Yerine kayyım atanan ve bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında yaşanan son gelişmeleri ve siyasi gündemi değerlendirdi. Mezopotamya Ajansı’na konuşan Özer, barışın tüm kişisel meselelerin üzerinde olduğunu vurgulayarak somut adımların atılması için gecikilmemesi gerektiği çağrısında bulundu.
Sürecin Türkiye’nin demokrasisi ve ekonomisi için tarihi bir adım ve önemli bir fırsat sunduğunu belirten Özer, bu imkanın hiçbir gerekçeyle heba edilmemesi gerektiğini ifade etti.
“MHP ile DEM’in aynı raporda buluşması tarihi bir adımdır”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin üzerinden 1,5 yıl geçmesine rağmen toplumda inancı artıracak somut adımların henüz atılmadığına dikkat çeken Özer, TBMM bünyesinde kurulan komisyona kendisinin de içeride ve dışarıdayken katkı sunduğunu aktardı. Hazırlanan rapora değinen Özer, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu rapor yüksek bir katılım ve mutabakatla oluştu. MHP ile DEM’in, AK Parti ile CHP’nin aynı raporda bir araya gelmesi belki raporun içeriğinden daha önemli bir adım olarak değerlendirilmeli. Raporun özellikle geçiş süreci yasasını vadeden 6’ncı bölümü ile demokratikleşme adımlarının yer aldığı 7’nci maddesi son derece önemli. Sürecin ‘kök çözüm’ noktası burada aranmalı.”
Özer, Meclis’te oluşan bu siyasal mutabakatın kalıcı olabilmesi için toplum tarafından da kucaklanması ve mutlaka bir toplumsal mutabakata dönüştürülmesi gerektiğinin altını çizdi.
“Seçilmişler tutuksuz yargılanmalı, kayyımlar kalkmalı”
Sürecin toplumsallaşması ve taraflar arasında güven tesis edilmesi için atılması gereken öncelikli adımları sıralayan Ahmet Özer, tutukluluk uygulamalarını ve kayyım politikalarını eleştirdi:
- Tutuksuz Yargılama: Yasalarımıza göre tutukluluk bir istisna olmasına rağmen şu an bir tutukluluk fetişizmi yaşanıyor. Çok sayıda belediye başkanı, milletvekili, siyasi parti başkanı, gazeteci ve aydın tutuklu. Seçilmişlerin mutlaka tutuksuz yargılanması gerekiyor.
- Hasta Tutsaklar: Hasta tutsakların sağlık koşullarının dışarıda takip edilmesi siyasi bir iş değil, vicdani, insani ve insan haklarının bir gereğidir.
- Kayyım Uygulamaları: 21. yüzyılda hala kayyımlarla idare ediliyoruz. Kayyımların kalkması sadece muhalefetin değil, iktidarın da elini rahatlatacaktır.
- AYM ve AİHM Kararları: Türkiye yükümlülüklerine imza attığı AİHM’in ve kendi Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlara uymak zorundadır. Kendi anayasamıza saygı göstermezsek başkasından uymasını bekleyemeyiz.
“Ben hala barış davulunu çalıyorum; barış bizden büyüktür”
Cezaevinden çıktıktan sonra 10 il gezerek barış üzerine konferanslar verdiğini belirten Özer, kendisine yönelik eleştirilere şu yanıtı verdi:
“Bazen dinleyiciler beni eleştiriyor; ‘Sana bu kadar ceza verildi, sen hala barış davulunu çalıyorsun’ diyorlar. Ben de ‘evet’ diyorum. Barış bizden büyüktür. Yeter ki barış gelsin, benim çektiğim eza, ceza feda olsun. Dolayısıyla barışın gelebilmesi için hepimizin fedakarlık yapması lazım.”
“CHP’ye yapılan operasyonlar barış sürecine zarar veriyor”
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik açılan davada verilen “mutlak butlan” kararına ve ana muhalefet partisine yönelik baskılara da değinen Özer, iktidarın rıza üretemediği için rakibini bölüp küçültmeye çalıştığını savundu.
Toplumun yarısını dışlayarak bir barışın inşa edilemeyeceğini vurgulayan Özer, “Bu operasyonlar barış sürecine zarar veriyor ve güveni sarsıyor. Bundan vazgeçilmesi lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olmadığı bir barışın başarıya gitmesi mümkün görünmüyor” diyerek cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkan Ekrem İmamoğlu’nun da oyunun dışına itilmek istendiğini belirtti.
“Süreç uzarsa provoke olma ihtimali doğar”
İmralı’da Abdullah Öcalan’ın örgütü feshetme çağrısı yapması, Süleymaniye’de sembolik olarak silahların yakılması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Ahmetler makama, Demirtaş eve dönünceye kadar” şeklindeki çıkışlarını hatırlatan Özer, bu temel aktörlerin sözlerinin havada kalmaması gerektiğini söyledi.
Sürecin dondurulması ya da tıkanması tartışmalarına ilişkin ise uyarıda bulundu:
“Bu işi fazla uzatmamak lazım. Çünkü fazla uzadığı zaman enfekte olma, provoke olma ihtimali doğar. Barış yapılırken savaş dili kullanılırsa bu barışı zehirler. Savaşları çıkaran da barışı yapan da dildir. Değişimden bahsediyorsak önce kendi zihnimizi değiştirmemiz ve işe kendimizden başlamamız gerekiyor.”
Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi ve son yaşanan İran-ABD gerilimi düşünüldüğünde iç cepheyi güçlü tutmanın hayati önemde olduğunu belirten Özer, bunun yolunun lafta kalmayıp hukuk temelinde somut adımlar atmaktan geçtiğini vurguladı.
