Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Siyasi parti temsilcileri Demirtaş’ı ziyaret etti

    22 Nisan 2026

    Eski Tunceli Valisi ve kayyımı Tuncay Sonel tutuklandı

    21 Nisan 2026

    24 Nisan anması gene yasaklandı

    21 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

      21 Nisan 2026

      Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

      21 Nisan 2026

      Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

      17 Nisan 2026

      Yapay zekâ: İşçi sınıfı mücadelesi ve komünizm

      17 Nisan 2026

      Erdoğan ve Netanyahu: Ekokırımın iki mimarı

      14 Nisan 2026
    • Seçtiklerimiz

      Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

      20 Nisan 2026

      Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

      20 Nisan 2026

      İşaret fişeği atıldı

      19 Nisan 2026

      İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

      18 Nisan 2026

      Halkların demokratik, toplumsal ve ekolojik ittifakı

      17 Nisan 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

    Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

    ERTAN EROĞLU yazdı: Ekonomi yalnızca makro göstergelerden ibaret değildir. Ekonomi insanların gündelik hayatında yaşanır. Markete giderken, dolmuşa binerken, kredi kartı ekstresini incelerken ekonomiyle karşılaşırız. Bu nedenle borç ekonomisinin eleştirisi yalnızca finansal bir tartışma değil, aynı zamanda gündelik hayatın politikasıdır.
    Ertan Eroğlu15 Mart 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Gündelik hayatın ekonomi-politiği üzerine bir eleştiri

    Günümüzde ağır ekonomik koşullarında herhalde emeğiyle geçinip borçsuz olan, kredi kartı “patlamayan”, bankaya borcu olmayan, banka hesabı ekside olmayan pek yoktur. İşyerinde mesai arkadaşlarımızla ya da dışarıda dostlarla bir araya geldiğimizde eskiden çoğunlukla siyaset ve spordan konuşurken artık hayatın zorluklarını daha fazla konuşur olduk. Sizi bilmem ama benim böyle bir gözlemim var.

    Modern kapitalizmin en güçlü araçlarından biri artık fabrikalar ya da yalnızca üretim alanları değildir. Kapitalizmin en güçlü araçlarından biri borçtur.  Kapitalizm özünde üretim ve artı-değer yaratımı üzerine kurulu bir sistemdir. Neoliberal ekonomi politikalarının miladı olan 1980’li yılların başından itibaren, kapitalizmin finansallaşma süreci hızlanmıştır. Finansallaşma, üretim alanında yaratılan artı-değerin giderek daha büyük bir bölümünün finansal araçlar, kredi mekanizmaları ve spekülatif piyasalar üzerinden dolaşıma girmesi anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, üretim ekonomisinin üzerinde genişleyen bir finansal köpük oluşur. Bu köpük kapitalizmin tarihinde her zaman var olmuştur; ancak son kırk yılda ölçeği büyümüş, neredeyse tüm ekonomik yapıyı kuşatır hale gelmiştir. Yine de bu durum finansın üretimden tamamen kopmuş bağımsız bir sistem haline geldiği anlamına gelmez. Finansal genişleme hâlâ üretimde yaratılan artı-değere dayanır.

    Bu dönüşümün gündelik hayattaki en görünür yüzlerinden biri kredi kartlarıdır. Türkiye’de kredi kartları yalnızca bir ödeme aracı değildir; aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir borçlandırma mekanizması ve en önemlisi bir toplumsal disiplin aracıdır. Oysa yıllar önce Özal döneminde her dönemin neoliberali Mehmet Barlas’ın kredi kartı kullanımı üzerine övgüler düzdüğünü hiç unutmam.

    Kredi kartı ekonomisi yalnızca finansal bir araç değil, kapitalist sistemin krizlerini ertelemek için geliştirdiği bir mekanizmadır, oysa biz de sanıyoruz ki kendi krizlerimizi erteliyoruz… Bu mekanizma emekçilerin, ücretlerinin alım gücünden daha fazla, ileriye doğru borçlanarak tüketim yapmasını sağlar. Böylece kapitalizm kendi iç çelişkilerini bir süre daha yönetebilir. Ancak bu yönetim biçimi toplumun geniş kesimlerini borçla kuşatan bir gündelik hayat rejimi yaratır.

    Bu nedenle Türkiye’de kredi kartı kapitalizmini anlamak için yalnızca bankacılık sistemine bakmak yetmez. Aynı zamanda insanların mutfaklarına, alışveriş/tüketim alışkanlıklarına, psikolojilerine ve gündelik ilişkilerine bakmak gerekir. Çünkü borç yalnızca ekonomik bir ilişki değildir; aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir tahakküm biçimidir.

    Kapitalizmin finansallaşması ve borcun yükselişi

    XX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalist dünya ekonomisinde büyük bir dönüşüm yaşandı. Reel üretimden elde edilen kar oranları düşerken finans sektörü giderek büyüdü. Bankalar, kredi mekanizmaları ve finansal araçlar kapitalizmin yeni büyüme motoru haline geldi. Bu dönüşümün teorik çerçevesi daha önce Karl Marx tarafından işaret edilen sermaye birikimi krizleriyle bağlantılıdır. Marx, yıllar öncesinden kapitalizmin zaman zaman aşırı üretim krizleri yaşayacağını ve sermayenin yeni alanlar arayacağını söylemişti. İşte finansallaşma bu yeni alanlardan biridir. Finans kapital yalnızca üretimden kar elde etmekle yetinmez. Aynı zamanda insanların gelecekteki emeklerini bugünden ipotek altına alır, aslında sadece bugünü değil insanlığın geleceğini de çalar.  İşte kredi kartları bu mekanizmanın en gündelik araçlarından biridir.

    Alışveriş yaparken kredi kartını kullandığımızda henüz kazanmadığımız parayı harcarız. Ama aslında yaptığımız şey gelecekteki emeğimizi bankaya teminat göstermektir. Böylece bankalar yalnızca mevcut gelirimizi değil, gelecekte üretilecek emeğimizi de kontrol eder. Üstelik bankalar kredi kartı borçlarımızı ya da bankayla ilişki performansımızı değerlendirir, puanlar. Ödeme güçlüğü çekiyorsak, borcumuzu ödeyememişsek farklı yöntemlerle tahsil etmeye çalışır ve daha sonrası için bizi cezalandırır. Kredi kartı vermez, tüm bankalardan kredi çekemezsiniz, puanımız düşmüştür çünkü!

    Türkiye’de borç ekonomisinin yükselişi

    Türkiye’de kredi kartı kullanımının yaygınlaşması özellikle 2000’li yıllardan sonra hız kazandı. Bankacılık sektörü agresif kredi politikalarıyla milyonlarca insanı kredi kartı sistemine dahil etti. Alışveriş merkezlerinin çoğalması, tüketim kültürünün teşvik edilmesi ve taksitli satışların yaygınlaşması bu süreci hızlandırdı. Bir zamanlar insanlar büyük alışverişler için yıllarca para biriktirirdi. Hatta hatırlarım köyde dedemler 9. ayı, harman sonunu beklerlerdi büyük alışverişleri yapmak için, ki bu uygulama kırsalda hala devam eder. Bugün ise internet üzerinden birkaç dakikalık bir işlemle kredi kartı limiti artırılabiliyor, hemen kredi çekebiliyorsunuz. Bu durum tüketici davranışlarını kökten değiştirdi. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Kredi kartı sistemi insanların zenginleşmesini sağlamadı. Tam tersine yoksullaşmanın görünmez hale gelmesini sağladı. Çünkü ücretler artmadı ama tüketim artmaya devam etti. Bu artışın arkasında kredi mekanizması vardı. İnsanlar maaşlarıyla değil, borçlanarak yaşamaya başladı.

    Borçlanmanın gündelik hayatı

    Şimdi düşünelim, sabah evden çıkıyorum. Kahvaltı masasına bakıyorum ekmek, peynir, zeytin, yumurta vb. var ama çoğu ürün geçen ay kredi kartıyla alınmış. Markete gittiğimde kasada ödemeyi yine kredi kartıyla yapıyorum. Öğle arasında yemek kartı kullanıyorum. Akşam internetten verilen bir siparişi yine kredi kartıyla ödüyorum. Gün boyunca yapılan birçok harcamayı aslında henüz kazanılmamış benim olmayan parayla yapıyorum.

    Ama ay sonunda kredi kartı ekstresi geldiğinde ise gerçeklik ortaya çıkıyor. Birçok insan bir anda birkaç haftalık tüketimin toplamıyla karşı karşıya kalır. O anda hissedilen duygu çoğu zaman yalnızca ekonomik değildir. Bir tür kaygı, bir tür suçluluk ve bazen de çaresizliktir. Bu psikoloji kapitalizmin en güçlü disiplin mekanizmalarından biridir. Borç ve disiplin. Borçlu insan özgür değildir, kaygılıdır, güvensizdir, bazen de kendini çaresiz hisseder.

    Borcu olan kişi işini kaybetmekten korkar. Patronunun haksız taleplerine daha kolay boyun eğer. Daha düşük ücretleri kabul eder. Daha uzun saatler çalışır, daha itaatkârdır. Bu durum modern kapitalizmin en önemli kontrol araçlarından biridir.

    Bir fabrikada çalışan işçi düşünelim. Maaşı zaten düşük ama kredi kartı borcu, kredi taksiti, ev kirası, faturaların ödemesi var. Bu kişi işten ayrılmayı kolay kolay düşünemez, karşılaştığı haksızlıklara karşı kolay kolay itiraz edemez. Çünkü borçları vardır. Böylece borç sistemi işyerindeki otoriteyi güçlendirir, sadece iş yerindeki otoriteyi değil gündelik hayattaki görünmez otoriteyi güçlendirir. Finans kapital işçinin yalnızca çalışma saatlerini değil, geleceğini de kontrol eder.

    Yoksulluğun maskelenmesi

    Kredi kartı kapitalizmi yoksulluğu görünmez kılar. Bir aile düşünelim. Maaşları ay sonunu getirmeye yetmiyor. Ama kredi kartı sayesinde ay boyunca tüketimi mecburen devam ediyor. Market alışverişi yapılabiliyor, çocuklara kıyafet alınabiliyor, bazen küçük tatiller bile mümkün olabiliyor. Dışarıdan bakıldığında bu aile “normal” bir hayat yaşıyor gibi görünür. Ama gerçekte yaşanan şey ertelenmiş yoksulluktur. Kapitalizm böylece yoksulluğu gizler ama ortadan kaldırmaz. Borç bir noktada geri ödenmek zorundadır. Faizler büyür, borçlar birikir ve sonunda aile ekonomisi krize girer. Alacaklılar acımasızdır: Eve haciz gelir, araba satılır, çocuklar özel okullardan alınıp devlet okullarına verilir, tatillerden vaz geçilir vb. Ailenin tüketim düzeyi yere çakılır; yoksulluk gerçeği kendisini merhametsizce gösterir. Maske düşmüştür!

    Tüketim ideolojisi

    Kapitalist sistem yalnızca borçlandırmaz; aynı zamanda insanlara sürekli tüketmeleri gerektiğini telkin eder. Reklamlar, diziler, sosyal medya ve alışveriş merkezleri insanların arzularını sürekli canlı tutar.

    Yeni bir telefon modeli çıkar. İnsanların büyük bölümü buna gerçekten ihtiyaç duymasa bile satın almak ister, hatta satın almak için bazen geceden AVM önünde sırada bekler. Çünkü tüketim artık yalnızca ihtiyaçla ilgili değildir; aynı zamanda statü ve kimlik meselesidir. Bu durum Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramıyla açıklanabilir. İktidar yalnızca zorla değil, insanların rızasıyla da sürdürülür. Tüketim kültürü bu rızayı üretir. İnsanlar sistemin kendilerini borçlandırdığını bilse bile tüketmeye devam eder. Çünkü tüketim modern toplumda mutlulukla özdeşleştirilmiştir.

    Borcun psikolojisi

    Borç ekonomisinin en ağır etkilerinden biri psikolojik alanda görülür. Borçlu insanlar sürekli hesap yapar. Ay sonunu düşünür. Gelen banka mesajları kaygı yaratır. İnsanlar bazen telefonlarına gelen bankacılık bildirimlerini görmek istemez. Bu durum bireylerde kronik stres yaratır. Birçok insan kredi kartı ekstresini açmadan önce kısa bir tereddüt yaşar. Çünkü orada görülecek rakam çoğu zaman beklenenden büyüktür. Bazen de sürprizler olur, hiç beklemediğiniz bir borç ansızın çıkıverir ekstreden, mailinizden ya da cep telefonunuza gelen mesajdan. Bu psikoloji kapitalizmin görünmeyen maliyetlerinden biridir.

    Bir de günümüzde youtuberlar, Influencerlar peydah oldu. Bunların çoğu, sosyal medya çağında, sadece takipçi sayılarını artıran figürler değil; tüketim toplumunun ideolojik maymunları, kapitalist değerlerin yayılmasında cehennemin ateş taşıyıcılarıdır. Moda, yaşam tarzı ve arzular üzerinden bireylerin davranışlarını yönlendirir, tüketim alışkanlıklarını meşrulaştırır ve kapitalist düzenin duygusal ve kültürel hâkimiyetini pekiştirir.

    Sosyal medya ve borçlu mutluluk

    Modern kapitalizmin ilginç paradokslarından biri şudur: insanlar giderek yoksullaşırken sosyal medyada giderek daha mutlu görünür. Instagram fotoğraflarında tatiller, restoranlar, kahveler ve alışverişler görünür. Oysa bu tüketimin önemli bir kısmı kredi kartlarıyla yapılmaktadır. Bu durum bir tür refah illüzyonu yaratır. İnsanlar aslında borçla finanse edilen hayatları mutlu bir yaşam gibi sergiler. Böylece kolektif bir yanılsama oluşur: Herkes iyi yaşıyormuş gibi görünür. Oysa gerçek tablo çok daha karmaşık ve acıdır.

    Gündelik Hayatın Sessiz Çatışması

    Bir kafede oturan iki arkadaş düşünelim. Birisi kredi kartı borcundan bahseder. Diğeri de aynı durumdadır. Ama bu konuşma çoğu zaman sistem eleştirisine dönüşmez. Çünkü insanlar sorunu bireysel görmeye alışmıştır. Oysa bu bireysel değil, yapısal bir sorundur. Kapitalizm geniş kitleleri borçlandırarak tüketimi sürdürür. Ama aynı zamanda bu borcun yarattığı baskıyı bireysel bir sorunmuş gibi bize sunar. Böylece kolektif bir sınıf bilincinin oluşması zorlaşır.

    Finans kapital ve yeni tahakküm

    Bugün kapitalizm yalnızca işverenler ve fabrikalar aracılığıyla değil, bankalar aracılığıyla da gündelik hayatımızda hüküm sürmektedir. Birçok insan patronundan ya da arkadaşından, aile bireylerinden daha sık cep telefonunda yer alan bankasının uygulamasına bakar. Hesap bakiyeleri, kredi limitleri, taksit planları… Bunlar modern hayatın yeni disiplin araçlarıdır. Finans kapital insanlara sürekli şu mesajı verir:
    “Harca ama sonra öde.” Bu basit cümle aslında modern kapitalizmin özeti gibidir. Harca ama sonra öde, aslında harcanan ve tüketilen hayatlarımızdır, üstelik kapitalizmin yaşaması için: Kapitalizmi biz besliyoruz!

    Gündelik hayatın politikası

    Bütün bu tablo bize şunu gösterir: Ekonomi yalnızca makro göstergelerden ibaret değildir. Ekonomi insanların gündelik hayatında yaşanır. Markete giderken, dolmuşa binerken, kredi kartı ekstresini incelerken ekonomiyle karşılaşırız. Bu nedenle borç ekonomisinin eleştirisi yalnızca finansal bir tartışma değil, aynı zamanda gündelik hayatın politikasıdır.

    Kapitalizmin en büyük başarısı insanların gündelik deneyimlerini politik olmayan şeyler gibi göstermesidir. Oysa hayatın kendisi politiktir.

    Sonuçta borç toplumu!

    Türkiye’de giderek derinleşen borç ekonomisi bir borç toplumu yaratmaktadır. 2025 yılının ilk yarısında kredi kartı borcunu ödeyemeyen ya da kredisini ödeyemeyenlerin sayısı 1.201.388 kişi. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’e göre, “Ülkemizin en borçlu dönemindeyiz. İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçti. 20 Şubat haftasında bireysel kredi borçları 3 trilyon 147,8 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 3 trilyon 22 milyar lira oldu. Merkez Bankası’nın verilerine göre Eylül 2025 itibariyle yurttaşların varlık yönetim şirketlerine 101 milyar lira borcu bulunuyor. Varlık yönetim şirketlerine olan borçlarıyla birlikte yurttaşın toplam finansal borcu 6 trilyon 270 milyar lirayı bulmuş” durumda.

    Bu toplumda insanlar sürekli çalışır, sürekli tüketir ve sürekli borç öder. Ama bu döngü hiçbir zaman tamamlanmaz. Çünkü borç, kapitalizmin sürdürülebilirliği için sürekli yeniden üretilmesi gereken bir ilişkidir. Kredi kartı kapitalizmi yalnızca ekonomik bir araç değil, aynı zamanda bir toplumsal kontrol mekanizmasıdır. İnsanları borçlandırarak disipline eden, tüketim arzusuyla yöneten ve yoksulluğu görünmez kılan bir sistemdir. Bu nedenle kredi kartı ekstresi yalnızca bir bankadan elimize oradan da cebimize ulaşan belge değildir. Aynı zamanda kapitalizmin gündelik hayatta bıraktığı izlerin küçük bir özetidir. Yani kredi kartı ekstresi borç özeti olduğu kadar gündelik hayatımızın da bir özeti durumundadır. Belki de bu nedenle, ay sonunda kredi kartı ekstresine bakan milyonlarca insanın hissettiği o tanıdık duygu –kaygı, sıkışmışlık ve belirsizlik– aslında bireysel bir sorun değil, bir sistemin toplumsal psikolojisidir.

    Özetlersek, kredi kartı, bireyleri borç zincirine bağlayan ve tüketim kültürü üzerinden itaat üreten bir araçtır. Karşı durmak için borç bilincini artırmak, nakit kullanımını teşvik etmek ve gereksiz tüketimi reddetmek temel adımlardır. Örneğin, alışverişlerde yalnızca gerekli ürünleri almak ve bütçeyi önceden belirlemek, bireyin finansal özerkliğini korumasına yardımcı olur. Burada yerel dayanışma ağları ve kooperatifler önemli bir rol oynar. Örneğin, Tarım kredi kooperatifleri, çiftçilere yüksek faizli bankalara bağımlı olmadan kredi imkânı sunar ve üretim sürecinde dayanışmayı güçlendirir. Benzer şekilde tüketici kooperatifleri aracılığıyla topluluklar, temel ihtiyaçlarını doğrudan üreticiden temin ederek aracıların ve yüksek faizli borçlanmanın etkisini azaltabilir. Bu yaklaşım sadece bireysel finansal özgürlüğü desteklemekle kalmaz, aynı zamanda kolektif bir direnç ve ekonomik özerklik kültürü yaratır.

    Uzun zamandır borçsuz bir hayatı özler olduk. Borçlarımızın prangalarından kurtulmak, ellerimizdeki cep telefonlarıyla kendimizi hapsettiğimiz sanal dünyadaki sığınaklarımızdan çıkarak gerçek hayata dönmek, dijital ortamlarda kaybettiğimiz bağları örgütleyerek, hayata yeniden kök salmak, yeni ve özgür bir yaşamın ilişkilerini ilmek ilmek örmeye başlamak için harekete geçme zamanıdır!

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

    21 Nisan 2026

    Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

    21 Nisan 2026

    Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

    17 Nisan 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Mehmet Murat Yıldırım

    Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

    Kenan Temir

    Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

    Mehmet Murat Yıldırım

    Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

    Muhsin Dalfidan

    Yapay zekâ: İşçi sınıfı mücadelesi ve komünizm

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Sertan Batur

    Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

    Aziz Çelik

    Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

    Ümit Akçay

    İşaret fişeği atıldı

    Yakov M. Rabkin

    İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Bakanlık önündeki 110 işçi gözaltına alındı

    21 Nisan 2026

    Ankara’ya ulaşan madencilere polis müdahalesi: Sendika yöneticileri gözaltında

    20 Nisan 2026

    Bekaert işçileri grevde: “Direne direne kazanacağız!”

    19 Nisan 2026
    KADIN

    Gemlik’te kadınlardan barış yürüyüşü: “Müzakere koşulları derhal oluşturulmalı”

    19 Nisan 2026

    İskoçya’da sistematik erkek şiddet sonucu ölüme sürüklenen kadının davasında 8 yıl ceza

    12 Nisan 2026

    AKP’li vekilden “tek taraflı boşanma” çıkışı: Kadın örgütlerinden tepki

    11 Nisan 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.