Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    LGBTİ+ dernekleri ve aktivistlere yönelik operasyonda gözaltına alınan Hazer: “Mücadelemiz kriminalize edilmek isteniyor”

    13 Eylül 2026

    Şili’de Pinochet diktatörlüğü kurbanlarını anmak isteyen halka polis müdahalesi: 284 gözaltı

    13 Eylül 2026

    Dêrsim’de dağ keçilerinin avlanması sınırsız ve süresiz olarak yasaklandı

    13 Eylül 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Bir bedenin sınırları, diğer kadının yapabildikleri değildir

      10 Eylül 2026

      Soldaki şovenizmin tezahürleri ve devrimci mücadele hattı

      9 Eylül 2026

      Belgelerle Türkiye’nin mezarlık politikası: Cumhuriyetten günümüze kültür kırımı ve hafıza tasfiyesi

      9 Eylül 2026

      6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in fiilleri

      8 Eylül 2026

      6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

      6 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

      10 Eylül 2026

      Okullar açılırken

      6 Eylül 2026

      Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

      31 Ağustos 2026

      Türk usulü vulger Schmittçilik: Mehmet Uçum’un “yurtsever sol demokratlığı” ve neo-faşist rejimin ideolojik grameri

      31 Ağustos 2026

      Müzakere ve mücadele

      28 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Feray Mertoğlu: Müzakere sürdürülürken faşizme karşı mücadele yükseltilmelidir

    Feray Mertoğlu: Müzakere sürdürülürken faşizme karşı mücadele yükseltilmelidir

    SYKP Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu: Öcalan da dahil olmak üzere tüm tutsakları kapsayan bir af gündeme getirilmeli, HDK ve Barış İmzacıları gibi davalardaki mağduriyetleri gidermeli, kayyımlar yerlerini seçilmişlere terketmelidir ki, iktidarın bu meselede ciddi olduğuna inanmak için nedenimiz olsun. 
    Siyasi Haber2 Aralık 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    SYKP Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu: Öcalan da dahil olmak üzere tüm tutsakları kapsayan bir af gündeme getirilmeli, HDK ve Barış İmzacıları gibi davalardaki mağduriyetleri gidermeli, kayyımlar yerlerini seçilmişlere terketmelidir ki, iktidarın bu meselede ciddi olduğuna inanmak için nedenimiz olsun. 

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ile bir Mezopotamya Ajansı (MA) çalışanının yaptığı röportajı, üzerinden günler geçtiği halde yayımlanmaması üzerine okurlarımızla paylaşıyoruz 

    MA: CHP başta olmak üzere Meclis’te kurulan Komisyonda yer alan bazı partiler; Komisyon üyelerinin, sorunu başmüzakereci olarak kabul edilen Abdullah Öcalan ile görüşmesine karşı çıktı. Özellikle CHP’nin kararı Kürtler tarafından tepkiyle karşılandı. CHP’yi böyle bir karar almaya iten durumlar neler? CHP Kürtler ile arasına giren bu mesafeyi hangi adımları atarak kapatabilir?

    Feray Mertoğlu: Meclis’te oluşturulan Komisyonun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la görüşmesi elbette çok önemlidir. Komisyonda bulunan CHP üyelerinin bu görüşmeye katılmamasının sürecin toplumsallaşması açısından sıkıntı yarattığı söylenebilir. CHP’nin bundan sonra Komisyondaki varlığı ve takınacağı tutumlar önemli olacaktır. CHP Komisyonun üyesi olarak sorunun çözümü için mücadele edeceğini belirtti ve konuyu sadece bir “terör’’ sorunu olarak görmediğini, ortada bir “Kürt sorunu’’ olduğunu vurguladı. CHP bu konuda tutarlı davranacaksa tarihin bu eşiğinde bu görüşleriyle uyumlu davranmalıdır. CHP Kürtlere karşı bir tavır içinde olmadığını, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen kongreye sunduğu programda ortaya koydu diye düşünüyorum. Öcalan’ın önceden beri talebi olan, ama şimdi artık pek konuşulmayan “Avrupa yerel yönetim şartını” tanıyacağını bu programda ilan etti. Öcalan daha önce bu talebin kabulüyle Kürt sorununun ve genel olarak da demokrasi sorununun çözüm yoluna gireceğini ifade etmişti.

    Abdullah Öcalan ve Kürt hareketi yaptıkları açıklamalarda CHP’nin bu sürecin içinde yer ve rol alması gerektiğini belirttiler, buna rağmen CHP’nin bu tavrı ne anlama geliyor?

    CHP, bu Cumhuriyet’in kurucusu ve haliyle düzenin Türkçü karakterini de belirleyen partidir. 1970’lerle birlikte demokrat bir karakter kazanmaya başladı. Ama demokrasiyi içselleştirmiş bir partiye dönüşemedi bir türlü. Son yıllarda ise gerek demokrasi talebi gerekse sivil-halkçı iddiaları ile ciddi bir dönüşüm geçirmekte. 19 Mart darbe girişimi sonrasında sokağın sesine kulak kabartan bir politika sürdürüyor diyebiliriz. Kuşkusuz CHP’nin kimi yöneticilerinde devletçi-Türkçü söylem hala etkisini gösteriyor. Ama bugün asıl belirleyici olan CHP’nin rejimin şiddetli saldırılarıyla yüz yüze kalmış olmasıdır. AKP-MHP iktidarı, bir yandan adı ve yapacağı işler henüz belirsizliğini korusa ve somut adımlar atılması gecikse de bir ‘’barış’’ sürecinden bahsediyor; ama bir yandan da anti-demokratik uygulamalarını ısrarlı biçimde sürdürüyor. CHP bir yandan rejimin bu baskıcı ve anti-demokratik uygulamalarına karşı sokakta ciddi bir mücadele sürdürürken onlardan beklenen Abdullah Öcalan’ın başını çektiği bu müzakere sürecinin de içinde yer alması ve geniş yığınlar tarafından kabul edilmesini sağlayacak davranışlar sergilemesidir. CHP’nin İmralı’ya gitmeyişindeki etkenin, faşist cephenin baş elemanı AKP ile aynı parantez içinde anılmak istememesi olduğunu söyleyebiliriz. AKP İmralı’ya gitme konusundaki kararını son ana bıraktı ve hatta temsilcisinin gidip gitmediği konusunda bulanık bir ortam yarattı. Daha önceden terörle iltisaklı ilan ettiği ve tutukladığı 16 belediye başkanının hala içeride olduğu da gözlerden kaçmamalı. Dolayısıyla mesele sadece “ulusalcıların’’ ağır basması değildir. Öyle olsa idi “Avrupa yerel yönetim şartını” kabul edip bunu imzalayacaklarını belirtip programa koymazlardı. 

    Yine kamuoyunda CHP’nin bu kararı sıkça tartışıldı. Kimi kesimler CHP’nin aldığı kararın AKP karşıtlığından çok Kürtlere karşı tutum olarak yorumladı. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

    Dediğim gibi CHP içinde ‘‘ulusalcı’’ bir damar tabii ki bulunmaktadır; ama AKP’nin baskıcı politikalarını ve kimi oyunlarını görmezden gelemeyiz. Son yerel seçimlerde CHP’nin Kürtlerin ‘‘Kent Uzlaşısı’’ çerçevesinde getirdiği ittifak önerisini kabul ettiğini ve bir tür “Geniş Cephe’’ stratejisiyle faşizmin kurumlaşmasına önemli bir çelme taktığını unutmayalım. Ekrem İmamoğlu da mahkeme salonunda bu ittifakı açıkça savundu. Faşist bir kurumsallaşma tehdidi hala aktüalitesini koruyor. Ama kuşkusuz müzakere önemli bir fırsattır ve CHP’nin bu sürecin içinde rolünü oynaması önemlidir. Ama bir yandan da bu tek adam otoriterleşmesine karşı mücadele elden bırakılmamalı ve yaşamsal önemde olan bu konu ihmal edilmemelidir. Bunu söylerken tüm demokratik muhalefet güçlerini kastediyorum.

    Meclis Komisyonu, İmralı’ya giderek bir görüşme gerçekleştirdi ve tarihte bir eşik atlatıldı, tabular yıkıldı. Devlet Bahçeli de görüşmeyi tarihi olarak değerlendirdi. Görüşmenin anlam ve önemi nedir? Bu görüşme süreci nasıl etkiler?

    Abdullah Öcalan’ın muhatap olarak kabul edilmesi Kürt halkının bir talebinin tanınması anlamına geldiği için elbette ki olumlu karşılanacak, meşruiyet sınırlarını genişletecek bir girişim olarak görülmesi gerekir. Ancak faşist cephenin daha önce de Kürt meselesini “Dolmabahçe mutabakatıyla” tanır gibi göründüğü ama sonra masayı devirdiği biliniyor. Dolayısıyla bu süreçte de yeni hilelerin olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Bu adımın atılmış olmasının meselenin çözüm yoluna girdiğini kabul etmek anlamına gelmeyeceğini düşünüyorum. Faşist blok atar gibi göründüğü adımları geri almakta maharet sahibi olduğundan bu sürecin hukuki düzenlemelerinin neler olacağını izlemek gerekir. Daha önce Öcalan’ın da ifade ettiği komisyon ve öncelikle de faşist Cumhur İttifakı “Avrupa yerel yönetim sözleşmesini’’ tanıdığını ilan edip daha önce buna koyduğu şerhleri kaldırmalıdır. Kürt direnişçilerini suçlu olmaktan çıkaracak bir yasayı düzenlemelidir. Öcalan da dahil olmak üzere tüm tutsakları kapsayan bir af gündeme getirilmeli, HDK ve Barış İmzacıları gibi davalardaki mağduriyetleri gidermeli, kayyımlar yerlerini seçilmişlere terketmelidir ki, iktidarın bu meselede ciddi olduğuna inanmak için nedenimiz olsun. Tabii bütün bunlara bağlı olarak, Türkiye devleti sınır ötesindeki Kürtlerin kaderini tayin etmekten vazgeçtiğini ilan etmelidir ki, içeride atacağı adımların da önü açılabilmiş olsun. AKP-MHP’nin sınır ötesi Kürtlere ve özellikle de Rojava halkının kazanımlarına karşı izlediği düşmanlık politikaları içerde de Kürtler için pek de hayırlı düşünceler içinde olmadığına işaret sayılmalıdır.

    Bu ziyaretten sonra süreç bağlamında neler yaşanır? Hangi adımlar atılır veya atılmalıdır?

    Sürecin baş müzakerecilerinden birisinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğu başından beri biliniyordu. Bu anlamda sürecin ilerleyebilmesi açısından Abdullah Öcalan meşru bir taraftı. Bu bir kez daha teyit edilmiş oldu. Sürecin Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak kimi eğriler çizdiğini görüyoruz. Buradaki temel sorun Türkiye’nin PYD’nin silahlarını bırakması talebidir. Dünün cihatçı HTŞ’sinin karşısında Suriye Kürtlerinden bunu kim isteyebilir? Daha düne kadar İŞİD çetelerinin yaptıkları gaddarlıklar ortadadır. Colani’nin kılık ve kıyafeti değişti diye zihniyetinin de değişmiş olabileceğine kim niye inansın? Suriye Kürtlerinin kendi kaderlerini tayin hakları bakidir ve orada PYD içinde bulunan hemen herkes kendi güvenliklerini sağlamak konusunda haklı durumdadır.

    Türkiye, süreci Suriye’ye endekslemektense çatışmasızlık ve silahların bırakılma adımları karşısında kimi demokratik adımları vakit geçirmeden atmalıdır. Önce bütün hasta tutukluları serbest bırakmakla işe başlayabilirler. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaya sokabilirler. Sürecin selameti açısından kademe kademe siyasi bir af için Meclis’te yasa hazırlayabilirler. Bunlar gerçekleşmeye başladığında sürecin önü açılacaktır.

    Devlet ve iktidar sürecin toplumsallaşması için neler yapmalıdır?

    Yukarıda demin saydıklarım yapılmaya başladığında sürecin toplumsallaşmaya başlayacağını ve en önemli konu olan ‘‘inandırıcılık’’ meselesinde tıkanıklığın aşılacağını göreceğiz. Ben ilk etapta yapılabilecekleri saydım. Ben bugün iktidarın ve devletin ayrı olduğu kanısında değilim. Mevcut iktidar totaliter karakteriyle devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı erklerini toplumsal kurumlara, eğitime ve basına yayılacak biçimde denetim altına almış haldeyken Kürt sorununun önü nasıl açılacak? İktidar öncelikle attığı bu totaliter adımları geri almalı, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmalı, her şeyi terörle bağlantılı hale getiren yasaları iptal etmeli, basın üzerinde kurduğu tekeli kaldırmalı ve uluslararası sözleşmelere uygun davranarak acilen yerel yönetimlerin gerçek bir yerel iktidar haline gelmesini sağlamalıdır. Demokrasinin önü, Kürt halkının kendi kaderine yerel idari düzlemde karar verebilmesi ile açılacaktır.

    Abdullah Öcalan son dönemlerde birçok kez sosyalizm vurgusu yaptı. Bu noktada sol, sosyalist mücadele ve işçi sınıfına ne gibi görevler düşüyor?

    Öcalan, geliştirdiği sosyalizm düşüncesinin özünde Marksizm ile çatışan bir mahiyette olduğunu kendisi de tespit etmekte ve Marksist bilimsel sosyalizmi “devletçi” bir sapma içinde olmakla eleştirmektedir. Bu aslında Marx ile Proudhon arasındaki tarihsel çatışmanın bir devamıdır. Bu konuda Marx’ın tarihsel materyalist bakış açısının haklılığı kanıtlanmıştır. Ancak Marx’ın düşüncesini reel sosyalizmle örtüştüren “devletçilik” eleştirisi bütün bir geçiş süreci konusundaki çelişkili durumun devamına neden olur. Sosyalizmin uğramış olduğu deformasyonlar dolayısıyla neyin Marksizm olup olmadığı da tartışma konusu olduğu için bu tartışmayı en temel kavramlardan başlayarak yapmakta yarar vardır. İçinde bulunduğumuz krizin başka türlü aşılması mümkün değildir. Bunun için bu tartışma son derecede yararlıdır. Biz bunu ‘‘yeniden kuruluş’’ tartışması olarak uzun zamandır yapmaktayız. Böyle bir ideolojik-teorik çelişkinin olması paralel politikalar yürütmenin önünde öngel değildir. Marksist anlayışa göre, bu çelişkiye ve Proudhoncuların ağırlığına rağmen Paris Komünü proletarya iktidarının ilk biçimi olarak görülür. Bu anlamda Marksizm çoğulcudur ve farklı fikirlerin birlikte işleyerek işçi iktidarını oluşturacağını savunur. Bu anlamda işçi sınıfına ve onun partilerine de düşen bu anlayış etrafında anti-faşist bir cephede çoğulcu anlayışla bir araya gelmek ve de demokratik bir cumhuriyetin ve sosyalizmin yeniden kuruluşuna girişmektir.

    Türkiye’nin demokratikleşmesi için yasalarda ve Anayasa’da ne gibi değişiklikler yapılmalı?

    Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel engel, bugün de egemenliğini sürdüren Cumhuriyetin kuruluşundaki “devlet aklıdır”. Bu devlet aklının belli başlı direkleri, diğer milletlerin varlığını dışlayan Türk milliyetçiliği, işçi sınıfı düşmanlığı, siyasal İslamcılık, pozitivist modernleşmecilik olmuştu. Siyasal İslam faşizmle iç içe geçip iktidar olmak suretiyle pozitivist modernleşmeciliği hedefler arasından çıkarmıştır. Bunun yerine elde kalanlar işçi sınıfı düşmanlığı ve şovenizmin somut ifadesi olarak içerde ve dışarıda Kürt düşmanlığı olmuştur. Cumhuriyetin bu temel “devlet aklı” aşılmadan yapılacak her anayasa anti-demokratik olacaktır. Çağdaş demokratik normları temel alan, kuvvetler ayrılığını, sermayenin gücünü dengeleyen, ekolojiyi, kadın özgürlüğünü tanıyan ve temellendiren, şovenizmin bin türü yerine halkların dayanışması anlayışını egemen kılan, devlet aygıtının merkeziliğine son verip yerellerin gerçek anlamda iktidar olmasının önündeki engelleri aşan bir anayasa çerçevesi oluşturulmak zorundadır. Onlarca kez değişiklik yapılan mevcut Anayasa anlayışının her zaman totalitarizme varacağını 100 yıllık değişiklikler göstermiştir. Onun için değişiklik değil; temel mantığı birey ve milliyetlerin, kadınların eşitliğini ve çağdaş demokratik normları esas alan yeni bir anayasa mantığı edinilmelidir.

    Devlet ve iktidarın adım atması için sol, sosyalist partilere ne gibi görevler düşüyor? Yeni süreçte ortak mücadele ağının örülmesi için kime ne görevler düşüyor?

    Sol sosyalist partilerin, mevcut devlete alternatif üretebilmesi için öncelikle kendi anlayışlarını yenilemeleri gerekir. Kendisi totaliter bir anlayışa sahip olan, örgütlenme özgürlüğünü ve çağdaş demokratik normları tanımayan bir Solun mevcut iktidara alternatif oluşturamayacağı hem dünya deneylerinde hem de Türkiye’nin kendi deneylerinde apaçık görülmüştür. İktidara alternatif olacak, olmak isteyen Solun öncelikle iktidara yaptığı eleştirileri kendisine yöneltmesi ve kendisini demokratik bir zemine taşıyabilmesi gerekir. Yoksa bu biçimiyle ancak olası CHP iktidarının destekçisi olmaktan ileriye gidemez. Solun alternatif olabilmesi ancak demokratik temelde dayanışmacı, bireyi genel çıkar adına yok saymayan, tam tersine burjuva birey yabancılaşmasının aşılmasına imkan sağlayacak bir sosyalizm anlayışı geliştirmesiyle mümkündür.

    Burada saydıklarımızı yerine getiren bir Solun öncelikle gerçekleştirmesi gereken de bu doğrultuda adımların atılabilmesi için mevcut faşist blokun iktidarına son vermeyi amaçlayan bir anti-faşist cephede buluşmasıdır. Eğer faşizm demokrasi düşmanlığının adı ise bu iktidardan kurtulmadan veya onunla işbirliği yaparak gelişebilecek hiçbir demokrasi yoktur. Öncelikli adımı bu iktidarın diskalifiye edilmesi ve yerine demokratik geçiş fikrini benimseyen kurucu bir meclisin oluşturulabilmesi için acilen bir erken seçim politikası benimsenmeli ve bütün sol güçler enerjisini bu eksen etrafında toplamalıdır. 

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    DEM Partili Özgül Saki’den Akın Gürlek’e tepki: “Aileniz sizin olsun, hak mücadelesini kriminalize edemezsiniz”

    13 Eylül 2026

    DEM Parti’den yeni eğitim yılı çağrısı: “Anadilinde eğitim hakkı tanınmalı, eğitim makbul yurttaş üretme aracı olmamalı”

    12 Eylül 2026

    DEM Partili Özgül Saki Meclis’e taşıdı: Zorunlu din dersleri kaldırılmalı

    11 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Elif Gamze Bozo

    Bir bedenin sınırları, diğer kadının yapabildikleri değildir

    Kerem Berk

    Soldaki şovenizmin tezahürleri ve devrimci mücadele hattı

    Mahsuni Gül

    Belgelerle Türkiye’nin mezarlık politikası: Cumhuriyetten günümüze kültür kırımı ve hafıza tasfiyesi

    Nevzat Onaran

    6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in fiilleri

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Almanya: Ulusalcılığın faşizmle imtihanı

    Ebru Z. Yıldırım

    Okullar açılırken

    Bedri Tekin

    Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

    Remzi Altunpolat

    Türk usulü vulger Schmittçilik: Mehmet Uçum’un “yurtsever sol demokratlığı” ve neo-faşist rejimin ideolojik grameri

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Smart Güneş işçileri üretimi durdurdu: “Arkadaşlarımız işe dönene kadar fabrikayı terk etmiyoruz!”

    12 Eylül 2026

    İSİG Meclisi raporu açıklandı: Ağustos’ta en az 226, sekiz ayda 1509 işçi iş cinayetlerinde katledildi!

    11 Eylül 2026

    Boğaz köprüleri ve otoyolların peşkeş çekilmesine karşı Yol-İş sokaklara çıkıyor: “Kâr sermayeye, zarar kamuya devredilemez”

    10 Eylül 2026
    KADIN

    Ayşe Tokyaz’ı katleden eski polis Cemil Koç’a ağırlaştırılmış müebbet

    9 Eylül 2026

    bianet Ağustos 2026 Çetelesi: Erkekler en az 25 kadını katletti, 35 kadının ölümü şüpheli

    8 Eylül 2026

    Mor Çatı’dan şiddete maruz bırakılan kadınlar için feminist rehber: “Ruhsal destek hayati önemde”

    7 Eylül 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.