Kürt meselesinin çözümüne dair devam eden sürece değinen Hatimoğulları, sürecin yasal güvenceye kavuşturulması için zaman kaybedilmemesi gerektiğini vurguladı. “11 Temmuz’da silahlar yakıldı, o barıştan sadece kül kalmasın” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak acilen atılması gereken 4 temel adımı sıraladı:
- Kapsayıcı Kök Yasa: Barışın hukuku tarafların iradesini ve muhataplığını tanımalıdır. ‘O gelir, bu gelmez’ gibi kategorizasyonlar ve ayrımlar olmamalıdır.
- Kayyım Rejimi Son Bulmalı: Meclis Komisyonu raporlarında da belirtildiği gibi kayyım anlayışı bitmeli; AİHM ve AYM kararları uygulanarak seçilmiş irade güvenceye alınmalıdır.
- Demokratik Siyasetin Önü Açılmalı: Türkiye adliye koridorları ve cezaevleriyle değil, özgür siyasetle konuşan bir ülkeye dönüşmelidir.
- İmralı Koşulları Düzenlenmeli: Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşulları, demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun ve özgür bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.
“1 Ekim’de bu yasayı daha da güçlendirelim. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim, temmuz ayı bitmeden çerçeve yasayı parlamentodan çıkaralım.”
“NATO Zirvesi barıştan değil, silahtan yana cevap verdi”
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ni ve yayımlanan sonuç bildirgesini eleştiren Hatimoğulları, küresel güçlerin halkların lokmasına göz diktiğini savundu:
“Bildirgeye dönüp baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye dair hiçbir şey yok. Bütün dünya yoksullukla boğuşurken onlar ‘nasıl daha fazla silah satarız’ derdindeler. Yapay zeka destekli silahlar, siber savaş altyapıları ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmaları öncelik yapıldı. Üye ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 5’ini silaha ayırma kararı, işçinin ve emekçinin hakkını gasbetmektir.
Filistin için timsah gözyaşı dökenler NATO masasında sustu, AKP iktidarı da Gazze’deki soykırımı doğru düzgün gündeme getirmedi. Türkiye ordusunu AB’nin askeri gücü yapma tartışmaları, ülkemizi adım adım bize ait olmayan savaşların tarafı haline getirmektir. Biz ‘NATO’ya hayır, barışa evet’ diyoruz.”
“Çiftçi bile bile zarar ediyor; elektrik direklerini söküyorlar”
İktidarın tarım politikaları yüzünden Türkiye’nin dışa bağımlı hale geldiğini ve üreticinin iflasın eşiğinde olduğunu belirten Hatimoğulları, Urfa’daki duruma dikkat çekti:
“Çiftçinin kuyudan su almasını engellemek için elektrik direklerini söküyorlar. Toprağını sulayamayan çiftçi üretimden kopuyor. Suruç ve Harran’da koskoca araziler boş kalıyor. Pamukta dönüm başına 2.000 TL, buğdayda 3.150 TL, mısırda 900 TL zarar eden çiftçi neden eksin? Cumhurbaşkanlığı kararıyla 2.945 dönümlük mera alanı sanayiye açılarak köy yaşamı talan ediliyor. Savaş halindeki Ukrayna’dan buğday, arpa ithal ediyoruz; saman ithal eder hale geldik. Bu zulüm bitmeli; çiftçinin gübre, tohum, mazot ve elektrik borçları silinmelidir.”
Murat Çiçek ve Deniz Göktaş tepkisi: “Mizahı ve gülmeyi hapse attılar”
Hatimoğulları, konuşmasının son bölümünde iki kritik hak ihlaline değindi. Japonya’da gözaltındayken şüpheli şekilde hayatını kaybeden Kürt senarist ve oyuncu Murat Çiçek ile ilgili Japon hükümetine ve Türkiye Dışişleri Bakanlığına seslendi: “Çiçek’in ölüm nedeni hâlâ açıklanmış değil. Sorumluları tespit etmeli, bu olayı derhal aydınlatmalısınız.”
Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına da tepki gösteren Hatimoğulları, “Deniz Göktaş bu toplumu güldürdüğü için gözaltına alınıp tutuklandı. Bu ülkede mizahı hapse attılar, gülmeyi ve düşünmeyi hapse atıyorlar” ifadelerini kullandı.
