Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Metal işçileri 8 Ocak’ta dördüncü kez iş bırakıyor: “Patronların ellerini cebine atma zamanı”

    7 Ocak 2026

    Kuzey Kıbrıs’ta ceza yasası tasarısına basın tepkisi: “İfade özgürlüğü tehdit altında”

    7 Ocak 2026

    İlham Ehmed: Halep’teki saldırılar Kürtlere karşı soykırım harekâtıdır

    7 Ocak 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Venezuela: Uluslararası hukukun çöküşü, emperyalist barbarlık rejimi ve kapitalizm

      7 Ocak 2026

      ABD’nin Venezuela’ya saldırmasını görmek

      5 Ocak 2026

      Emperyalist müdahaleler ve “kurtarıcılık” yanılgısı

      5 Ocak 2026

      Filistin’den Arjantin’e uzanan İsrail devlet şirketi: Mekorot

      5 Ocak 2026

      Haklar algoritmalara teslim edilemez

      4 Ocak 2026
    • Seçtiklerimiz

      İlk Kürtçe ilkokul

      7 Ocak 2026

      Gangsterin dönüşü!

      5 Ocak 2026

      Faşizme ve emperyalizme karşı daha fazla enternasyonalizm, daha fazla sosyalizm

      5 Ocak 2026

      Belirsizlikler yılı 2025 geride kalırken 2026 ne getirecek?

      4 Ocak 2026

      Albanese’nin raporu Türkçede: “Gazze Soykırımı – Toplu Bir Suç”

      2 Ocak 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Piyangocu Meryem hepimiz için ilham kaynağı

      26 Aralık 2025

      Avrupa Süryaniler Birliği: “Noel Bayramı eşit yurttaşlığın bir gereğidir”

      24 Aralık 2025

      Duygusal Olan Politiktir – KESK’li Kadınların Mücadele Deneyimleri

      24 Aralık 2025

      Özlem Tolu: 2026 bütçesi eğitimin daha fazla piyasalaşacağı bir dönemin habercisi.

      15 Aralık 2025

      Onur Hamzaoğlu: “Sağlık Bakanlığı’nın bütçedeki payı yüzde 15’in altında olmamalı”

      13 Aralık 2025
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Kürt sorunu ve demokrasi

    Kürt sorunu ve demokrasi

    RIZA TÜRMEN T24 için yazdı: Şurası gerçek ki PKK, Öcalan’ın çağrısına uyarak silahları bıraksa, sonra da kendisini feshetse bile Kürt sorunu var olmayı sürdürecek. Bu sorun Türkiye toplumu ve devleti için bir demokrasi sınavı olacak. Sorunun çözümünü AKP-MHP blokundan beklemek boşunadır. (...) Bunun yanında ana muhalefet partisi CHP, başarıyla yürüttüğü demokratik toplumsal mücadelenin içine Kürt sorununun barışçı çözümünü dahil etmedi. CHP’nin tutumu, demokrasi çerçevesinde çözüm için inisiyatif almak yerine çözüme engel olmamak şeklinde. Yani pozitif bir tutumdan çok negatif bir tutum.
    Rıza Türmen1 Mayıs 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye tuhaf bir ülke. Bir yanda giderek artan baskı, yargı eliyle muhalif sesleri susturmaya yönelen ana muhalefet partisinin belediye başkanlarını, barışçı gösteri yapma hakkını kullanan gençleri, bir partinin Cumhurbaşkanı adayını cezaevine koyan, tam bir otoriter rejim olma yolunda hızla yürüyen bir iktidar ve buna karşı direnen, demokrasi, özgürlük mücadelesi veren, gençlerin önemli bir rol oynadığı halk var. İktidar, halkın çoğunluğunun desteğini yitirmiş, rıza üretmekten vazgeçmiş, baskı, şiddet yoluyla konumunu sürdürmeye çalışıyor.

    Öbür yanda ise “terörsüz Türkiye” sloganı altında yürütülen bir açılım süreci var. Orada başka bir dünya var. Her şey toz pembe. Çağrılar yapılıyor, ziyaretler gerçekleştiriliyor, topluma barış dolu iyimser mesajlar veriliyor. Her ziyaret çok iyi, çok olumlu geçiyor.

    Açılım süreci silahların bırakılması gibi dar bir alana sıkışmış. Bunun içinde demokrasi, Kürt sorununa barışçı bir çözüm getirilmesi, bu amaçla bir müzakere sürecinin başlatılması yok. Kürt sorununun çözümü için demokratik bir çerçeve gerekiyor. Ancak demokrasinin, hukuk devletinin, insan haklarının geçerli olduğu bir Türkiye’de Kürt sorununa kalıcı bir çözüm bulunabilir.

    Başka uluslararası örneklerde de görüldüğü gibi, Kürt sorunu gibi kimlik sorunlarının çözümü bir demokratikleşme süreciyle el ele yürütülmekte. Güney Afrika bunun iyi bir örneği. 1990’da iktidardaki Ulusal Parti ile Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi arasındaki görüşmeler aynı zamanda bir demokratikleşme sürecine yol açtı. 1994’te ilk kez demokratik seçimler yapıldı. Bu seçimlerle Afrika Ulusal Kongresi oyların yüzde 62’sini alarak iktidara geldi. Nelson Mandela devlet başkanı seçildi. Arkasından yeni bir demokratik anayasa yapıldı. Geçmişin acılarıyla hesaplaşmak için bir hakikat komisyonu kuruldu. Apartheid sorununun çözümüyle demokratikleşme birbirlerine paralel olarak, birlikte ele alındı.

    Bizde ise bunun tam tersi oluyor. Açılım süreciyle demokratikleşme birlikte değil, ters yönde yürüyorlar. Açılım süreci ilerledikçe iktidar baskıyı arttırıyor. Demokrasiden daha fazla uzaklaşıyoruz.

    Ters yönde gelişen bu iki süreç birbirinden bağımsız, ayrı kompartımanlarda yürütülüyor. İktidar bloku böyle istiyor ve bunun mümkün olduğuna inanıyor.

    Gerçekte her iki süreç de iktidarın, yerinde kalma, var olma stratejisinin parçaları. Bir yandan Cumhurbaşkanlığı’nın en güçlü adayı saf dışı bırakılırken, öbür yandan Kürt oylarına göz kırpılıyor. Aynı zamanda DEM Parti ile CHP arasındaki yakınlaşmayı engellemek, bir demokratik ittifak olasılığını önlemek, DEM Parti’yi iktidar bloku saflarına çekmek amaçlanıyor.

    Uluslararası konjonktür de iktidarın giderek otoriterleşmesine, ülke içinde terör havası estirmesine yardımcı oluyor. Trump’ın ikinci kere iktidara gelmesiyle demokratik devletler topluluğunun benimsediği değer sistemi büyük bir erozyona uğradı. Kaba güce dayanan yönetimler geçerli olmaya başladı. Çin ve Rusya bu tür yönetimlerin önde gelen örneği. AKP Türkiye’si de Putin Rusya’sı olmaya doğru gidiyor.

    Şurası gerçek ki PKK, Öcalan’ın çağrısına uyarak silahları bıraksa, sonra da kendisini feshetse bile Kürt sorunu var olmayı sürdürecek. Bu sorun Türkiye toplumu ve devleti için bir demokrasi sınavı olacak.

    Sorunun çözümünü AKP-MHP blokundan beklemek boşunadır. İktidar bloku silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshetmesi dışında tek kelime etmemekte. Söylediği zaman da “Kürt sorunu yoktur, sorun terör sorunudur.” görüşünü benimsemekte.

    İktidarla Kürt hareketi arasında zımni ya da açık bir anlaşma olup olmadığını, silah bırakılması ve PKK’nın feshine karşılık Kürtlere ne verildiğini bilmiyoruz. Silahların bırakılmasından sonra demokratikleşme çerçevesinde Kürt sorununa çözüm kanallarının açılması beklentisi varsa, mevcut gelişmeler beklentinin gerçekleşmeyeceğinin açık bir göstergesi. Kaybetmek telaşı içindeki iktidar bloku muhalefete karşı adeta yargısal bir savaş açmış durumda. Her gün iktidarın daha otoriter bir yapıya evrildiğini görüyoruz. İktidarın bir kere bu yola girdikten sonra geri dönmesi, demokrasi yolunda adımlar atması beklenemez. İktidar bakımından silahların bırakılması ve PKK’nın feshiyle sorun bitmiş olacak. Bunun ötesinde adım atmaya niyetli gözükmemekte.

    AKP-MHP iktidar blokunun birbiriyle çelişkili iki süreci birlikte yürütme olanağını bulması biraz da muhalefetin tutumundan kaynaklanıyor.

    Kürt siyasal hareketi ve DEM Partisi iktidarın paradigmasını kabul etmiş görünüşü vermekte.

    Her ne kadar Öcalan’ın çağrısının adı “Barış ve Demokrasi Çağrısı” ise ve çağrı metninde “demokratik bir toplum ihtiyacının kaçınılmaz olduğu”, “PKK’nın güç ve taban bulmasının demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklandığı”, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabileceği” gibi ifadeler yer almakta ise de ve metne Sırrı Süreyya tarafından Öcalan’ın talimatıyla “Pratikte silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi demokratik siyaset ve hukuki boyutunun tanınmasını gerektirir” şeklinde bir ekleme yapılmışsa da, “pratikte” silahların bırakılmasıyla demokratikleşme arasında bir ilişki kurulduğunu gösteren hiçbir işaret mevcut değil.

    Oysa Dem Partisi’nin ve Kürt hareketinin iktidarın paradigmasını kabul etmek yerine Öcalan’ın çağrısına uygun olarak, demokratikleşmeyi silahların bırakılmasının bir koşulu olarak ileri sürmesi ve bunu demokratikleşme için bir fırsata çevirmesi beklenirdi. Bu fırsat kaçırılmışa benziyor.

    Bunun yanında ana muhalefet partisi CHP, başarıyla yürüttüğü demokratik toplumsal mücadelenin içine Kürt sorununun barışçı çözümünü dahil etmedi. Kürt sorunu konusunda CHP’nin tutumu, demokrasi çerçevesinde çözüm için inisiyatif almak yerine çözüme engel olmamak şeklinde. Yani pozitif bir tutumdan çok negatif bir tutum.

    Böyle olunca Kürt sorunuyla ilgili bir demokrasi boşluğu, bir çözüm arayışı eksikliği ortaya çıkıyor. Bu boşluğu doldurmak amacıyla bir sorumluluk sahibi yurttaşlar topluluğu “barış için toplumsal girişim” hareketini başlattılar. Hareketin amacı Kürt sorununa kalıcı bir çözüm bulmak için müzakere sürecini başlatmak. Bunu bir demokrasi hareketi çerçevesine oturtmak. Sorunun çözümüne toplumsal destek sağlamak. Sorunun çözümüyle ilgili çalışmalar yapmak, düşünce üretmek.

    Bugünkü koşullarda  “demokratikleşme” iki anlam taşımakta. Birincisi, iktidarın yargı eliyle uyguladığı baskı, şiddet, sindirme siyasetine dur diyebilmek. Birilerinin iktidara “ hem muhalefete her türlü baskıyı uygulayacaksın, hem de Kürtler’le barış süreci yürüteceksin. Bu kabul edilemez” demesi gerekir.

    “Demokratikleşme” nin bir başka anlamı ise, Kürt sorununa çözüm arayışlarını başlatmak. Bunu demokrasi çerçevesine oturtmak. Bu kanaldan Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunmak. Kürt sorununu içine almayan bir demokratikleşme süreci eksik kalacak, istenen sonuçu vermeyecektir. Kaldı ki, soruna kalıcı bir çözüm getirimediği takdirde ileride yeniden şiddete başvurulmayacağının güvencesi de yoktur.

    Kürt sorununun çözümü için bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var. İnsanların farklılıklarıyla birlikte eşit ve özgürce var olabildikleri, bu farklılıkların yarattığı kimlik taleplerinin karşılandığı, tanındığı, kamusal alanda yer açıldığı çoğulcu bir toplum inşa edebilmeliyiz. Bu aynı zamanda demokratik bir devlet ve toplum olmanın gereği. Kürt sorununun çözümü çağdaş, çoğulcu bir demokratik cumhuriyete dönüşmenin vazgeçilmez temel taşı.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İlk Kürtçe ilkokul

    7 Ocak 2026

    Hatimoğulları: “Süreç belirsizliklerle yürütülüyor, barış cesaret ve kararlı irade ister”

    6 Ocak 2026

    Gangsterin dönüşü!

    5 Ocak 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Remzi Altunpolat

    Venezuela: Uluslararası hukukun çöküşü, emperyalist barbarlık rejimi ve kapitalizm

    Muhsin Dalfidan

    ABD’nin Venezuela’ya saldırmasını görmek

    Zeynel A. Göçer

    Emperyalist müdahaleler ve “kurtarıcılık” yanılgısı

    Betül Yangın

    Filistin’den Arjantin’e uzanan İsrail devlet şirketi: Mekorot

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Alp Altınörs

    İlk Kürtçe ilkokul

    Fehim Taştekin

    Gangsterin dönüşü!

    Remzi Altunpolat

    Faşizme ve emperyalizme karşı daha fazla enternasyonalizm, daha fazla sosyalizm

    Ümit Akçay

    Belirsizlikler yılı 2025 geride kalırken 2026 ne getirecek?

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) YouTube
    EMEK

    Metal işçileri 8 Ocak’ta dördüncü kez iş bırakıyor: “Patronların ellerini cebine atma zamanı”

    7 Ocak 2026

    İşten çıkarılan Özgüneş Taşımacılık işçileri: Mücadele sürecek

    6 Ocak 2026

    Soma Termik Santrali’nde TİS farkı tepkisi: İşçiler eylemde

    3 Ocak 2026
    KADIN

    Kadınlar 10 Ocak’ta yan yana: “En güçlü yanıt örgütlü mücadeledir”

    5 Ocak 2026

    Kadınlardan “Aile Yılı” politikalarına karşı ortak çağrı: 10 Ocak’ta Ankara’da kadın mitingi

    3 Ocak 2026

    Gülistan Doku’dan 6 yıldır haber yok: “Cezasızlık politikalarından vazgeçin”

    3 Ocak 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.