çekici olan nokta, güvenlik merkezli siyasetin yalnızca sağ partilerle değil, merkez siyasetin genel yönelimiyle de uyumlu hale gelmesidir. Böylece siyasal alanın genel eğilimi, daha korumacı, daha dışlayıcı ve daha güvenlik odaklı bir karakter kazanıyor.
Bunun en ibret verici örneklerinden biri Almanya’da yaşandı / yaşanıyor. Gerek bir önceki Sosyal Demokrat SPD, Yeşil Grüne ve Liberal FDP koalisyonu, gerekse de bugünkü CDU, SPD koalisyonunun altına imza attıkları “savunma ve güvenlik” politikaları, aldıkları militarizasyon kararları bu yönelimin en açık örneklerinden birini oluşturuyor. Sadece AfD ya da benzeri aşırı sağ- faşist partiler güçlenmiyor, merkezi siyaset de daha sağcılaşıyor.
İç ve dış politika geçişkenliği artıyor
Üçüncü eğilim, siyasal alanın militaristleşmesi olarak tanımlanabilir. Bu süreç, iç politika ile dış politika arasındaki ayrımın giderek silikleşmesiyle kendini gösteriyor.
Güvenlik kavramı, yalnızca dış tehditlere karşı geliştirilen bir strateji olmaktan çıkıp iç siyasette belirleyici bir çerçeve haline gelmekte. Gözetim mekanizmalarının genişlemesi, olağanüstü önlemlerin kalıcılaşması ve siyasal muhalefetin güvenlik söylemiyle sınırlandırılması bu dönüşümün somut örnekleridir.
Bu durum, NATO gibi yapıları yalnızca askerî ittifaklar olmaktan çıkararak, üye ülkelerin iç siyasal rejimlerini daha etkili biçimde şekillendiren kurumsal çerçeveler haline getiriyor.
NATO Zirvesi: çok katmanlı bir jeopolitik yoğunlaşma
Ankara Zirvesi, bu dönüşümlerin kesiştiği bir moment olarak değerlendirilebilir.
Zirvenin gündeminde Ukrayna savaşı, savunma harcamalarının artırılması, NATO’nun uzun vadeli kuvvet planlaması ve silah sanayisiyle ilişkili yeni işbirliği mekanizmaları var. Ancak bu başlıkların her biri, daha geniş bir yapısal dönüşümün parçaları.
ABD açısından öncelikli mesele, Avrupa’nın güvenlik yükünü daha fazla üstlenmesi ve stratejik ağırlığın giderek Asya-Pasifik bölgesine kaydırılması. Bu durum, NATO içindeki yük paylaşımı tartışmalarını da derinleştiriyor.
Avrupa Birliği ise bir yandan NATO ile uyumlu hareket ederken, diğer yandan kendi savunma sanayisini güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor. Şimdiden 800 Milyar Euroluk bütçe planlaması yapılan ReArm Europe programı ABD’nin istediği yönde ekonomik yükün üstlenilmekte olduğunu gösterirken diğer yandan da AB’nin askeri kapasitesini arttırma ve ABD karşısında daha bağımsız olma isteğini işaret ediyor.
Türkiye’nin pozisyonu ve güvenlik mimarisi içindeki rolü
Türkiye açısından zirve, NATO içindeki stratejik konumun yeniden görünür hale getirilmesi açısından önem taşıyor. Savunma sanayi alanındaki kısıtlamaların aşılması, yeni askerî teknolojiye erişim ve bölgesel güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol üstlenme arayışı Ankara’nın temel yönelimleri arasında yer alıyor.
Ancak aynı dönemde Türkiye’de siyasal alanın giderek daha güvenlik merkezli bir karakter kazanması, iç politika ile dış güvenlik rejimleri arasındaki yukarıda sözünü ettiğimiz etkileşimi de görünür kılıyor.
Güvenlik rejiminin yeniden yapılanması
Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablonun yalnızca askerî harcamalardaki artışla açıklanabilecek dar bir güvenlik meselesi olmadığı açık. Ekonomik, siyasal ve toplumsal alanları yeniden yapılandırılırken yönetimlerin güvenlik rejimine dönüştürülmek istendiği görülüyor.
Başka bir deyişle militarizmin ekonomileşmesi, siyasetin sağcılaşması ve siyasal alanın topyekun militaristleşmesi kapitalist-emperyalist yeniden yapılanmanın ana yönelimleri olarak gündemimizde kalmaya devam edecek.
Bu nedenle günümüz güvenlik tartışmaları, yalnızca NATO ya da bölgesel çatışmalar üzerinden değil; devlet, sermaye ve toplum ilişkilerinin yeniden örgütlenmesi, sermaye birikim rejiminin dönüşüm arayışları üzerinden okunmak durumundadır.
03.07.2026
