“İdare, uygulanarak etkisi tükenmiş işlemleri yeniden canlandırarak açıkça mahkeme kararını etkisizleştiriyor.”
Bir mahkeme kararı bulunmasına rağmen jandarmanın iş makinelerine refakat etmesi ve köylülerin geçişini engellemesi hangi yasal çerçeveye dayandırılıyor?
İdare bu durumu, Giresun Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün 6 Nisan 2026 tarihli yazısına dayandırıyor. Bu yazıda, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen 2025 yılı başlarında verilmiş olan eski “ÇED Kapsam Dışı / Muafiyet” kararlarının hâlâ geçerli olduğu ve ÇED Yönetmeliği kapsamında başka bir işlem yapılmasına gerek olmadığı öne sürülüyor.
Mahkemenin verdiği iptal kararı varken, sahada faaliyetin devam etmesinin anayasal ve hukuki karşılığı tam olarak nedir?
Bunun hukuki bir karşılığı yoktur, tamamen Anayasa’ya ve yasalara aykırıdır. Anayasa’nın 138. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 28. maddesi, idarenin mahkeme kararlarına derhal ve eksiksiz uymak zorunda olduğunu emreder. İl Müdürlüğü’nün yargı kararını uygulamama yönündeki işlemi, açıkça “Görevi Kötüye Kullanma” (TCK 257) suçunu oluşturmakta ve idarenin tazminat sorumluluğunu doğurmaktadır.
İdarenin “eski tarihli kapsam dışı kararları hâlâ geçerli” savunması, mevcut iptal kararını hükümsüz kılmaya yeterli bir hukuki dayanak mıdır?
Kesinlikle değildir. İdare, uygulanarak etkisi tükenmiş işlemleri yeniden canlandırmaya çalışmaktadır. Söz konusu eski kararlar, maden varlığının olup olmadığını tespit etmek içindi ve bu aşama tüketildi. Ardından daha ileri bir sondaj aşamasına geçilerek “ÇED Olumlu” kararı alındı, ancak mahkeme tam da bu kararı iptal etti. İptal kararı sonrası sanki en başa, basit bir arama aşamasına dönülmüş gibi davranmak hukuken geçersizdir. Sahada yapılmak istenen, iptal edilmiş ÇED kararına tabi olan ileri düzey sondaj işlemleridir.
ÇED iptal edildikten sonra alt izinlere geri dönülerek sahada işlem yapılması, mahkeme kararının arkasından dolanmak anlamına mı gelir?
Tam olarak bu anlama gelmektedir. İdare, birbirinin devamı niteliğindeki işlemleri bağımsızmış gibi göstererek açıkça yargı kararını etkisizleştirmeye çalışmaktadır.
Mahkeme kararını uygulamayan veya uygulanmasını geciktiren mülki amirler ve müdürlük yetkilileri hakkında hangi cezai süreçler başlatılabilir?
Mahkeme kararını uygulamayan ve kamuyu zarara uğratan İl Müdürlüğü yetkilileri, şirket temsilcileri ve kolluk görevlileri hakkında TCK 257 “Görevi Kötüye Kullanma” ve TCK 181 “Çevrenin Kasten Kirletilmesi” suçları başta olmak üzere suç duyurusunda bulunulmuştur.
Şirketin yaptığı numune alma işleminin mahkemenin yasakladığı sondaj faaliyetinden farkı var mıdır, yoksa sadece sondaja uydurulmuş bir kılıf mı?
Bu durum tamamen sondaja uydurulmuş bir kılıftır. Sahada gerçekleştirilmeye çalışılan faaliyet, basit bir numune alma işlemi değil, mahkemenin iptal ettiği “işletilebilir cevher rezervinin tespiti amacıyla yapılan yarma ve sondaj” işleminin ta kendisidir.
Halkın beklentisi nedir? Nasıl bir direniş sürdürmeyi hedefliyorlar?
Köylüler 16 gündür giderek büyüyen bir kararlılıkla direniyor. Karşılaştıkları hukuksuz tutumlar köylüleri daha da perçinledi. 18 Nisan’daki “Büyük Köylü Mitingi”nde binlerce Giresunlu bir araya gelerek iradelerini ortaya koydu. Direniş ateşi çevre köylere de sıçramış durumda; hukuki ve fiili mücadelelerini kendi ördükleri dayanışmayla sürdürmekte kararlılar.
Şirketlerin karara rağmen devam etme cesareti nereden geliyor?
Şirketler bu cesareti, idarenin hukuka aykırı işlemleriyle açtığı yoldan ve jandarmanın iş makinelerine refakat ederek yarattığı “devlet güvencesi” algısından alıyor. Yaptırımların gecikmesi veya etkisiz kalması da şirketlerin “fiili durum yaratarak” süreci ilerletme iştahını kabartıyor.
Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tablo, yargı kararlarının açıkça etkisizleştirildiği, kâğıt üzerinde kaldığı bir uygulamadır. İdarenin dürüstlük ve hukuka bağlılık yükümlülüğüyle çelişen bu tutumu, hukuki güvenlik ilkesini yok saymaktadır. Ne yazık ki bu, sadece Giresun’da değil Türkiye’nin dört bir yanında idari ve kolluk gücüyle desteklenen şirketlerin yarattığı fiili süreçler haline gelmiştir ve hukuk devleti ilkesini derinden zedelemektedir.
