Suriye’de 2011 yılında başlayan süreci doğru değerlendiren Kürt siyasi hareketi, ülkeyi ve bölgeyi yeniden dizayn etmek için devrede olan dünya güçlerinin perspektiflerinin dışında bir sistem yaratmayı başardı Rojava’da. İktidar bileşenini, toplumsal ilişkileri ve yönetim biçimini köklü şekilde değiştirmeye yeltenen bu hareket, neresinden bakarsanız bakın bir devrimdi. Ve şimdi karşı devrim güçlerinin hedef tahtasına koyduğu da tam olarak Rojava Devrimidir.
Rakka ve Deyr ez-Zor’u da kapsayan geniş bir alanda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi adıyla kurumsallaşan Rojava pratiği, imkân bulduğu her yerde eski rejim ilişkilerini, sermaye çevrelerini ve rant düzenini geriletmeye çalıştı; komünleri, kooperatifleri ve halk örgütlenmelerini siyasal alanın asli unsurları haline getirmeyi hedefledi. Gücünün sınırlarına dayandığı noktalarda uzlaşmalar kaçınılmaz olsa da, ufuk değişmedi: sözün, kararın, yetkinin ve iktidarın halkta olduğu bir düzen arayışı.
Bu arayışın yarattığı en görünür kırılmalardan biri, bölgenin köklü erkek egemen yapısında yarattığı sarsıcı etkidir. Rojava Devriminde kadınlar sadece sembolik figürler olarak değil, siyasal, askeri ve toplumsal alanlarda belirleyici aktörler olarak yer aldı. Geçmiş büyük devrim deneyimlerinde kadın öncülüklerinin ne kadar sınırlı kaldığı hatırlandığında, Rojava için neden sıklıkla “kadın devrimi” dendiği daha anlaşılır hale gelir sanırım.
Elbette bu deneyimi bütünüyle kusursuz bir tablo olarak sunmak mümkün değil. Devrimin yetersizliklerine, eksiklerine, tercih edilen yol ve yöntemine hatta yanlışlarına ilişkin pek çok tartışma yürütebiliriz. Bu tartışmalarda devrimi kuşatan koşulları, dünya genelinde yükselen siyasal gericiliği, küresel kutuplar arasında yükselen gerilimleri ve bunun bölgeye yansımalarını, Kürdistan meselesinin 100 yıllık ve çok ülkeli bağlamlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin konuyu bir “beka sorunu” olarak ele alıp çözümsüzlükte ısrarını dikkate aldığımız oranda dogmatik olmayan isabetli analizler yapmak mümkün olacaktır.
Karşı-devrim sahnede
Bugün bölgede yaşanan gelişmelerde, üst üste binen enerji ve ticaret projeleriyle (IMEC, Davut Koridoru, Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru, Doğu Akdeniz Gaz Forumu) siyasal anlaşmaların (Abraham Anlaşmaları, Gazze Barış Konseyi) önemli bir rol oynadığı açık. Yine de karşı-devrim cephesini bir araya getiren asıl bağlayıcı unsur, bu projelerin teknik ayrıntılarından çok Rojava Devriminin siyasal karakterinden duyulan kaygıdır.
Birbirleriyle pek çok başlıkta çekişen ABD, İngiltere, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve cihatçı güçlerin Rojava söz konusu olduğunda benzer bir hatta dizilmesi tesadüf değil. Hepsini ürküten, Rojava Devriminin özgürleştirici ufku ve bölge / dünya halkları için somut bir alternatif oluşturma ihtimalidir.
Bu aktörler, kendi aralarındaki çelişkilere rağmen, Suriye’de iktidarın sermaye ve rant çevrelerinin dışına taşabileceği bir ihtimale karşı ortak bir refleks geliştirip, Rojava Devrimini “baş düşman” ilan ettiler.
Bölgede istedikleri gibi at koşturabilmeleri için öncelikle Rojava Devrimi yenilmeli, emperyalist ve sömürgeci perspektifler dışında başka bir alternatif bölge halklarına “kötü örnek” oluşturmamalıydı!
Neden şimdi?
Karşı-devrim cephesinin Kürt halkına ve Suriye’ye dair hesapları birbirinden farklı. Türkiye’nin öncelikleri İsrail’inkiyle örtüşmüyor; ABD’nin baktığı yerle Körfez monarşilerinin gördüğü manzara aynı değil. Ancak hepsini bugün aynı noktada buluşturan ortak kaygı, Rojava deneyiminin Suriye geneline sirayet etmesi halinde mevcut dengelerin ve planların altüst olabileceği düşüncesi.
Bu kaygının arkasında tarihsel bir hafıza da var. Böylesi dönemlerde Ekim Devrimi’nden Çin ve Küba’ya uzanan kırılmaların, en beklenmedik anlarda ve en zayıf halkalardan çıktığını çok iyi biliyorlar. Rojava’nın böyle bir zincirleme etki yaratma ihtimali, erken ve sert bir müdahaleyi onlar açısından “zorunlu” kılıyor.
ABD’nin İsrail merkezli bölgesel güvenlik yaklaşımı ve İran’ı (stratejik olarak Çin’i) kuşatma arzusu, İsrail’in hegemonya arayışı, Körfez ülkelerinin mezhepsel ve siyasal hesapları ve Türkiye’nin Kürt meselesini yüzyıl sonra yeniden bastırma isteği karşı-devrim güçlerini aynı kavşakta buluşturuyor: Rojava Devrimini boğmak!
Umudu kırmak
Bir devrimi yenmek için askeri harekatın yeterli olmadığını tarihsel deneyimlerinden çok iyi bildikleri için, daha kapsamlı bir psikolojik ve siyasal savaş yürütüyor karşı-devrim. Bir yandan Kürt siyasal hareketleri arasındaki ayrımlar derinleştirilmek, diğer yandan Rojava Devriminin dostlarını Kürtlerden uzaklaştırmak için çabalıyorlar.
Dört bir koldan Öcalan’ı itibarsızlaştırıp Qandil’le Qamişlo arasında çatışma varmış izlenimi yaratarak devrimin dinamosunu işlevsizleştirmek istiyorlar. Aynı zamanda Kürdistan’ın diğer parçalarından ve enternasyonal güçlerden dayanışmayı zayıflatarak Rojava’yı yalnızlaştırma derdindeler. Hesap açık: Kürtler yalnız kalır ve kendi içlerinde gerilime sürüklenirse, umudu kırmak, devrimi boğmak çok daha kolay olacak.
Devrim sürüyor!
Karşı – devrimin tüm saldırı ve kuşatmasına rağmen Rojava Devrimi hala ayakta. Kürt halkının mücadelesi, örgütlülüğü ve umudu kırılabilmiş, Rojava yalnızlaştırılabilmiş değil. Devrim paradigmasının henüz kök salamadığı bölgeler kaybedilmiş olsa da fikrin halkın gündelik yaşamına karıştığı, devrimin soyut bir iddia olmaktan çıkıp toplumsal bir pratiğe dönüştüğü yerlerde direniş sürüyor.
Üstelik dört parça Kürdistan’dan Kürt halkının ve siyasi hareketlerinin, Suriye’de Arap Alevilerden Hristiyanlara, Dürzilerden Süryanilere ve Ermenilere; Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından sosyalistlere, feministlere, anarşistlere ve barış savunucularına uzanan geniş bir destek ağı var. Meksika’dan Japonya’ya, Almanya’dan Avustralya’ya milyonlarca insan Rojava’nın yanında olduğunu göstermek için sokaklara çıktı, çıkıyor.
İleride tarih kitaplarına “Rojava’da devrim ve karşı-devrim süreci” olarak geçecek bir dönemin özneleriyiz her birimiz. Nasıl sonuçlanacağını izleyen değil, Rojava Devriminin yaşar kalmasını sağlamak için harekete geçen bir tutum içerisinde olmak durumundayız. Her neredeysek ve ne kadarına dahil olabiliyorsak.
Nasıl ki her ilerici ayaklanma ve devrim dünyanın tüm halklarına umut aşılıyorsa, her karşı-devrim de umudu köreltecektir. O yüzden Rojava devrimi sadece Kürt halkının değil, dünyanın tüm ezilenlerinin ve emekçilerinindir. Devrimi hep birlikte savunalım.
26.01.2026
