Türkiye’de son dönemde Kürtlere ve Kürtçeye yönelik saldırı ve tehdit iddiaları yeniden gündeme gelirken, DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Düzce ve Zonguldak’ta mevsimlik Kürt tarım işçilerine yönelik saldırıların ardından Batman’da Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle bir aileye yönelik polis şiddeti iddiasına tepki gösterdi. Zonguldak’ta Şırnak’tan gelen 70’i aşkın mevsimlik işçi ve ailelerinin saldırıya uğradığı, Düzce’de ise Mardin’den gelen işçilerin tehdit edildiği olayların ardından konuşan Çiftyürek, yaşananların “iyi niyet çağrılarıyla” çözülemeyeceğini belirterek sorunun anayasal düzenlemelerle ele alınması gerektiğini söyledi.
“Kürtçe konuştuğu için bir aile saldırıya uğradı”
Batman’da yaşanan olaya dikkat çeken Çiftyürek, Kürtçe konuştuğu için bir ailenin polis saldırısına maruz kaldığını belirtti.
Çiftyürek, “Özellikle en son Batman’da kendi evinde, asansöre binerken Kürtçe konuşan bir aile; önce ailenin kızının, sonra ailenin kendisinin polis ve çocuklarının saldırısına uğramasına, sırf Kürtçe konuştuğu için bu tür bir şiddete maruz kalmasına tepki gösteriyor ve kınıyorum” dedi.
“Polis bu hakkı kendinde nerede görüyor, Kürtçe konuştuğu için bir aileye saldırmayı?” diye soran Çiftyürek, Kürtçe konuşanlara yönelik saldırıların münferit olaylar olarak ele alınamayacağını söyledi.
“Irkçı milliyetçi gençler bu hakkı nereden görüyor?”
Düzce ve Zonguldak’ta mevsimlik Kürt tarım işçilerine yönelik saldırıları da değerlendiren Çiftyürek, sokakta Kürtçe konuşanlara yönelik saldırıların arkasındaki zihniyete dikkat çekti.
Çiftyürek, “Sokakta ya da tarım işçilerine ırkçı, milliyetçi gençler o hakkı nerede kendilerinde görüyorlar ki Kürtler, aileler, çocuklar sırf Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğruyorlar?” diye sordu.
Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden gelen 70’ten fazla işçi ve ailesinin taşlı ve sopalı saldırılara maruz kaldığı, Düzce’de ise Mardin’den gelen mevsimlik işçilerin kaldıkları evin önünde tehdit edildiği bildirilmişti. Düzce’de işçileri bıçakla tehdit ettiği belirtilen bir şüpheli tutuklanırken, Zonguldak’taki olayla ilgili soruşturma başlatılmıştı.
“Bu bir iyi niyet meselesi değil”
Yaşananların yalnızca bireysel saldırılar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Çiftyürek, sorunun devletin Kürtçeye yaklaşımıyla da bağlantılı olduğunu savundu.
Çiftyürek, “Meselenin temelinde şu yatıyor: Bu bir iyi niyet meselesi değil. Bu hükümetin ya da hükümet sorunlarının çağrılarla çözülebilecek bir mesele değil. Yani pansuman edilecek bir mesele değil” ifadelerini kullandı.
“Meclis’te Kürtçe konuşulunca mikrofon kapatılıyor”
Devletin Kürtçeye yönelik uygulamalarının toplumdaki algıyı da etkilediğini belirten Çiftyürek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki uygulamalara dikkat çekti.
Çiftyürek, “Gerek devlet görevlileri, işte polis, gerekse sokaktaki milliyetçi gençler, ırkçı milliyetçiler bakıyorlar ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir milletvekili Kürt diliyle konuştuğu zaman anında mikrofonu kapatılıyor ve deniyor ki ‘X dil’ olarak kayda geçiyor” dedi.
Kürtçenin eğitim ve kamu hizmetlerindeki durumuna da değinen Çiftyürek, “Okullarda seçmeli ders var ama Kürt diliyle zorunlu eğitim yasak. Devlet kurumlarında Kürtçe konuşmak resmen yasak. Bütün iletişim ağlarında, resmi iletişim ağlarında Kürtçe konuşmak yasak” ifadelerini kullandı.
“Kürtçe ikinci resmi dil olarak tanınmalı”
Kürtçe konuşanlara yönelik saldırıların önüne geçilmesi için anayasal değişiklik yapılması gerektiğini belirten Çiftyürek, Anayasa’nın 66. ve 42. maddelerine işaret etti.
Çiftyürek, “Eğer gerçekten Kürt halkı, Türk halkı kardeşleşiyorsa, o zaman bu saldırıların tamamen önüne geçilmesi isteniyorsa 66. maddenin değişmesi lazım. Yani Kürtlerin millet olarak anayasada resmen tanınması lazım” dedi.
Anayasa’nın 42. maddesinin de değiştirilmesini isteyen Çiftyürek, “Anayasada Kürt diliyle eğitim, zorunlu eğitim ve aynı zamanda ikinci resmi dil olarak görülmesi lazım” diye konuştu.
“O zaman böyle bir saldırıyı göze alamazlar”
Kürtçenin anayasal güvenceye alınmasının toplumsal alandaki saldırıların da önüne geçeceğini savunan Çiftyürek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer bu resmiyete kavuşursa ne kendi polisi ne sokaktaki milliyetçi genç, ırkçı-milliyetçi genç böyle bir saldırıyı göze alamaz. Böyle bir saldırı olduğu zaman bunun cezası olur.”
Çiftyürek, Kürtçenin ve Kürtlerin anayasal olarak tanınmasının yalnızca dil hakkına ilişkin bir düzenleme olmadığını, Türkler ve Kürtler arasındaki eşitlik ve kardeşliğin kalıcı hale gelmesi açısından da gerekli olduğunu savundu.
