Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    23 Ağustos 2026

    Ankara Kale Mahallesi esnafı kriz kıskacında: “Bir hafta siftah yapamadığımız oluyor”

    23 Ağustos 2026

    Maden işçilerinin Bakanlık önündeki eylemi 14. gününde: “Haklarımızı alana kadar gitmiyoruz”

    23 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

      23 Ağustos 2026

      İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

      21 Ağustos 2026

      AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

      21 Ağustos 2026

      Kürtler yüzme biliyor…

      19 Ağustos 2026

      Ertelemeciliğin ve soyut devrimciliğin çıkmazı

      19 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026

      Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

      19 Ağustos 2026

      25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

      17 Ağustos 2026

      Bakanlık verileri şüpheli!

      10 Ağustos 2026

      Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

      9 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Öğrenci İnisiyatifi: Gençlik yalnızca “barış isteyen” değil, “barışı inşa eden” bir konumda olmalıdır

    Öğrenci İnisiyatifi: Gençlik yalnızca “barış isteyen” değil, “barışı inşa eden” bir konumda olmalıdır

    Öğrenci İnisiyatifi: Gençlerin özne olabilmesi için sürecin şeffaflaştırılması ve gençlik örgütlerinin, üniversitelerin, öğrenci meclislerinin sürecin doğrudan bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir.
    Siyasi Haber12 Eylül 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Kürt Sorununun çözümü yönünde tarafların farklı tanımlar yaptığı, farklı beklentiler içerisinde olduğu yeni bir müzakere süreci yaşanıyor. Her ne kadar tarafların nasıl bir yol haritasına sahip olduğu net olarak bilinmese de PKK Lideri Öcalan’ın 27 Şubat’ta ilan ettiği Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun ardından PKK kongresini topladı ve Öcalan’ın önerdiği yönde kararlar aldı. 11 Temmuz’daki temsili silah yakma seremonisinin ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısıyla TBMM çatısı altında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu ve çalışmalarına başladı.

    Emek, kadın, LGBTİ+, ekoloji, insan hakları, halk ve inanç hareketlerinin, gençlik örgütlerinin, sosyalist parti ve siyasal çevrelerin sözcülerine bu gelişmelere ve atılması gereken adımlara ilişkin görüşlerini sorduk.

    Öğrenci İnisiyatifi

    Siyasi Haber: Mevcut iktidar ve devlet aklının bir barışa izin vereceğini düşünüyor musunuz?

    Öğrenci İnisiyatifi: Mevcut iktidar ve devlet aklı, tarihsel olarak barışa izin veren değil, aksine sürekli savaş, güvenlikçi politikalar ve milliyetçi söylemler üzerinden kendisini var eden bir yapı olmuştur. Yeni süreçle birlikte bu söylemler “Terörsüz Türkiye Yüzyılı” olarak yeniden üretilmiştir. Bu yeniden üretim bize mevcut iktidarın yeni süreci eşit yurttaşlık hakların ve özgürlüklerin genişletilmesini geri plana atarak barışı güvenlik temelli bir yaklaşımla kendi kitlesinin önüne çıkarttığını göstermektedir.

    Oysa bizlerin Türkiye’deki barış tahayyülü, yalnızca silahların susması, sözde güvenlik sorunun çözülmesi anlamına gelmemektedir; bizim tahayyülümüz barışın onarıcı adalet perspektifiyle ele alınması ve bununla birlikte halkların eşit yurttaşlık hakkının tanınması, dil, kimlik, kültür üzerindeki baskıların kaldırılması ve toplumsal özgürlüklerin genişletilmesi anlamına gelmektedir. Onarıcı adalet perspektifiyle birlikte devletin kendi faillikleri ve geçmişiyle yüzleşmesi; Kürt halkı başta olmak üzere toplumun tüm ezilen kitleleri için kurumsal ve yapısal şiddeti bitirecek, önleyecek ve tazmin edecek değişiklikleri yapması şarttır.

    Onarıcı adalet perspektifi olmayan bir devlet aklının tepeden inme bir şekilde getireceği veya “izin” vereceği barıştan herhangi bir fayda gelmeyecektir. Çünkü güvenlik temelli bir barış, toplumdaki ezilenlere yönelen şiddeti bitiremeyeceği ve bu şiddeti yeniden üreteceği için çatışmanın tekrar patlak verme riskini barındırmaktadır. Ancak bu çatışmanın yeniden patlak verme riskine rağmen, mevcut iktidar bu değişikliklerin ve koşulların kendi iktidarını sürdürmesine zarar vereceğini düşündüğü için barışa onarıcı adalet perspektifiyle yaklaşmamaktadır.

    Bu yüzden barışı tek başına mevcut iktidarın eline bırakmamalı ve barışın bize verilecek olan bir armağan olmadığını, onun kazanılacak bir olgu olduğunu sürekli olarak eylemlerimizle göstermeliyiz. Ancak bu şekilde toplumun her kesimiyle birlikte ihtiyacımız olan barışı inşa edebiliriz.

    Sonuç olarak, Ekim’de başlayan süreç belirsizliklerle dolu olsa da AKP-MHP iktidarının çizdiği sınırlar içinde ilerlese ve yöntem, aktörler ile takvimi Cumhur İttifakı’nın belirlediği bir çerçevede şekillense dahi, bizler bu sürece yalnızca seyirci kalmamalıyız. Cumhur İttifakı’nın neredeyse hiç havuç göstermeden sürekli sopa siyasetiyle yürüttüğü bu süreçte pasif bir bekleyiş, iktidarın süreci kendi lehine biçimlendirmesine zemin hazırlayacaktır.

    Tam da bu nedenle, gecikmeden kendi sözümüzü kurmamız; barışa ve toplumsal dönüşüme dair öznel pozisyonumuzdan müdahil olmamız tarihî bir zorunluluktur. Ancak bu şekilde barış olgusunu iktidarın “izin” tekelinden çıkarabiliriz.

    19 Mart’tan bu yana kampüslerden yükselen gençlik hareketi, gençliği siyasi bir özne olarak geleceksizliğe ve yoksulluğa karşı ayağa kaldırdı. Siz, gençliğin sorunlarını Kürt sorunu ve yürütülen barış süreciyle nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

    19 Mart’tan bu yana kampüslerden yükselen gençlik hareketi, aslında sadece bir tepki değil, örgütlü bir öfkenin dışavurumu oldu. Üniversitelerde harç zamlarına, yemekhane fiyatlarına, barınma sorununa ve işsizlik tehdidine karşı başlayan bu çıkış, kısa sürede gençliği siyasi bir özne olarak geleceksizliğe ve yoksulluğa karşı ayağa kaldırdı. Bu süreç, gençlerin artık bireysel sorunlarla değil, ortak taleplerle ve kolektif bir mücadeleyle hareket etmeye başladığını gösterdi.

    Gençliğin yaşadığı geleceksizlik ve yoksulluk sorunu, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üniversitelerde yükselen öfke, aslında bu düzenin yarattığı eşitsizliklerin bir sonucu. Burada Kürt sorunu kritik bir yerde duruyor. Çünkü Türkiye’deki demokrasi mücadelesi ve toplumsal özgürlükler meselesi, Kürt halkının yaşadığı baskı ve eşitsizliklerden bağımsız düşünülemez. Gençliğin ayağa kalkışı, aslında bir yönüyle bu baskıların ve savaş politikalarının da reddidir.

    Barış süreci ise gençlik açısından çok önemli bir deneyimdi. Çünkü biz, bu coğrafyada gerçek bir barışın kurulmadan, geleceksizliğe ve yoksulluğa karşı verilen mücadelenin eksik kalacağını gördük. Kürt halkının eşit haklara sahip olmadığı bir ülkede demokrasi ve özgürlük iddiası da yarım kalır. O yüzden gençlik hareketinin Kürt sorunu ile bağ kurması, yalnızca dayanışma değil, kendi geleceğini de savunması anlamına geliyor. Bugün üniversite gençliği işsizliğe, borçluluğa, geleceksizliğe karşı sesini yükseltirken, aynı zamanda savaş politikalarına, kayyumlara, baskıya ve Kürt halkına yönelik inkâra da karşı çıkmak zorunda. Çünkü özgür bir gelecek, ancak eşitlik ve barış temelinde kurulabilir.

    AKP iktidarının bugüne kadar yürüttüğü barış süreçlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    AKP iktidarı, barış süreçlerini devletin bekası meselesi çerçevesinde bir ‘güvenlik’ perspektifinden ele almış; bu nedenle barışı, silah bırakma ve terörün sona erdirilmesi söylemleriyle sınırlı bir olgu olarak görmektedir. Kürt Sorununa kalıcı bir çözüm olan toplumsal bir barıştan uzak kalıyor. Bu durum, halklarda toplumsal güven sorunu yaratmış, süreçlere kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmuştur. Sorunu devlet katında oldu bittilerle halletme hilesine karşı halkın örgütlü barışı toplumsallaştırmaya katılmasının önüne geçmeye çalışmıştır.

    Halktan, toplumsal örgütlerden ve bağımsız gözlemcilerden uzak kendi kontrolünde yürütülmeye çalışılan süreçlerle iş bitirmeye çalışması halkta devletin şu an yürüttüğü sürece karşı bir güvensizlik oluşturmuştur. Saray iktidarı bir yandan iç cephe gibi söylemler kullanıp barıştan bahsetse de diğer yandan demokratik mekanizmaları tahrip eden kayyum atamaları, siyasi tutuklamalar ve baskıcı uygulamalarla halkın iradesini gasp etmiştir. Bu çelişkili tutum halkın, iktidar elinden gelecek olan barışa olan inandırıcılığını zayıflatmıştır.

    Oysa gerçek bir barışın temeli demokrasiyle giden yolla oluşturulmalıdır. AKP’nin barışa yönelimi, Kürt sorunun siyasal demokratik çözümünden çok çoğu zaman iç ve dış siyasette yaşadığı sıkışmalarla ilgili olmuştur. Yani barış, iktidar için samimi bir hedef değil, konjonktürel bir araç olarak ele alınmıştır.

    Bu durum, iktidara, sıkışmalardan kurtulduğu anda, Dolmabahçe Mutabakatı’nda olduğu gibi, masadan kalkma, süreci dağıtma ve günümüzde görüldüğü üzere reddetme rahatlığını sağlamıştır. İktidarın yürüttüğü süreçler barışın gerçek anlamını taşımayan demokratik ilkelerden uzak, katılımcı olmayan ve güvenlikçi bir zihniyetle şekillenmiş süreçlerdir. Gerçek bir barış için, bu anlayışın terk edilmesi; halkın, örgütlerin ve demokratik kurumların Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelesinin talepleriyle dayanışmak ve bu mücadeleyi sürecin asli öznesi haline getirmek şarttır.

    Komisyon’un kuruluşu ve bugüne kadarki çalışmalarına ilişkin eleştiri, öneri ve değerlendirmeleriniz neler?

    Komisyonun bugüne kadar yaptığı toplantılardan bildiklerimiz, sürecin devlet katında bir karşılığı olması için kurulmuş ve barış kavramından henüz çok uzakta bir yapıda olduğudur. Komisyonun ikinci toplantısının kapalı oturum şeklinde yapılması, sürece dair bir güvensizlik algısı yaratmış; devlet aklının ise güvenlik ve ‘Terörsüz Türkiye’ söylemleri üzerinden hamlelerini meşrulaştırmaya çalıştığı izlenimini vermiştir. Komisyon, barış ve demokrasi amacıyla kurulmuş olsa da bugüne kadar yaptıklarıyla herhangi bir yol alamamıştır. Toplum, geçmişte yaşadığı süreçlerden aldığı dersle bu komisyonu iktidara kurban gitmeden sahiplenmeli ve barış için gerekli olan desteği göstermelidir.

    İktidarın iç ve dış siyasette yaşadığı problemlerden dolayı masaya oturduğu unutulmamalı ve iktidarın bu alanları görmezden getirmeye çalışmasını fark eden bir noktadan sürece yaklaşılmalıdır. Komisyon gerçekten barışın öncüsü olmak istiyorsa, sürecin tamamen şeffaf olarak yürütülmesi ve komisyonun yasal statüye kavuşması gerekmektedir.

    Komisyonun görevi, yalnızca işleri yürütmekten ibaret olmaktan çıkarılarak gelişmeleri düzenleyen bir konuma taşınmalı ve halk kitlelerinin taleplerine kulak verilmelidir. Toplumsal örgütler ve bilim insanları komisyona katılmalı, komisyonun toplumsallaşmasının önü açılmalı; bununla beraber, AİHM ve AYM kararları uygulanarak tahliye edilmesi gereken hükümlülerin serbest bırakılması gerekmektedir.

    Sürecin kamuoyunda güven oluşturacak şekilde ilerlemesi için anti-demokratik gözaltılara ve tutuklamalara son verilmelidir. Sürecin kolay bir şekilde dağılmaması ve barışın toplumsallaşması için birçok toplum örgütünden, siyasi partilerden temsilcilerle görüşülmesi ve hatta sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Örgütlerin barışı toplumsallaştırması için çalışması, halkın gücünü açığa çıkaracak hamlelerle iktidarı barıştan kaçamaz bir pozisyona sokması gerekmektedir. Komisyon, bir geçiştirme aracı olmaktan çıkarılmalı; “Kimin ne dediği?” gibi meselelerle değil, toplumun barış talebinde attığı adımlarla ilgilenmelidir.

    Meclis, “Komisyon çalışıyor.” diyerek uzaktan bir izleyici konumunda kalmamalı; barışı topluma götüren ve halkı barış için ayağa kaldıran bir şekilde hareket etmelidir. Barışın son derece ciddi bir mesele olduğu bilinciyle, halk kitlelerinin taleplerine kulak verilerek sorunların çözülmesi gerekmektedir. Aksi hâlde, gerekli adımlar atılmadığında barış süreci, günümüzde Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilişinde görüldüğü gibi, benzer bir tehlike ile karşı karşıya kalabilir.

    Komisyonun isminde ekleme gibi duran “demokrasi” kavramının gerekliliği olan hamleler aciliyetle yerine getirilmeli; bütün atanan kayyumlar geri çekilmeli, halkın iradesini gasp etmekten geri durulmalı; bununla beraber, siyasi tutuklular ivedilikle serbest bırakılmalıdır. Türkiye’de istenilen demokrasinin iktidarın tasarrufuyla değil, halkın iradesiyle şekillenmesi; faşizmin kurumsallaşmasına karşı birleşik bir cephe oluşturulması gerekliliğidir. İktidarın dayattığı çetrefilli ve hazımsızlık üreten bir barış değil, onurlu ve kardeşçe bir yaşamın önünü açacak gerçek bir barış hayata geçirilmelidir

    Gençlerin barış sürecinde siyasi bir özne olarak yer alması sizce nasıl mümkün olabilir? Gençler bu sürece nasıl dahil edilmeli?

    Barış süreci bugüne kadar devlet ve meclis makamlarında işlendi gençlerin özne olabilmesi için sürecin şeffaflaştırılması ve gençlik örgütlerinin, üniversitelerin, öğrenci meclislerinin sürecin doğrudan bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir. Gençlik yalnızca “barış isteyen” değil, “barışı inşa eden” bir konumda olmalıdır.

    Gençler, tek tek bireyler olarak değil, örgütlü yapılar içinde, fikir üreten, talepler ortaya koyan, kamuoyu oluşturan güçler olarak sürece katılmalıdır. Gençlik dernekleri, öğrenci toplulukları, politik gençlik yapıları gibi kanallar sürece aktif olarak çağrılmalı ve rol verilmelidir. Gençlik örgütlerinin süreci halka götüren bir noktada olması gerekmektedir.

    Barış soyut bir kavram olmaktan çıkarılıp, gençlerin hayatındaki somut eşitsizliklerle ilişkilendirilmelidir: kayyum rektörler, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, geleceksizlik, eşitsizlik… Gençler, barışın yalnızca silahların susmasından ibaret olmadığını; özgürce yaşama hakkı ile anadilde, ücretsiz, laik ve bilimsel demokratik eğitim hakkını da kapsadığını görmelidir.

    Üniversiteler, YÖK aracılığıyla devletin müdahale alanı olmaktan çıkarılmalı; gerçek sahipleri olan öğrenciler ve akademisyenlere, yani yaşam alanı üniversite kampüsleri olan insanlara devredilmelidir. Gençliğin, 19 Mart sürecinde olduğu gibi maruz kaldığı baskılara son verilmeli; düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri bir gereklilik değil, temel hakları olarak tanınmalıdır. D

    evletin gençlik üzerindeki baskısına karşı, öğrenciler ortak hareket edecekleri örgütlü faaliyetlerle direnç göstermeli ve bu baskının geri çekilmesini zorlamalıdır. “Haksız gözaltılar, soruşturmalar, akademik sürgünler ve polis ablukası gibi gençliğin sesini kısmaya yönelik tüm baskı araçlarına son verilmelidir. Bu sürece karşı gençliğin ortak ve birleşik bir duruş sergilemesi zorunludur.

    Gençliğin sürece aktif biçimde dahil olabilmesinin en temel şartı ise, demokratik bir ortamın yaratılmasıdır. Gençler, iktidarın resmi ve çoğu zaman milliyetçi diline mahkûm edilmemeli; kendi barış dilini, kendi kültürünü, sanatını, siyasetini yaratmalıdır. Müzik, sinema, sosyal medya gibi alanlar gençlerin barış söylemini topluma yayabileceği güçlü araçlardır.

    Ana dilde eğitim hakkının bir an önce verilmesi ve devletin komisyon sürecine Barış Anneleri ve Cumartesi Annelerine yaptığı gibi Kürtçe konuşmanın karşılığında konuşmanın engellenmesi veyahut ses kapatılması gibi uygulamaların bir an önce son bulması gerekmektedir.

    Barış süreçlerinde kurulan komisyonlar ve resmi yapılar gençlikten tamamen kopuktur. Oysa genç temsilcilerin, öğrenci hareketlerinin, gençlik örgütlerinin bu yapılarda doğrudan yer alması, sadece bir temsiliyet değil, sürecin toplumsallaşması açısından da gereklidir.

    Gençlerin barış sürecine katılımı, onları yalnızca “geleceğin aktörleri” olarak görmekle değil, bugünün eşit ve etkin siyasi öznesi olarak tanımakla mümkün olur. Bu, hem sürecin meşruiyeti hem de barışın kalıcılığı için zorunludur. Gençliğin onurlu adil bir yaşama ve barışa olan ihtiyacı göz ardı edilmemelidir.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

    17 Ağustos 2026

    Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

    6 Ağustos 2026

    Katliam Yasası’nın 2. yılı

    2 Ağustos 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Taner Taş

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    Nevzat Onaran

    İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

    Mahir Sayın

    AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

    Zeki Yaş

    Kürtler yüzme biliyor…

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

    Volkan Yaraşır

    Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

    Aziz Çelik

    25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

    Aziz Çelik

    Bakanlık verileri şüpheli!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Maden işçilerinin Bakanlık önündeki eylemi 14. gününde: “Haklarımızı alana kadar gitmiyoruz”

    23 Ağustos 2026

    Beypazarı’ndaki maden kazası ile ilgili 9 gözaltı

    22 Ağustos 2026

    Enerji Bakanlığı önündeki maden işçilerinden şirket yetkililerine tepki: “İşçinin hayatı mı önemli senin itibarın mı?”

    22 Ağustos 2026
    KADIN

    TKDF Temmuz 2026 Raporu: İlk 7 ayda 231 kadın erkek şiddeti ve şüpheli ölümler sonucu hayatını kaybetti

    6 Ağustos 2026

    1930 tarihli gizli genelge: Kadın öğretmenlere makyaj, takı ve gösterişli kıyafet yasağı

    5 Ağustos 2026

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.