Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    SYKP Avrupa: “Faşizme, savaşa ve sömürüye karşı birlikte direnelim”

    26 Mayıs 2026

    Kılıçdaroğlu’ndan Saray destekli yargı darbesine Meclis takviyesi: Özgür Özel’in Grup Başkanlığına göz dikti!

    26 Mayıs 2026

    Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

    26 Mayıs 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

      26 Mayıs 2026

      Mutlak butlan ve süreç bağını kurabilmek

      22 Mayıs 2026

      Demokrasi, eşitlik ve halk için ortak mücadele

      22 Mayıs 2026

      Karadeniz Kıyılarında Kaybolan Bir Halk: Çerkes Soykırımı’nın Susturulan Tarihi

      21 Mayıs 2026

      Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz

      21 Mayıs 2026
    • Seçtiklerimiz

      Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

      17 Mayıs 2026

      ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

      14 Mayıs 2026

      İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

      9 Mayıs 2026

      Ana akım sendikacılığın krizi!

      4 Mayıs 2026

      Madenci direnişinin gösterdikleri

      4 Mayıs 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      ‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’

      25 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » “Mutabakat”ın neresindeyiz?

    “Mutabakat”ın neresindeyiz?

    ERTUĞRUL KÜRKÇÜ Yeni Yaşam için yazdı: “10 Mart Mutabakatı”nın askıda kalması, bu ihtiyacın ortadan kalktığını değil, daha derin ve kapsayıcı bir siyasal çerçeveye ihtiyaç olduğunu gösterir. Nitekim, Ankara Şam’ın tepesine zebellah gibi dikilmedikçe, Kürtlerin özyönetim ve özsavunma ihtiyacı ve Şam’ın ülkenin tamamını sevk ve idare sorumluluğu arasında dengeleyici çözümlere yaklaşıldığını biliyoruz. Bir yıl boyunca hepsi aşağı yukarı benzer kapsamdaki uygulama formüllerinin, Ankara’dan gelen heyetlerin ziyareti sonrasında masadan kaldırılmasının mekaniğini kavramak zor olmasa gerek.
    Ertuğrul Kürkçü1 Ocak 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Yıl sonu yaklaşırken rejim, 2025’ten 2026’ya devredecek yaşamsal sorunun Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Şam’daki “Geçiş Yönetimi” arasında imzalanan “10 Mart mutabakatının uygulanmaması” olduğunda ısrarlıydı. Yeni yılın ilk günündeyiz, mutabakatın “uygulama mühleti” dolduğu halde fiilen ya da hukuken bir şey değişmedi ama dünyanın sonu da gelmedi.

    “Mutabakat”ın uygulama çerçevesi: Demokrasi

    Bununla birlikte Öcalan’ın yeni yıl mesajında “mutabakat”ın gerçekleşme koşulunu “demokrasi” ile çerçevelemesinin şimdiden rejim ajitatörlerinin asabını bozduğu görülüyor.

    Öcalan mesajının kilit cümlesinde şöyle diyordu:

    “SDG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat çerçevesinde dile getirilen temel talep, halkların kendi kendini bir arada yönetebileceği demokratik bir siyasal modeldir. Bu yaklaşım, merkezi yapıyla müzakere edilebilir demokratik bir entegrasyon zeminini de içinde barındırmaktadır. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması, süreci rahatlatacak ve hızlandıracaktır.”

    Fahri Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şamil Tayyar, mim koymakta gecikmedi:

    “[…] Öcalan, feshini istediği PKK’nın YPG bünyesinde reenkarne olmasını istiyor. […] Ve geçen süre Türkiye’nin aleyhine işliyor. O sebeple, yılın ilk ayında mevzunun mutlaka çözüme kavuşturulması ve yeni yol haritasının belirlenmesi elzemdir. Hatırlatalım, fırsatların kazası olmaz.”

    “Ya tam teslimiyet ya operasyon” bir seçenek değil

    Bu söylem, genel olarak sürecin ayrıntılarına vakıf olmayan geniş kitlelerin hayalhanesine sanki taraflarca kabul edilmiş net bir takvim, bağlayıcı bir plan ve zaman ve mekândan azade tıkır tıkır işleyen bir mekanizma varmış ama işler SDG yüzünden yürümemiş izlenimi yüklemeye yönelik bir kurmacadan ibaret.

    Oysa gerçek tablo tam tersi: Mutabakat esasen iki tarafça da bilinçli olarak muğlak bırakılmış, zamana yayılan ve çok aktörlü bir güç denkleminin tercümesinden ibaret bir çerçeve beyanıydı. Tarafların niyetlerini, kırmızı çizgilerini ve pazarlık alanlarını işaret ediyordu; ama nasıl, ne zaman ve hangi güvenceyle hayata geçirileceğine dair bağlayıcı hükümler içermiyordu. “Yıl sonu” mutlak bir uygulama zaman sınırı oluşturmuyordu. Bu hükmün yer aldığı 8. Madde şöyleydi:

    “Anlaşmanın uygulanmasına yönelik yürütme komitelerinin çalışmaları: Yürütme komitelerinin, anlaşmanın uygulanmasını sağlamak ve sürecin yıl sonuna kadar tamamlanması için çalışması.”

    Özsavunmazsızlık Selefînin insafına kalmak demek

    “Mutabakat niçin gerçekleşmedi?” sorusu, bu nedenle sürecin doğasına aykırı bir beklentinin ürünüdür. Süreci siyasi sorumlulukla takip edenler için mutabakatın uygulanmasının yalnızca Şam ve SDG arasındaki iradenin varlığı ya da yokluğu meselesine indirgenemeyeceği bellidir. Türkiye’nin güvenlik öncelikleri, ABD’nin sahadaki belirleyici varlığı ve gücü, bölgesel güçlerin etkileri ve Suriye devlet geleneğinin merkezî refleksi süreci başından beri çatışmalı ve kırılgan kılıyordu. Böyle bir tabloda, süreci “ya tam teslimiyet ya operasyon” açmazına almak, gerçekliği açıklamaktan çok onu basitleştirerek siyasal maksatlar için bükmek olur.

    Yeniden hatırlayalım, Ahmed Eş-Şara ve Mazlum Abdi arasındaki mutabakatın imzalandığı 10 Mart 2025, sahil kesiminde Lazkiye ve Tartus ile Hama ve Humus kırsalında Alevi toplumuna yönelik kıyımın doruğuna yükseldiği gündü. Şam yönetiminin komutası altına topladığı Selefî çetelerden oluşan “güvenlik güçleri” bu saldırılarda binlerce Alevi’yi (BM raporuna göre en az 1.700 sivil) vahşice öldürdü. Binlercesi yerinden edildi. Uluslararası Af Örgütü saldırıların niteliğinin “kimlik temelli bir şiddet ve savaş suçu boyutuna ulaştı”ğını belirledi. Bu katliamlarda Şam Yönetiminin emri altındaki “düzenli” birliklerin sorumluluğu apaçıktı.

    “Operasyon” yeni istikrasızlık ve çatışma alanlarıyla eş anlamlı

    2026’nın ilk günlerinde Lazkiye’de Alevilere yönelik intikam saldırıları ilhamını bu cezasızlıktan alarak tekrarlanırken Doğu ve Kuzey Suriye’de kendilerini bu vahşet karşısında özyönetim ve özsavunmayla savunabilmiş ve on yıl boyunca güvenceye alabilmiş olan Kürtler, Şam’daki Geçiş Yönetimi’nin insafına bırakılmış bir geleceğin ne anlama gelebileceğini uygulamalı olarak gözlemliyor ve ders çıkarıyorlar.

    Buradaki kritik karar aralığı, “10 Mart mutabakatı neden uygulan(a)madı” sorusunu operasyon çağrısına bağlamak yerine, uygulanamazlığın neyi gösterdiğini anlamakla ilgilidir: Kuzey ve Doğu Suriye ya da Rojava’da ortaya çıkan fiilî özyönetim ve özsavunma hakikati organik bir süreçtir. Bu yapı, Suriye’nin mevcut bölgesel koşullarda vücut bulan rejimi dahilinde sorunsuzca kurumsallaştırılabilecek kadar güçlü olmayabilir ama askeri zorlamayla hızla tasfiye edilebilecek kadar zayıf ve arızî de değildir. Bölgenin sadece Kürt ve Müslüman değil Arap, Asuri, Süryani, Ezidi nüfusunun da içselleştirdiği bir yaşam, yönetim ve savunma kalıbıdır. Tarafları hızlı çözümlerden çok aşındırma, oyalama ve baskı politikalarına yönelten de sürecin bu geçişken, arada konumdur.

    Muhalefetin 2026 gündemi: Barış için ortak mücadele

    Hal böyleyken “mutabakat işlemedi” söylemi, askeri seçeneği meşrulaştırmak ve güya aklileştirmek maksadıyla basitleştirici bir gerekçe olarak kullanışlı görünebilir. Ne var ki, Ankara’nın devşirme ve vekil güçleriyle özerk yönetim alanlarına -Şam kamuflajıyla ne kadar örtülürse örtülsün- TSK sevk ve idaresinde bir askeri hamle, iddia edildiği gibi “sorunu kapatma”yı sağlamayacak, içeride ve dört parça Kürdistan’da yeni istikrarsızlık ve çatışma alanları, yeni göç dalgaları ve içinden çıkılması daha da güç bir bölgesel düğüm dışında bir sonuç vermeyecektir.

    2025’ten 2026’ya uzayan bu “operasyon” gölgesi, tazelenen bir gündemle demokratik muhalefetin önüne de acil bir yaşamsal bir görev koyuyor: “Barış için ortak mücadele”. Muhalefet, bu girişimini bir demokratik halk bloku inşası için yeni imkanlara açılan bir kapı ve, daha da önemlisi, rejimin anlatısını tersine çevirerek söylem egemenliğini sarsmaya yönelik bir fırsat olarak da değerlendirecektir.

    Bu kavşakta muhalefetin başlıca işi, güncel tartışmayı “operasyon olsun mu olmasın mı” ikiliğinden çıkararak sorunun yanlış bir temelde kurulduğunu göstermek olmalı.

    Asıl sorun, “10 Mart Mutabakatının uygulanmaması” değil; bu mutabakatın başından beri, neden bir geçiş çözümü olarak tasarlanmış olduğu ve hangi güç dengeleri içinde askıda bırakıldığıdır. Bu gerçeklik açıklığa kavuşturulmaksızın, neyin uygulanacağına dair açık bir müzakere sürecinin evrelerini belirleyen bir yürüyüş programı olmaksızın “mutabakat uygulanmadı” iddiasını yeni bir askeri çağrıya dönüştürmek, toplumu olmayan bir şeyin olmadığı gerekçesiyle sürekli bir teyakkuz ve korku siyasetine mahkûm etmek demektir.

    Korku siyasetini boşa çıkarmak

    2026’nın ilk gününden başlayarak muhalefet ortak ufkuna bu korku siyasetinin boşa çıkarılmasını yerleştirilmelidir.

    Bu bağlamda üç ilkesel doğrultudan söz edilebilir: Birincisi, güvenlik söylemini tekeline alan iktidar diline karşı, istikrarın askeri değil siyasal araçlarla sağlanabileceğinin ısrarla vurgulanmasıdır.

    İkincisi, Rojava ve Suriye dosyasının içeride Kürt halkına yönelik bir “tehdit fabrikası”na dönüştürülmesine son vermek, bu alanı Türkiye’deki demokrasi, hukuk ve yerel yönetim konularıyla aynı çerçevede ele almaktır.

    Üçüncüsü ise Türkiye’deki Kürt sorununu pasifikasyon ya da sessizliği satın alma kurnazlığı üzerinden değil, onur ve eşit yurttaşlık üzerinden yeniden tanımlamakta ısrardır.

    Mevcut kuvvet dengeleri kapsamında bu ufuk ne romantik bir barış çağrısına ne de sahadaki güç ilişkilerini yok sayan bir temenniye indirgenebilir. “Somut durumun somut tahlili”nden hareket eden saptama günümüzde askeri seçeneğin sorunları çözme kapasitesini büyük ölçüde yitirdiğini ancak siyasal çözüm ihtiyacının her zamankinden daha yakıcı olduğunu görür.

    “10 Mart Mutabakatı”nın askıda kalması, bu ihtiyacın ortadan kalktığını değil, daha derin ve kapsayıcı bir siyasal çerçeveye ihtiyaç olduğunu gösterir. Nitekim, Ankara Şam’ın tepesine zebellah gibi dikilmedikçe, Kürtlerin özyönetim ve özsavunma ihtiyacı ve Şam’ın ülkenin tamamını sevk ve idare sorumluluğu arasında dengeleyici çözümlere yaklaşıldığını biliyoruz. Bir yıl boyunca hepsi aşağı yukarı benzer kapsamdaki uygulama formüllerinin, Ankara’dan gelen heyetlerin ziyareti sonrasında masadan kaldırılmasının mekaniğini kavramak zor olmasa gerek.

    Dolayısıyla 2026’nın ilk gününde akıl sahiplerinin varması kaçınılmaz yargı şudur: “10 Mart Mutabakatının uygulanmaması” ne esas ne usul açısından Ankara için bir “operasyon gerekçesi” oluşturabilir. Mevcut tıkanıklık, mevcut yaklaşımın sınırlarına varıldığının kanıtıdır.

    Muhalefet, bu sınırları ifşa eden; korku yerine aklı, ajitasyon yerine açıklamayı koyan bir dil kurabilir ve ülkeye yayacak güçte bir fikir ve eylem birliğine ulaşabilirse, hem Kürt Sorununun bölgesel tezahürleri karşısında yeni bölgesel çatışma heveslerine eşlik eden militarist söylemi etkisizleştirebilir hem Türkiye’de demokrasi ve barış talebini yeniden merkezileştirecek bir halk blokunun zeminini kurabilir.

    “Suriye’ye sefer eyleyelim” şerrinden doğacak hayır, ülkenin önünde bu ortak ufkun açılması olacaktır.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

    17 Mayıs 2026

    ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

    14 Mayıs 2026

    Mazlum Abdi’den Ankara mesajı: “Öcalan ile görüşme gündeme gelebilir”

    14 Mayıs 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Elif Gamze Bozo

    Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

    Muhsin Dalfidan

    Mutlak butlan ve süreç bağını kurabilmek

    Elif Gamze Bozo

    Demokrasi, eşitlik ve halk için ortak mücadele

    Siyasi Haber

    Karadeniz Kıyılarında Kaybolan Bir Halk: Çerkes Soykırımı’nın Susturulan Tarihi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Fehim Taştekin

    Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

    Şebnem Oğuz

    ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

    Mehmet Türkmen

    İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

    Aziz Çelik

    Ana akım sendikacılığın krizi!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    MESEM’ler ve OSB’lerdeki meslek liseleri: Eğitim kurumu mu, çocuk işçi bulma kurumu mu?

    17 Mayıs 2026

    Üsküdar’da emekçilerden ara zam haykırışı: “Açlık sınırının altında yaşamayı reddediyoruz”

    17 Mayıs 2026

    Kütahya’da madenciler isyanda: Egetaş Kömür İşletmesi’nde iş bırakma eylemi

    15 Mayıs 2026
    KADIN

    Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli’ye çalışan kadınları hedef alan paylaşımı nedeniyle suç duyurusu!

    20 Mayıs 2026

    EŞİK: “Eşitlikten ve laiklikten vazgeçmiyoruz”

    18 Mayıs 2026

    Kadınların sesini sahneye taşıyan “Adımı Hatırla” oyunu yoğun ilgi gördü

    18 Mayıs 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.