Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in filleri

    8 Eylül 2026

    Akçakoca’da fındık işçilerini taşıyan tarım aracı ile tır çarpıştı: 3’ü kadın işçi 4 kişi yaşamını yitirdi

    7 Eylül 2026

    Saç örme kampanyasına katılan hemşire İkra Avcı devlet memurluğundan çıkarıldı

    7 Eylül 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in filleri

      8 Eylül 2026

      6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

      6 Eylül 2026

      Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

      5 Eylül 2026

      1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

      3 Eylül 2026

      Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

      2 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Okullar açılırken

      6 Eylül 2026

      Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

      31 Ağustos 2026

      Müzakere ve mücadele

      28 Ağustos 2026

      Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

      24 Ağustos 2026

      Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

      24 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » 6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in filleri

    6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in filleri

    NEVZAT ONARAN yazdı: 6-7 Eylül pogromu, 1964 Rum kovalaması, İmroz ve Tenedos’un (Gökçeada ve Bozcaada’nın) Rumsuzlaştırılması ve gayri İslam vakıf mülklerine el konulması, İstanbul’un Türkleştirilmesi/İslamlaştırılması politiğinde partiler arasında esasta bir tartışma yaşanmamıştır. Bu, çok partili sistemde vatandaşın bir kısmının düşman görüldüğünün ve demografik ve iktisadi yapıdan tasfiye edildiğinin politiğidir.
    Nevzat Onaran8 Eylül 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkleştirme politiğinde İstanbul, Anadolu ve Trakya’dan sonraki hedefti.

    Anadolu’da 1895-1923, Hıristiyan milletlerin tasfiyesinin yıllarıydı. Tasfiyenin politiğini başlatan Abdülhamid, noktayı koyansa Mustafa Kemal’di.

    Önceden Ermenilerden ve Rumlardan arındırılan Trakya’da kalan Yahudiler de 1934 yazında kovalandı.

    Sonrasındaki hedef İstanbul’du.

    1930’larda ve 1940’larda İstanbul gündeme getirilmeye başlandı. Çünkü İstanbul, Ermenilerin, Rumların ve Yahudilerin sair gayri İslam milletlerin son sığınağıydı.

    Varlık Vergisi’nin devamında 1944’te CHP Umumi İdare Heyeti Azası Kars Mebusu Cevat Dursunoğlu, İstanbul’un fethinin 500’üncü yılında, yani 1953’te Rum ve Hıristiyan’ın kalmaması için gereğinin yapılmasını önermişti.[1]

    Türk devletinin iki unsuru milleten Türk ve dinen Sünni İslam’a göre ‘öteki’ye ne yapılacağı toplumsal mühendislik faaliyetiydi. Türk Nüfus Mühendisliği’ne göre, Türkleştirme politiği geçici değil yapısaldı.

    Kitlesel şiddetin, imhanın, yağmanın ve cana kastın politiği 6-7 Eylül pogromunda, yüzlerce ev-işyeri ile onlarca ibadet merkezi talan edildi.

    Arkası geldi 1964 Rum kovalamasıyla ve İmroz’a özel plan uygulamasının sonucunda, 1955’te İstanbul’un 1,5 milyonu aşan nüfusunun yüzde 12’si Hıristiyan ve Musevi’ydi (37 bini Yahudi olmak üzere 179 bindi). Bu oran 1960’da yüzde 10’a ve 1965’te yüzde 7’ye gerilemiş[2] ve gerilemeye devam etmiştir.

    Bugün 16 milyonluk İstanbul’un tahminen 100 bini Hıristiyan ve Musevi’dir. Oysa 1955’teki yüzde 12’lik nüfus payı korunmuş olsaydı, 1,9 milyon Hıristiyan ve Musevi yaşıyor olacaktı.

    Böylece can ve mal güvenliğinin imhasıyla binlerce yıllık Hıristiyan emeği-kültürü berhava edilerek, Türk-İslam İstanbul var edildi!

    6-7 Eylül, böylesi hedefi gerçekleştirmenin hem harekâtı hem de psikolojik harbiydi!

    Kıbrıs müzakeresi bahaneydi

    Londra’da Türkiye ile Yunanistan’ın katıldığı Kıbrıs Konferansı’nda Kıbrıs müzakeresi, genelinde 6-7 Eylül pogromunun gerekçesi olarak sunulsa da aslında olsa olsa bahanesidir.

    Çünkü, değindim Anadolu’nun ve Trakya’nın Türkleştirilmesi sonrasındaki hedef İstanbul’du.

    Ve 6-7 Eylül harekâtıyla kalınmadı; Türkleştirme politiğine devam edildiği için 1955’teki İstanbul nüfusundaki yüzde 12’lik pay korunamamış, tahminen binde bir kaça gerilemiştir.

    6-7 Eylül Harekâtı’nın üç aktif gücü vardı: Hükümet işin başında olarak ilgili birimlerin seferber edilmesi, çevre illerden insanların taşınması ve sokağın örgütlenmesi, basının psikolojik harbin aracı olmasıdır.

    İktidarda Demokrat Parti (DP) vardır. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes, DP’lidir. DP iktidarı 1950’den 1960 darbesine kadar sürecektir.

    Kıbrıs meselesinin iç politikanın konusu olduğunu açıklayan bizzat Başbakan Menderes’tir. 24 Ağustos’ta Liman Lokantası’nda konuşan Menderes’in dili serttir:

    “Türkiye’nin Kıbrıs statükosunda memleket aleyhine bir değişikliğe kat’iyen tahammülü yoktur, Kıbrıs Anadolu’nun devamıdır. Yunanistan’da akıl ve izanın yakın zamanda hâkim olmasını bekliyoruz. Irkdaşlarımız biran için müdafaasız bırakılmayacaktır.”[3]

    16 Ağustos-6 Eylül 1955 arasındaki 20 gün[4] analiz edildiğinde aktörler arasında görev dağılımı yapıldığı anlaşılmaktadır:

    Bir; Başbakan Menderes, Londra’daki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile temas halinde olup belirlenen plana göre gereğini yapmaktadır.

    İki; sahada, sokakta Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) görevlendirilmiştir

    Londra’da konferans tıkanınca öncesinde 9 Eylül olarak belirlenen miting tarihi erkene çekilmiştir; 6 Eylül’dür.

    5 Eylül’de Başbakan Menderes, KTC Başkanı Hikmet Bil’lekonuşmuştur. Aynı araçta Florya’ya giderken Menderes, Londra’da Kıbrıs müzakeresini sürdüren Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun “Türk kamuoyunu zapt edemiyoruz, diyebilmeliyim şikâyetleri vardır” dediğini aktarmıştır.

    KTC Başkanı ve Hürriyet gazetesi çalışanı Hikmet Bil’e göre evdeki hesap çarşıya uymamış ve İstanbul sokaklarında olaylar çığ gibi büyümüştür. Hikmet Bil, bu dönemdeki tanıklığını Kıbrıs Olayı ve İçyüzü kitabında detaylı yazdı. Yassıada’da da tanık olarak dinlenen Hikmet Bil, 6-7 Eylül tertibinin en tepesindeki kişileri o günkü Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve İçişleri Bakanı Namık Gedik olarak sıraladı.[5]

    Emniyet, 6-7 Eylül’de KTC’nin rolünü şöyle tespit etmiştir: “Tahkikattan anlaşılacağı üzere Kıbrıs Türktür Cemiyeti, 6 Eylül hadiselerinin meydana gelişinde safha safha faaliyette bulunmuştur.”

    Aynı fezlekeye göre KTC Genel Sekreteri Kâmil Önal da Milli Emniyet Hizmeti [MAH] elemanıdır.[6]

    Üç; 31 Ağustos’ta Başbakanlık’tan KTC’ye 5000 lira gönderilmiştir[7] ve öncesinde bir yılda bağışlanan para 230 bin liradır.[8]

    Teşkilatına “hazır ol” diyen KTC, İstanbul’da örgütlüdür; Fatih, Rami, Topkapı, Fener, Kadıköy, Paşabahçe, Beykoz, Sarıyer, Karagümrük, Bakırköy, Küçükçekmece, Büyükçekmece ve Mecidiyeköy şubeleri faaliyettedir.[9]

    Emniyet’in raporuna göre, KTC “efkârı umumiyeyi ateşlemiş ve 6 Eylül gününde parlamasına sebep olmuştur.”[10]

    Menderes ve ekibi suçlu arayışına girince akıllarına önce komünistler ve sonra elemanları olan KTC yöneticileri gelmiştir.

    6 Eylül’den sonra kapatılan KTC’nin yöneticileri ve birçok kişi tutuklandı (beş ay yattılar), yargılandı ve beraat ettiler. KTC Başkanı Hikmet Bil, Başbakan Menderes imzasıyla Basın Ateşesi olarak Beyrut’a atandı.[11] Unutulmadı, ödüllendirildi.

    Dört; KTC, 6-7 Eylül’de sokakta kullanılmak üzere 22 bin afiş bastırmıştır.[12]

    Beş; Harekâtın Türkiye dışına sarkan planı da vardır; Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atılmıştır. Haber, İstanbul Ekspres’in manşetindedir: “Atamızın Evi Bomba ile Hasara Uğradı.”

    Kıbrıs meselesini toplum gündemine taşıyan Hürriyet değil de bu gazete niye tercih edilmiştir? Bu da bir sorudur.

    Altı; Özel Harp de sokaktadır.

    MAH Reisi Korgeneral Behçet Türkmen’in raporunda, iki teşkilattan bahsedildi; bunlar KTC ve “diğer bir teşekkül” idi.[13] İsmi bilinen teşkilatlarsa, KTC, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, Tekstil Örme Sanayi Sendikası, Türkiye Milli Talebe Federasyonu’ydu.[14]

    İsmi yazılmayıp, ima edilen ve Behçet Türkmen’in “diğer teşekkül” dediği, örgütün adını yıllar sonra Özel Harpçi Sabri Yirmibeşoğlu açıkladı: “6-7 Eylül de bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi.”[15]

    Sonradan yarım ağızla reddederse de Yirmibeşoğlu, anılarında yazdı: “Hükümetin bilgisi dahilinde başlatılan gösteri…”[16]

    Özel Harp’in iş prensibini anlatırken, “Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz” diyen Sabri Yirmibeşoğlu, tekraren sorulması üzerine de “mesela” diyerek toparlamaya çalışmıştır.[17]

    Devamında Sabri Yirmibeşoğlu, o kadar “başarılı bulunur” ki, 1971’de Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanı ve 1988-1990’da MGK Genel Sekreteri’dir.

    Kıbrıs’ta tek provokasyon Yirmibeşoğlu’nun söylediği değildir.

    1958’de Türk Enformasyon Bürosu bombalandı, 26 yıl sonra 1984’te itiraf eden Rauf Denktaş’tır. 1962’de Bayraktar Cami’nin bombalanmasının Türk provokasyonu olduğunu ortaya çıkaran Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan 23 Nisan gecesi öldürüldü. Hatta 17 Eylül 1962’de Dektaş’ın bürosuna maddi hasar veren bomba da atıldı.[18]

    Bunların yaşandığı Kıbrıs, Türk kontrgerillasının, yavrusu Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ile nice işler çevirdiği adadır.[19]

    Sonuç olarak, kontrgerilla teşkilatının mevcut bilinen kurumlarla kurduğu ilişki üzerine hayli tartışmanın olduğunu hatırlarsak, elbette o yıllarda ismi öne çıkan KTC dâhil adı sayılan diğer kurumlarla da böyle bir ilişkisinin olduğunu düşünebiliriz.

    Selanik, Atina ve Ankara üçgeni

    Selanik Başkonsolosluğu’nun ek binası olarak kullanılan Atatürk’ün Evi’ne bomba, Selanik’ten gelen şifreye göre 5 Eylül-6 Eylül gecesi 24.07’de atıldı.[20]

    Eğer yanlış kayıt yoksa şifrenin alındığı tarih 6 Eylül ve saati 23’tür.

    Bu halde, Selanik Başkonsolosluğu, bomba atıldıktan 23 saat sonra Ankara’ya yazmıştır; Ankara da gerekçesini sormamıştır.

    Normali bu mu?

    Şifre özelindeki dikkat çekici hususlar bununla da sınırlı değildir.

    Şifrenin ikinci sayfasına Osmanlıca yazılan şudur: “Cevap verilmeyecek.”

    Bu not, Menderes’e Yassıada’daki yargılamada soruldu. Verilen cevap şudur: “Kim yazmış, malûm [belli] değil” dedi.[21]

    Ankara da önemsememiştir.

    Bombanın atılması radyolarda haberdir.

    Yunanistan radyoları bomba haberini 6 Eylül’de sabah saat 06’da veriyor.[22]

    Aynı gün TRT radyolarının bomba haberini veriş saati: Öğlen saat 13’tür.[23]

    Haber, neden Yunanistan radyolarından 7 saat sonra verilmiştir? Cevap muhtelif.

    Peki, Türkiye’nin Atina elçiliği ne yapmıştır?

    Elçilikten Ateşemiliter Albay Şefik, saat 10’da başkonsolosluğu telefonla arıyor ve saat 06’da Yunanistan radyosundan haberi dinlediğini söylüyor.[24]

    Atina elçiliği de başkonsolostan aldığı bilgiyi Ankara’ya telefonla şifreli bildiriyor. Elçilik şifresinin alınışı 6 Eylül ve saati 12.30’dur.[25] Elçilik şifresinde aynı telgrafın Londra’ya gönderildiği notu da vardır.

    Bir; Selanik’te başkonsolos görevlileri, bomba patlayalı 10 saat olduğu halde Atina elçiliğini bilgilendirmemiştir.

    İki; Elçilikteki albay, radyodan haberi dinledikten 4 saat sonra Selanik’i aramıştır.

    Üç; Elçilikteki albay, Selanik’le konuştuktan 2,5 saat sonra durumu Ankara’ya telefonla bildirmiştir.

    Dört; Kayıt saati yanlış değilse, Selanik Başkonsolosluğu’ndan Ankara’ya şifre, 23 saat sonra gönderilmiştir.

    Atina elçiliği, Selanik Başkonsolosluğu ve Ankara üçgenindeki bu özetten ne anlamalıyız?

    Bu halde, Selanik’in de Atina’nın ve Ankara’nın da bomba atılmasına ciddiyetle yaklaştığını söyleyebilir miyiz?

    Özel kasıt yoksa, bu durum nasıl açıklanabilir?

    Peki Selanik’te bombayı kim attı?

    İstanbul Milli Emniyet Başmüfettişi İbrahim Oğuz, Yassıada’da tanık olarak dinlenmiştir. Başmüfettiş İbrahim Oğuz, Oktay Engin’le Samatya’da 1956-1957’de bir evde birlikte kaldığını, Selanik’ta bombayı kendisinin attığını söylediğini ve bunu da raporla bildirdiğini anlatmıştır. Hatta Mart 1957’de gelen babasının da bunu teyit ettiği belirtilmiştir.[26]

    1960 darbesi sonrasında, o günlerin Başbakan Yardımcısı Fuat Köprülü de bomba meselesini konuşur: “Evet, kanaatim odur ki, bombalama hadisesi de tertiptir. Ve bizzat tertipçisi Menderes’tir. Kendisine de bu aklı Kıbrıs fatihlerinden (!) Zorlu vermiştir. Benim kanaatim o merkezdedir ki, bu hadiselerin hazırlanışında, Bayar’ın malumatı yoktu.”[27]

    1955’te Ankara, bomba vakasına o kadar ilgisizmiş ki, bir açıklama dahi yapmamıştır.

    Yassıada’da 21 Ekim 1960’daki duruşmada savcı Menderes’e “Bombadan dolayı Yunanistan, protesto edildi mi?” diye sordu.

    Ve Menderes’in cevabı kısaca şudur: “Bombayı Yunanlıların atıp atmadığı hususu o gün bilinip, harekete geçmemizim imkansızlığını takdir edersiniz. Bomba Türkiye’den götürülmemiştir. Kim atmıştır? Yunan komünistleri atmış olabilir.”[28]

    Mahkeme başkanı, Menderes’in anlatımına göre, bombayı Yunanistan’ın atmasının aleyhine olduğunu hatırlattığında, Menderes Yunanistan’ın yüzde 30-35’nin komünist olduğunu ve bunlardan birinin yapabileceğini iddia etmiştir.[29]

    Menderes’e göre 6-7 Eylül imhasını yapan Türkiyeli ve Selanik’te bombayı atan da Yunanistanlı komünistlerdir.

    Suçüstü halini, içeride ve dışarıda komünistlerle perdeleme gayreti!

    Suç mahalindeki fail daha ne desin!

    Sokağın örgütlenmesi

    Sokağın örgütlenmesi de planlanmıştır.

    Londra’daki gelişmeler düşünülerek önce 9 Eylül’de “Yunanlılara ihtar günü” mahiyetinde miting yapılmasının planlandığını, bizzat Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin bildirisinden öğreniyoruz ve bu, İstanbul Emniyet Başmüfettişi Cemal Sancak’ın 8 Eylül tarihli raporuna da yazılmıştır.[30]

    “Yunanlılara İhtar Günü”ndeki “Yunanlılar”dan kastedilen, sanıyorum TC vatandaşı İstanbul Rumlardır; bu, düşmanın ilanıdır.

    Hükümet, TC vatandaşı Rumların hedef gösterilmesini onaylamıştır ki KTC de açıklamıştır.

    KTC, bir şey daha yapmıştır, öncesinden Rum evlerini ve işyerlerini tespit etmiştir.[31] Rum ifade edilse de sonuçtan anlaşılıyor ki, Ermenilerin de Yahudilerin de mekanları tespit edilmiştir.

    Miting tarihi erkene alınmıştır; çünkü, 29 Ağustos’ta başlayan konferansta, istenilen gelişme sağlanamamıştır.

    Türkler, ilk mitingi 4 Eylül’de Londra’da yapmıştır.

    5 Eylül gazeteleri Londra mitingini manşetten verdi. Mitinge 5 bin kişi katılmış ve haberlerde “Kıbrıs Türktür” dili egemendir. Hürriyet’in spotu: “Nümayişçiler Kıbrıs uğurunda kanlarını dökmeye andiçtiler.”[32]

    Londra’da mitingin yapıldığı gün 4 Eylül gecesi İstanbul’da Yunan (sanıyorum Rumca yayımlanan) gazeteleri, Taksim’de yakılmıştır. Yassıada’da Menderes, gazete yakılmasını gençlerin millî hislerinin sevkiyle yaptığı nezih gösteriler olarak aktarmıştır.[33]

    Emniyet’ten Mustafa Saral’ın 27 Ekim 1955 tarihli fezlekesine göre, gazete yakma eylemi de Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin faaliyetidir.[34]

    Londra’dan sonra ikinci miting adresi İstanbul’dur.

    Önceden 9 Eylül olarak düşünülen tarih, Londra’nın devamı olarak 6 Eylül’e çekildiği anlaşılmaktadır.

    6 Eylül’e özel hazırlık, 5-6 Eylül gecesi 24.07’de Selanik’te atılan bombadır.

    Bomba haberinin kamuoyuna duyurulmasında TRT haberi, Yunanistan radyosundan 7 saat sonra öğlen 13.00’te vermiştir.

    Devamında haberin sokakta propagandası ve gösterisi vardır.

    Bunun aracı haberin yayımlanmasıdır.

    İstanbul Ekspres, haberi ikinci baskısında (saat: 16.30) manşetten verdi: “Atamızın Evi Bomba ile Hasara Uğradı.”

    Rakamlar muhtelif vesaire gazete 150 bin veya 290 bin basıldı ve dağıtıldı, normalde tirajı 20 bindi. 17.30 civarında yürüyüş ve birkaç saat sonra da yakıp, yıkma başladı.[35]

    O günlerde ne yaptığıyla ilgili pek bilgi bulunmasa da gazetenin sahibi Mithat Perin istihbaratçıdır[36] ve DP’lidir; 1954’te DP İstanbul il yöneticisi ve 1957’de DP İstanbul milletvekilidir.[37]

    Ve “Atamızın Evi Bomba ile Hasara Uğradı” manşetinihazırlayan İstanbul Ekspres’in Yazıişleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu, yeni baskı için gazete sahibi Mithat Perin’le görüşerek karar verdiğini[38] belirterek, dönemin İstanbul Valisi F. Kerim Gökay’la yıllar sonra görüştüğünü ve 6-7 Eylül’ün nasıl devlet tarafından bazı odaklarca örgütlendiğini anlattığını söylemiştir.[39]

    Ve aynı saatlerde sokağı örgütleyen ve ismi bilinen teşkilat KTC yayımladığı bildiride, bombanın 9 Eylül’de yapılacak “Yunanlılara Milli İhtar” mitingi öncesinde patlatıldığı belirtildi ve “bomba hadisesi, bardağı taşıran son damladır, sabrımız kalmadı” denildi.

    Bildirinin son cümlesi şudur: “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır, bunun aksini kim düşünüyor ve yemini bozmaya çalışıyorsa nerede olursa olsun hareketinin hesabını çok pahalı ödeyecektir.”[40]

    Peki, Başbakan Menderes bombadan nasıl haberdar olmuştur?

    Yassıada’daki anlatımına göre, Florya Köşkü’nde çalıştığı sırada valiliğin [bomba haberinin gazetede basıldığı ve KTC’nin bildirisini yayımladığı saatlerde 16 civarında] aramasıyla haberdar olduğunu ifade etmiştir.[41]

    Diğer bir deyişle Başbakan Menderes, 5-6 Eylül gecesi bombanın patlamasından ancak 16 saat sonra haberdar olduğunu söylemiştir.

    Menderes özel ilgilenmese de ne herhangi bir bakanın ne de çevresindeki istihbaratçı dâhil diğer yetkililerin hiçbirinin bombanın haberini vermemesi, nasıl açıklanabilir?

    Bu, plan değilse nedir?

    İstanbul Ekspres baskısıyla sokak hareketlenir. Göstericilerin elinde KTC’nin “Kıbrıs Tüktür” afişleri ve İstanbul Ekspres gazetesi vardır.[42]

    Gösterinin başladığı saatlerde trenle İstanbul’dan Ankara’ya giden Başbakan Menderes ve diğer yetkililer Sapanca’dan İstanbul’a döner, valilikte toplanırlar.

    Miting, ilerleyen saatlerde İstanbul’un pek çok mahallesinde ve sokağında imhayı, yağmayı, talanı ve cana kastı içeren teröre dönüşmüştür.

    Milli Emniyet Müfettişi Nevzat Emrealp’e göre, dört saat boyunca İstanbul’da “bütün idare ve otorite muattal (işlemez) bir vaziyette” kalmıştır.[43]

    Menderes: Hükümet haberdardı

    12 Eylül 1955’te İstanbul, İzmir ve Ankara’da sıkıyönetim ilanına dair tezkerenin müzakeresinde gündem 6-7 Eylül’dü. 10 Eylül’de istifa eden İçişleri Bakanı Namık Gedik’in tek kelam etmesine izin verilmemiş olmamalı ki, konuşamadı.[44]

    Başbakan Menderes ve Başbakan Yardımcısı Fuad Köprülü ile DP İstanbul Mebusu Hamdullah Suphi Tanrıöver, göstericilerin asıl hedefinin [TC vatandaşı] Rumlar olduğunda hem fikirdi, ama bu arada Ermeniler, Türkler ve Yahudiler de zarar görmüştü.

    Hükümet adına ilk söz alan Köprülü, hükümetin gösteriden haberdar olduğunu, tedbirini aldığını, ama birden büyüdüğünü belirterek, hadisenin İstanbul, Ankara ve İzmir’de aynı anda olmasını tertip olarak değerlendirdi. Başbakan Menderes de gençliğin harekete geçmesinden hükümetin haberdar olduğunu ve birden yayıldığı için zabıtanın hareketsiz kaldığını, “[göstericiler] düşman hareketi” olmadığı için zabıtanın silah kullanmadığını ifade etti.

    Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) Meclis grubu adına konuşan Ahmet Bilgin (Kırşehir), 6-7 Eylül’ü bir “tertip mahsulü” olarak değerlendirdi.

    CHP lideri İsmet İnönü de göstericilerin haline dikkat çekti: “6-7 Eylül hâdiselerinin çok hazin tarafı, tecavüz edenlerin coşkun hissiyat ile kendini kaybetmişler halinde değil, âdeta hiçbir mâni karşısında bulunmayan rahatlık ve kolaylık içinde işlerini gören insanlar olarak görünmeleridir.” Köprülü ile başbakanın “hükümetin haberi vardı” dediğini hatırlatan İnönü, “Biz hiç, haberleri olmadığını zannediyorduk. […] Halbuki biz bütün bu tertiplerden hükümetin haberi, başında var mıdır, yok mudur? Buralarını meçhuliyet içinde ve karanlık içinde görüyorduk” dedi.

    Somut olgu üzerine konuşan iki mebustu.Büyükada’ya gelen 200-300 kişinin polisle konuştuktan sonra yakıp yıktığını ve yine polislerin önünden çekip gittiğini belirten DP İstanbul Mebusu Aleksondros Hacopulos, evinin önündeki jandarmanın, yağmacıları koruduğunu anlattı. Bir diğer mebus DP’li Mehmet Ali Sebük (İzmir) de polisin Kınalıada’da ne yaptığının şahididir. Sebük, bir komiserin, adaya gelenlere “Sizden evvel gelenler vazifesini yapmıştır. Buradaki işler tamam olmuştur” demesiyle, Kınalıada’da hiçbir vatandaşın burnunun kanamadığını söylemiştir.

    Cevap vermek için kürsüye gelen Başbakan Menderes, hiçbir soruyu ve iddiayı dikkate almadığı gibi, Büyükada ve Kınalıada özelinde polisin tavrıyla ilgili anlatımı da yok saydı.

    Fuat Köprülü, 1960 darbesinin hemen ardından yaptığı açıklamada da “hükümetin tertiptiydi” düşüncesini tekrar etmiştir.[45]

    13 Ocak 1956’da 6-7 Eylül hadiseleri dolayısıyla Başbakan ve eski İçişleri Bakanı hakkında meclis tahkikatı açılmasına dair takririn müzakeresinde Başbakan Menderes, iddiaların Türk devletine ve milletine ağır mesuliyet yüklediğini ifade etti.

    CMP lideri Osman Bölükbaşı ve CHP Meclis Grubu adına Nüvit Yetkin, hükümetin hadiseyi önlemediğini, gösterinin İstanbul’da (birçok semtinde) ve İzmir’de aynı anda başladığını,öncesinde evlere, işyerlerine, adreslere yönelik hazırlık yapıldığını anlattı.

    İddiaları duymazlıktan gelen Başbakan Menderes, Türk ordusunun düşmanla mücadele edeceğini ve yüz binleri sokağa “misli görülmemiş millî bir heyecanın ortaya çıkardığını” ve ne polise, orduya “sakın dokunmayın” diye, ne de yüzbinlere “yürüyün” emri vermediklerini söyledi. Müzakere sonrasında takrir reddedildi.[46]

    Menderes, benzer görüşünü Yassıada’da da tekrarladı göstericilerin “düşman” olmadığını vurguladı:

    “Bu, bir millî galeyanla Türkiye’nin her tarafından husul bulmuş bir harekettir. Zabıta kuvvetleri bu işte adeta bir millî vazife kendilerini resmi vazifelerini yapmakta az veya çok alıkor, hissi altında kalmış olabilirler. […] iki milyonluk şehirde 50-100 bin kişinin toplanı vermesi o kadar güç bir şey değildir.”[47]

    Sanki tüm partiler ve mebuslar anlaşmış gibi, müzakerede görmezden gelinen konuysa, Selanik’te bombanın patlatılması ve hükümetin ne zaman haberdar olduğu meselesiydi, hiç üzerinde durulmadı. Benzer fikir birliği 12 Eylül’deki müzakerede de vardı.

    Fahri Çoker: Fezleke dosyadan alındı

    Sokak örgütlendiği gibi ilgili dosyada ekleme ve çıkarma yapılmıştır.

    Beyoğlu Bölge Sıkıyönetim Mahkemesi Adli Müşaviri Fahri Çoker’in arşivinden öğreniyoruz ki, dava dosyasına konmayan fezleke vardır. Bu, adli yargılama yapılmadığının kibarca kaydıdır. Fahri Çoker, fezleke hakkında şu notu yazmış:

    “[…] bu fezleke resmen mahkemeye intikal etmemiştir. Bundan sonra Emniyet Md. H. Nakipoğlu, Komiser Mv. Muzaffer Us ile birlikte şahsan dosyaya girmiş olan fezlekeyi hazırlamıştır.”[48]

    Dosyaya konmayan fezlekenin girişinde “tertipti” tespiti yapıldı (aynen):

    “6 Eylül hadisesinin vukunu müteakip sureti cereyan göz önünde bulundurulmak suretiyle alınan haberlerle hadisenin neticelerinden istidlâlen bunun [çıkarılan sonucun] âlelade basit bir nümayişin tezahürü olmaktan ziyade tertipli olarak bir veya birkaç teşekkülün iştirakiyle vukua geldiği fikri kuvvet bulduğundan […]”

    Fezleke okunmuyor, ama Dilek Güven’in aktardığı cümle, girişteki hükmün net tekrarıdır:

    “Hükümetin Yunanistan’a baskı yapmak amacıyla dün [6 Eylül] Beyoğlu’nda küçük saldırılar planladığı, çok gizli şekilde öğrenilmiştir; saldırılar öngörülenin dışında bir boyut kazanınca, şiddet eylemlerinin komünistlerin işi olarak gösterilmesine karar verilmiştir.”[49]

    Silahlı bürokrasinin Emniyet kanadı 6-7 Eylül’de hükümetin parmak izini yazmakla kalmış, dosyasına bile sahip çıkamamış, fezleke yeniden kaleme alınmıştır. Askeri savcılık da dosyanın uygun hale getirilmesini kabul etmiştir. Ortada emre göre evrak hazırlığı vardır. Böylesi dosyayla mı, adalet sağlanacak?

    Fezlekede aktarıldığına göre hükümet planında iki madde vardır:

    1- Saldırı planlı yapılacaktır (ve yapılmıştır).

    2- Bunun sorumlusu komünistler gösterilecektir (ve gösterilmiştir).

    6 Eylül gecesinden itibaren komünistler hedeftedir.

    Bayar, Menderes ve Köprülü emri yok sayılmadı, liste hazırlandı. Polis, eldeki kayda göre komünist avına çıktı. Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hasan İzzettin Dinamo, Dr. Nihat Sargın, Asım Bezirci, Aslan Kaynardağ, Dr. M. Hulûsi Dosdoğru, Dr. Can Boratav ve İlhan Berktay dâhil 45 kişi tutuklandı. 45 kişiden biri de Sabahattin Ali’yi öldüren Ali Ertekin’dir.[50]

    Yargılanan komünistler hakkında 24 Mayıs 1956’da verilen karar, beraattır.

    Emniyet: Hükümet planıydı

    Bulduğum kadarıyla Cumhuriyet Arşivi’nde İstanbul Emniyet Başmüfettişi Cemal Sancak’a ait üç evrak vardır. Üçünün içeriği de birbiriyle uyumludur.

    Birinci evrak, 7 Eylül 1955 tarihli ‘Ankara Emniyet Başmüfettişliğine’ hitaben kaleme alınmış ve dört maddelik şifredir. Fahri Çoker’in dikkat çektiği Emniyet Fezlekesi’ndeki hüküm, şifrenin 3’üncü maddesindedir:

    “Çok gizli olarak öğrendiğime göre, Yunanlılara [Rumlara] gözdağı verilmek üzere Beyoğlu’nda ufak bir nümayişin icrası dün akşam [6 Eylül] hükümetçe tasvip edilmiş idi. Fakat hadise genişleyince bunu komünist tahrikine atfetmek uygun görülmüştür.”

    Madde anlaşılmaz değildir, gayet nettir.

    1’inci madde [6 Eylül] çağrıldıkları vilayet binasındaki görüşme hakkındadır: Reisicumhur, başvekil ve [Başvekil Yardımcısı] Fuat Köprülü, “komünist tahriki var mı?” diye sormuş. “Olmadığını” söylediği halde, verilen emir “komünist elebaşlarının” yakalanmasıdır.

    2’nci maddede, Emniyet Müdürlüğü’nün 400 [8 Eylül’de 40] kişilik [komünist] listesine ilaveten hazırlığın sürdüğü ve emre göre tutuklanacakları belirtildi.[51]

    Cemal Sancak’ın 7 Eylül’de yazdığı, dosyaya konulmayan fezlekede yazılanla uyumludur. Anlaşılan bu rapor dosyada kaldıysa da gereği yapılmamıştır.

    İkinci evrak, 8 Eylül tarihli altı madde olup, bir gün önceki raporu doğrular içeriktedir. ‘Gizliliği kaldırılan’ raporu özetle aktarıyorum:

    KTC, Rum evlerini ve işyerlerini tespit etti. 29 [28] Ağustos’ta [iddia edilen Türklere saldırı olmayınca] Kıbrıs sakin geçince, 9 Eylül’de “Yunanlılara [Rumlara] İhtar” mitingi kararı alındı. 6 Eylül’de Selanik’te bomba patladı ve miting, o gün yapıldı. Muhtelif yerlerde Rum evleriyle işyerlerini gösterenlerin liderliğinde saldırılması, tertipli olduğunun delilidir. (Madde 2/a).

    Emniyet Müdürlüğü 1. Şubede “yakında vahim hadiseler olabileceği” hakkında iki rapor dikkate alınmamıştır (madde 2/b).

    6 Eylül’de KTC’deki toplantıda gösteri kararı alınmıştır (madde 2/c).

    Böyle bir hadisenin haberi önceden öğrenilemedi (madde 3).

    40 kişilik komünist listesine göre tutuklamaya başlanmıştır ve nümayiş, komünist tahrikiyle yapılmamıştır (madde 4).

    Kemal Tahir de 40 kişilik listededir, dün tutuklandı (madde 5).

    6’ncı madde nettir: “Halk arasında vali ve Emniyet Müdürü’nün değişeceği rivayetleri dolaşmakta, Başvekilin müsaade ettiği gözdağı mahiyetinde küçük bir nümayişi idare edememelerinden dolayı ağır hitaba maruz kaldıkları söylenmektedir.”[52]

    Üçüncü evrak, ‘gizliliği kaldırılan’ 8 Eylül tarihli yazı[53]da bakan Fuat Köprülü’nün emri ve İstanbul’da komünistlerle ilgili yapılan çalışmalar hakkındadır. Bir sayfalık evrakın yan tarafında “Eki: 6” yazdığına göre gizliliği korunan daha pek çok evrakın olduğunu düşünebiliriz.

    İstanbul Emniyet Başmüfettişi Cemal Sancak’a ait üç evraktan 8 Eylül tarihli olanlar gizlidir; dosyaya konmamış olabilir. 7 Eylül tarihli evrakta ‘gizlidir’ kararı bulunmadığı için dosyaya konmuş olmalıdır.

    Fahri Çoker’in arşivindeki dosyaya konmayan fezlekenin “Beyoğlu’nda hükümetin saldırılar planladığı” tespiti, Cemal Sancak şifresinde, “Beyoğlu’nda hükümetin Rumlara gözdağı vermek için nümayişi tasvip ettiği” şeklinde yer almıştır. Demek ki dosya evrakı Cemal Sancak şifresi, 1955’teki yargılamalarda dikkate alınmamıştır.

    Müfettiş Cemal Sancak, Yassıada’da da şahittir ve raporuna yazdığını, anlattı:

    “6-7 Eylül hadiselerinin mürettep (gizli bir amaçla düzenlenmiş) olduğunu emin bir kaynağımızdan öğrenerek hadisenin ertesi günü bağlı bulunduğu Milli Emniyet Reisliğine bir şifreyle arz etmiştim. Ayrıca, bütün teşkilatın müşahede ve kıymetlendirilmesi bu hareketin mürettep olduğunu göstermekte idi. […] Bir defa hepimizin müşahedesine göre nümayişler tahribe dönünce zabıta tamamen pasif kalmış, hatta müsamahakâr davranmıştır. Zabıta bu hareketleri men etmesi salahiyeti dahilinde iken, en ufak harekete tevessül etmemiştir.”

    Cemal Sancak özetle şöyle devam etti:

    Hadisenin ertesi günü vilayete çağrıldım. Vali odasının kapısında Alaettin Eriş, Başsavcı Hicabi Bey vardı. Menderes de oradaydı. Fuat Köprülü ile görüştük. Bizler vakayı anlattık. Köprülü bize, “milli galeyandır ve komünist tertibidir” demiştir. Ben de komünist tertibi olsaydı vazifemiz icabı evvelden haber alırdık dedim. Fakat Köprülü’nün emri kesindi, komünistleri tevkif ettireceklerini söyledi.[54]

    1955’te yazılan Yassıada’da da tekrar edildi, ama mahkeme heyeti dikkate almadı.

    Yassıada: Rumlara zarar verme kastı

    6-7 Eylül’le ilgili resmî zevat ancak Yassıada’da yargılandı. 1950-1960 döneminde TBMM’nin ve siyasi hayatın hâkim partisi DP’nin icraatı, 1960 darbesi sonrasında dava konusuydu.

    Yassıada Yargılaması, mahkemenin kurulması ve kararları hep tartışıldı. Hukuki açıdan savunulması mümkün olmayan Yassıada özel mahkemesinde DP’nin hükümet icrasıyla ilgili açılan 15 davadan biri de ‘6-7 Eylül Olayları Davası’ idi (Esas No: 1960/3) ve 11 sanığı vardı. Mahkeme kararında bombanın patlatılmasının yok sayılması, yargılamanın yalın özetidir.

    Sanıklardan eski Başbakan Adnan Menderes ile eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun her birine 6 yıl hapis ve 375 lira ağır para cezası ve eski İzmir Valisi Kemal Hadımlı’ya da 4 ay 15 gün hapis ve 75 lira ağır para cezası verildi. Kararda cezalandırmanın nedeni, gösteriyle “Anayasa’nın zemin olduğu mal ve mesken masumiyetini ihlâl” etmektir.

    Eski Devlet Bakanı Fuad Köprülü, eski Selanik Başkonsolosu Mehmet Ali Balin, eski Selanik Başkonsolosu Muavini Mehmet Ali Tekinalp, eski Selanik Konsolosu kavası Hasan Uçar ile o yıllarda Yunanistan vatandaşı öğrenci Oktay Engin’in beraatine ve sabık Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, eski İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay ile eski İstanbul Emniyet Müdürü Alâettin Eriş’in de dosyada sanık olamayacağına karar verildi.

    6-7 Eylül Olayları Davası’nda şahitlerinden tertip diyen de demeyen de oldu.

    Selanik Başkonsolosu Mehmet Ali Balin ve Muavini Mehmet Ali Tekinalp, bombayı Türkiye’den götürülmekle ve patlatılmasını organize etmekle suçlandılar[55]ve sonunda verilen karar beraatti.

    Kararda, “Rum vatandaşlara karşı müessir nümayişte ızrar [zarar] kasdının mevcudiyeti aşikârdır” denildi.[56]

    6-7 Eylül’de en çok Rumlara kasten zarar verildiği tespiti, Yassıada’da kararında yer aldı ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Kemal Hadımlı cezalandırıldı. Kararda göstericilerin yağma fiili dikkate alınırken, göstericileri hareketlendiren Selanik’te patlayan bomba fiili yok sayıldı ve ismi geçenler de beraat etti.

    Kararında bunu dikkate almayan mahkeme, Menderes’in çelişkisi üzerinde de durmadı. Yassıada dava dosyasına[57] göre, bomba haberinin saat 13’te radyoda yayımlanması için özel izin veren Menderes, valinin aramasıyla saat 16 civarında öğrendiğini söylemekle neden doğru beyanda bulunmamıştı?

    Mahkeme kararında yok sayılan bomba, diplomasinin de konusuydu. Amerikan İstanbul Konsolosluğunun raporunda[58] İstanbul’da göstericilerin saldırısıyla bomba arasında doğrudan ilişki kurulmuştu.

    Cana ve mala kastın bilançosu

    6-7 Eylül’de TC vatandaşı Rumlara, Ermenilere ve Musevilere sadece İstanbul’da saldırılmadı. İzmir ve Ankara’da da İstanbul kadar olmasa da saldırı organize edildi. İstanbul’da saldırı ve yağma özelinde mala ve cana kastın bilançosu:

    1- Türk basınına göre 11 kişi ve Helsinki Watch’a göre 15 kişi öldürüldü.

    2- Tahmini 300-600 kişi yaralandı.

    3- Tecavüz edilen kadınlardan 60’ı tedavi edildi.

    4- İstanbul’da 4214 mağaza-dükkân, 1004 ev, 73 kilise, 26 mektep, 1 havra, 8 ayazma, 2 manastır, 1 mezarlık, 21 fabrika, 2 sinema, 10 kuyumcu ve saire toplam 5622 mekâna saldırıldı.

    5- Almanya Dışişleri Bakanlığı Arşivi’ne göre, tahrip edilen işyerlerinin dağılımı şöyledir: 2200’ü Rumların, 900’ü Ermenilerin, 400’ü Musevilerin ve 400’ü İslamlarındır.

    6- Amerikan Dışişleri Arşivi’ne göre, tahrip edilen 4400 işyerinin yüzde 59’u (2500’ü) Rumların, yüzde 17’si Ermenilerin, yüzde 12’si Musevilerin ve yüzde 10’u İslamlarındır.

    Saldırılan 885 evin yüzde 80’i Rumlara, yüzde 9’u Ermenilere, yüzde 3’ü Musevilere ve yüzde 5’i İslamlara aittir.

    7- İstanbul’da 5104 kişi tutuklandı; önemli bir kısmı sendikalı işçidir.

    8- Almanya Başkonsolosluğu’na göre, bildirilen hasar 150 milyon lira olup, bunun 28 milyonu Yunanistan vatandaşı Rumlara, 68 milyonu Türkiye vatandaşı Rumlara aittir. Bildirilmeyenler dâhil hasar toplamı 1 milyar liradır.

    9- Komiteye 4433 kişinin bildirdiği hasar toplamı 79,5 milyon liradır. 1957 sonuna kadar 3247 gerçek ve tüzel kişiye yapılan ödeme toplamı 6,5 milyon liradır. Yassıada kararında belirtilen zarar toplamı 35 milyon liradır.

    10- 6-7 Eylül’de can ve mal güvenliğinin imhasıyla, Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin ve diğer Türk-Sünni İslam olmayanların Türkiye’den kaçışı hızlanmış, 1955’te İstanbul nüfusunda yüzde 12 olan Hıristiyan ve Musevi milletlerin payı bugün tahminen binde bir kaçtır.[59]

    Öylesine “düşmana saldır” atmosferi yaratılmış ki, Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerden başka bazı Türk-İslam’ın malı-mülkü de yağmalanmıştır. Onların zararının tazmin edilip-edilmediği pek gündeme gelmeyen konudur.

    DP planıyla İstanbul ‘temizlendi’

    6-7 Eylül pogromu, İstanbul’da Türkleştirme politiğinin icrasında temel harekât, ilk ateşti.

    Devamı da gelmiştir; 1964’te kovalanan Rumların çalışmasına DP hükümeti yıllarında başlandığı anlaşılıyor.

    3 Kasım 1960’daki gizli celsede, 1955’te Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın Başyaveri Refik Tulga şahit olarak dinlenir. Refik Tulga’nın anlattığı, Yamanlar Kampı’nda Celal Bayar’dan duyduklarıydı, özetle aktarıyorum:

    “Sakıt devlet başkanı [Celâl Bayar], Kıbrıs meselesini izzetinefis olarak telakki ediyordu. Bunu bir iç politika mevzuu sanıyordu. İstanbul Rumları üzerine konuşmuştuk; mal-mülk sahibi 30.000 Yunanistan tebaası Rum veya Yunanlılar üzerinde konuşuyordu. Hatta 1957’de Napoli’ye hareket etmezden evvel kendilerine veda etmek için gittiğimde Amerikalı kumandana söyle, ‘Biz çok şiddetli tedbirler almak kararındayız. İstanbul’da 30 bin Yunan tebaası var. Patrikhane vardır. Biz, onları şiddetle kapı dışarı edeceğiz’ dedi. NATO kumandanına söyle dedi. Böylesi bir konuşmayı NATO kumandanına daha hafif cümlelerle söyledim. Böylesi bir durumun memleketimiz için zararlı olduğunu düşünerek gizli celsede dinlemenizi arz ettim.”

    Celâl Bayar ise “Böyle bir vazife verdiğimi hatırlamıyorum. Fakat hatırlamıyorum demekle bir inkâr perdesi arkasına saklanmak derdinde değilim” dedi ve sordu: “Bunun 6-7 Eylül’le ne ilgisi var? Kıbrıs millî meseledir.”[60]

    Bayar, nettir; hatırlamasa da vatandaşı Rumları hedeflediğini inkâr etmemiş, demek ki çalışma yapılmıştır.

    Anlıyoruz ki, İstanbul’u Türkleştirme/İslamlaştırma politiğinde irade birliği vardır ve bunun planlamasına 1950’lerde başlanmıştır.

    Celâl Bayar’ın İstanbul’dan kovalanacak 30 bin Rum verisi tesadüf belirlenmemiştir. 1964’te 30 bin Rum ve o tarihe kadar gidenler de dikkate alındığında 41 bin Rum kovalanmıştır.[61]

    1957’de Celâl Bayar’ın İstanbul Rumlarını kovalama planını, 1964’te İsmet İnönü koalisyon hükümeti (20.11.1961-10.2.1965) başlattı[62] ve Demirel’in Adalet Partisi (AP) hükümeti (27.10.1965-26.3.1971) devam ettirdi. Demirel hükümeti, 1965 sonrasında da İmroz ve Tenedos’da (Gökçeada ve Bozcaada’da) MGK planını uyguladı[63] ve 1970’lerde de devam edildi…

    Hıristiyan (ve Musevi) milletlerin demografik (ve iktisadi) yapıdan tasfiyesi, Türk milliyetçiliğinin yapısal politiği olduğu için bu politika özelinde, CHP, DP veya AP, MSP, MHP vesaire düzen partilerinin hepsinin programatik birliği vardır.

    6-7 Eylül pogromu, 1964 Rum kovalaması, İmroz ve Tenedos’un (Gökçeada ve Bozcaada’nın) Rumsuzlaştırılması ve gayri İslam vakıf mülklerine el konulması, İstanbul’un Türkleştirilmesi/İslamlaştırılması politiğinde partiler arasında esasta bir tartışma yaşanmamıştır.

    Bu, çok partili sistemde vatandaşın bir kısmının düşman görüldüğünün ve demografik ve iktisadi yapıdan tasfiye edildiğinin politiğidir.

    Bunun için 1955’te İstanbul nüfusunda yüzde 12 olan Hıristiyan ve Musevi milletlerinin payı, bugün tahminen binde bir kaçtır!

    Böylece can ve mal güvenliğinin imhasıyla binlerce yıllık emeği-kültürü berhava ederek, Anadolu ve Trakya’da olduğu gibi ‘çok partili demokratik hayatta’ yüzde 99’u Türk-İslam İstanbul’a varıldı!

    Peki, can ve mal güvenliğine, huzura, refaha ve demokrasiye de varıldı mı?

    Menderes’in fiilleri

    6 Eylül akşamı Menderes ve Köprülü emriyle poliste sicili olan komünistler ve bir de görevlendirdikleri KTC yöneticileri tutuklandı ve yargılandılar.

    İki davanın sonucu beraattir.

    Komünistlerin beraatinde şaşılacak bir şey yok.

    Başbakanlığın para gönderdiği ve bizzat sahada görevlendirdiği KTC yöneticileri, DP iktidarı kalkanıyla korundular ve beraat ettirildiler.

    Toplamda 5104 kişi tutuklanmıştı, bunlardan bir kişi dahi cezalandırılmamıştır.

    Hiç de yabancısı olmadığımız TC yargılama klasiğidir!

    İnceleme imkânı bulduğumuz ve Yassıada’da dikkate alınmayan emniyet raporlarında, “hükümetin tertibi” kaydı çok önemlidir. Bunun hangi saikle raporlara yazıldığını bilmiyorum; ama bunun, gerekçesi her neyse, kurumlar arasındaki kapışmanın dışa vurumu olduğunu düşünüyorum.

    Peki iki gün İstanbul’da hayatı durduran yağmanın, imhanın ve cana kastın faili kim veya kimlerdi?

    1960 darbesi sonrası iktidardaki Menderes, Bayar ve diğer ilgililer Yassıada’da yargılandılar; bazıları cezalandırıldı ve bazıları da beraat etti.

    Yassıada kararına göre ‘6-7 Eylül Olayları Davası’nda suçlulardan biri 1955’in Başbakanı Menderes’ti ve cezalandırılmıştı.

    1931 yılından beri önce CHP ve sonra DP milletvekili olan Adnan Menderes’in Türkleştirmenin politiğinden bihaber olduğunu düşünemeyiz.

    Önce İttihatçı, sonra CHP’li ve daha sonra DP’li olan Celâl Bayar da bilinmez değildir.

    Bayar hayli deneyimlidir; 1913-14’te Rumların İzmir’den Yunanistan’a kovalanmasını örgütleyenlerden olup, Anadolu’dan vatandaş Hıristiyanların kovalandığı 1919-1923’de Saruhan mebusu, 1921-1922’de ve Trakya’da Yahudilerin kovalandığı 1934’te İktisat Bakanı ve de devletin ’38 Dersim Dâhili Harbi’ni planlayan ve icra eden Başbakan’dır.

    6-7 Eylül harekâtının öncesini ve sonrasını incelediğimde birinci fail Başbakan Menderes’tir ve saptayabildiğim fiilleri şunlardır:

    1- Başbakan Menderes, 24 Ağustos’ta Liman Lokantası’nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs meselesini iç politikanın konusu yaparak, vatandaşı Rumları hedef göstermiştir. KTC bildirilerinde de hedef gösterilenler, TC vatandaşı Rumlardır.

    2- Adından da anlaşılacağı gibi varlık sebebi Kıbrıs meselesi olan ve İstanbul mitingini organize eden Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin kurulmasında, finansmanında ve faaliyetinin organizesinde doğrudan Başbakan Menderes’in özel rolü vardır. KTC, miting için bildiri dağıtmak ve 22 bin afiş bastırmakla kalmadı, hedef evlerin-işyerlerinin listesini hazırladı. TBMM’deki müzakerede[64] liste meselesi örnekleriyle gündeme gelmişti.

    3- Kıbrıs meselesinde neler yapacağını beyan eden Ankara, Selanik’te Türkiye toprağında patlayan bombayı uluslararası diplomasinin gündemi yapmayacak kadar dikkatlidir; Yunanistan protesto edilmediği gibi, resmen vakayla ilgi bilgi de talep edilmemiştir. Ankara, Atina Büyükelçiliği ve Selanik Başkonsolosluğu arasındaki ‘bombayla ilgili’ haberleşme havasında, heyecan ve şaşkınlık yoktur.

    4- İstanbul’da sokaktaki şiddetin failini ararken Başbakan Menderes ve Başbakan Yardımcı Köprülü’nün aklına ilk gelenin komünistler olması ve Yassıada’da Menderes’in Selanik’te de bombayı Yunanlı komünistlerin attığı beyanı, suçüstü yakalanmanın dışa vurumudur.

    5- Londra’da müzakere tıkandığı ve 4 Eylül’de miting yapıldığı için İstanbul’da (9 Eylül) miting tarihinin 6 Eylül olarak değiştirilmesi, 5 Eylül’de Florya’ya giderken araçtaki sohbette Başbakan Menderes’in KTC Başkanı Hikmet Bil’i görevlendirmesi, Selanik’te bombanın patlatılması, bomba haberinin İstanbul Ekspres’te basılması, göstericilere 22 bin KTC afişinin dağıtılması, hedef olacak evlerin-işyerlerin belirlenmesi, bindirilmiş kıtaların hazır edilmesi, hem İstanbul’un her semtinde hem de İzmir ve Ankara’da aynı saatlerde harekete geçilmesi organizasyonu, merkezi planlama olmadan yapılır mı?

    6- KTC dışında bir diğer aktif teşkilatı, Sabri Yirmibeşoğlu açıkladı; bu, Özel Harp’tir. Böylece Ankara ve İzmir’in nasıl planlandığı da anlaşılıyor. Beyanın ötesinde Menderes-Özel Harp ve KTC-Özel Harp ilişkisi vesaire araştırılmayan konudur.

    7- TBMM’de 12 Eylül 1955 ve 13 Ocak 1956’daki müzakerede beyan edilmiştir ki, hükümet mitingden haberdardır. Yol verilmiştir, ama ateş İstanbul’u sarınca telaşlanmışlardır. Menderes ve Namık Gedik nazarında, miting “millî galeyandır.” Bunun için polis ile orduya “dikkatli olun” emrinden öte bir şey söylenmemiştir.

    8- İstanbul özelinde Emniyet soruşturmasında raporlara yazılmıştır: Gösteri hükümet tertibidir. Zaten Menderes de Köprülü de “haberdardık” demiştir. Gösteri/miting, 6-7 Eylül’deki maddeler sıralamasının sonuncusudur. Önceki maddeler; Rumları hedefe koyan mitinge karar vermek, ilgili kurumları görevlendirmek, bindirilmiş kıtaları İstanbul’a yığmak, parasını (bir örnek: KTC’ye bir yılda 235 bin lira) vermek, Selanik’te ‘Türkiye toprağına’ bomba atmak, Yunanistan’dan bomba vakası hakkında bilgi dahi talep etmemek, Ankara-Selanik-Atina hattında ‘oldu-bitti’ havasında haberleşmek, bomba atmak haberini gazetede yayımlamak vesaire. Son madde tertipse, önceki maddeler nedir?

    Ek olarak; Yassıada’da gizli celsede Celâl Bayar’ın, 1957’de Başyaveri Refik Tulga’nın Bayar’a atfen anlattığı İstanbul Rumlarını hedef alan beyanını yalanlamaması üzerinde de dikkatle durmak gerekir.

    Fazlası yok eksiği olacağını düşündüğüm bu filler, Menderes’in 6-7 Eylül’deki parmak izidir!

    Yetmez mi?

    NOTLAR:


    [1] Cevat Dursunoğlu’nun 27.3.1944 tarihli raporu, BCA: 490.1/61.233.6, s.19.

    [2] DİE, Gene Nüfus Sayımı 1955, Yayın No: 399, s. 108, 117, 119; DİE, Genel Nüfus Sayımı, 1960, Yayın No: 452, s. 171; DİE, Genel Nüfus Sayımı, 1965, Yayın No: 568, s. 230.

    [3] BCA-F: 10.9/K: 107, D: 332, S: 3, s. 44-48, 99-104.

    [4] Nevzat Onaran, “6-7 Eylül’ün faili Başbakan Menderes: Komünistler yaptı” ve erişim: 2.9.2023, https://www.gazeteduvar.com.tr/6-7-eylulun-faili-basbakan-menderes-komunistler-yapti-makale-1635929

    [5] Hikmet Bil, Kıbrıs Olayı ve İçyüzü, Belde Yayınları, İstanbul-1976, s. 100-105, 127-128.

    [6] Emniyet Şube 1. Müdürü Yaşar Yiğit’in 14.1.1956 tarihli fezlekesi, BCA: 10.9/107.333.2, s. 3, 8, 29-32, 57, 59, 89.

    [7] BCA: 10.9/107.332.3, s. 108-111.

    [8] 6-7 Eylül Olayları, Fahri Çoker Arşivi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2005, s. 291.

    [9] BCA: 10.9/107.332.3, s. 107, 168-170.

    [10] 14.1.1956 tarihli fezleke, BCA: 10.9/107.333.2, s. 11-12, 43.

    [11] Hikmet Bil, age, s. 107-111, 115.

    [12] BCA: 10.9/107.333.2, s. 3-4, 11-13, 23-25, 43, 45.

    [13] BCA: 10.9/108.335.1, s. 2-4.

    [14] BCA: 10.9/107.333.2, s. 5, 10

    [15] Fatih Güllapoğlu, Tanksız Topsuz Harekat, Tekin Yayınevi, İstanbul-1991, s. 102-105.

    [16] Sabri Yirmibeşoğlu, Askeri ve Siyasi Anılarım, cilt: 1, Kastaş Yayınevi, İstanbul-1999, s. 153-154; Mehmet Arif Demirer, Yassıada 6/7 Eylül Davası, Bağlam Yayınları, İstanbul-1995, s. 377.

    [17] Erişim: 4.9.2026, https://www.haberturk.com/gundem/haber/554417-kibrista-cami-bile-yaktik

    [18] Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İletişim Yayınları, İstanbul-2002, s. 251, 271.

    [19] İsmail Tansu (Emekli Albay), ‘Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu’, Minpa Matbaacılık, Ankara, s. 61-70, 80, 103-111.

    [20] BCA: 10.9/108.337.1, s. 35.

    [21] BCA: 10.9/110.345.1, s. 24.

    [22] BCA: 10.9/110.345.1, s. 116-117.

    [23] BCA: 10.9/107.332.3, s. 70.

    [24] BCA: 10.9/110.345.1, s. 117.

    [25] BCA: 10.9/108.337.1, s. 36-38; geliş saati net değil 13.30 da olabilir. N.O.

    [26] 19 Ekim 1960 tarihli duruşma, 6-7 Eylül Hadiseleri, Esas no: 960/3, s 136, TBMM Kütüphanesi, yer: 1985-4503.

    [27] Yeni Sabah, 5.6.1960, aktaran Mehmet Arif Demirer, age, s. 97-100.

    [28] BCA: 10.9/110.345.1, s. 140-142.

    [29] BCA: 10.9/110.345.1, s. 49.

    [30] BCA: 10.9/107.333.2, s. 48-49, 95-96; BCA: 10.9/108.335.1, s. 4-5.

    [31] İ. M. Şf. CS [Cemal Sancak] imzalı 8.9.1955 tarihli rapor (madde 2/a), BCA: 10.9/108.335.1, s. 5-6.

    [32] 5 Eylül 1955 tarihli gazeteler, Hürriyet (Haldun Simavi haberi), Yeni Sabah, Vatan, Cumhuriyet, BCA: 10.9/107.332.3, s. 85-92; Vatan’a göre 3 bin kişi katılmıştır.

    [33] Yassıada’da 19 Ekim 1960 tarihli duruşma, BCA: 10.9/110.345.1, s. 39, 42-3.

    [34] Em.Ş.I.K.M. Mustafa Saral’ın 27 Ekim 1955 tarihli fezlekesi, BCA: 10.9/107.332.3, s. 95-97.

    [35] Mehmet Arif Demirer, age, s. 74-78, 371.

    [36] Mithat Perin’in MAH Başkanına gönderdiği mektup, Devrim dergisi, 19.1.1971, aktaran Ecevit Kılıç, Özel Harp Dairesi, 2. Baskı, Güncel Yayıncılık, İstanbul-2007, s. 85.

    [37] Nurcan Cankaya Gökbayrak- Filiz Çolak, Yassıada’da Bir Gazeteci: Mithat Perin (13 Mart 1917-1 Ocak 2001), Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, c: 11, sy:6, Aralık 2024, s. 4158.

    [38] Erişim 4.9.2026, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/iftira-ediyorlar-yalan-yaziyorlar-39152092

    [39] Raffi Hermon, İstanbul Ekspres ve Gökşin Sipahioğlu, erişim: 3.9.2026, https://bianet.org/yazi/6-7-eylul-istanbul-ekspres-ve-goksin-sipahioglu-249915

    [40] BCA: 10.9/107.333.2, s. 48-49, 95-96.

    [41] Yassıada’da 19 Ekim 1960 tarihli duruşma, BCA: 10.9/110.345.1, s. 26.

    [42] BCA: 10.9/107.333.2, s. 3, 51-52 ve fotolar: BCA: 10.9/112.351.1, s. 20, 23, 26, 30; BCA: 10.9/112.352.1, s. 4-7, 9, 15, 22, 32, 38; BCA: 10.9/112.353.1, s. 1, 2, 5, 16.

    [43] Milli Emniyet Müfettişi Nevzat Emrealp’in 20.9.1955 tarihli raporu, BCA: 10.9/108.335.1, s. 11, 15.

    [44] 12.9.1955 tarihli tutanak, TBMM ZC, devre: X, cilt: 7, s. 668-693.

    [45] Yeni Sabah, 5.6.1960, aktaran Mehmet Arif Demirer, age, s. 97-100.

    [46] 13.1.1956 tarihli tutanak, TBMM ZC, devre: X, cilt: 9, s. 64-87.

    [47] BCA:10.9/110.345.1, s. 48.

    [48] Ocak 1956 tarihli ve 41 sayfalık Emniyet Ş. 1. Müdürlüğünce hazırlanan fezleke, 6-7 Eylül Olayları, Fahri Çoker Arşivi, s. 339-381, not s. 381’de.

    [49] Dilek Güven, 6-7 Eylül Olayları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2005, s. 74.

    [50] M. Hulûsi Dosdoğru, 6/7 Eylül Olayları, Bağlam Yayıncılık, İstanbul-1993, s. 24-45.

    [51] BCA: 10.9/108.337.1, s. 35.

    [52] M. Em. Hz. Rs. hitaben yazılan İ. M. Şf. CS [Cemal Sancak] imzalı 8.9.1955 tarihli rapor, BCA: 10.9/108.335.1, s. 5-6.

    [53] M. Em. Hz. Rs. hitaben yazılan İ. M. Şf. CS [Cemal Sancak] imzalı 8.9.1955 tarihli yazı, BCA: 10.9/108.337.1, s. 34.

    [54] 19 Ekim 1960 tarihli duruşma, 6-7 Eylül Hadiseleri, Esas no: 960/3, s. 143, TBMM Kütüphanesi, yer: 1985-4503; M. Hulûsi Dosdoğru, age, s. 179.

    [55] BCA: 10.9/110.345.1, s. 108-120

    [56] Yüksek Adalet Divanı Kararları-Yassıada, 1960-1961, I. Bölüm (s. 163) ve II Bölüm, (Esas No: 960/3 dosya, s. 1-52 ve sanıkların hukuki durumu, s. 46-7, cezalar: Sonuç ve Uygulama, s. 1-3, 47, 53).

    [57] BCA: 10.9/107.332.3, s. 59-62; BCA: 10.9/110.345.1, s. 24, 26.

    [58] Dilek Güven, age, s. 71.

    [59] Dilek Güven, age, s. 34-37, 39-40, 44; 6-7 Eylül Olayları, Fahri Çoker Arşivi, s. 260; Yüksek Adalet Divanı Kararları-Yassıada, 1960-1961, II Bölüm’de 6-7 Eylül Olayları Davası, s. 9; DİE, Gene Nüfus Sayımı 1955, Yayın No: 399, s. 108, 117, 119.

    [60] BCA: 10.9/111.347.1, s. 106-110.

    [61] Samim Akgönül, Türkiye Rumları, İletişim Yayınları, İstanbul-2007, s. 283-4.

    [62] Hülya Demir-Rıdvan Akar, İstanbul’un Son Sürgünleri, 4. baskı, Belge Yayınları, İstanbul-1999.

    [63] Avukat Erhan Pekçe, çok gizli ibaresini taşıyan ‘Polat YÜ, J. Per. Önyüzbaşı Raporu’nu, İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un 6.9.2014’teki toplantısında açıkladı. N.O.

    [64] 13.1.1956 tarihli tutanak, TBMM ZC, devre: X, cilt: 9, s. 75-7.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    DEM Parti’den 6-7 Eylül açıklaması: “Nefretin örgütlenmesine izin vermeyeceğiz”

    6 Eylül 2026

    6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

    6 Eylül 2026

    Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

    5 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Nevzat Onaran

    6-7 Eylül faili Başbakan Menderes’in filleri

    Toros Korkmaz

    6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

    Korkut Akın

    Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

    Şebnem Oğuz

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ebru Z. Yıldırım

    Okullar açılırken

    Bedri Tekin

    Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

    Ertuğrul Kürkçü

    Müzakere ve mücadele

    Siyasi Haber

    Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Direniş kazandı: Gökay Çakır ve Başaran Aksu serbest!

    4 Eylül 2026

    Cezaevinden mesaj gönderen Başaran Aksu: “Rejimin tek dayanağı sömürü, korkuyorlar”

    4 Eylül 2026

    İBB Ağaç AŞ’de 126 günlük direniş zaferle sonuçlandı: İşten çıkarılan işçiler işe iade edildi

    3 Eylül 2026
    KADIN

    Mor Çatı’dan şiddete maruz bırakılan kadınlar için feminist rehber: “Ruhsal destek hayati önemde”

    7 Eylül 2026

    Kadın hakları mücadelesinin simge ismi Gloria Steinem 92 yaşında yaşamını yitirdi

    3 Eylül 2026

    Gülistan Doku soruşturması: 5. dalga operasyonunda adliyeye sevk edilen 3 kişiden 1’i tutuklandı

    31 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.