Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 55. Yılında Siyasi Haber sitesi bir anma yazısı istediğinde, klasik bir anma yazısı yerine, onun kitaplarını ayrıntılı biçimde sergilemenin daha anlamlı olabileceği konusunda anlaşmıştık. Bunun için de kitaplarını, yayınlarını, kaybolan yazılarını ve kitapları üzerinde yapılan sahtekarlıkları anlatmayı uygun bulduk.
İlk yazımızda kitapların toplu bir tanıtımını, ikincisinde kitapları yayımlayan yayınevlerinin dökümünü ve artık ulaşamayacağımız kayıp yazıların durumunu anlatmaya çalıştık. Üçüncü yazımızda ise daha önceleri de çeşitli yerlerde yayımlanmış olan 3 yazımızı “Kıvılcımlı sahtekarlığı” başlığıyla yeniden yayımladık.
Bir önceki yazımızın başında “önümüzdeki günlerde genel olarak sosyalist hareketin, özel olarak da “Doktorcuların” Kıvılcımlı kitaplarına karşı tavırlarını yazacağımızı belirtmiştik. Bu yazıda onu deniyoruz.
Sosyalist ortamın Kıvılcımlı kitaplarına karşı tavrı
Kıvılcımlı’nın ölümünden önceki 2-3 yılda seri halde kitaplar yayımladığı biliniyor. Bu kitapların 68 gençliği tarafından yoğun bir şekilde okunduğu da o dönemi aktif yaşayanlarca söylenir hep. Biz tanık olduğumuz kadarıyla 1974 ve sonrası kitaplara ve ilgiye bakalım:
Yurt dışında basımı yapılan ve sınırlı çevrelere ulaşabilen birkaç kitabını anıp, 1974 yılında Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) çevresi tarafından kurulan Tarih ve Devrim Yayınları tarafından basılıp dağıtılan Kıvılcımlı kitapları ve uzun yazılarından oluşturulan broşürler, o zaman oldukça ilgi görmüştü. 1974 affıyla cezaevleri boşalmış, herkes yoğun biçimde 12 Mart sonrası arayışlara girmişti. Bu dönemde Kıvılcımlı kitaplarına olan ilgi de dolaylı olarak yüksekti. Cezaevlerinden çıkanların yeniden toparlanıp eski örgütlenmelerine dönmeleriyle bu ilgi azaldı ama yine de sosyalist ortamda Kıvılcımlı kitaplarının en çok okunup tartışıldığı dönemlerin başında gelir o yıllar. 1975 yılında kurulan Tarihsel Maddecilik yayınları da birkaç kitabını bastı ancak sınırlı bir çevre dışında ilgi göremediler. 1977-78 yıllarında Ankara’da Derleniş yayınları, İstanbul’da ise Vatan Partililerce kurulan Yol Yayınları da epey kitap yayımlayıp militanca dağıttılar ama Yol Yayınları tarafından basılan “İhtiyat Kuvvet: Milliyet Şark” kitabı dışında sosyalist çevrelerin ilgisi yine de az oldu.
12 Eylül sonrası yayımlanan kitaplar için lafı fazla uzatmadan kendi deneyimlerimden örnekler vererek bağlayayım:
1981-82 yıllarından başlayarak (ilk yıllarda Kıvılcımlı adı kullanılamaz, takma isimlerle yayınlanır kitaplar) 2006 yılına kadar düzensizce, değişik yayınevleri tarafından çeşitli kitaplar basılır. O zaman içlerinde olamadığım için ilgi durumu hakkında da yorum yapamıyorum. Ancak 2006 yılında kurulan Sosyal İnsan Yayınları’nın kurucu ortaklarından biri ve tüm yayınların genel yöneticisi olduğumdan o yayınevi ve dönemi ile ilgili daha net yazabilirim. Bu konuda kendi facebook sayfamda yayımladığım BİR YAYINEVİNİN ÖYKÜSÜ (Sosyal İnsan Yayınları) başlıklı e-kitapta çok ayrıntılı bilgiler bulunabilir.
Sosyal İnsan Yayınları 2006 yılında bir finansör ve benim girişimimle kuruldu. Benim aktif olarak yönettiğim 5,5 yılda toplam olarak Kıvılcımlı’nın 56 kitabı ve 8 broşürü basıldı. Kitapları önce 1000 adet basarak başladık. Çok geçmeden baskı sayımızı 500’e düşürdük. Dağıtımlara veriyorduk, bütün kitap fuarlarına katılıp, tanıtımlar, paneller yapıyorduk ama bir türlü umduğumuz kadar kitap ulaşmıyordu hedefine. Bu konuda ilginç bir örnek vermem gerek. 2008 yılında bastığımız kitaplardan biri de eski yazıdan ilk defa çevirtip yayınladığımız BERGSONİZM kitabı. Bu kitapla ilgili, yukarda andığım “Bir Yayınevinin Öyküsü (Sosyal İnsan Yayınları)” başlıklı e-kitaptan bir paragraf alayım:
“Metnin sonunda 6 Eylül 1936 tarihi var. Biz 2008 yılında yayınladığımıza göre 72 yıl sonra bu önemli metni gün ışığına çıkarmıştık. Hem bu bakımdan, hem de eserin içeriği bakımından heyecan verici bir iş yaptığımız kanaatindeydik. Baskıyı 1000 adet yapmıştık ama kısa sürede yeni yeni baskılar yapa- cağımızı düşünüyorduk. Kendi kendimize, “bu uzun yıllar sonra ortaya çıkardığımız önemli bir eser. Sadece Kıvılcımlı izleyicileri, daha önce yayınlanmamış bu eseri kitaplıklarında bulundurmak için alsalar bile biz birkaç baskı yaparız” diyorduk. Ancak geçen aylar ve yıllarda hayal kırıklığı yaşayacaktık. 3 yıl sonra ben Sosyal İnsan Yayınları’ndan ayrıldığımda bile neredeyse yarısı duruyordu kitapların.” (s. 74)
Yani daha önce kimsede olmayan, önemli bir kitap basmıştık ama benim ayrıldığım 3 yıl sonra bile yarısı tükenmemişti. Bu konulardaki “Doktorcuların” tavırlarına bu yazımın ikinci bölümünde gireceğim.
Kıvılcımlı izleyicisi olmayan sosyalist grup ve kişilerin onun hakkındaki tavırları; genellikle saygı duyan, devletle uzlaşmayan tavrı takdir gören, en fazlasıyla da çok üretken olduğu teslim edilen bir kişilik olduğu yönündedir. Kendisi ehh iyidir ama ya yazdıkları, ömrünün üçte birini hapishanelerde geçirmiş, işkencelerden geçmiş, mesleğini yapmak yerine çoğunlukla kendi ve yakınlarının imkanlarıyla profesyonel devrimci gibi yaşamış ve bu arada da on binlerce sayfa teori üretmiş birine karşı böyle hayırhah davranmak. İşte genel tavır bu. Ekonomik ve sosyal sınıf tahlilleri, Tarih Tezi yazıp insanlığa armağan edecek kadar derin tarih araştırmaları, ülkenin ve dünyanın hiçbir sorununa yabancı kalmayan makaleleri, sert ve doğrucu polemikleri hep susuşla geçiştirilir. Çeşitli konuşmalarda grup önderlerinin sosyalist hareketimizin geçmişteki büyüklerini sıralayıp, Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet… diye sayarken Kıvılcımlı’nın adını sık sık unutmaları ya da yan yana resimlerini sergilerken Kıvılcımlı’yı onun katline ferman veren Laz İsmail’le yan yana koymaları, kitapları ve tezleri üzerindeki susuşlarının yanında hafif kalır bence. Kıvılcımlı’nın varlığına, duruşuna, mücadelesine saygı ama tezlerine körlük. Bir iki istisna dışında ne yazık ki genel tavır bu.
Bu bir iki istisnayı da atlamayalım:
Birincisi 1973-74 yıllarında yayınlanan Murat Belge’nin Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi eleştirisi. Bu eleştiride Belge, araştırmanın orijinalliğini anlamayarak ya da anlamazdan gelerek, “Tez”deki kavramların Marksist klasiklerde olmadığını öne sürmüştü. Oysa TEZ Marx-Engels sonrası kapsamlı orijinal bir tarih araştırmasıydı ve orijinallik iddiasındaydı. Tabii ki kendine uygun kavramları da olacaktı. Demir Küçükaydın’ın kapsamlı karşı eleştirisinden sonra Belge bu konuya bir daha dönmedi ve görevini yapmış olarak sus pus oldu.
İkincisi ise daha yakın tarihlerde yayımlanan Garbis Altınoğlu’nun Kıvılcımlı’nın Osmanlı Tarihinin Maddesi eserine getirdiği eleştiridir. Bu eleştiride Altınoğlu geleneksel feodalite anlayışıyla, Osmanlı’nın orijinalliklerini görmeden Kıvılcımlı’yı eleştirir. Osmanlı’yı tümden ve her zaman feodal bir toplum olarak niteler. Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi araştırmasının doğal ve orijinal bir sonucudur Osmanlı Tarihi incelemesi. Onu Tarih Tezi bağlamında görmeden, klasik feodalite tahlili ile Osmanlı tarihi yazmaya çalışır. Buna rağmen oldukça saygılı ve saygıdeğer bir tavrı vardır Garbis Altınoğlu’nun.
“Doktorcuların” tavrı
Daha önceki yazı ve konuşmalarımda da belirtmiştim. Kıvılcımlı izleyicilerinin bazıları kendilerine “Doktorcu” denmesini pek istemezler. Ben bu konuda netim. Kıvılcımlı düşüncesi Türkiye’de Marksizm-Leninizm’in en güçlü temsilcisidir. O düşünceyi üreten de Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dır. Zaten devletin arşivlerine de “Doktor Hikmet” diye geçmiştir. Kıvılcımlı’nın düşüncelerini bu ülkenin kendine özgü sosyalizm teorisi olarak görürsek elbette ki Doktorcuyuz. Onu şeyh gibi görüp, mürit gibi davrananlar varmış derler dışardan. Onlara zaten sosyalist de denmeyeceği için “Doktorcu” da olmazlar.
Şimdi geleyim “Doktorcuların” Kıvılcımlı kitaplarına karşı tavırlarına.
Bu serinin önceki yazılarında ve bu yazımın girişinde yazdığım gibi, Kıvılcımlı izleyicileri onun ölümünden sonra çeşitli zamanlarda değişik yayınevleri kurarak onun eserlerini basmaya ve yaymaya çalıştılar. Hepsini saygıyla karşılıyorum. Ben yukarda sosyalist hareketin Kıvılcımlı kitaplarına karşı tavrını yazarken dediğim gibi, benim aktif olarak yayınlarla ilgilendiğim dönemle ilgili yorumlar yapacağım burada da.
Sosyal İnsan Yayınları’nı kurup kitapları “Bütün Eserler” serisi halinde basmaya karar verdiğimizde kafamızdaki hesap şöyleydi: Her kitabı 1000 adet basalım. Bunun 400-500 adedini mevcut Doktorcular alır. Birazını biz çevremize pazarlarız, kalanı da dağıtımlar aracılığıyla dışımızdakilere ulaşır. Yetmezse yeniden basarız. Biz fuarlarda falan kendi gayretlerimizle üstümüze düşeni yeterince yaptık. Ancak diğer iki kesimde hayal kırıklığı yaşadık. Öncelikle dağıtımcılar ve dışımızdakiler dediğimiz diğer sol kesimler kitaplara hemen hemen hiç ilgi göstermediler. Doktorcu grup ve kesimlere gelince: Öncelikle belirtmeliyim; herhangi bir gruba mensup olmayan, kendi başlarına politik mücadeleyi sürdürmeye çalışan arkadaşlar yayınevine ve basılan kitaplara ilgi gösterip ellerinden geldiğince katkı yapmaya çalıştılar. Bunların dışında “örgütlü” diyebileceğimiz 3 ayrı kesim vardı. Bunlardan HKP zaten uzun yıllardır düzensiz olarak ya da kendilerine göre bir düzen içinde Kıvılcımlı kitaplarını basıp kendi çevrelerinde dağıtıyorlardı. SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu) grubu daha baştan “Haşmet Genelkurmayın adamıdır” diye mesafe koymuştu. [Şimdilerde genelkurmayın adamının yayınevinde birlikteler. Haşmet mi genelkurmay adamı olmaktan vazgeçti, onlar mı af çıkardılar bilmem. Ama tek bir tane Kıvılcımlı kitabı yayımlarlarsa ben mutluluk duyarım.] Dolayısıyla kitapları almadılar. TÖP (Toplumsal Özgürlük Platformu, şimdi Partisi) grubu ise bazen aldılar kitapları, paralarını çok geciktirdiler, bazen almadılar. Dolayısıyla biz “Doktorcu” çevreye kitap ulaştıramadık.
Kitapları satın alıp almamaları bir yana Kıvılcımlı kitaplarını okuma ve okutma konusunda da çok istekli olmadıkları kesin. Kitapları düzenli bir biçimde biz yayımlıyorduk zaten. Okuma ve okutma isteği olan kişi veya gruplar, kimin basıp yaydığına bakmaksızın edinip okumalılar. En fazla içeriğin doğru yansıtılıp yansıtılmadığına bakarlar. Sonuçta kitaplar ustamız dediğimiz Kıvılcımlı’nın eserleri. Yukarda Kıvılcımlı’nın Bergsonizm eserini örneklemiştim. Kıvılcımlı’nın daha önce basılmamış, yeni harflere aktarılmamış bir kitabı olan Bergsonizm’i ilk defa yayımladık ve Kıvılcımlı izleyicileri hiç ilgilenmediler. Başka örnekler de vereyim:
2011 yılında Sosyal İnsan Yayınları’ndan ayrıldım. Ben ayrıldıktan sonra o yayınevi 15 yıl neredeyse uykuda kaldı. Hiçbir yeni yayın yapmadılar. ( Az önce andığım gibi, şimdilerde Haşmet Atahan ile SODAP’lılar yeniden canlandırmaya karar vermişler. Umarım iyi şeyler yaparlar.) HKP’nin yayınevi olan Derleniş Yayınları da uzun yıllardır Kıvılcımlı kitapları yayınlamalarına ve geçtiğimiz yıllarda Hollanda’daki arşivden bütün Kıvılcımlı yazılarını kopyalamalarına rağmen yayımlanmamış 5 satır bir şey bile yayımlamadılar. TÖP’ün zaten Kıvılcımlı kitabı yayımlamak gibi bir derdi hiç olmadı.
Eksik bırakmış olmayalım; Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) içinde de Kıvılcımlı ekolünden gelen, ona ve eserlerine saygılı, okuyan ve zaman zaman eğitim çalışmalarında Kıvılcımlı’ya başvuran hatırı sayılır ölçüde sosyalistin olduğunu biliyoruz. Bu arkadaşlar da samimi olmalarına karşın aynı durumda olmaktan uzak değiller. Bugüne kadar Kıvılcımlı kitaplarının duyurusu, tanıtımı, edinilmesi, dağıtılması gibi konularda fazla bir katkılarını görmüş değiliz. Bana bu yazı dizisi imkanını vermelerinden mutluluk duydum tabii. Onlardan da bundan sonra daha çok tanıtım ve duyuru bekleyebiliriz. En azından şu kahredici susuşun kırılmasında bir etkileri olabilir.
Ben yayınevinden ayrıldıktan sonra küçük bir arkadaş grubunun desteğiyle 2014-2026 arası toplamda 7 kitabı [Hapishane Etüdü (Cezaevinin İçyüzü), Tarihsel Materyalizm, OA Dosyası, Hegel ve Felsefe Notları, Dine ve Politikaya Dair Yazılar, Kıvılcımlı’nın Dergi Yazıları ve Tanıklarla Kıvılcımlı Sohbetleri ve Kıbrıs Ropörtajları) yayımlamışım. Bunların hiçbiri daha önce yayımlanmış değildi. Çoğunu Hollanda’dan getirtip, çevirterek dar bir çevrenin katkılarıyla yayımlamışım. Bunlar benim için görevdir, yapabildiysem ne mutlu. Ancak bütün bu kitaplar daha önce yayımlanmamış oldukları halde aynı ilgisizlikle karşılandı. Alınması okunması bir yana, andığım grupların ortamlarında duyuruları dahi yapılmadı. Düşünün Kıvılcımlı’nın daha önce hiç yayımlanmamış HEGEL (Nota Bene Yayınları) eserini yayımlamışız, 1,5 yıl çalışıp Kıvılcımlı’nın 1925-1971 arası yazdığı bütün dergi yazılarını derleyip, büyük boy, 3 cilt, 1285 sayfa Dr. Hikmet Kıvıcımlı DERGİ YAZILARI (TÜSTAV Yayınları) başlığıyla yayımlamışız, “Doktorcular” ne duyuyorlar, ne de duyuruyorlar. Şimdi soruyorum bu susuş bana ve birlikte yayın hazırlayan arkadaşlara mı, yoksa Kıvılcımlı’ya mı? Durum bu sevgili okuyucular.
Yazı serimi bir duyuru ile bitireyim:
Son iki kitabı birlikte yayına hazırladığımız sevgili Caner arkadaşımla beraber, önümüzdeki aylarda KIVILCIMLI’NIN DAVALARI ve SAVUNMALARI kitabının hazırlığı içindeyiz. Ayrıca yine Kıvılcımlı’nın 11 adet edebi metnini de (romanlar, hikayeler, oyunlar) önümüzdeki yıl içinde yayımlama gayretimiz var. Metinlerin bir kısmı eski yazı. Halen çevirileri yapılıyor. Bitince onları da sınırlı sayıda da olsa kitap olarak yayımlayacağız. Bir yandan da ayrıntılı bir Kıvılcımlı Biyografisi hazırlamaya girişeceğiz.
Çok ihtimal vermesek de bütün bu çevrelerin ilgisizliklerinin son bulmasa da azalacağı umudundayız.
28.10.2026
