Türk-İş Konfederasyonu’na bağlı Maden-İş Sendikası’nda (GMİS) sıra dışı bir başkan dikkatleri çekiyor. Aysel Yaman Kocabaş, GMİS’in ilk kadın şube başkanı! Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’nde örgütlü olan bu sendikada yetişmiş, bugünlere gelmişti. GMİS’te hem genel merkezde hem de şube yönetimlerinde değişmeyen bir kural vardı. Sendika erkekler tarafından yönetilirdi. 1946’da kurulan GMİS’e bağlı şube yönetimlerinde 70 yılı aşan bu sürede başkanların kadın olmasının neredeyse mümkünatı yoktu. Aysel Yaman Kocabaş, bu kuralı delmiş oldu. Ocaklarda üretim yapan işçilerin daha iyi ücret ve sosyal [hak] koşullarında çalışması öncelikleri arasında. Sendikacı Kocabaş, diğer yandan kadın emeğinin değeri konusunda toplumsal farkındalıklar oluşturmayı da önemsiyor. Bu arada son günlerde Zonguldak maden ocakları için dolaşan “özelleştirme”, “kapatma” gibi söylentilere karşılık net bir düşünceye sahip. “Buna kesinlikle izin vermeyiz, dimdik karşılarında dikiliriz” diyor.
Adaylığı duyulunca
Madencilik ağırlıklı olarak erkeklikle ilişkilendirilen bir meslek olsa da dünya genelinde 19. yüzyılın başında kadın işçilerin azımsanmayacak sayıda olduğu biliniyor. Fakat daha sonra kadınların rolü göz ardı edilmiş. Ülkemizde ise bu kural (Kadınların ocaklarda çalıştırılamayacağı) yasalarla da netleşmiş. Fakat dört yıl önce yapılan “Merkez Servisleri Şubesi”nin kongresi öncesindeki gelişmeler yeni bir dönemi başlatmış oldu. Yönetime Aysel Yaman Kocabaş aday olmuştu. En “erkek egemen” sektörlerinden biri olan maden işkolunda söz konusu bu durum duyulur duyulmaz bütün ocaklarda dalga dalga yayıldı. Bu şubenin aktif olduğu havzada, hem sahada hem de yer altında 460 işçi çalışıyordu. Yer üstündeki kadın işçi oranı ise çok azdı. Genel Maden İşçileri Sendikası’nda tam 76 yıl sonra bir kadının şube başkanı olarak seçilmesine dair hissiyatını şöyle dile getiriyordu Kocabaş; “Tabii ki bir kadın olarak erkek arkadaşların arasından çıkmaktan gurur duyuyorum. Hepsini çok seviyorum, hepsini abim, kardeşim, oğlum gibi gördüm. Bundan güzel ne var ki, çok mutluyum”. Seçimin ardından şubenin adeta çehresi değişiyor. Daha ilk anda işçilerin takdirini kazanıyor. Önemli konuları ele alıp, o sorunların çözümüne odaklanıyor.
Kadın kolları
Sendikacı Aysel’in öyküsünü dinlemek istedik. Tam da bundan bir ay önce TTK maden ocaklarının “Bakım, yenilenme” gibi nedenlerle kapatılması dönemine denk geldi söyleşimiz. “Kara Elmas Diyarı” olarak anılan Zonguldak’ta bu olağanüstü bir durumdu. Bunları da sorduk. 1988 yılında kurumda işe başlıyor. O yıl TTK Genel Müdürlüğü’ne sekreter aranıyormuş. İşe başvuruyor ve alınıyor. Sendikacılık sürecini merak ediyoruz. O süreçle ilgili bir sorumuza karşılık şu yanıtı alıyoruz; “Bizde şimdi çok kadın çalışmıyor ama eskiden bu sayı bugüne göre fazlaydı. 2014 yılında sendikal çalışmalarda yer almaya başladım ve üyesi olduğum şubenin kadın kollarında faaliyetlerim oldu. Ardından şube seçimlerine de ilgi duydum. 2015 yılındaki kongrede şube sekreteri seçildim. Tam iki dönem sürdü bu görevim. Sonraki kongre döneminde ise yani bundan dört yıl önce (2022) şube başkanlığına aday oldum ve seçildim. Başkanlıktan önce çok uzun yıllardan bu yana o söz ettiğim görevler çerçevesinde sendika içindeydim zaten”.
Ailede tek kız çocuk
Kastamonu’da doğan genç kadın, ailesinden söz ediyor. Birçok insan gibi Aysel ve ailesi de başka bir şehirden iş için gelmişler o şehre. O zaman tüm çocuklar henüz küçükmüş. Rüzgarlımeşe mahallesine yerleşmişler. Babası bir ilköğretim okulunda hizmetli olarak çalışıyor. “Babam ilköğretim okulu kadrosundaydı. Bir de Rüzgarlımeşe’de küçük bir bakkalımız vardı. Onun başında da annem duruyordu. Annem hem bakkalı idare eder hem de bize bakardı. Biz çocuklar da eğitimimizi tamamladıktan sonra hepimiz çalışmaya başladık. Bugünlere tırnaklarımızla kazıyarak geldik. Bu aile tam yedi çocuk büyüttü. Altı kardeşim de erkekti. En büyükleri yani ilk çocuk bendim. Tek kız olmak tabii ailede sizi değerli kılıyor. Ama beni de erkek gibi büyüttüler. Altı erkek kardeşin ablaları olmak kolay değil. Onlara sahip çıkan, kollayan konumundaydım. Sonuçta ‘ne de olsa erkek çocuğu’ deriz ya. Aralarındaki her durumda, her tartışmada müdahale ederdim. Onlar da ablaları olarak bana saygı duyarlardı”.

“Madencilik dünyanın en ağır işi”
Aynı zamanda Türk-İş Zonguldak İl Temsilcisi olan Sendikacı Kocabaş, bu bölgenin kültüründe sadece madencilik olmadığını söylüyor. Ona göre Kara Elmas Kenti aynı zamanda mücadele geleneğinin de yerleşik olduğu bir yer. Anlatmayı sürdürüyor; “Bu kültürün yansıması olarak mücadeleci bir yapıya sahip olduğumu düşünüyorum. Ve bunu sürdürmenin en etkin yollarından biri de sendikacılık. Merkez Servisleri’nde şube sekreterliği yaptım. Şu anda da Şube Başkanı olarak devam ediyorum. Madencilik dünyanın en ağır ve tehlikeli işi. Bu da ocaklardaki işçilerimize büyük sorumluluklar yüklüyor. Yer üstünde çalışıyor olsanız da madenlerde çalışan arkadaşlarınızın yaşadıkları o zorlu şartları her an hissediyorsunuz”. Kadın işçilerle bir mitingte ya da sendikada karşılaştığında onlardan daha fazla ilgi görmesini çok anlamlı buluyor. “Özellikle bir kadın işçinin sizi gördükten sonra yanlız olmadığımı anladım’ demesi benim için unutulmazdı” diyor ve ekliyor: “İşçilerin sorunlarını masa başında değil sahada öğrenmeye çalışıyorum. İnsanların derdine gerçekten kulak vermek çözüm için çaba göstermek güven oluşturuyor”.
“Herkesin birbirine can emanet ettiği bir meslek!”
Kadın sendikacı olarak önünde yığılı işlere dört elle sarılmış Aysel. Diyor ki; “Bu görevin zorluğu ortada. Aile içindeki işleriniz de sosyal hayatınız da etkileniyor ama elimden geldiğince bütün bunları dengelemeye çok çaba harcadım. Bir fedakarlıkta bulunulacaksa o ağır sorumluluk nedeniyle ailenize ya da sosyal yaşamınıza daha az zaman ayırmak durumunda kalıyorsunuz tabii ki”. Cinsiyet eşitliğini savunuyor, pozitif ayrımcılığı da desteklediğini vurguluyor. Ve şunu da özellikle eklemek istiyor; “Kadının hem sosyal hayatta, hem çalışma yaşamında farklı bir yere konması gerektiğini düşünüyorum. Madencilik uzun yıllara dayanan, dayanışmanın ve yardımlaşmanın esas olduğu bir iş koludur. Özellikle yer altında herkesin birbirine can emanet ettiği bir meslek. Ve bu meslek büyük bir dayanışmayı ve omuz omuza olmayı gerektirir”.
Kadın emeğinin değeri
Aysel Kocabaş kadın ve erkek işçilerin ücretlerinde fark olmadığını söylüyor. Yorumu şöyle; “Madencilik sektöründe kadınlar yer üstü işlerinde, idari işlerde ağırlıklı olarak çalıştırılır. Erkek işçi arkadaşlarının yer altında büyük risklerle ve zorluklarla çalıyor olmasının bilincindedir her zaman işçiler. İmzalanan toplu iş sözleşmelerde kadın-erkek bütün işçilerin yasal anlamda mümkün olan en üst haklara sahip olması için çabalıyoruz. GMİS üyesi kadınların doğum ve süt izni gibi birçok hakları sözleşmelerde yer alıyor. Ücretler konusunda ise iş sahasına göre erkek çalışanlardan farklı bir uygulama olmadı”. Kocabaş kadına şiddet ve kadın emeğinin değeri konusunda toplumsal farkındalıklar oluşturmak için eğitim çalışmaları da yapıyor, tartışıyor, sonuçlarını da üyelerle paylaşıyor; “Bana göre kadına yönelik her türlü şiddet sosyal terörizmdir” yorumunu yapıyor.
“Özelleştirme olursa karşılarına dikiliriz!”

“TTK’da (Türkiye Kurumu) üretimi bundan bir ay önce durdurdular. Bu çok önemli. Binlerce üyemizin çalıştığı kurumda üretimin durdurulması bizleri ciddi şekilde kaygılandırıyor. TTK yalnızca bir üretim kurumu değil. Zonguldak’ın ekonomik ve sosyal yapısının temeli. Üretimin yaklaşık bir aydır durmuş olması hem çalışanlarımızı hem ailelerini hem de bölge esnafını doğrudan etkiledi. İş sağlığı ve güvenliği elbette her şeyden önce gelir. Ancak eksikliklerin giderilmesi süreci planlı ve kontrollü şekilde, üretim tamamen sıfırlanmadan da yürütülebilirdi. Bizim önceliğimiz hem güvenli üretim hem de istihdamın korunması. Mart ayında, “eksiklikler üretim devam ederken giderilebilir” kararı çıkmazsa ocaklarımızın kapalı kalma süresi uzayabilir. Bu durum hem ekonomik kayıpları artırır hem de çalışanlarımız üzerinde ciddi bir belirsizlik oluşturur. Bizim beklentimiz; eksikliklerin hızlı bir şekilde giderilmesi ve üretimin güvenli şartlar altında yeniden başlaması. Sürecin uzaması, kuruma da ülke ekonomisine zarar verecek. Burada önemli olan eksikliklerin ne kadar sürede ve hangi planlamayla giderileceği.. Biz bu sürecin makul bir takvimle ve şeffaf şekilde yürütülmesini istiyoruz. TTK’nın aylarca kapalı kalması hem üretim hem de bölge ekonomisi açısından riskli. Bir yandan da ‘küçülme’ ve ‘özelleştirilme’ iddiaları var. TTK’nın küçülmesi ya da özelleştirilmesi yönündeki iddiaları doğru bulmuyoruz. Çünkü stratejik bir kurumdan söz ediyoruz. Yerli ve milli kaynaklarımızın değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Biz kamunun güçlendirilmesinden yanayız. Kurumların zayıflatılması değil, yatırım yapılarak daha verimli hale getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Genel Merkezimiz GMİS bu süreci yakından takip ediyor. Üyelerimizin haklarının korunması, iş güvenliğinin sağlanması ve üretimin en kısa sürede yeniden başlaması için gerekli tüm girişimlerde bulunuyoruz. Bizim duruşumuz çok net; ‘Güvenli üretim, güçlü TTK ve korunmuş istihdam’. Bu arada son günlerde dolaşan ‘özelleştirme’, ‘kapatma’ gibi söylentilere karşılık şunu söylemek isterim. Buna kesinlikle izin vermeyiz, dimdik karşılarında dikiliriz!”
