Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    24 Ağustos 2026

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    23 Ağustos 2026

    Ankara Kale Mahallesi esnafı kriz kıskacında: “Bir hafta siftah yapamadığımız oluyor”

    23 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

      24 Ağustos 2026

      Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

      23 Ağustos 2026

      İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

      21 Ağustos 2026

      AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

      21 Ağustos 2026

      Kürtler yüzme biliyor…

      19 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026

      Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

      19 Ağustos 2026

      25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

      17 Ağustos 2026

      Bakanlık verileri şüpheli!

      10 Ağustos 2026

      Cumhuriyet’in bastıramadığı ilk Kürt isyanı

      9 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    TOROS KORKMAZ yazdı: Kürtlerin, Türklerin ve Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin eşitliğini, özgürlüğünü ve ortak yaşamını savunan yeni bir kültürel dil; müzikten sinemaya, dizilerden mizaha, futboldan sosyal medyaya kadar popüler kültürün bütün alanlarında bilinçli ve yaratıcı biçimde üretilmelidir. Çünkü, şoven ırkçı milliyetçi unsurları bünyesinde barındıran kültürel hegemonya yalnızca eleştirilerek değil, onun karşısına insanların gündelik hayatında karşılık bulabilecek daha özgür, daha eşitlikçi ve daha çoğulcu bir kültürel dünya koyularak değiştirilir.   
    Toros Korkmaz24 Ağustos 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir!” [1]


    Türkiye Süper Ligi’nin başlamasıyla beraber en çok merak edilen konulardan biri, Kürt halkının futboldaki temsilcisi konumunda olan Amedspor’un Türkiye’deki genel futbol taraftar grupları arasında nasıl karşılanacağıydı. Amedspor, kendi evinde oynadığı ve açık farkla kazandığı Erzurumspor maçının ardından gerek kamusal alanda gerekse sosyal medyada ağır hakaretler ve küfürler içeren çok sayıda ırkçı yoruma maruz kaldı.[2] Oysa Amedspor taraftarları daha önce hiçbir takım taraftarının göstermediği olağanüstü bir misafirperverlik örneği sergilemişti.[3]

    Bu durum, Türkiye’de Kürt meselesinin yalnızca parlamentoda, siyasi partiler arasında veya hukuk alanında yaşanan bir sorun olmadığını göstermesi bakımından çarpıcıdır. Nitekim 2026 yazında Alanyaspor ile Amedspor arasında oynanması planlanan hazırlık maçına ilişkin bir sosyal medya paylaşımının altında Amedspor’u ve dolayısıyla kulübü ile taraftarlarını hedef alan ırkçı ve nefret içerikli bir yorum yapılması üzerine Amedsporlu Hukukçular Derneği suç duyurusunda bulunmuştu. Gene, Nisan 2026’da Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın Dünya Kupası’na katılma hakkı kazanmasının ardından Amedspor’un millî takımı Türkçe ve Kürtçe kutlayan paylaşımı da sosyal medyada yoğun tartışmalara yol açmış, bazı kullanıcılar Kürtçenin kullanılmasını dahi “ayrılıkçı” ve “bölücü” bir mesaj olarak değerlendirmiş, bazı yorumlarda ise doğrudan Kürt dilini aşağılayan ifadeler kullanılmıştır. Oysa Amedspor’un paylaşımı Türkiye A Milli Takımı’na başarı dilemekten ibaretti. Tüm bu yaşananlar, Türkiye’de futbolun ve sosyal medyanın, etnik kimlikler etrafındaki toplumsal gerilimlerin yeniden üretildiği önemli alanlar olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
    Bu örneklerde dikkat çekici olan, bir spor kulübünün gündelik faaliyetlerinin dahi Kürt kimliği söz konusu olduğunda hızla bir “milliyet”, “aidiyet”, “bölücülük” veya “güvenlik” tartışmasına dönüştürülebilmesidir. Amedspor’un Kürtçe kullanması, Diyarbakır’ı temsil etmesi, adında “Amed” ifadesini taşıması veya Kürtçe içerik üretmesi, bazı çevreler açısından sportif ve kültürel bir farklılık olarak değil, siyasal bir tehdit olarak algılanabilmektedir. Dolayısıyla burada sorun yalnızca birkaç sosyal medya kullanıcısının bireysel önyargısından ibaret değildir. Asıl önemli soru, bu önyargıların hangi tarihsel ve kültürel ortamda üretildiği ve neden bu kadar kolay biçimde dolaşıma sokulabildiğidir. 

    Amedspor’un 2026 yılında Kürtçe iletişimini daha da genişletmesi bu açıdan ayrıca önemlidir. Kulüp Mayıs ayında Kurmancî ve Zazakînin yanı sıra Soranî lehçesinde de “günaydın” mesajı yayımlamış; Temmuz ayında ise yeni sezon formalarını Kürtçe hazırlanan bir video ile tanıtmıştır. Bu gelişmeler, Kürtçenin futbol gibi son derece popüler ve kitlesel bir kültürel alanda görünür hale gelmesini sağlarken, aynı zamanda Kürt kimliğinin kamusal alandaki görünürlüğüne ilişkin mevcut toplumsal gerilimleri de açığa çıkarmaktadır. 

    Tam da bu nedenle Amedspor örneği, Türkiye’de Kürt meselesinin kültürel boyutunu anlamak için önemli bir başlangıç noktasıdır. Çünkü bir futbol takımının sosyal medya paylaşımına verilen tepki, aslında toplumun Kürt kimliği, Kürt dili ve Kürtlerin Türkiye içerisindeki yurttaşlık konumuna ilişkin daha geniş kabullerini görünür kılmaktadır. Sosyal medya burada yalnızca nefret söyleminin üretildiği bir alan değildir; toplumda daha önce mevcut olan milliyetçi, dışlayıcı ve ayrımcı kodların hızla dolaşıma sokulduğu, birbirleriyle pekiştirildiği ve kitleselleştirildiği bir kültürel alandır. 

    Buradan hareketle temel soru şudur: Neden bir futbol takımının adı, kullandığı dil veya temsil ettiği şehir, bazı insanlar tarafından sportif ve kültürel bir farklılık olarak değil, siyasal ve hatta varoluşsal bir tehdit olarak algılanmaktadır? Bu sorunun cevabı yalnızca sosyal medya algoritmalarında veya taraftar psikolojisinde aranamaz. Sorunun daha derin cevabı, Türkiye’de devlet, milliyetçilik, medya ve popüler kültür arasındaki tarihsel ilişkide aranmalıdır. 

    Popüler kültür ve kültürel hegemonya 

    Türkiye’de Kürt meselesinin kalıcı çözümü yalnızca anayasal ve yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda toplumun gündelik hayatında üretilen kültürel anlamların dönüşümüyle mümkündür. Siyaset çoğu zaman yukarıdan aşağıya, yasalar, kurumlar ve kamu politikaları aracılığıyla şekilleniyor gibi görünse de, siyasal düzenin toplumsal meşruiyeti büyük ölçüde aşağıdan yukarıya, gündelik kültür ve popüler temsil biçimleri aracılığıyla üretilir. 

    Antonio Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramı bu açıdan önemli bir açıklama imkânı sunmaktadır. Gramsci’ye göre egemenlik yalnızca zor kullanarak veya hukuki yaptırımlarla sürdürülemez. Egemen toplumsal gruplar kendi dünya görüşlerini toplumun geniş kesimleri açısından “normal”, “doğal” ve “sağduyulu” hale getirerek rıza üretirler. Böylece belirli toplumsal hiyerarşiler ve kimliklere ilişkin kabuller sorgulanmadan çoğunlukla yeniden üretilir.[4] 

    Popüler kültür bu rıza üretiminin en önemli alanlarından biridir. Televizyon dizileri, sinema, müzik, haber medyası, mizah, sosyal medya ve futbol gibi kitlesel kültür alanları bireylerin dünyayı algılama biçimlerini şekillendirir. İnsanlar kimin “bizden”, kimin “öteki”, kimin “makbul vatandaş” veya kimin “tehdit” olduğu konusunda yalnızca siyasal partilerin programlarından değil, çocukluktan itibaren maruz kaldıkları kültürel temsillerden de etkilenirler. Bu nedenle Kürt meselesini yalnızca devlet politikaları veya hukuki düzenlemeler üzerinden ele almak eksiktir. Kürt kimliğinin toplumun kolektif tahayyülündeki yeri, aynı zamanda televizyon ekranlarında, sinemada, müzikte, mizah programlarında, spor tribünlerinde ve sosyal medya platformlarında oluşturulmaktadır. 

    Devletin popüler kültür üzerindeki rolü 

    Popüler kültür bütünüyle devletten bağımsız, kendiliğinden oluşan bir alan değildir. Türkiye’de devlet, medya ve kültür alanının oluşumunda tarihsel olarak son derece güçlü bir aktördür. Devletin rolünü yalnızca doğrudan propaganda üretmek veya belirli içerikleri yasaklamak şeklinde düşünmek yetersizdir. Devlet; kamu yayıncılığı, medya düzenlemeleri, yayın lisansları, düzenleyici kurumlar, ekonomik kaynakların dağılımı ve siyasal söylem aracılığıyla kültürel alanın sınırlarını belirleyen en temel aktörlerden biridir. 

    Özellikle günümüz Türkiye’sinde medya sahipliğinin önemli ölçüde yoğunlaşması ve hükümet ile medya kuruluşları arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlenmesi, devlet ile popüler kültür arasındaki ilişkinin incelenmesini zorunlu hale getirmektedir. Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu, medya sahipliğinin hükümete yakın az sayıdaki ekonomik aktörün elinde yoğunlaştığını, TRT’nin yayınlarında iktidar partilerine yönelik belirgin bir destek bulunduğunu ve medya çoğulculuğu açısından ciddi sorunların devam ettiğini belirtmektedir. [5]

    Bu yapı, devletin yalnızca “ne söyleneceğini” belirlediği anlamına gelmez. Daha önemlisi, hangi söylemlerin geniş kitlelere ulaşabileceği, hangi aktörlerin görünürlük kazanabileceği ve hangi kimliklerin hangi bağlamlarda temsil edileceği konusunda yapısal bir güç ilişkisi yaratır. Dolayısıyla Türkiye’de devletin milliyetçi ve güvenlikçi popüler kültürün oluşumundaki rolünü yalnızca “devlet doğrudan propaganda yapmaktadır” biçiminde ifade etmektense, devletin medya sistemi ve kültürel alan üzerindeki yapısal etkisine dikkat çekmek daha açıklayıcıdır. Türk Devleti’nin medya sahipliği, kamu yayıncılığı, düzenleme ve siyasal söylem mekanizmaları üzerinden milliyetçi ve güvenlikçi anlamların dolaşımını kolaylaştırdığı ve aynı zamanda alternatif ve çoğulcu anlatıların görünürlüğünü sınırladığı açıktır. 

    Bu noktada devlet ile toplum arasında tek yönlü bir ilişki olduğunu düşünmek de doğru değildir. İlişki diyalektik zeminde ilerler. Devletin ürettiği veya teşvik ettiği söylemler toplumda yeniden yorumlanır, dönüştürülür ve bazen radikalleştirilir. Amedspor’un sosyal medya paylaşımlarının altında görülen ırkçı yorumlar bu açıdan önemlidir. Bu yorumları yapan kişilerin devletin doğrudan temsilcileri olduğu söylenemez. Ancak kullandıkları “terörist”, “bölücü”, “bizden değil” veya “hangi ülkenin vatandaşısınız?” gibi kategoriler, daha geniş siyasal ve medya söylemlerinde uzun süre dolaşımda bulunan anlam repertuarlarının gündelik hayattaki yansımaları olarak değerlendirilmelidir. Devletin kültürel hegemonya üzerindeki etkisi, her bireye ne söylemesi gerektiğini emretmesinden ziyade, toplumun hangi anlam kategorilerini “hazır” ve “doğal” bulacağını etkileyebilmesinde ortaya çıkar. 

    Kürt kimliğinin “öteki” olarak inşası 

    Türkiye’de Kürt kimliğinin popüler kültürdeki temsili tarihsel olarak devletin güvenlikçi ve ırkçı milliyetçi söyleminden bağımsız düşünülemez. Ozan Aşık’ın Türk ana akım televizyon haberciliği üzerine araştırması, Kürtlerin medya üretim süreçlerinde önemli bir “ulusal öteki” olarak nasıl temsil edildiğini incelemektedir. Araştırma, Kürt kimliğinin yalnızca açıkça ırkçı ifadeler yoluyla değil, hangi haberlerin görünür kılındığı, hangi bağlamlarda Kürtlerden söz edildiği ve hangi kimliklerin sürekli güvenlik sorunlarıyla ilişkilendirildiği üzerinden de inşa edildiğini göstermektedir.[6] Kürt kimliği, sıradan bir yurttaşlık ve kültürel aidiyet biçimi olmaktan çıkarılarak sıklıkla terör, bölücülük, güvenlik, aşiret, çatışma veya geri kalmışlık bağlamında görünür hale getirilmektedir. 

    Popüler kültürde de benzer bir mekanizma söz konusudur. Kürt karakterlerin ağırlıklı olarak feodalizm, aşiretçilik, şiddet, eğitimsizlik veya kırsallıkla özdeşleştirilmesi; buna karşılık şehirli, eğitimli, profesyonel, entelektüel ve modern Kürt karakterlerin daha az görünür olması, kültürel temsil alanında bir eşitsizlik yaratmaktadır. Bu yalnızca temsil sorunu değildir. Sürekli tekrar edilen kültürel temsiller zaman içerisinde toplumsal gerçekliğin kendisiymiş gibi algılanmasına neden olmaktadır. Böylece bir Kürt karakterin “aşiret”, “şiddet”, “cehalet” veya “geri kalmışlık” ile özdeşleştirilmesi, gerçek hayattaki Kürtlere ilişkin beklentileri de son derece olumsuz etkiler.

    Dil, Mizah ve kültürel hiyerarşi 

    Aynı durum Kürtçe açısından da geçerlidir. Bir dilin toplumdaki statüsü yalnızca o dili kaç kişinin konuştuğuyla değil, o dilin hangi kamusal alanlarda görünür olduğuyla belirlenir. Kürtçenin Türkiye’de uzun tarihsel dönemler boyunca kamusal ve kültürel alanda kısıtlanmış olması, dilin yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda siyasal bir kimlik göstergesi olarak algılanmasına yol açmıştır. 

    Günümüzde Kürtçe yayıncılık açısından geçmişe göre önemli değişiklikler yaşanmış olsa da, Kürtçenin kamusal alandaki konumu hâlâ tartışmalıdır. Bu açıdan Amedspor’un Kürtçeyi futbolun gündelik iletişim dili haline getirmesi sembolik açıdan önemlidir. Bir spor kulübünün taraftarlarına Kürtçe seslenmesi, Kürtçeyi yalnızca “politik” bir tartışmanın konusu olmaktan çıkararak gündelik hayatın ve popüler kültürün doğal bir unsuru haline getirmektedir. 

    Tam da bu nedenle Amedspor’un Kürtçe paylaşımlarının bazı çevrelerde tepki yaratması tesadüfi değildir. Türkiye A Milli Takımı’nın başarısını Kürtçe ve Türkçe kutlayan bir kulübün dahi “bölücülük” ile suçlanabilmesi, sorunun Kürtlerin Türkiye’ye aidiyetinden daha derin olduğunu göstermektedir. Buradaki temel mesele, Kürtlerin Türkiye’ye ait olup olmadığı değil, Kürt olarak Türkiye’ye ait olmalarının kabul edilip edilmediğidir. 

    Mizah alanında da benzer bir hiyerarşi görülmektedir. Kürt şivesinin sıklıkla cehalet, saflık, kurnazlık veya taşralılık üzerinden komedi unsuru yapılması, dilin kendisini toplumsal olarak daha düşük bir statüye yerleştirir. Tek tek örnekler masum veya zararsız görülebilir; fakat aynı temsil biçimi sürekli tekrarlandığında ortaya bir kültürel hiyerarşi çıkar. 

    Futbol, Tribünler ve gündelik milliyetçilik 

    Futbol, bu kültürel mücadelenin en görünür alanlarından biridir. Tribünler, siyasal olarak filtrelenmiş söylemlerin duygusal ve kitlesel biçimde yeniden üretildiği alanlar olarak değerlendirilmelidir. Amedspor etrafında geçmiş yıllarda yaşanan tribün olayları bu açıdan dikkat çekicidir. 2023 yılında Bursaspor-Amedspor karşılaşmasında 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetler ve JİTEM ile ilişkilendirilen “Beyaz Toros”, “Yeşil” ve benzeri sembollerin kullanılması, futbol tribünlerinin tarihsel travmaların ve etnik düşmanlığın yeniden üretildiği bir alana dönüşebildiğini göstermiştir. 

    Bu tür sembollerin anlamı yalnızca futbol rekabetiyle açıklanamaz. “Beyaz Toros” gibi semboller, 1990’lı yıllarda özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan zorla kaybetmeler ve faili meçhul cinayetlerle ilişkilendirilen ağır bir tarihsel hafızaya sahiptir. Dolayısıyla bu sembollerin tribünde kullanılması, yalnızca rakip takıma yönelik bir provokasyon değil, belirli bir toplumsal grubun tarihsel travmalarını hedef alan bir kültürel mesaj niteliği taşır. 

    Amedspor örneği, Gramsci’nin hegemonya kavramını gündelik hayat açısından düşünmek için son derece önemlidir. Çünkü hegemonya yalnızca devlet kurumlarında veya televizyon ekranlarında üretilmez. Tribünde söylenen sloganlarda, sosyal medyada paylaşılan mizahlarda, futbol kulüplerinin sembollerinde ve rakip takımın kimliği üzerinden oluşturulan düşmanlıkta da yeniden üretilir. 

    Hukuki eşitlikten kültürel eşitliğe 

    Bu nedenle Kürt meselesinin çözümünü yalnızca hukuki reformlarla sınırlamak yeterli değildir. Hukuki eşitlik kuşkusuz vazgeçilmezdir; ancak toplumsal kabul tarafından desteklenmeyen hukuki reformların etkisi sınırlı kalır. Bir yurttaşın yasalar önünde eşit olması ile gündelik hayatta eşit ve saygın bir kimlik olarak kabul edilmesi aynı şey değildir. 

    Kürt kimliğinin gerçekten eşit yurttaşlık temelinde kabul edilmesi, yalnızca ayrımcılığı yasaklayan düzenlemelerle değil, kültürel temsillerin dönüşümüyle de mümkündür. Kürtlerin televizyon ekranlarında yalnızca “Kürt meselesi” veya güvenlik tartışmaları sırasında değil, toplumun bütün alanlarında sıradan yurttaşlar, sanatçılar, akademisyenler, sporcular, doktorlar, öğretmenler ve kültür üreticileri olarak görünür olması gerekir. Kürtçenin yalnızca politik bir tartışmanın konusu değil; müzik, sinema, tiyatro, edebiyat, spor ve gündelik yaşamın doğal bir unsuru olarak kabul edilmesi elzemdir. 

    Bunun için medyada çoğulculuğun güçlendirilmesi de zorunludur. Bağımsız ve çoğulcu medya ortamı olmadan kültürel hegemonya ile mücadele etmek güçtür. Medya sahipliğinin yoğunlaştığı, kamu yayıncılığının siyasal iktidarla yakınlaştığı ve bağımsız kuruluşların ekonomik veya idari baskılarla karşılaştığı bir sistemde, farklı toplumsal kesimlerin kendi hikâyelerini anlatabilme kapasitesi de sınırlanır. 

    Sonuç: Barışın kültürel boyutu 

    Amedspor’un günümüzde sosyal medyada karşılaştığı ırkçı tepkiler, Türkiye’de Kürt meselesinin neden yalnızca hukuki veya siyasal bir mesele olmadığını güncel biçimde göstermektedir. Bir futbol kulübünün maç duyurusu veya Türkiye Milli Takımı’na yönelik kutlama mesajı dahi Kürt kimliği söz konusu olduğunda “terör”, “bölücülük” ve “millî aidiyet” tartışmasına dönüştürülebiliyorsa, burada yalnızca bireysel önyargılardan değil, daha derin bir kültürel kodlanmadan söz etmek gerekir. 

    Bu kültürel kodlanmanın oluşumunda devletin rolü özellikle önemlidir. Türkiye’de devlet, tarihsel olarak milliyetçi ve güvenlikçi söylemlerin üretiminde etkili olmuş; günümüzde ise AKP-MHP faşizan iktidar blokunun medya düzeni, kamu yayıncılığı, düzenleyici mekanizmaları ve siyasal söylemi üzerinden kültürel alanın sınırlarını belirleme kapasitesini bu yönde daha da arttırmıştır. Ancak bu durum, toplumdaki her milliyetçi veya ırkçı tutumun doğrudan devlet tarafından üretildiği anlamına da gelmez. Daha doğru ifade, devletin medya ve kültür alanındaki yapısal gücünün, belirli milliyetçi ve güvenlikçi anlamların toplumda dolaşıma girmesi ve normalleşmesi için elverişli bir hegemonik zemin oluşturabilmesidir. 

    Kültürel hegemonya devlet tarafından tek başına yaratılmaz. Devlet, medya, siyasi aktörler, ekonomik güç merkezleri, kültür endüstrileri ve toplumun kendisi arasındaki karşılıklı etkileşim içerisinde üretilir ve yeniden üretilir. Sosyal medya ise bu süreci hızlandırır: Geleneksel medyada uzun yıllar içerisinde üretilen anlamlar, birkaç saat içerisinde binlerce yorum, paylaşım ve etkileşim yoluyla yeniden dolaşıma sokulabilir. Dolayısıyla Amedspor’un sosyal medya hesaplarında ortaya çıkan ırkçı yorumlar, yalnızca sosyal medya etiği açısından değil, Türkiye’de kültürel hegemonya açısından da önemlidir. Bu yorumlar toplumun bir bölümünün Kürt kimliğini hâlâ olağan bir yurttaşlık kimliği olarak değil, siyasal bir tehdit kategorisi içinde değerlendirebildiğini göstermektedir. 

    Kalıcı çözüm bu nedenle yalnızca yeni yasalar çıkarmaktan geçmez. Hukuki eşitliğin toplumsal eşitliğe dönüşmesi gerekir. Bunun için devletin medya ve kültür alanındaki rolünü yeniden tanımlaması; kamu yayıncılığını çoğulcu ve tarafsız hale getirmesi; medya sahipliğindeki yoğunlaşmayı azaltması; Kürtçe ve diğer dillerin kamusal görünürlüğünü güvence altına alması; nefret söylemi ile meşru siyasal eleştiri arasındaki ayrımı korurken etnik düşmanlığı normalleştiren kültürel pratiklerle mücadele etmesi gerekir. Toplumsal barış yalnızca silahların susması veya parlamentoda yeni yasaların kabul edilmesi değildir. Toplumsal barış, farklı kimliklerin gündelik hayatta birbirlerini eşit yurttaşlar olarak görebilmeleridir. 

    Bu nedenle gerçek çözüm; futbol tribünlerinde rakibin kimliğine saygı duyulabildiği, televizyon ekranlarında Kürtlerin yalnızca çatışma ve güvenlik bağlamında görünmediği, Kürtçenin aşağı veya tehlikeli bir dil olarak kodlanmadığı, Kürt sanatçıların ve kültür üreticilerinin olağan biçimde görünür olduğu ve bir futbol kulübünün Kürtçe konuşmasının “siyasi tehdit” olarak algılanmadığı bir kültürel düzenin kurulmasını gerektirir. Hukuki barışın toplumsal barışa dönüşebilmesi için kültürel hegemonya da dönüşmelidir. Kürt meselesinin kalıcı çözümü yalnızca parlamentoda, mahkemelerde veya anayasa metinlerinde değil; devletin de bizzat aktif insiyatif almasıyla televizyon ekranlarında, sinemada, müzikte, sosyal medyada, futbol tribünlerinde ve gündelik hayatın bütün kültürel alanlarında gerçekleşmek zorundadır.  

    Bu nedenle Türkiye’deki tüm sol, demokratik ve sosyalist siyasal aktörler, yalnızca parlamentoda ve kurumlarda siyaset üretmekle yetinmemeli; milliyetçi, ırkçı ve dışlayıcı egemen popüler kültüre karşı alternatif bir popüler kültürün inşasını temel bir siyasal görev olarak görmelidir. Kürtlerin, Türklerin ve Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin eşitliğini, özgürlüğünü ve ortak yaşamını savunan yeni bir kültürel dil; müzikten sinemaya, dizilerden mizaha, futboldan sosyal medyaya kadar popüler kültürün bütün alanlarında bilinçli ve yaratıcı biçimde üretilmelidir. Çünkü, şoven ırkçı milliyetçi unsurları bünyesinde barındıran kültürel hegemonya yalnızca eleştirilerek değil, onun karşısına insanların gündelik hayatında karşılık bulabilecek daha özgür, daha eşitlikçi ve daha çoğulcu bir kültürel dünya koyularak değiştirilir.   


    [1] Simon Kuper’in futbolun politika ve çeşitli kültürlerle ilişkisini araştırdığı ödüllü kitabının Türkçe başlığı.

    [2] Instagram

    [3] #Erzurumspor taraftarı: Sokaklarda üzerimdeki formayla gezdim, #Diyarbakır halkı bana sevgi ve saygı gösterdi Bütün Diyarbakırlı kardeşlerime sevgi ve saygılarımı iletiyorum | Rudaw Türkçe | Facebook

    [4] (PDF) Antonio Gramsci’s Theory of Cultural Hegemony in Edward Said’s Orientalism

    [5] 4bb4ddd1-4f20-4ee0-92db-926996ec8dd1_en

    [6] Aşık, O. (2022). “How does the political enter the newsroom? The representation of the Kurdish ‘Other’ in Turkish journalism.” Journalism, 23(11).

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    23 Ağustos 2026

    İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

    21 Ağustos 2026

    AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

    21 Ağustos 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    Amedspor özelinde kültürel hegemonya ve toplumsal barış: Kürt meselesinde popüler kültürün rolü

    Taner Taş

    Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktası: Muhittin Kaya

    Nevzat Onaran

    İçişleri Bakanı: ‘Türk olmayanlara’ dikkat

    Mahir Sayın

    AKP-MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi, Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

    Volkan Yaraşır

    Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

    Aziz Çelik

    25 yıl 25 başlık: AKP’nin emek bilançosu!

    Aziz Çelik

    Bakanlık verileri şüpheli!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Maden işçilerinin Bakanlık önündeki eylemi 14. gününde: “Haklarımızı alana kadar gitmiyoruz”

    23 Ağustos 2026

    Beypazarı’ndaki maden kazası ile ilgili 9 gözaltı

    22 Ağustos 2026

    Enerji Bakanlığı önündeki maden işçilerinden şirket yetkililerine tepki: “İşçinin hayatı mı önemli senin itibarın mı?”

    22 Ağustos 2026
    KADIN

    TKDF Temmuz 2026 Raporu: İlk 7 ayda 231 kadın erkek şiddeti ve şüpheli ölümler sonucu hayatını kaybetti

    6 Ağustos 2026

    1930 tarihli gizli genelge: Kadın öğretmenlere makyaj, takı ve gösterişli kıyafet yasağı

    5 Ağustos 2026

    EŞİK kuruluş yıl dönümünde duyurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz”

    1 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.