Editör: Mehmet Murat Yıldırım
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iktidar ortağı olarak bugüne kadar Barış ve Demokratik Toplum Süreci ekseninde kamuoyuna çok sayıda iddialı çıkış, vaat ve yol haritası sundu. Ancak Ankara siyasetinde fırtınalar koparan bu açıklamaların neredeyse hiçbirinin somut adımlarla hayata geçirilmediği, vaatlerin havada kaldığı süreçte, Bahçeli’den bir yeni hamle daha geldi. Türkgün gazetesine konuşan MHP lideri, bu kez de Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” adı altında resmi bir statü kurulmasını önerdi.
Geçmişte söylenenlerin akıbeti düşünüldüğünde, bu yeni hamlenin de taktiksel bir söylem mi yoksa gerçek bir plan mı olduğu sorusu kamuoyunda derin bir kuşkuyla karşılanıyor.
Statü arayışları ve değişen söylemler: “Müşfik el” kime uzatılıyor?
Bahçeli, daha düne kadar en sert cezai müeyyideleri ve tavizsiz askeri yöntemleri savunurken, bugün ceza hukukunda esnemelerden ve “demokratikleşme” adımlarından bahsediyor. Yaşanan süreçte Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisinin “test edilip görüldüğünü” iddia eden Bahçeli, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin nihai aşamasına geçilmesi için devletin uzattığı “müşfik elin” gereğinin yapılması gerektiğini savunuyor.
Ancak bugüne kadar “umut hakkı” da dahil olmak üzere ortaya atılan hiçbir yasal formülün Meclis zeminine taşınmamış olması, bu “müşfik el” söyleminin hukuki bir karşılığı olup olmadığını ciddi şekilde sorgulatıyor.
Çelişkili formül: Hem mahkûm hem resmi “Koordinatör
Bahçeli’den gelen yeni model, kendi içinde ciddi hukuki ve siyasi tezatlar barındırıyor:
- Mahkûmiyet içinde sosyal statü: Öcalan’ın İmralı’daki mahkûmiyet halinin saklı kalacağını belirten Bahçeli, buna rağmen kendisine bir “social statü” verilmesini istiyor.
- Resmi unvan teklifi: MHP lideri, kurulacak mekanizmanın adını koyarak, “Bize göre ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ bu doğrultuda uygun bir statü tarifi olabilecektir” diyor.
- Yönetici koltuğu: Bahçeli, bu resmi koordinatörlük koltuğuna doğrudan Abdullah Öcalan’ın oturmasını öneriyor.
Daha önceki sert milliyetçi çizgisiyle taban tabana zıt olan bu “koordinatörlük” formülü, MHP’nin geçmişteki kırmızı çizgilerinin nereye evrildiği sorusunu akıllara getiriyor.
Tasfiye mi, oyalama siyaseti mi?
Bahçeli, bu statünün bir meşrulaştırma değil, örgütün “bütün türevleri ve unsurlarıyla katî suretle tasfiye edilmesine” dönük bir hamle olduğunu savunuyor. Koordinatörlüğün amacını ise şöyle tarif ediyor:
“Koordinatörlük; PKK terör örgütünün bütün uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah bırakmasını ve tasfiyesini koordine etmek, yürüyen barış sürecini örgütsel yönüyle sekteye uğratılmasını önlemek, silah yerine siyaset tercihine uygun meşru yönlendirmeler yapmak amacına matuf olarak tasavvur edilmiştir.”
Ancak sahada kayyım atamaları, operasyonlar ve siyasi tutuklamalar tüm hızıyla sürerken, diğer taraftan İmralı üzerinden böyle bir “siyasallaşma” ve “koordinasyon” yürütülebileceğini iddia etmek, mevcut siyasi gerçeklikle uyuşmuyor. Siyaset uzmanları, Bahçeli’nin bugüne kadar tıkandığı her noktada yeni bir kavram ortaya attığını, ancak arkasından hiçbir somut yasal düzenleme gelmediğini hatırlatarak, bu son hamlenin de süreci uzatmaya ve gündemi meşgul etmeye yönelik bir hamle olabileceğine dikkat ediyor.
