Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı tarafından yapılan basın açıklamasında, kadınlara yönelik şiddetin münferit olaylar olmadığı vurgulanarak erkek egemen sistem, militarizm ve cezasızlık politikalarının kadınların yaşam hakkını hedef aldığı ifade edildi.
Açıklamada, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel suçlar üzerinden değerlendirilemeyeceği belirtilerek, “Erkekleri koruyan hatta şiddete teşvik eden politikalar, erkek şiddetinin güç aldığı erkek egemenliğinin göstergesidir” denildi.
Kadın örgütleri, kadınları korumakla yükümlü devlet mekanizmalarının görevlerini yerine getirmediğini savunarak, bazı vakalarda kamu gücünün şiddeti örtbas etmek amacıyla kullanıldığını ifade etti.
Basın açıklamasında Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, Rabia Naz ve İpek Er dosyalarına dikkat çekilerek şu sorular yöneltildi:
“Gülistan Doku nerede? Rojin Kabaiş’e ne oldu? Nadira Kadirova’nın ölümü neden aydınlatılmadı? Rabia Naz’ın ölümündeki gerçekler neden açığa çıkarılmadı? İpek Er için adalet neden sağlanmadı? Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü neden etkin biçimde soruşturulmadı?”
Kadın örgütleri, etkin soruşturma yürütülmemesi, delillerin karartılması ve dosyaların sürüncemede bırakılmasının tesadüf olmadığını belirterek, bu durumun faillere cesaret verdiğini ve kadınların yaşamını değersizleştirdiğini kaydetti.
Açıklamada talepler de sıralandı. Buna göre şüpheli kadın ölümlerinin bağımsız ve etkin biçimde soruşturulması, şiddet uygulayan erkekleri koruyan cezasızlık politikalarına son verilmesi ve kadınların yaşam hakkını esas alan politikaların hayata geçirilmesi istendi.
Kadın örgütleri ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi ve sözleşmenin etkin biçimde uygulanması çağrısında bulundu.
Açıklama, “Kadın dayanışması yaşatır” ve “Jin, Jiyan, Azadî” sloganlarıyla son buldu.
Haber: Elif Gamze Bozo
