Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    24 Ağustos 2026

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    23 Ağustos 2026

    Ankara Kale Mahallesi esnafı kriz kıskacında: “Bir hafta siftah yapamadığımız oluyor”

    23 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

      24 Ağustos 2026

      Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

      23 Ağustos 2026

      İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

      21 Ağustos 2026

      AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

      21 Ağustos 2026

      Kürtler yüzme biliyor…

      19 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026

      Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

      19 Ağustos 2026

      25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

      17 Ağustos 2026

      Bakanlık verileri şüpheli!

      10 Ağustos 2026

      Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

      9 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Tayfun Görgün: ‘Soma davasının her aşamasında olacağız’

    Tayfun Görgün: ‘Soma davasının her aşamasında olacağız’

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Röportaj: Sema Çelik, Ati Furkan Akçair – Fotoğraf: Zeynep Kalaç

    Dev-Maden Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün ile 13 Nisan tarihinde Akhisar’da görülecek olan ilk Soma duruşması öncesi bir değerlendirme yaptık. Soma ve Ermenek başta olmak üzere Türkiye’deki maden ocakları hakkında bilgi aldık.

    Madencilik zor ve zahmetli bir iş Türkiye’de madencilik Cumhuriyet ile gelişti. Daha önce yabancılar tarafından yapılıyordu. Türkiye’nin jeolojik durumlardan kaynaklı madencilikte zengin bir coğrafya; fakat bu zenginliği Türkiye halkları çok az kullanıyor. Madenciliğin kısaca böyle bir özeti var.

    Madencilik son yıllarda özel sektöre çeşitli yol ve yöntemlerle devredildi. Türkiye’de küçük çapta madencilik yapılmasına rağmen ciddi kayıplar oldu. Özellikle son 11 yılda ve 4 yılda giderek artan iş kazaları ve iş cinayetleri yaşandı. En yüksek karı elde etmek için yapılan madencilik tabiî ki madenci doğası gereği özenle yapması gereken bir sektör.

    Madenciliği diğer sektörlerden ayıran bir şey var; madenler sonu bitimli sınırlı kaynaklardır. Madencilik ve tarım Dünyanın en eski iş koludur; ama tarımdan farkı tarımı ekip biçebilirsiniz yenileyebilirsiniz; fakat madencilik sektörü böyle değil; o yüzden bu madenler bütün bir halkın malıdır. Buda yeterli değil. Madenler gelecek kuşaklarında hakkıdır. Bu yüzden madenlerin özenle işletilmesi gerekmektedir. Sınırlı kaynaklar olduğu içinde ayrı bir önemi vardır. Özel sektör bu konuda çok kısa zamanda en yüksek karı elde etmek için çalışır. Bunu düşünmez. Ürünün en yüksek olduğu noktadan başlar ve eğer bir kamusal kontrol (devlet kontrolü ve sendika kontrolü) yok ise eğer, bunun en kötüsünü yapar. Kuralları çiğner, iş prensiplerine uymaz. Son yıllarda karşılaştığımız Soma, Ermenek ve diğer maden faciaları da bunu gösteriyor zaten. Şimdi burada özel sektörün bunu yapabilmesi için öndeki direniş noktalarını kaldırması lazım, bunlardan bir tanesi sendikalaşmanın kaldırılmadığı yerde sendikanın denetim altına alınması gerekiyor. Türkiye’deki madencilik sektörü böyle…

    Geçmiş yıllarda yani 12 Eylülden önce Dev-Maden Sen hatırı sayılır bir örgütlülüğe sahipti tabii sektörü olsun, genel olarak bütün sektörler olsun bazı önemli kazanımlar elde etmiştir. O yıllarda da madencilik faaliyetlerinde hem çalışan işçilerin haklarını sahiplenmişler hem de kamunun hakkı olan madenciliğin bu özellikleri çerçevesinde yapılması için bir mekanizma oluşturmuştur.12 Eylülden sonra kapatılıp yasalar değiştirildiğinde eski gücünü Dev-Maden Sen’de koruyamamıştır. Dolasıyla bizim örgütlenme seviyemiz son derece yetersiz durumda. Bu duruma hem 12 Eylül yasaları sebep oldu, hem de işverenler… Özel olarak Dev Maden Sen’in bütün örgütlenme alanlarının önünü açıkça kesmişlerdir. Buna karşılık olarak bloklar şeklinde oluşan durumlar var. İşçilerin kamuda örgütlenmesini kısıtlayan sebeplerde var. Dolayısıyla madencilik en örgütsüz sektörlerin başında geliyor.

    Dev-Maden Sen olarak örgütlenmede iyi bir seviyede değiliz. Ne zaman ki Türkiye’de facialar gündeme geliyor işçiler kendilerine yapılan haksızlıkların kanunsuzlara karşı isyan ve öfke dalgası büyüyor o zaman tabii ki de Dev Maden Sen’e de örgütlenme için alan açılıyor işimiz kolaylaşıyor. Soma’da böyle bir şey görüldü ama Ermenek’te bu böyle olmadı. Ermenek’te çok daha farklı koşullar var. Oranın yöresel demokratik yapısı farklı. Orada maden havzası çok geniş olmadığı için o küçük havzaya çok bağlanmışlar ve başka iş kolu olmadığı için işçiler örgütlenmeye çok sıcak bakmıyorlar. Soma’da daha farklı oldu. Facianın başında DİSK’e bir yönelim oldu. Sarı sendika son derece yıpranmıştı buna karşı tepki başladı; fakat geçen dönemlerde yaşanılan işten atılmalar yüzünden örgütlenmeye karşı bir korku dalgası var ve bu yüzden başlangıçtaki üye sayımız yarıya düştü. Ama yine de 5-6 arkadaşımız baskılara rağmen orada çalışmalara devam ediyorlar. Genel olarak Türkiye’deki durumumuz bu şekildedir. Madencilikte örgütlü büromuz bu şekilde oluyor.

    Şimdi Türkiye’de madencilikte başta olmak üzere başka iş kollarında da hükümetin ayrı bir yaklaşımı var. Genel olarak Türkiye ve diğer kapitalist ülkelerle boy ölçüşebilmek, Türkiye sanayisini ayakta tutabilmek için dayandığı tek şey rekabet. Çünkü ucuz üretim gücü, ucuz işçilik bir devlet politikası haline gelmiştir.

    Taşeronlaşma, özelleştirme her sektörde olduğundan daha fazla madencilik sektörüne yerleşti. Soma Holding gibi işletmeler ise aslında madencilik deneyimi olmayan, şirket bile olmayan ‘evveliyatı itibariyle söylüyorum’ şirketlerdir. Bunlar AKP’nin kurduğu, kurdurttuğu, iş birlikçi şirket haline getirttiği insanların, kurumların bir araya gelerek önümüze çıkarttığı dayatmalardır. Hâlbuki Türkiye’de madencilik konusunda daha eski şirketler var. Madenciliği kurumsal olarak yapan yıllarca bunun zahmetini çekmiş şirketler vardır. Bu şirketler bilinmiyor. Diğer taraftan Soma’nın hemen yakınında yapılan AKP tarafından kurdurulmuş olan şirketler var. AKP’nin mitinglerine destek ve işçi yığımlarında bulunuyorlar. Bunların Türkiye’de başka illerdeki ihaleyle aldıkları maden ocakları da var. Bu açığa çıktığı için toplumsal olarak tepki de var.  Bu yeni kurulan şirketler Soma’da henüz devreye girmediler.
    Hazırlık çalışmaları yapıyorlar bu şirketlerde iki büyük kurumları var. Soma ve Kınık’ta açılacak olan ocaklarda yaklaşık 2’şer bin işçi çalıştıracaklar. Onların madenciliği daha farklı, daha kurumsal şirketlerdir. Soma Holding gibi AKP’nin kurdurduğu şirketlerle aynı geleneklere sahip değiller. Tabi kapitalist şirketlerdir yine. Sömürünün en yoğun olduğu şeyleri yapacaklar ama şöyle bir fark var Soma Holding gibi olan şirketler belki AKP tarafından gözden çıkarılmış.

    Durumun ne olacağı seçim sonuçlarına bağlı. Biraz işçilerin örgütlenmelerine gelişmelerine bağlı değişim gösterecek. Yani işçiler sessiz kalırsa denetimler ve kanuni yaptırımların uygulanması işçiler tarafından gözetilemez ise eskiye dönüş tekrar, yeni faciaları getirebilir. İşte bunları deminde dediğim gibi seçimler belirleyecek. Bizim örgütleme çalışmalarımız süreci belirleyecek. Öte yandan mahkeme süreçleri de biraz bunu belirleyecek. Eskisi kadar açık biçimde ve yaygın biçimde hak ihlalleri madencilik prensiplerinin ihlalleri güvenliksiz çalışma ortamının çok yaygın sürmesi şu anda eskisi kadar hüküm sürmüyor. Ama bu örgütlenmeyi arttırırsak tamamen ortadan kaldıracak bir şey tabi… Bunu sağlayamazsak yine eski sisteme döneceğiz gibi görünüyor.

    Hayır, Sayın Bakan ekibimize sözler verdi. İnceleyeceklerini söyledi ve bazı yaklaşımlarımızın hemen yapılabilir olacağını söyledi. Taleplerimizi haklı buldu bazılarını haklı olmakla beraber yapmasının çok zor olduğunun kendilerinin de bir karar aşamasında olduğunu eğer böyle ölümler sürecekse Türkiye’de kömür üretimi konusunda bir geriye çekilmenin olabileceğini ve ithalat yapılabileceğini söylemiştir.

    Soma’dan sonra Türkiye’de kömür ithalatı artmış durumda Soma’nın yapılamayan üretimi ithalatla karşılanmaktadır. Dolayısıyla hemen hemen hiçbir olumlu gelişme olmadı. Biz bakanlıkla görüşmelerin veya hükümetle ve parlamentoyla görüşmelerin eğer ısrarlı bir toplumsal baskı, işçi desteği olmadığında sonuca ulaşmayacağını biliyoruz. Ama görevimizi yaparak bakanlığa çok net bir şekilde hangi önlemlerin acilen alınması gerektiğini, bütün madencilik politikalarının yapılması gerektiğini kendilerine anlattık. Bunun en başında zaten fütursuzca yapılan özelleştirmelerin ve özel sektörün kaldırılması gerektiğini, kontrollerin iyi yapılması gerektiğini ve sendikalaşma konusunda işverenlerin ve dolayısıyla hükümetin taraflar tutumunu kaldırması gerektiğini içeren bir metin hazırladık ve görüşme yaptık. Ciddi bir gelişme yok şu anda.

    Mahkemede tarafız dedik. Biz burada müdahil olmak istiyoruz ve mahkemede söz söylemek istiyoruz dedik; fakat savcılık bunu reddetti. İlk duruşma faciadan tam 11 ay sonra 13 Nisanda yapılacak. Bu gecikme, bu yavaşlık başka bir olumsuzluk tabi. Bu dört örgütünde KESK, DİSK, TTB, TMMOB’den müdahillik sürecine gelen bir yanıt var mı bilmiyorum ama madencilik sendikası olan DİSK’e bağlı Dev-Maden Sen’in, -üstelik üyelerimizde var orada- buna rağmen müdahil edilmemiş olması zaten reddedildiğimiz anlamındadır. Fakat savcılık bizi reddetse de biz mahkemenin her aşamasında olacağız. Bu mahkemeyi sonuna kadar izleyeceğiz ve mahkemenin kendisine de tekrar müdahillik için başvuracağız.

    Bu kanayan bir yara. Türkiye zaten adalet sisteminin çökmüş olduğu bir ülke ve sistemin adalet dağıtmadığı çok açık bir gerçek. Özellikle AKP’den sonra bu daha da arttı. Yasama yürütme gibi organlar neredeyse ortadan kaldırıldı. AKP döneminde yargı da hükümete bağlanmış durumda. Bunu yargı kararlarından ve adli işleyişten görebiliyoruz. Bizim, işçi sınıfı olarak ve işçiler olarak adliyedeki davalarımızda da, Yargıtay’daki daha önceki kararların – yani işçi lehine olan kararların- da giderek değiştiğini büyük bir ayrımcılığa tabi tutulduğumuzu burada görüyoruz. İşçileri ilgilendiren davalar genellikle 2-3 yılda sonuçlanıyor. Adalete erişim konusunda, adalet sağlanması konusunda mevcut kanunların uygulanmadığı bir süreçten geçiyoruz. Soma’da da süreç böyle oldu. Biz, bir davanın açılış biçimindeki eksikleri zaten daha önce kamuoyuna duyurduk. Burada asıl sorumlular yerine daha çok oradaki teknik mühendisler, işçiler, ölen mühendisler dahil olmak üzere diğer davalarda da olduğu gibi bu kişiler cezalandırılarak adalet yerini bulmuş gibi gösteriliyor. Aslında asıl suçlu olan büyük sermaye devletin ve diğer sorumluların aklandığını gördük. Soma’da da bu tehlike karşımızda var bunu son kararda da görüyoruz. Davanın geç açılmış olması zaman açısından da bize bazı şeyleri gösteriyor ve bize bir olumsuzluğu anlatıyor. İkincisi mahkemenin bazı kararlarını kamu duydu; bunlar da şu anda cezaevinde olan sanıkların, mevcut işletmeye ait yetkililerin bir kısmının mahkemeye getirilmenin gerekli olmadığını, ifadelerinin online sistemle alınmasının yeterli olacağı şekilde bir karar çıktı. Sebep olarak da sanıkların can güvenliği gerekçe gösterildi. Mahkemeye katılacak olan işçi ailelerinin bu sanıklara zarar verecekleri gibi bir düşünce var. İşçilerin can güvenliğini umursamayan çeşitli yetkili kurumlar, öldürmekle yargılananların can güvenliğinden dolayı mahkemeden kaçırıyorlar. Çünkü online sistemden manipülasyon yapmak daha mümkündür. Sanıkların tutum davranışlarını basın yoluyla, ölenlerin yakınları yoluyla izlenmesi ve gözlemlenmesi dâhil olmak üzere psikolojik olarak sanıkları rahatlatan bir süreç yaratılmış oldu. Biz bunu kınıyoruz ve çok yanlış buluyoruz. Aynı zamanda davacı olan ailelerin ve tanıkların evlerinde ifadesinin alınması kararı çıkartılarak mahkemeye gelmeleri gereksizleştirildi. Buradan görülüyor ki mahkeme heyeti de davayı gereksizleştirmiştir. Bu uygulamalar sadece kişinin mahkemeye sağlık veya mesafe gibi engeller dolayısıyla gelemeyeceği durumlarda yapılmaktadır.

    Baroların görevi zaten budur. Bütün baroların özellikle en başta Barolar Birliği’nin bu davayı izlemesi gerekmektedir. Çünkü bu dava üsteki soruda da anlattığım gerekçelerle sıkıntılı bir hale gelmiştir. Baroların, Türkiye’de bu kadar büyük can kayıplarının olduğu, bu kadar büyük hak ihlallerinin olduğu ve mahkemelerin dava başında davayı sulandırmaya çalışan yaklaşımlarında, mahkemeyi enine boyuna izleyip, görevlerini yapmaları konusunda baskı altına alan ve süreci izleyen bir sorumluluk içinde olduğunu düşünüyorum. O bakımdan onların yaklaşımlarını olumlu buluyoruz. Umarız ki bu sözlerini mahkeme bitene kadar sürdürürler. Ama mahkeme dışındaymış gibi görünen bir şey daha var; o da herkesin bilmesi gerekiyor ki genel seçimler, mahkemenin sonucunu belirleyecektir. Eğer ki şu anda bütün mahkemeleri baskı altına alan ve Soma faciasında da sorumlu olan hükümet ve Enerji Bakanlığı, -yani siyasal iktidar- eğer bu ölçüde parlamentoda ve hükümette tek hâkimiyet kurmaya devam edecek seçim sonucunu çıkarsa Türkiye’de bu mahkemelerden bir şey beklemenin gerçekçi olamadığını şimdiden söylüyorum; ama seçim sonuçları daha adil olursa, devam edecek olan mahkemeden olumlu sonuç almamız, bu tip davaları izlememiz ve adil bir yönde hukuki sonuç almamız gerçekleşecektir. Aksi halde zaten AKP’nin şu andaki hükümranlığıyla bu tip davalardan sonuç almak, seçim sonuçlarına bağlı olarak ortaya çıkacaktır.

    Tabi ailelerle görüşüyoruz. Bütün hepsiyle değil ama önemli bir kısmıyla görüşüyoruz. Onların henüz yaraları küllenmiş değil. Bu davada ailelerin yaralarını saracak adalet duygusu yaratacak bir süreç olursa eğer bu insanların eski hayatlarına geri dönmeleri, bu acılarla beraber yaşayabilmeleri kolaylaşmış, daha gerçekleşebilecek bir durum arz ediyor. Devlet ailelere verdiği sözlerin büyük bir kısmını yerine getirmedi. Aileler son derece kötü durumdadırlar. Bir facia yaşandı ama hala katillerin ve sorumluların korunuyor olması ailelerin de adalet duygularını köreltmiş ve acılarını dindirmemiştir.

    Bu talep KESK, DİSK, TTB, TMMOB’nin talebiyle de çakışıyor. Birincisi adaletin hızlı bir biçimde ve zamanında yapılmasını istiyoruz. İkincisi bütün sonuçlarıyla beraber bütün sorumlularının yargılanmasını istiyoruz. Bu konuda sadece oradaki mühendislerin, elemanların özellikle de ölmüş olanlarına suçların yıkılması şeklinde değil; bütün sorumluların hükümetten, devletten, sarı sendika da dahil olmak üzere herkesin orada yargılanmasını istiyoruz. Daha da önemlisi bütün bu mahkeme sürecini, aynı zamanda bundan sonra hem adaletin yerini bulması, insanların tatmin olması, hem de adalet duygusunun yaratacağı rahatlıkla bir görev yapmasının yanında, aynı zamanda yeni faciaların olup olmayacağını belirleyecek bir süreçtir bu. Çünkü yine daha öncekilerde olduğu gibi bu dava da eğer sorumlular cezalandırılmazsa, açığa çıkarılması için ciddi bir çaba sarf edilmezse bunu yapan kesimler – yani kar için parayı, rant için işçilerin ölümünü bile hiçe sayan bu vicdansızlar sürüsü- Türkiye’de bu suçları işlemeye devam edeceklerdir. Yani adalet kurumu burada bilmelidir ki, önce adaleti dağıtmakla kalmış olmayacaklar- ki zaten adaleti dağıtmak görevleridir ama aynı zamanda da yeni faciaların önlenip önlenemeyeceği konusunda bir görev yapıyor olacaklardır. Dolayısıyla bu görevleri TC’nin yurttaşı olarak, insani olarak da, hukukçu olarak da onlardan bekliyoruz. Biz bu davanın takipçisi olacağız. Canı yanan, adalet isteyen herkesin de bu davanın takipçisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

     

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

    17 Ağustos 2026

    Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

    6 Ağustos 2026

    Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

    20 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    Taner Taş

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    Nevzat Onaran

    İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

    Mahir Sayın

    AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

    Volkan Yaraşır

    Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

    Aziz Çelik

    25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

    Aziz Çelik

    Bakanlık verileri şüpheli!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Maden işçilerinin Bakanlık önündeki eylemi 14. gününde: “Haklarımızı alana kadar gitmiyoruz”

    23 Ağustos 2026

    Beypazarı’ndaki maden kazası ile ilgili 9 gözaltı

    22 Ağustos 2026

    Enerji Bakanlığı önündeki maden işçilerinden şirket yetkililerine tepki: “İşçinin hayatı mı önemli senin itibarın mı?”

    22 Ağustos 2026
    KADIN

    TKDF Temmuz 2026 Raporu: İlk 7 ayda 231 kadın erkek şiddeti ve şüpheli ölümler sonucu hayatını kaybetti

    6 Ağustos 2026

    1930 tarihli gizli genelge: Kadın öğretmenlere makyaj, takı ve gösterişli kıyafet yasağı

    5 Ağustos 2026

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.