Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında, CHP’ye yönelik verilen “mutlak butlan” kararından ekonomik krize, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden bölgesel politikalara kadar pek çok başlık öne çıktı.
CHP’ye yönelik yargı kararına tepki: “Yarın AKP ve MHP’nin kapısına da kolluk dayanır”
Türkiye’nin tarihinin en uzun ekonomik krizini yaşarken aynı zamanda en sert siyasi krizlerinden birinden geçtiğini belirten Bakırhan, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararına ve yargı yoluyla siyasete müdahale edilmesine sert tepki gösterdi. Demokratik siyasetin dışarıdan hukuk müdahalesiyle şekillendirilmek istendiğini savunan Bakırhan şu uyarıları yaptı:
- Garabete son verilmeli: “Çok net söylüyoruz; bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir. Yargıtay derhal toplanarak bu garabete bir son vermeli. Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır.”
- Sıra diğer partilere gelir: “Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisine giden kolluk, yarın AKP’ye gider. O bir gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisine, Saadet Partisine gider. Bize zaten hep geldi.”
- Öfkeyle değil yüzleşmeyle siyaset: CHP içindeki her aktörü de söylediğinin sonuçlarını düşünmeye davet eden Bakırhan, “Bugün rakibine yapıştırdığın etiket yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır” dedi.
“Barış süreci sadece Kürtlerin meselesi değil”
Konuşmasında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne geniş yer ayıran ve bu süreci “Cumhuriyetin demokrasi ile buluşturma paradigması” olarak nitelendiren Bakırhan, CHP’ye yönelik yargı müdahalesinin barış süreci konusundaki kaygıları artırdığını ifade etti. Adana’dan gelen Barış Anneleri ile yaptığı sohbeti aktaran DEM Parti Eş Genel Başkanı, sürecin önemini şu sözlerle vurguladı:
“Barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir. İşte bu süreci başarıya ulaştırabilirsek belki de bu yaşadığımız şeyler yaşanmayacak. Onun için diyoruz, bu süreç sadece Kürtlerin sorunu değil, sadece Kürt meselesinin çözümü değil. Bu süreç aslında Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Dolayısıyla muhalefetiyle, sivil toplumuyla, demokratik kitle örgütüyle Adanalısı, Sinoplusu, Edirnelisi, Karslısıyla birlikte bu sürece sahip çıkarak Türkiye’yi yeni bir zemine, yeni bir noktaya taşıyabiliriz.”
“Çözümün eşiği Ankara olabilir”
Ortadoğu’daki güç dengelerinin değiştiği bir dönemde tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden güncellenmesinin bir zorunluluk ve fırsat olduğunu belirten Bakırhan, dış aktörlerden medet umulmaması gerektiğinin altını çizdi:
- Çözüm dışarıda değil: “Çözüm Trump’ın hesaplarında ya da Londra’nın pozisyonunda değil. Birileri Trump’ın ne diyeceğini, ne yapacağını çok merak ediyor. İngiltere’nin pozisyonunu da merak ediyor. Ancak bunlar çözüm değil.”
- Ankara merkezli vizyon: “Güvenliği halkların tanınmasından, sınırları yaşamın özgürlüğünden ayırmayan bir akıla ihtiyaç var. O eşiğin adı Ankara olabilir. Bölgenin güvenlik, siyasi ve ekonomik mimarisi Ankara’da ortak bir zemine kavuşabilir. İç barışını sağlamış güçlü bir Türkiye Tahran’a, Bağdat’a, Şam’a, Beyrut’a kadar tüm bölgeye demokratik bir vizyon sunabilir.”
- Çerçeve yasa önerisi: Çatışmadan hukuka geçiş için bir “çerçeve yasa” çıkarılması gerektiğini belirten Bakırhan, bu yasanın demokrasinin kök hücresi olabileceğini söyledi.
“2026’nın ikinci yarısına iki fotoğraftan biriyle gireceğiz”
Türkiye’nin darbe ve yasaklarla dolu tarihine değinen Bakırhan, önümüzdeki döneme dair iki farklı gelecek vizyonu çizdi:
“Türkiye 2026 yılının 2’inci yarısına iki fotoğraftan biriyle girecek. Ya içerideki hukuku daraltan, muhalefeti baskılayan, Kürt meselesinde bekleyen bir ülke olarak ya da iç barışını güçlendiren, demokratik reform cesareti gösteren, bölgesinde çözüm aklı üreten bir ülke olarak girecek. Tabii ki biz ikinci fotoğrafın mümkün olduğuna inanıyoruz.”
“Biz hiçbir tarafın güdümünde değiliz, Üçüncü Yol’uz”
DEM Parti’nin siyasetteki konumunu “Üçüncü Yol” olarak tanımlayan Tuncer Bakırhan, salt reaksiyoner bir muhalefet yürütmediklerini; her kesimi kapsayan kurucu bir siyaset izleyeceklerini belirtti:
“DEM Parti olarak bu süreçte duruşumuzu bir kez daha netleştiriyoruz. Biz hiçbir tarafın güdümünde değiliz. Biz kendimiziz ve biz Üçüncü Yol’uz. Biz Kürt’üz, Aleviyiz, kadınız, ezileniz Emekçiyiz. Kimliğini, dilini, inancını arayan 86 milyonuz. Biz herkesin ortak zeminiyiz… Hem sokakta, hem müzakere masasında, hem muhalefette, hem çözüm sürecinde aynı anda, aynı kararlılıkta olacağız.”
Bakırhan ayrıca Kobanê Kumpas Davası nedeniyle tutsak bulunan siyasetçilerin aile bireylerinin cenazelerine dahi katılamadıklarını hatırlatarak “Bu utanç artık bitsin” çağrısında bulundu ve iktidarın ekonomi politikalarının çökmesiyle yoksulluk ile açlığın büyüyerek devam edeceğini ileri sürdü.
