Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Yemen, Hürmüz Boğazı ve Gazze’de sıcak saatler

    2 Ekim 2026

    DİSK Sosyal-İş’ten A101 önlerinde 4 ilde eş zamanlı eylem: “Satan biziz, suyu bile parayla içiyoruz!”

    2 Ekim 2026

    Sansürler ülkesi

    2 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

      27 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

      26 Eylül 2026

      Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

      25 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -2- Efendi-köle diyalektiği

      25 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -1- Öfkeyi hatırlamak

      24 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

      1 Ekim 2026

      14 maddede faşizm: Umberto Eco

      29 Eylül 2026

      “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

      21 Eylül 2026

      COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

      20 Eylül 2026

      Bunun adı cadı avı

      17 Eylül 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Üniter devlet ve resmî dil sorunu

    Üniter devlet ve resmî dil sorunu

    TOLGA ŞİRİN T24 için yazdı: Üniter devlet demek, toplumun tek dilli ya da tek milletli olması demek değildir! (...) Dolayısıyla “üniterlik = tek millet = tek dil” formülü evrensel bir anayasal zorunluluk değil, siyaseten benimsenmiş bir tercihtir.
    Tolga Şirin20 Temmuz 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye’de resmî dil tartışması yeni değil. 1876 tarihli Osmanlı Anayasası’nın (Kanun-ı Esasi) hazırlıkları sırasında bile bu mesele gündeme gelmişti.

    Osmanlı parlamentosunda farklı bölgelerden seçilen mebuslar ilk kez bir araya geldiğinde ortaya beklenmedik bir sorun çıktı: Tutanaklar ve yasalar hangi dille yazılacaktı?

    II. Abdülhamid, resmî dilin Arapça olması gerektiğini savunuyordu. Ancak Adalet Bakanı Eğinli Said Paşa buna karşı çıktı. Sonunda Türkçenin resmî dil olması yönünde uzlaşı sağlandı.

    Anayasa’ya (günümüz Türkçesiyle) şöyle yazıldı:

    “Osmanlı tebaasından bir kişinin devlet hizmetinde görev alabilmesi için devletin resmî dili olan Türkçeyi bilmesi gerekir.”

    Gerçi bu hüküm güllük gülistanlık bir ortamda konulmadı.

    Anayasa hazırlanırken taslaktaki şu ifade daha en başta tartışma yaratmıştı:

    Osmanlı ülkesindeki milletlerden her biri kendi dilinde eğitim yapabilir.”

    Said Paşa, böyle giderse “Türklük diye bir şey kalmaz” dedi, heyeti ikna etti. Türklük o zaman için kırılgan bir kimlikti. Halk dili ile saraylı dili arasında ayrım büyüktü ve halk okuma yazma bilmiyordu. Türkçeye bir yönüyle ulus-devlet inşası açısından, diğer yandan halkın bilincinin yükselmesi açısından önem atfediliyordu.

    Sonuçta o hüküm çıkarıldı.

    O günden beri Türkçenin resmî dil oluşu, kesintisiz bir anayasal ilke olarak korunuyor.

    Zaman zaman dil konusundaki tartışmalar alevlense de bu kural yaklaşık yüz elli yıldır değişmeden duruyor.

    Üniter devletlerde birden çok resmî dil olabilir mi?

    Yeni “Terörsüz Türkiye” tartışmalarıyla birlikte üniter devlet ve resmî dil meselesi yeniden gündeme geldi. Gözlemler, bu konuda hem kavramsal hem siyasal düzeyde bir kafa karışıklığı olduğunu gösteriyor.

    Bu nedenle netleştirelim: Üniter devlet demek, toplumun tek dilli ya da tek milletli olması demek değildir!

    Üniterlik, yönetim yetkisinin merkezde toplanması anlamına gelir. Bu, farklı halkların ya da dillerin bir arada yaşamasına engel değildir.

    Örneğin Çin Anayasası’nda ülke “çok milletli bir üniter devlet” olarak tanımlanır. Yani etnik çeşitlilik ile üniter yapı bir arada var olabilir.

    Benzer şekilde Nijerya Anayasası’nda “federal” bir yapıdan söz edilir ama yine de “devletin bölünmez bütünlüğü” vurgulanır. Bu da gösteriyor ki, bölünmez bütünlük yalnızca üniter yapılara özgü değildir!

    Dolayısıyla “üniterlik = tek millet = tek dil” formülü evrensel bir anayasal zorunluluk değil, siyaseten benimsenmiş bir tercihtir.

    Tartışmalarda kavramlar doğru biçimde kullanılmalıdır.

    Fakat üniter ve hatta bölgesel devletlerin genellikle tek resmî dilinin olduğu olgusal bir gerçektir.  En azından Avrupa Konseyi ülkelerine baktığımızda tablo bunu gösterir.

    Bir solukta sayacak olursak; Andorra, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Estonya, Fransa, İspanya, Lihtenştayn, Letonya, Litvanya, Macaristan, Moldova, Monako, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Ukrayna anayasalarında tek bir resmî dil vardır.

    Çekya, Danimarka, Hollanda, İtalya, İzlanda, Yunanistan anayasalarında resmî dile dair açık bir hüküm olmasa da onlarda da tek bir resmî dil olduğunu biliyoruz.

    Gerçi bunun istisnaları yok değil. Mesela, eski Yugoslavya’nın dağılmasından sonra kurulan bazı yeni devletler, üniter yapıda olmalarına rağmen birbirine oldukça yakın olan dilleri (Slovence, Sırpça, Boşnakça, Hırvatça gibi) ayrı resmî diller olarak kabul ettiler.

    Güney Kıbrıs’ta KKTC ile bağlantılı sorunlar, İrlanda’da yaygın olarak konuşulan İngilizceye ek olarak ulusal kimliği vurgulamak amacıyla İrlandacaya verilen önem, Gürcistan’da ise Abhazya’ya tanınan özel statü, bu genel eğilimden sapılmasına yol açmıştı.

    Finlandiya ise hem Finceye hem İsveççeye resmî statü tanıyarak bu genel eğilimin dışına çıkan hayli istisnai bir örnek niteliği taşıyor.

    Ancak dediğim gibi, bu son saydıklarım istisna niteliğinde. Avrupa’daki üniter ya da bölgesel devletlerde asıl kural, tek bir resmî dilin bulunmasıdır. Bu devletlerde, genellikle nüfusun büyük çoğunluğunun konuştuğu ya da yaygın olarak bilinen dil resmî dil olarak kabul edilmekte ve bu da sorun olarak görülmemektedir.

    Nitekim İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de resmî dil seçimini devletlerin takdir yetkisi kapsamında değerlendirmekte, bu alana müdahale etmemektedir.

    Üniter devletler “resmî dil”in dışındaki dillere nasıl bakıyorlar?

    Üniter devletler tek bir resmî dile sahip olsalar da diğer dilleri dışlamazlar. Bu konuda İspanya iyi bir örnektir. Bu ülkede Anayasa’da İspanyolcanın resmî dil olduğu söylenmiştir ama peşi sıra eklenmiştir:

    “İspanya’nın farklı dil biçimlerinin zenginliği, özel olarak saygı gösterilmesi ve korunması gereken bir kültürel mirastır.”

    Bu türden hükümleri başka üniter devletlerde de görürüz. Mesela komşumuz Azerbaycan’ın anayasasında (md. 21) “Azerbaycan Cumhuriyeti, halkın konuştuğu diğer dillerin serbestçe kullanılmasını ve geliştirilmesini garanti eder.” diye yazılıdır.

    Diğer komşumuz Gürcistan’ın Anayasası (md. 21) da “Uluslararası hukukun evrensel olarak kabul edilmiş ilke ve normları ile Gürcistan mevzuatı uyarınca, Gürcistan vatandaşları, etnik ve dini aidiyetleri veya dilleri ne olursa olsun, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmaksızın kültürlerini korumak ve geliştirmek ve özel ve kamusal alanda ana dillerini kullanmak hakkına sahiptir” şeklinde bir hüküm vardır.

    Macaristan Anayasası (md. 29) işi alt kimlikleri vurgulamaya kadar götürür: “Macaristan’da yaşayan milletler, devletin kurucu parçalarıdır. Herhangi bir milliyete mensup her Macar vatandaşı, kimliğini özgürce ifade etme ve koruma hakkına sahiptir. Macaristan’da yaşayan milletler, kendi dillerini kullanma, kendi dillerinde isimlerini bireysel ve toplu olarak kullanma, kendi kültürlerini tanıtma ve kendi dillerinde eğitim alma hakkına sahiptir.”

    Diğer bir komşumuz olan Bulgaristan’ın Anayasası (md. 36) meseleyi eğitim bağlamında özel olarak ele almıştır: “Bulgarca dilinin öğrenilmesi ve kullanılması, her Bulgar vatandaşının hakkı ve yükümlülüğüdür.” Fakat Anayasa bunun yanı sıra “Ana dili Bulgarca olmayan vatandaşlar, zorunlu Bulgarca eğitiminin yanı sıra kendi dillerini öğrenme ve kullanma hakkına sahiptir” diye bir güvence getirmiş, ayrıca “yalnızca resmi dilin kullanılacağı durumlar kanunla belirlenir.” diyerek de güvencenin sınırlarını çizmiştir.

    Diğer bazı anayasalarda ise resmî dil dışındaki dilsel haklar, grupların “azınlık statüsü” kazanıp kazanmamalarına bağlı olarak formüle edilmiştir.

    Meraklısı İtalya Anayasası (md. 6), Ermenistan Anayasası (md. 56), Finlandiya Anayasası (md. 17),  Letonya Anayasası (md. 114), Litvanya Anayasası (md. 37), Moldova Anayasası (md. 13), Norveç Anayasası (md. 108), Polonya Anayasası (md. 35) ve Romanya Anayasası’nın (md. 32 ve 120) ilgili hükümlerine bakabilir.

    Bu yazılanlardan harekette toparlarsak: Türkçenin resmî dil olarak tanınmasında tarihsel ve bölgesel olarak sorun olmasa gerek.

    Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda yüzde 85 düzeyinde olan Türkçe bilme oranı bugün neredeyse yüzde 98 düzeyine varmış durumda.

    Yurttaşların yaklaşık yüzde 90’ı Türkçeyi ana dili olarak ifade ediyor. Dolayısıyla bu dilin resmî dil sayılması gayet normal bir şey.

    Ne var ki bu gerçek diğer dillerin dışlanması ve yok sayılması anlamına gelmiyor ve gelmemeli…

    Kanımca Türkiye’de Türkçe dışındaki diğer dillerin zenginliği “özel olarak saygı gösterilmesi ve korunması gereken bir kültürel miras” sayılmalı ve gereken koruma temin edilmelidir. Bu durum tek resmî dil bulunması ile yarışan veya çatışan bir şey değildir.

    Aksine, bir arada yaşama koşullarını pekiştiren bir korumadır.


    SH’nin notu: Yazarın konuyu neden sadece üniter devletlerle sınırladığı, Belçika, Rusya ve Hindistan gibi federal, İsviçre gibi konfederal ve birden çok resmi dile sahip devlet örgütlenmelerini neden incelemediği bir soru işareti olarak kalıyor. Bunun yanı sıra, söz gelimi, birer üniter devlet olan Büyük Britanya’da İskoçça ile Galcenin kendi bölgelerinde resmi dil olduğu, Güney Afrika’da bu şekilde 12 resmi dil bulunduğu, Bolivya’da ise sayısın 37’ye çıktığı vb. örneklere değinmemesi de dikkat çekici.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    1 Ekim 2026

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    29 Eylül 2026

    “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

    21 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

    İsa Can Artar

    Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -2- Efendi-köle diyalektiği

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    Volkan Yaraşır

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    Ercüment Çervatoğlu

    “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

    Ümit Akçay

    COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    DİSK Sosyal-İş’ten A101 önlerinde 4 ilde eş zamanlı eylem: “Satan biziz, suyu bile parayla içiyoruz!”

    2 Ekim 2026

    İSİG Meclisi Ağustos 2026 raporunu açıkladı: Bir ayda 226 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi

    29 Eylül 2026

    Zonguldak TTK’de iş cinayeti: Kömür silosuna düşen maden işçisi Ufuk Demir yaşamını yitirdi

    29 Eylül 2026
    KADIN

    DEM Parti’li erkeklerden kadın katliamlarına karşı yürüyüş: “Kadını öldüren erkeklikten utanıyoruz”

    1 Ekim 2026

    Süresiz nafaka iptal edildi, mağduriyet kapıda

    30 Eylül 2026

    Erkekler kadın cinayetleri ve şiddete karşı yürüyecek

    28 Eylül 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.