Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İsrail rejiminin saldırganlığı bölgeyi ateşe atıyor: İran’dan uyarı hamlesi

    8 Haziran 2026

    İçişleri Bakanlığı tutuklanan Buca Belediye Başkanı Görkem Duman’ı görevden uzaklaştırdı

    8 Haziran 2026

    DEM Parti Diyarbakır’da yerel yönetimler konferansı düzenledi: “Komün belediyedir, belediye komündür”

    8 Haziran 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Sosyal demokrasi ve aşırı sağ arasına sıkışmak: İspanya deneyimi

      7 Haziran 2026

      Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

      6 Haziran 2026

      Faşizme karşı ileri!

      4 Haziran 2026

      Haziranda Ölmek Zor

      3 Haziran 2026

      Devlet Aklı mı, Devlet Mitolojisi mi?

      2 Haziran 2026
    • Seçtiklerimiz

      Kürtlüğün tanısal halleri; muayene odasındaki sessizlik

      7 Haziran 2026

      Devlet aklı iktidar blokunun neresine düşer?

      7 Haziran 2026

      Yasin Börü’ye sahip çıkılırken diğer öldürülenler ve yaşananlar yok sayıldı: Skandallar zinciri ve 12 yıl gizlenen soruşturma

      4 Haziran 2026

      Milli Savunma Vekâleti’nden ilgili birimlere: “Irkları yüzünden askeri mekteplere alınmadıklarını azınlıklara söylemeyin”

      4 Haziran 2026

      Küba’yı hırpalamak: Trump’ın rüyası ve kâbusu

      3 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

      28 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Tek adam rejimine karşı çıkanlar tezkereye ‘Evet’ kararına saygı göstermeyecektir

    Tek adam rejimine karşı çıkanlar tezkereye ‘Evet’ kararına saygı göstermeyecektir

    Siyasi Haber9 Ekim 2019
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları TBMM’nde Irak-Suriye tezkeresininin onaylanmasına ilişkin yaptığı konuşmada, ”Bizler, evet -savaşa belki burada Meclis çoğunluğu “Evet.” demiştir fakat- asla ve asla tek adam rejimini kabul etmeyen kesimler bu karara saygı göstermeyecektir.

    SiyasiHaber


    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları TBMM’nde Irak-Suriye tezkeresininin onaylanmasına ilişkin yaptığı konuşmada, ”Bizler, evet -savaşa belki burada Meclis çoğunluğu "Evet." demiştir fakat- asla ve asla tek adam rejimini kabul etmeyen kesimler bu karara saygı göstermeyecektir. Bunu her kesim için söylüyorum. Buradaki irade Türkiye'deki 82 milyon insanı -ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum- temsil etmeyen bir karara imza atmıştır.” dedi.


    Konuşmanın tam metni:


     


     


     TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sözlerime 8 Ekim 1980'de askerî cuntanın ilk idam ettiği Necdet Adalı'yı anarak başlamak istiyorum.

        Yine aynı şekilde 8 Ekim 1978'deki Bahçelievler katliamındaki 7 TİP'li genci saygıyla anıyorum.

        Enternasyonalizm ve sosyalizm çizgisini Küba'da ve Latin Amerika'da geliştiren değerli Che Guevara'nın ölüm yıl dönümü, onu da saygıyla anıyorum.

        Ve yine birazdan konuşacağımız konumuzla yakından ilintili olan, Türkiye'de gerçekleşen 10 Ekim gar katliamında yitirdiğimiz bütün canları saygıyla anıyor, yarım kalan özgürlük ve barış serüvenlerini tamama erdireceğimize dair sözümüzü yenilemek istiyorum.

        Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra ettiği harekât ve misyon kapsamında asker göndermeyi konuşuyoruz. Tabii ki sunulan gerekçeler, Mali'de istikrarın sağlanması, ateşkes sürecinin desteklenmesi, izlenmesi, denetlenmesi, sivillerin korunması ve yeniden yapılanmada kadınların burada önemli oranda rol alması, çocukların korunması şeklinde gerekçeler. Bunlar artık tezkereleri çıkarmak için insanları, sözüm ona, ikna etmeye çalışan gerekçeler olabilir ama bizler ikna olmuyoruz. Hiçbir tezkerenin esas gerekçesi bu değildir, ne yazık ki bu olmuyor. Gerekçe bu olsaydı, hangi anlaşma, sözleşme ya da neyse buraya gelen teklif, elbette bizler HDP olarak o tekliflere imzamızı atar, oyumuzu olumlu yönde kullanırdık ama gerçeklik bu değil. İş, militer ve askerî çözümlerde esası aramaktadır. İşgalci, yayılmacı, kolonist anlayışın bütün dünyada nasıl zuhur ettiğini görebiliyoruz bu tezkerede de. Aynı zamanda, söz konusu asker göndermek olduğunda, devletlerin, herkesin iştahının nasıl kabardığını görebiliyoruz. Oysaki Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ve buna Türkiye'yi de katarak ifade ediyorum, bugün az önce bahsettiğimiz sorunlarla ilgili bir proje geliştirmeye, gerçek anlamıyla bir destek sunmaya, bir dayanışma göstermeye gelindiğinde bu esas görevlerden herkesin nasıl kaçıştığını görebiliyoruz. HDP bu oyunda yok çünkü Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde, özellikle son zamanlarda İslam'ı kullanarak artan örgütlenmelerin bu bölgelerde yarattığı tahribat ortadadır. El Kaide, El Nusra, IŞİD, İhvancılar ve Boko Haram'ın işlediği katliamlar ortadadır. Bütün bunlar karşısında, o Birleşmiş Milletler maskesi altında saklanarak bu örgütlerin nasıl büyütüldüğü, nasıl geliştirildiği, nasıl çatıştırıldığı, emperyalist güçlerin emelleri için bu güçlerin nasıl çatıştırıldığı ortadayken, daha sonra, sözüm ona insani çözümler adı altında, kimi anlaşmalar, tezkereler vesaireler ortaya koymayı asla doğru bulmuyor ve bu tezkereye ret oyu vereceğimizi ifade etmek istiyorum.

        Değerli arkadaşlar, az önce bu Meclisten, belki bu Meclisin tarihine bir kara sayfa olarak yazılacak bir tezkereye "evet" oyu çıktı, çoğunluk oyuyla Suriye-Irak tezkeresi kabul edildi. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki… Bu tezkerenin Suriye topraklarına müdahale etmeyi amaçladığını, bu tezkerenin AKP'nin tek adam rejiminin bekasını korumak için bir tezkere olduğunu ifade ettik ve biz bu nedenle de ret oyu verdik.

        Bizler isterdik ki burada… Şu kürsüye çıkıp dakikalarca bu tezkereye aslında neden oy vermememiz gerektiği biçiminde açıklamalar yapıldıktan sonra, bu tezkereye "evet" diyenlerin de kendilerini buradan sorgulamaları gerektiğini düşünüyoruz.

        Bakın, Suriye savaşında Türkiye'nin yaşadığı tehditler… Ve bu iktidar bu tehditlerin önünü açtı. Türkiye'de sınırlar hallaç pamuğuna döndü. Cihadi, Selefi gruplar, şu an sınır illeri başta olmak üzere Ankara'nın göbeğinde, İstanbul'da bir canlı bomba gibi her tarafı doldurmuş durumdalar.

        Bakın, yine bunda ekonomik açıdan sebepleri de ortaya koymak zorundayız. Bugün bu ülke çok ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor; yoksulluk arttı, işsizlik arttı. Hayalî ekonomik raporlarla bunların gerçeği yansıtmadığını, sokağa çıktığınızda, insanların tenceresinde kaynayan yemeğe baktığınızda görürsünüz. Eğer bu zahmeti gösterir, döner, halkımızın nasıl yaşadığına bakarsak bu yoksulluğu bariz görürsünüz; enflasyonla ilgili yapılan açıklamaların ne kadar ciddiyetsiz olduğunu görürsünüz. Oysaki bu ekonomik krizin üstünü örtmeye kalkışan bir iktidar var ve biz bu iktidara… İktidar partisini bir yana bırakarak muhalefet için söylüyorum, bütün bunlar görmezden gelinmeye kalkışıldı.

        Yine, değerli arkadaşlar, mültecilik ve göçmen sorunu… Evet, Türkiye'de iktidar şunu yaptı: 2011 Martında Suriye savaşı başladığı zaman âdeta mültecilere davet çıkarırcasına "Buraya gelsin, bizler bakarız." dedi. Şimdi, şu yakındığı, her gün ana akım medyada örnekleri var ya, "Mültecilere kötü davranılıyor." işte bu davranışın müsebbibi ve esas şimdi medyada bile bu kadar sık haberin çıkmasının altında yatan neden, AKP iktidarının MHP'yle el ele vererek mültecilere araçsal yaklaşmasıdır. Plan baştan beri belliydi. Türkiye'deki kürdistan coğrafyası ile Suriye'deki Kürdistan coğrafyası arasında, evet, bir Arap kuşağı örme planlanıyordu. Mülteci olarak getirdiği insanları orada tampon bölgede yerleştirmek istiyorlar. Biz buradan soruyoruz… Orada zaten insanlar yaşıyor. Bugün Ankara'nın göbeğinde bir mahalleyi düşünün. "Biz bu mahallede yaşayan vatandaşları beğenmiyoruz. Herkes evini boşaltsın, başkası gelsin, yerleşsin." demiş oluyorsunuz, olacaksınız. Biz bu yüzden "hayır" dedik, demeye de devam edeceğiz.

        Burada bir Kürt-Arap savaşına da dikkat çekmek istiyorum. Benden önceki bir konuşmacı buna değindi; önemli ve kıymetlidir. Bugün bir Kürt-Arap savaşıyla, oradaki oyalama politikası ile "Onlar birbiriyle uğraşsın, hegemonik güçler işlerini yürütsün, AKP-MHP iktidarı bu ülkenin kanını emmeye devam etsin." gibi bir anlayışın da olduğu ortadadır. Bugün Suriye'de Suriyelilerden oluşan, daha doğrusu Suriyeli mültecilerden ordu ilan ettiniz Urfa'da. Nerede görülmüş, dünyanın neresinde görülmüş mültecilerden bir ordu oluşturulduğu? Ama bunu bu iktidar yapmayı başarıyor.

        Evet, değerli arkadaşlar, bugün Türkiye IŞİD'e, bu iktidar IŞİD ve benzeri örgütlere kucak açarak aslında burada çok fazla katliama tanıklık edilmesini de seyretmiş oldu. Peki bunlar neden yapılıyor? Çok net, iktidarın "güvenlik" "terör" "devletin bekası" dediği meselelerin esasen kendi bekası olduğunu artık bütün Türkiye kamuoyu görmüş durumdadır. Eskiden terör dediğinizde bir iş yaptırabiliyordunuz ama şimdi, yaptıramadığınızı yerel seçimlerde aldığınız oylara bakarak zaten anlayabilirsiniz.

        Sürekli silahla çözüm aramak… Bakın, Karayazı'ya kayyum atandı, ben oradan dönerken birçok askerin elinde namlu, boş boş böyle durduğunu gördüm ve şunu düşündüm: Yıllar yılıdır bu namlular çevrilmiş, neyi çözdü ki? Siyaset, silahın önüne geçmek zorundadır, o zaman bu sorunlar çözülür.

        Bu ülkenin kadim sorunlarından biri Kürt sorunudur, bunu artık bütün dünya âlem biliyor, bunu aslında bu devlet de iyice idrak etmiş durumdadır ama her gelen iktidar kendi çıkarları çerçevesinde bu sorunu kullanmaya çalıştığı için, bugün Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözemediğiniz için ne Orta Doğu'da başarılı olabiliyorsunuz… Bugün Doğu Akdeniz'de bile başarısızlığın altında yatan sebebin bu olduğunu söylersek abartmış olmayız.

        Evet, değerli arkadaşlar bir yandan Kürtler kardeşimiz diyoruz ama bir yandan da Rojava topraklarında neredeyse 30 kilometreyi istimlak etmek istiyoruz. Nasıl kardeşlik bu? Bu bir kardeşlik değil, bu, sadece Türkiye'deki Kürt seçmene oynama oyunudur, başka hiçbir şey değildir. Kardeş olan eşitlik temelinde kardeşliği savunur, bu gerçek bir kardeşlik değildir. Kürt halkı, Türkiye'de olduğu gibi, Suriye'de de Suriye halklarının asli unsurudur. Bakın, Kürtler öğretmen, öğrenci, işçi, kadın; İstanbul'da olduğu gibi Diyarbakır'da da öyle, Rojava'da da öyledir. Siz onları yerinden yurdundan -üstüne "terör" diyerek- etmeye kalkışırsanız, bu terörü kimin gerçekleştirdiği o zaman oturulur, konuşulur. Türkiye, Rojava topraklarında asla ve asla bu çalışmalara girişmemelidir.

        Değerli arkadaşlar, yine meselenin başka bir boyutuna değinmek istiyorum. Bugün, belediyelere kayyum atamadan tutun da Suriye topraklarında Rojava bölgesine müdahale etmeye kadar, bu sorun sadece ve sadece HDP'lilerin, sadece ve sadece Kürt halkının sorunu değildir; bu sorun İstanbul'daki seçmenin de problemidir, İzmir'dekinin de Adana'dakinin de; bu sorun Rojava toprağında yaşayan bütün halkların, Türkiye'de yaşayan bütün halkların sorunudur aynı zamanda ve bu sorunlara bu hassasiyetle yaklaşılmak zorundadır.

        Bizler, evet -savaşa belki burada Meclis çoğunluğu "Evet." demiştir fakat- asla ve asla tek adam rejimini kabul etmeyen kesimler bu karara saygı göstermeyecektir. Bunu her kesim için söylüyorum. Bugün tek adam rejimine karşı olanlar, demokratik parlamenter sistemin inşa edilmesini isteyenler, kuvvetler ayrılığını savunanlar, yargının bağımsızlığını savunanlar, kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları asla ve asla bu kararınızı onaylamayacak ve savaşa, savaş tezkeresine "Evet." demeyecektir. Buradaki irade Türkiye'deki 82 milyon insanı -ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum- temsil etmeyen bir karara imza atmıştır.

        Evet, biz şunu iyi biliyoruz: Bölge çok karışık. Irak'ta halk sokağa dökülmüş. 100'ün üzerinde insan yaşamını kaybetti. İran-ABD gerilimi tırmandıkça tırmanıyor. Kimin gücü kime yeterse. Bugün Husiler Suudi Arabistan'ın Aramco tesislerini bombaladı ve hemen petrol fiyatları fırladı. Mısır, Sudan, Cezayir kaynıyor -hepsinin farkındayız- Doğu Akdeniz'de sular ısınmaktan öteye geçmiş, sular fokur fokur kaynıyor. Orada da izlediğimiz yanlış politikanın ayağımıza nasıl dolanmaya başladığını haberlere şöyle bir baktığımızda görürüz ve yine, Kıbrıs sorununu, Türkiye'deki iktidarın, yorganı kendine nasıl çekip, yine bundan da bir güvenlik problemi ortaya çıkararak nasıl siyaseti bırakıp askerîleştirdiği ortadadır.

        Değerli arkadaşlar, sonuç itibarıyla, elbette bizlerin de kimi yaklaşımları var. Emperyalist güçler ve bölgedeki taşeronları, biliyoruz ki bizim bu yaklaşımlarımıza sıcak bakmaz, onlar sadece ve sadece timsah gözyaşı dökerler. Bizim önerilerimiz şunlardır: Türkiye, Suriye topraklarına müdahale sevdasından vazgeçmeli. Kürtlerin statüsü kabul edilmeli; bu statü Türkiye'de de kabul edilmeli, Rojava'da da kabul edilmeli. Suriye'de yeni yazılmakta olan -eğer başarabilirlerse- anayasada, bu statünün tanınması konusunda Türkiye, Kürt kardeşleriyle dayanışarak bunun arkasında durmayı başarabilmeli.

        Muhalefet, MHP'nin ve Vatan Partisinin, aklıyla davranan iktidar karşısında ortaya atılan "Türkiye İttifakı"na karşı elbette uyanık olmak zorundadır. Bakın, "Bu ülke savaşta." diye yaygara koparılarak militarizm ve savaş eşliğinde vatandaşların duyguları, algıları ve hatta siyasi partilerin, siyasetin kendisi yönetilmek isteniyor. Az önce yaşadığımız sonuç bu yönetmenin sonucudur ve deniliyor ki: "Ne yapalım? Mehmetçik'i yalnız mı bırakalım?" Siz Mehmetçik'le dayanışmış olmuyorsunuz ki, Mehmetçik'i 


    Suriye bataklığına göndermek için imza attığınızda Mehmetçik'i sevdiğiniz anlamına gelmiyor ki.

        Bizler ne Türkiyeli ne dünyalı hiçbir gencin yaşamını kaybetmesini asla ve asla istemiyoruz. Mehmetçik'e sahip çıkacak olan, Mehmetçik'i o kara batağa sürükleyecek şeye imza atmaz ve bundan dolayı biz bu uyanıklığı sağlamak zorundayız. Partiler sağlamıyorsa seçmenlerin, değerli halklarımızın sağlayacağına dair inancımız da sonsuzdur.

        "Ya yanlış anlaşılırsam." duygusundan artık herkes vazgeçmek zorundadır. Bir ezber bozulmak zorundadır Türkiye'de siyaset yaparken. Gerçekçi olmalı, cesur olmalı, eşyaya adıyla hitap etmeli. Bu tezkerelerin işe yarayacağı tek şey AKP-MHP iktidarının bekasıdır. Bugün Suriye'de yaşanan sorunlara baktığımızda, sınırı tehdit eden unsurların IŞİD, El Kaide, El Nusra olduğunu herkes bilir. Ama biz bugün "Kürtler komşumuz olacağına bunlar komşumuz olsun." diye bir anlayışla yaklaştığımızda, uzun vadede Türkiye kendi ayağına baltayla vurur. Dayanışmayı, barışı, kardeşliği, hani, diyoruz ya "Yurtta sulh, cihanda sulh." diye, o ilkeyi tamamen ortadan kaldırır.

        Evet, Suriye'de Rojava'ya olası bir harekâtı bu Meclis önleyebilirdi ama önleyemedi. O hâlde görev, Türkiye'deki demokrasi güçlerindedir. Az önce ifade ettiğim, tek adam rejimiyle uzlaşmayan, oynanan bu büyük oyunların farkında olan herkes için, bu tehlikeli oyun karşısında Türkiye'de özgürlüğü, barışı, kardeşliği, demokrasiyi korumak adına görev demokrasi güçlerine düşmüştür. Ve ekranı başında bizleri izleyen ya da izlemeyen ama sesimizi duyan bütün demokrasi güçlerine ve bu fikriyata sahip olan değerli halklarımıza buradan seslenmek istiyorum: "Barış" diye, "barış" diye sokaklarda da elbette haykıracağız.

        Ve şair şöyle ifade etmiş savaşın vahametini ve buna karşı alınması gereken tutumu:

        "Sen, makine başındaki insan,

        Sana yarın su boruları ve vanalar yerine çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse yapılacak tek şey var,

        'Hayır.' de!

        Sen, odasındaki ozan,

        Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın tek şey,

        'Hayır.' de!"

        Varoşlardaki işçi, yoksul, kadın, genç, hemşire, doktor; size ne derlerse desinler savaş için, sizler "Hayır." deyin.

        Bu utanç tablosu karşısında çağrımız bütün toplumsal dinamikleredir. Biz Mecliste "Hayır." dedik, toplumsal dinamiklerle ve demokrasi güçleriyle "Hayır." demeye devam edeceğiz.

        Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)


    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Türkiye’de iş cinayetleri bitmiyor: Mardin, Kütahya ve Manisa’da 3 işçi yaşamını yitirdi

    6 Haziran 2026

    Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’ndan Küresel Adalet Raporu: Gezegenin geleceği için ütopik değil, zorunlu bir yol haritası

    5 Haziran 2026

    İran üç Kürt tutsağı daha idam etti: Aileleriyle son görüşmeye bile izin verilmedi!

    27 Mayıs 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Tuncay Yılmaz

    Sosyal demokrasi ve aşırı sağ arasına sıkışmak: İspanya deneyimi

    Muhsin Dalfidan

    Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

    Kenan Temir

    Faşizme karşı ileri!

    Mehmet Murat Yıldırım

    Haziranda Ölmek Zor

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Cegerxwîn Polat

    Kürtlüğün tanısal halleri; muayene odasındaki sessizlik

    Ümit Akçay

    Devlet aklı iktidar blokunun neresine düşer?

    Gökçer Tahincioğlu

    Yasin Börü’ye sahip çıkılırken diğer öldürülenler ve yaşananlar yok sayıldı: Skandallar zinciri ve 12 yıl gizlenen soruşturma

    Siyasi Haber

    Milli Savunma Vekâleti’nden ilgili birimlere: “Irkları yüzünden askeri mekteplere alınmadıklarını azınlıklara söylemeyin”

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    KESK Sempozyumu: “Neoliberal politikalar ve dijitalleşme kamu emekçilerini güvencesizleştiriyor”

    6 Haziran 2026

    Doruk Madencilik işçileri tüm alacaklarını aldı: Bağımsız Maden-İş şimdi Edirne yolcusu

    5 Haziran 2026

    Samsun’da Yeşilyurt Demir Çelik Fabrikası’nda iş cinayeti: 3 işçi yaşamını yitirdi

    4 Haziran 2026
    KADIN

    KCDP Mayıs 2026 Raporu: 16 kadın katledildi, 33 şüpheli ölüm var

    5 Haziran 2026

    Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli’ye çalışan kadınları hedef alan paylaşımı nedeniyle suç duyurusu!

    20 Mayıs 2026

    EŞİK: “Eşitlikten ve laiklikten vazgeçmiyoruz”

    18 Mayıs 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.