Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026

    İstanbul barajlarında tehlike çanları: Doluluk oranı %54,34’e geriledi

    1 Ağustos 2026

    AKP’li Burcu Köksal’ın skandal mesajları WhatsApp durumunda paylaşıldı: Torpil talepleri ve kurum içi çekişmeler ifşa oldu

    1 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Sürgünün çocuğu, direnişin bilgesi: George Habaş ve bugünün filistin’i

      31 Temmuz 2026

      Derelerin birliği

      30 Temmuz 2026

      Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

      29 Temmuz 2026

      Trajediden komediye: Bir baro başkan adaylığının anatomisi

      29 Temmuz 2026

      Enkazdan yerel yönetim sosyalizmine mi? Avusturya deneyimi Türkiye soluna ne söylüyor?

      28 Temmuz 2026
    • Seçtiklerimiz

      Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

      30 Temmuz 2026

      ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

      29 Temmuz 2026

      “Devlet katkısı” aldatmacası!

      27 Temmuz 2026

      En zayıf olanın kudreti!

      26 Temmuz 2026

      Neden KESK ?

      25 Temmuz 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » ‘Kürt Sorunu’ bir hükümet daha devirecek mi?

    ‘Kürt Sorunu’ bir hükümet daha devirecek mi?

    ERTUĞRUL KÜRKÇÜ Yeni Yaşam için yazdı: Bahçeli ve Erdoğan arasındaki “fikir mücadelesi”nin Kürt halkına faturasının Mardin, Batman, Halfeti ve Esenyurt’ta dört kayyım olarak kesilmesine bakıldığında, bu dünyada eşitlik, özgürlük, demokrasi, adalet ve kendi kaderini tayin peşinde koşanlar için bu çekişmeden “bir barika-i hakikat” çıkması olasılığının, taşın altına dönmesini bekleyen simyagerinki kadar gerçekçi olabileceği görülüyor.
    Ertuğrul Kürkçü14 Kasım 2024
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Devlet Bahçeli’nin Salı gece yarısı dolaşıma soktuğu video-montaj, Cumhur İttifakı’nın başı üzerinden, Erdoğan Kürt Sorunu’na onun önerdiği koşullarda bir devlet-hükümet yaklaşımını benimsemeyecekse, ittifakın sonunu ilana ve memleketi bir erken seçime taşımaya hazır olduğunu bütün toplumun gözüne sokan bir mesaj değilse, tamamen boş laftan ibaret kalırdı.

    Öyle anlaşılıyor ki, MHP TBMM Grubu’ndaki konuşmalarda verilen mesajların Erdoğan ve AKP bürokrasisince kulak arkası edildiği yargısına varan Bahçeli ve danışmanları hem iddiayı büyütmek hem kuşatıcı toplumsal bir dolayıma büründürmek üzere mesajı bir cep telefonu olan herkese ulaştırabilecekleri en etkili mecradan -sosyal medya üzerinden- iletmeye karar vermişler.

    Bu sosyal medya deklarasyonunun kendisi başlı başına el yükselten bir mesaj olsa da, grup konuşmalarıyla birlikte ele alındığında Bahçeli’nin kendi gösterdiği istikamette ısrarını son hadde kadar sürdürme kararlılığını vurgulamakla birlikte, sosyal medyadan verilen bütün toplumu içine katacak bu mesajı takip edecek bir müzakere evresini dışarıda bırakan acil bir kopuşa işaret etmiyor.  Hatta, mesajın esasen bu toplumsal müzakereyi tahriki amaçladığını söylemek mümkün.

    Yürürlükteki ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin temelindeki politik koalisyon “Cumhur İtttifakı” Bahçeli’nin devirdiği veya kurulmasına takoz koyduğu önceki koalisyonlar gibi bir “koalisyon” değil. Dünyada bir eşi bulunmayan bu “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” Bahçeli’nin bebeğidir.  Bu “sistem” davulun Erdoğan’ın boynunda, tokmağın Bahçeli’nin elinde bulunduğu, şahsa özel bir “suçlular ittifakı” üzerinde yükselir. Bu “sistem” Bahçeli ve MHP’sine hiçbir hükümet sorumluluğu yüklenmeksizin rejimin yüzde 50 hissedarı olma gücü, bürokrasi ve yargı, ordu ve emniyette başlıca mevkileri elde tutma hakkı verir.

    Bu rejimin nasıl kurulduğunu hatırlayalım. Anayasa’dan almadığı yetkileri fiilen bir başkanlık rejimi varmışçasına kullanmaya başladığı günlerde Erdoğan’a Bahçeli tarafından bir can simidi atılmıştı: “Sayın Cumhurbaşkanı fiilî başkanlık durumundan vazgeçmeyecekse fiilî duruma hukuki bir boyut kazandırılmalıdır, her gün suç işleyen bir yönetimden söz edilemez. Ya Anayasa Cumhurbaşkanına uyacak ya Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uyacak. Varsa bir teklif, gelsin değerlendirelim.”

    Bu rejimin tohumları böylece atıldı. Bahçeli, şahsa ve partiye özel bir rejim olmakla başlı başına bir kategori oluşturan bu rejimin vaftiz babası olmakla kalmadı, onu modern Türkiye’nin gidişatındaki kilometre taşları arasına katarak tarihe nakşetmek de ona kaldı. Önceki hafta MHP Grup Toplantısında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin “1839’dan 2024’e kadar geçen 185 yıl içinde[ki] altı dönüm noktası”nın sonuncusu olduğunu söyleyen de oydu: “Tanzimat, Islahat, Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi.”

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık mazisinde[ki] üç stratejik evre”yi “tek parti dönemi, ikincisi çok partili hayat, üçüncüsü de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak dönemselleştiren de Bahçeli’ydi.

    O yüzden, bizzat Bahçeli’nin tabiriyle “suç”tan türemiş, “suç”un Anayasal “umde” seviyesine yükseltilmesine özgülenmiş bir “suç organizasyonu” olan “Cumhur ittifakı” üzerinde yükselen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni yıkmadan Bahçeli’nin ağdalı sosyal medya mesajında ima edildiği şekilde ittifaktan çekilmesi, hiç de göründüğü kadar kolay değil. Ama gündeme gelmesinden kaçınılamayacağı da besbelli.

    Çözül(e)meyen Kürt Sorunu, öyle görülüyor ki, 1980 darbesi de dahil, son 44 yıl boyunca iktidardan düşen koalisyon hükümetleri katarına “Cumhur İttifakı”nı da bağlamak üzere. 12 Eylül askeri hükümetleri ile Özal ve Erdoğan hükümetlerinin görünüşte “tek parti” rejimleri olmakla birlikte içlerinde çatışan kanatları barındırdığı ve siyasi kararların hep bir bileşke ürünü olduğunu da akılda tutarak Demirel, Çiller, Yılmaz, Erbakan, Ecevit koalisyon hükümetlerinin çöküşlerinde başrolü Kürt Sorunu’nu çözmedeki başarısızlıklarının oynadığı malum. Başarısızlık hanesine kendileri ve medya bilirkişileri her zaman “Kürt Sorunu”nu yazmasalar da Kürt Sorunu’nun çözümsüzlüğünün tezahürleri olan –“terör sorunu”, “güvenlik”, “bölücülük”, “etnik huzursuzluk”, vb.- konuların sallantılı koalisyon hükümetlerinin çöküşünü hızlandıran “skandallar” ve “yolsuzluklar”ın beslendiği gübrelikler olduğu kuşkusuz.

    Cumhur İttifakı’nın çöküşü bir rejim sorununa yol açmaksızın gerçekleşemeyeceği için Bahçeli’nin çıkışının mevcut iktidar blokunu önceki koalisyonlarda olduğu kadar hızlıca, ve bir gecede çökertmesi söz konusu olmayabilir, ancak kamuoyunun önüne taşınmadan edilemeyen -ve ittifak sonunda çökecek olursa- çözülemeyen “Kürt Sorunu”na yaklaşımlar arasındaki çatışmanın çöküşün asli nedenleri arasında öncelikli bir rolü olacağı artık saklanamaz bir hakikat.

    Açık bir toplumsal tartışma dolayımına ve bir Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkına dayanmadıkları, toplum değil devlet merkezli, özgürlük değil güvenlik eksenli oldukları için Bahçeli’yle Erdoğan arasındaki “yaklaşım farkı”nın Kürtlerin geleceği için pratikte ne ifade ettiğinin elle tutulur bir açıklaması şimdilik ancak kahve falı açmak kadar anlamlı olabilir.

    Ancak, çok açık olan Bahçeli’nin ifade ettiği gelecek ufkunda rejimin meşruiyeti ve bölgesel rekabete dayanma gücü edinmesinde Kuzey Kürtlerinin rızasının Öcalan’la anlaşılarak -bir şekilde- kazanılması olmazsa olmaz bir koşul olarak kaydedilirken, Erdoğan’ın yaklaşımında Kuzey Kürdistan’a egemen olmak için Güney ve Batı Kürdistan’ın Rusya, Suriye, İran ve Irak’la gerçekleştirilecek anlaşmalarla PKK’nin cephe gerisi olmaktan çıkarılmasına yönelik askeri stratejide ısrarın esas olduğu anlaşılıyor.

    Bu iki görüş arasındaki en önemli ortaklık her iki durumda da Kuzey Kürtleri’nin bir tabi, bağımlı ulus olarak var olmaya devam etmesi. En önemli farklılık ise Bahçeli’nin Kuzey’de sonuca ulaşmak için Kürtlerin siyasi önderleriyle müzakereyi öncelerken, Erdoğan’ın Kuzey’de egemenliği tesis için Şam ve Bağdat’ın iş birliğiyle Batı ve Güney Kürdistan’ın Kuzey’in cephe gerisi olmaktan çıkarılmasına odaklanması olarak görünüyor.

    Bahçeli Erdoğan’ın bölge devletleri, ABD ve Rusya da dahil edilmeksizin gerçekleştirilemeyecek, diplomatik anlaşmaları, sınır ötesi harekatları ve tavizleri ön gerektiren diplomatik-askeri stratejisine, Öcalan’la varılacak ve uluslararası nüfuzu rakip devletlerle paylaşmaksızın bir seferde dört parçada birden sonuca vardırılabilecek “Türk-Kürt” anlaşmasıyla karşılık verilebileceği iddiasıyla karşılık veriyor.

    Ne var ki, her iki halde de Kuzey Kürdistan halkının/halklarının payına, yüzlerini dönmeleri beklenen Ankara’da bir toplumsal ve demokratik cumhuriyet, tarihsel yaşam alanlarında kendi kendilerini yönetme hakkına sahip olacakları bir özyönetim rejimi düşeceğine dair en küçük bir imayı bile henüz işitmiş olmadığımız gibi, Bahçeli ile Erdoğan arasındaki “fikir mücadelesi”nin Kürt halkına dört haftalık faturasının Mardin, Batman, Halfeti ve Esenyurt’ta dört kayyıma ve Cumhur İttifakı “demokrasisi”nin Türkiye’nin geneline sokak hayvanları katliamı, dezenformasyon yasası, etki ajanlığı yasası, İstanbul sözleşmesinin iptali olarak kesildiğine bakıldığında, bu dünyada eşitlik, özgürlük, demokrasi, adalet ve kendi kaderini tayin peşinde koşanlar için bu çekişmeden “bir barika-i hakikat” çıkması olasılığının, taşın altına dönmesini bekleyen simyagerinki kadar gerçekçi olabileceği görülüyor.

    Ancak önceki haftalarda da söylediğimiz gibi “Bahçeli ve Erdoğan akıl dışı, gerçek dışı bir kuvvet tablosu değişimi okumasından Kürt halkının beklentilerini kendi siyasi ve askeri hesapları için istismar edebilecekleri, Kürt halkının rızasını halkın tarihsel haklarına karşı bir siyaseti tahkim için kullanabilecekleri hayaline kapılarak bir manada cini şişeden çıkarttılar. Ama çatışan güçlerin bileşkesi şimdi başka bir istikameti işaret ediyor.”

    Şimdi sıra devrimci siyasetin, kendi iradesinin de eseri olarak oluşan yeni siyasal iklimi demokratik bir çözümün zemini kılmak üzere iradesini siyasal gündeme taşımasında: DEM Parti kendi politik çözüm önerilerini iktidarınkilerin karşısına koyarak, toplumun genel refahı ve özgürlüğü için “Kürt Sorunu”nun demokratik çözümünün getireceği fırsatları sergilerken toplumsal alana “Barış” gündemini hakim kılmak üzere ilk adım olarak hiç gecikmeksizin HDK’nin 25-26 Mayıs 2013’te Ankara’da başlattığı “Barış Konferansları”nın üçüncüsünü toplamak üzere kollarını sıvamadıkça, başka bir seçeneğin, Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi’nin başat dinamiği olduğu üçüncü kutbun toplumun kurtuluşuna özgülenmiş bir başka yolun mevcut olduğunu kimse düşünmeyecek. Siz kendinizi övmüyorsanız kimse sizi övmez.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

    30 Temmuz 2026

    DEM Parti Gençlik Meclisi’nden Esenyurt’ta uyuşturucu ve çeteleşme karşıtı eylem: “Sessiz kalmayalım, yaşamı savunalım”

    30 Temmuz 2026

    Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

    29 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Asya Erdal

    Sürgünün çocuğu, direnişin bilgesi: George Habaş ve bugünün filistin’i

    Kenan Temir

    Derelerin birliği

    Tuncay Yılmaz Sveydiyeli

    Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

    Ata Yazıcıoğlu

    Trajediden komediye: Bir baro başkan adaylığının anatomisi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Volkan Yaraşır

    Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

    Kıvanç Eliaçık

    ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

    Aziz Çelik

    “Devlet katkısı” aldatmacası!

    Fehim Taştekin

    En zayıf olanın kudreti!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Ankara’da direnen Doruk Madencilik işçisi Enerji Bakanlığı önünde fenalaştı

    29 Temmuz 2026

    Nestle’nin “İyilik Hareketi” işçiye kıyım oldu: Bursa’daki fabrikada 20’den fazla işçi işten çıkarıldı

    29 Temmuz 2026

    Mersin Limanı’nda 209 gündür süren direniş: “Tek talebimiz kadrolu olarak işe dönmek”

    28 Temmuz 2026
    KADIN

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026

    Afganistan Kadınlarının Özgürlük Feneri Hareketi’nden küresel çağrı: “15 Ağustos’ta sesimize ses olun”

    27 Temmuz 2026

    Adana’da 24 saatte üç kadın katledildi

    27 Temmuz 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.