Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    DEM Parti’den Bahçeli’ye: Neden bir buçuk yıldır umut hakkında bir gelişme yok?

    4 Şubat 2026

    Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

    4 Şubat 2026

    İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ davası açıldı

    4 Şubat 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Kürtler için garanti mi, sessiz tasfiye mi?

      30 Ocak 2026

      Sermaye karanlığının “sıradanlığına” karşı…

      30 Ocak 2026

      Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 1

      27 Ocak 2026

      Rojava’da karşı-devrim hamlesi

      26 Ocak 2026

      Geçici ortaklıktan tasfiyeye: Suriye Demokratik Güçleri’nin yapısal yalnızlaşması

      22 Ocak 2026
    • Seçtiklerimiz

      Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

      4 Şubat 2026

      ‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu?

      1 Şubat 2026

      Emperyalizm ve enternasyonalizm

      29 Ocak 2026

      Dayanışma yaşatır: Rojava

      28 Ocak 2026

      ABD’den genel grev manzaraları

      26 Ocak 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026

      Rüya ile gerçek arasında asılı kalan hayatlar

      12 Ocak 2026

      Piyangocu Meryem hepimiz için ilham kaynağı

      26 Aralık 2025

      Avrupa Süryaniler Birliği: “Noel Bayramı eşit yurttaşlığın bir gereğidir”

      24 Aralık 2025

      Duygusal Olan Politiktir – KESK’li Kadınların Mücadele Deneyimleri

      24 Aralık 2025
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » 8 MART ÖZEL |  İnsanlar üçe ayrılır; cadılar, kötüler ve izleyenler

    8 MART ÖZEL |  İnsanlar üçe ayrılır; cadılar, kötüler ve izleyenler

    Biz kadınların cadı olduğundan kuşku yok! Maharetli ellerimiz var. Sihirli ellerimiz… Canımız ne isterse, kafamıza koyduğumuzu yapma yeteneğimiz var. Gözlerimizle büyüleme yeteneğimiz… Rahmimizde bir insan büyütme, insanı doğurma, doğumun acısını bir kenara bırakıp yeniden yeniden doğurabilme becerimiz var. Topraktan, taştan, bitkiden, hayvandan yeni bir dünya yaratmaya, dünyayı güzelleştirmeye meyilliyiz. Hayatı yaratan, yoğuran, mayalayan, pişiren biziz. Güç biziz. İyiyiz… Bu nedenle tarih boyunca kötülerin hedefiyiz.
    Acun Karadağ2 Mart 2024
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
    Cadılar

    Suya atıyor kilisenin cellatları… Batarsa masumdur, suyun yüzünde kalırsa “cadıdır” diyorlar. Elleri kolları bağlı zaten, ölümden başka şansı yok. Oldu ki çabalayıp suyun yüzünde kaldı ise zaten yakılacak… Orta Çağ’ın icadı değil cadılık. Hep vardı ve var olmaya devam ediyor başka biçimlerde.

    On beşinci ve on yedinci yüzyıllar arasında Avrupa’da beş yüz bin kişi cadılıktan hüküm giydi ve yakılarak öldürüldü. Öldürülmeden önce işkence gördüler ve itiraf etmeye zorlandılar. “Zor kullanılarak parçalanmış kol ve bacaklar, kafadan fırlamış gözler, bacaklardan koparılmış ayaklar, eklemlerden burkulup çıkarılmış tendonlar, yerlerinden çıkarılmış kürek kemikleri, vücudun derininde şişmiş toplardamarlar, çekip çıkarılmış yüzeysel damarlar, baş aşağı ayaklar yukarı durumdayken yere asılmış kurbanlar gördüm. Celladın kurbanı kırbaçladığını, falaka sopasıyla öldüresiye dövdüğünü, aletle işkence yaptığını, aşırı ağırlıklarla ezdiğini, iğneler sapladığını, çepeçevre iplerle bağlayıp kükürtle yaktığını gördüm. Kısacası, insan vücuduna nasıl saldırıldığını kanıtlayabilirim, bundan esefle yakınabilirim.”

    Bunları anlatan cadı çılgınlığı yıllarının çağdaşı olan eleştirmen Johann Matthaus Myfarth anlattıklarına ekliyor; “Bitip tükenmez işkencelerden sonra kadın itirafta bulununca cellat ona şöyle der: ‘Eğer yaptığın itirafları reddetmek niyetindeysen bunu bana şimdi söyle o zaman ben iyi davranırım. Eğer mahkeme önünde itirafı reddedersen, benim elime düştüğünde o ana dek seninle sadece oyun oynadığımı görürsün, çünkü sana öyle davranırım ki bunun karşısında bir taş bile gözyaşları döker.’ Margaretha mahkemeye getirildiğinde yanında zindancı ve cellat, arkasında silahlı muhafızlar dururlar.”

    İnsanların işkence görmesinde, boğdurulmasında, yakılmasında ve dönemin özelliklerinde iki soru sormak gerekir. Birincisi; Herhangi bir insan cadıların süpürgeye binip havada uçtuklarına neden inanır ya da neden inanması gerekir? İkincisi; On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda cadılara dair kanı, neden bu kadar yaygın bir biçimde benimsendi? Sanırım her iki sorunun cevabını da “pratik ve dünyasal” işlerde aramak gerekir.

    Şöyle ki;

    Cadı avlama sisteminin sonucunda yoksullar sonunda şuna inandılar ki, onlar prenslerin ve papaların kurbanı değil cadıların ve şeytanların kurbanıydılar. Çatınız mı aktı, ineğiniz düşük mü yaptı, yulafınız mı çürüdü, şarabınız mı bozuldu, başınız mı ağrıdı, bebeğiniz mi öldü? Bunun sorumlusu bir komşuydu, sizin tarlanızın çitini yıkan, size para borcu olan ya da sizin toprağınızı isteyen bir komşu, cadıya dönüşen bir komşu… Ekmeğin fiyatı mı yükseldi, vergiler mi arttı, ücretler mi düştü, işler daha da mı azaldı? Bütün bunlar cadıların işiydi… Her köy ve kasaba sakinlerinin üçte birini veba ve açlık mı silip süpürdü? Habis, cehennemlik cadıların cüreti hep gittikçe daha da artıyordu? Halkın hayali düşmanlarına karşı kilise ve devlet cüretli bir kampanya hazırlıyordu. Devlet güçleri bu belayı defetmek için sınırsız çabalar harcıyorlardı ve gerek zenginler gerekse yoksullar bu savaşta sergilenen enerji ve yiğitlik için minnettar olabilirlerdi.

    Cadı çılgınlığının pratik anlamı şuydu; Bu çılgınlık son dönem orta çağ toplumunun yaşadığı bunalımın sorumluluğunu hem kilisenin hem devletin üzerinden alıp bunu insan biçimindeki imgesel şeytanlara yüklüyordu. Bu iblislerin acayip etkinlikleriyle zihni meşgul, aklı başından gitmiş, yabancılaşmış, yoksullaşmış kitleler, kokuşmuş rahiplerin ve açgözlü soyluların yerine gemi azıya almış şeytanı suçluyorlardı. Kilise ve devlet yalnız temize çıkmış olmakla kalmıyor ama bunlar aynı zamanda vazgeçilmez hale getiriliyordu. Kilise ve soylular insanlığın “büyük koruyucuları” olarak ortaya çıkıyorlardı.

    Dönemin muktedirleri cadılığı ortadan kaldırmayı denemek yerine bilhassa yayılmasını sağladılar. Dünyanın hâlâ bu kafa tarafından yönetildiğinin de farkında olarak sormak gerek. Neden acaba? Komşumuzu düşmanlaştıran, sığınmacılara, mültecilere yukarıdakilerin dışında herkese “öteki” diyenlerin bir bildiği vardı.  Bu uğurda hurafeler yaratan, dayanışmanın önüne türlü engeller çıkaran, halk buluşmalarını engelleyen, aklı zekâsı halk için işleyen herkesi şeytanlaştıranların bir bildiği vardı.  Bir günde sekiz kadının erkekler tarafından katledilmesinin hesabını sormayanların;  kadınları köle gibi gösteren uygulamaların karanlık köşelerde yayılmasını, kök salmasını sağlayan zihniyetlerin tarih boyunca elbet bir bildiği vardı. Özellikle kadınlardan korkmalarında bir “hikmet” vardı. 

    Biz kadınların cadı olduğumuzda kuşku yok! Maharetli ellerimiz var. Sihirli ellerimiz… Canımız ne isterse, kafamıza koyduğumuzu yapma yeteneğimiz var. Gözlerimizle büyüleme yeteneğimiz… Rahmimizde bir insan büyütme, insanı doğurma, doğumun acısını bir kenara bırakıp yeniden yeniden doğurabilme becerimiz var. Topraktan, taştan, bitkiden, hayvandan yeni bir dünya yaratmaya, dünyayı güzelleştirmeye meyilliyiz. Hayatı yaratan, yoğuran, mayalayan, pişiren biziz. Güç biziz. İyiyiz… Bu nedenle tarih boyunca kötülerin hedefiyiz.

    Kötüler

    Dünyada kim aptaldır diye sorarsanız, kötülerdir, zalimlerdir diyebilirim. İnsanları yönetmeye kalkan tüm aptallar beceriksiz, tüm beceriksizler kötü, tüm kötüler zalimdir. “Ben” derler, “hep bana” derler, gücü parada, malda mülkte görürler. Lüks içinde yaşarlarken, saraylarında, konaklarında, villalarında, şatolarında, camilerinde, kiliselerinde keyif sürerken iyidirler… Ne vakit servetleri riske girer o vakit aptallıkları aktif hâle gelir, kötüleşir, zalimleşirler. Ne yazık ki güçlüdürler. Ellerindeki en büyük güç de olan biteni izleyen, korkan, alkışlayan, kötülükten nemalananlardır.

    İzleyenler

    Gözümüz doğanın bize verdiği en kıymetli organ… Görürüz, düşünürüz, aklederiz… Bu sayede oluruz, eyleriz, dünyayı gözümüz sayesinde anlarız. Şüphesiz ki anlamak için sadece izlemek yetmez. Gözün görmesi aklın anlaması anlamına gelir ki sadece izleyenler, düşünmeden izleyenler gözleri kadar “araçtır” sadece. O kötüler ki tarih boyunca izleyenler, izlediklerinden korkanlar, korkularına yenik düşerek alkışlayanlar, kötülükten kaçmanın yolunu yaranmak olarak görüp kötülüğe alet olanlar nedeniyle ihtişamlı kötülüklerini hiç çekinmeden sergilediler bugüne kadar. O kötüler kimi zaman cadı avına çıktılar, kimi zaman günah keçileri buldular, kimi zaman savaş çıkarttılar, acımadan katlettiler, soykırıma tevessül ettiler… Bu dünyadan yara almadan yaralayarak gittiler… Bu olanlar onların başarısı değil, izleyenlerin başarısızlığıydı hiç kuşkusuz.

    Çünkü insanlar üçe ayrılıyordu. Biz cadılar, kötüler ve izleyenler…

    (Yazıda cadılık konusunda faydalandığım kaynak; Marvin Harris’in “İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar” adlı muhteşem kitabı. İngilizce aslından çeviren,  M. Fatih Gümüş. İmge Kitabevi 3.baskı.)

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Afganistan’da kadınlara yönelik baskılar derinleşiyor: Taliban’ın ceza tüzüğüne ve eğitim yasağına sert tepki

    3 Şubat 2026

    Kadına yönelik şiddet ve tacize karşı ILO 190 Birleşik Metal-İş ile MESS arasındaki toplu sözleşmeye girdi

    2 Şubat 2026

    Kürtler için garanti mi, sessiz tasfiye mi?

    30 Ocak 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ömer Bölüm

    Kürtler için garanti mi, sessiz tasfiye mi?

    Muhsin Dalfidan

    Sermaye karanlığının “sıradanlığına” karşı…

    Volkan Yaraşır

    Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 1

    Tuncay Yılmaz

    Rojava’da karşı-devrim hamlesi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

    Fehim Taştekin

    ‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu?

    Ertuğrul Kürkçü

    Emperyalizm ve enternasyonalizm

    Ercan Jan Aktaş

    Dayanışma yaşatır: Rojava

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

    4 Şubat 2026

    2025’te 94 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti

    3 Şubat 2026

    Depo işçilerine Ankara’da destek eylemi: Migros’u boykot et, depo işçisinin sesi ol!

    2 Şubat 2026
    KADIN

    Afganistan’da kadınlara yönelik baskılar derinleşiyor: Taliban’ın ceza tüzüğüne ve eğitim yasağına sert tepki

    3 Şubat 2026

    Kadına yönelik şiddet ve tacize karşı ILO 190 Birleşik Metal-İş ile MESS arasındaki toplu sözleşmeye girdi

    2 Şubat 2026

    İzmir’de kadın Cinayetlerine karşı yürüyüş: “Koruma, aklama, yargıla”

    29 Ocak 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.