Fransa’da yerel seçimler Pazar günü tamamlandı. Sonuçlar, ilk bakışta, 2020’de ortaya çıkan sol-sağ dengesinin fazla değişikliğe uğramadan sürdüğünü gösteriyor. Kimi şehirler bir kamptan diğerine geçmiş olmakla birlikte, solda 22 şehir (2020’ye göre iki eksik) sağda on iki şehir (2020’dekiyle aynı), merkez-sağda altı şehir (2020’ye göre bir fazla), ve aşırı sağ/faşist kampta iki şehir (2020’ye göre bir fazla) ile, ana bloklarda nispi bir istikrar söz konusu.
Fransa’da yerel seçimler altı yılda bir yapılıyor ve nüfusu 100 bini aşan 42 yerleşim büyükşehir sayılıyor. Bu seçimlerin ikinci turunda Sosyalist Parti büyükşehir belediyelerinden Paris, Marsilya, Rennes, Montpellier, Lille ve Nantes’i elinde tuttu; Strazburg’u Yeşillerden, Amiens ve Saint-Étienne’i de sağcı partilerdfen almayı başardı. Buna karşılık solun tarihi kalelerinden Brest, Clermont-Ferrand, Tulle ve Cherbourg’u merkez-sağcı ve sağcı partilere kaptırdı. Yeşiller önceki seçimde kazandıkları yedi belediyeden sadece üçünü, Lyon Grenoble ve Tours kentlerini koruyabildi; Strazburg’u SP, Besançon’u Cumhuriyertçiler (eski De Gaullecu parti), Bordeaux ve Annecy’yi ise Macroncu adaylar ele geçirdi. LFI (Boyun Eğmeyen Fransa) ilk turda Saint-Denis’i SP’nin elinden aldıktan sonra ikinci turda da Roubaix’i sağcılardan kopardı. FKP ise yıllardır yönettiği Paris’e bitişik Montreuil belediyesini korurken, sağcı Cumhuriyetçiler’in elindeki Nimes kentinin belediye başkanlığını da kazandı. Keza Paris yakınlarındaki Nanterre belediyesi, komünistlerin de desteklediği bağımsız adayın kazanmasıyla, yine solda kaldı.
Nice kentinde ise, genel seçimlerde sağcı Cumhuriyetçiler partisini bölüp Le Pen’in faşist partisi ile ittifak yapan Eric Ciotti, bu kez faşistlerin de desteğiyle oyların yüzde 45’ini toplayarak belediye başkanlığını kazandı. Böylece faşistler, önceki seçimlerde kazandıkları ve şimdi korudukları Perpignan’ın yanı sıra, ikinci bir büyükşehir belediyesini de ele geçirmiş oldular.
Büyük şehirlerde sol, taşrada sağ partiler
Ayrıntılara bakıldığında, genel olarak şehir nüfusu ne kadar büyükse yerel seçimleri solun kazanma ihtimali de o kadar yükseliyor. Nüfusu 100.000’in uzerindeki şehirlerde belediye başkanlıklarının yuzde 52’si çeşitli sol partilere aitken, merkez ve sağ partiler yaklaşık yüzde 43’ünü, aşırı sağ veya fasist partiler yaklaşık yüzde 5’ini alabiliyor. 30.000 ile 100.000 arasında nüfusa sahip kentlerde ise sol partiler belediye başkanlıklarının yüzde 33’ünü, merkez ve sağ partiler yaklaşık yüzde 59’unu, fasist partiler ise yüzde 4’ünü kontrol etmekte.
Gerçi FKP, nüfusu 50-100 bin arasında ve çoğu Paris çevresinde bulunan Villejuif, Ivry-Sur-Seine, Vitry-Sur-Seine, Aubervilliers, Stains, Bobigny, Noisy-le-Sec, Sevran gibi kentlerle, nüfusu 50 binin altında olan Malakoff, Grigny, Martigues, Echirolles, Dieppe gibi bir dizi başka kentin belediyesini korumayı başardı; 10 küçük kasaba ve köyü de SP’nin ve sağ partilerin elinden aldı (ama 40 kadarını da kaybetti). Yerel seçimlerde ilk büyük kampanyasını yürüten LFI ise, Saint-Denis ve Roubaix dahil olmak üzere, Creil, Saint-Fons ve Vénissieux gibi 10 kadar önemli kentin belediyesini kazandı. Gene de böylesi küçük il ve ilçelerde genel olarak sağcılar güçlü.
Nüfusu 10.000 ile 30.000 arasında değişen kasabalarda solun etkisi daha da az. Buralarda sağ ve merkez partiler yüzde 63’ün üzerinde bir oranla başat konumda. Sol, belediye başkanlıklarının yüzde 25’ini alabiliyor. Faşist partiler belediyelerin yüzde 3’ünden biraz fazlasını, “bağımsız” olarak etiketlenen belediye başkanları da yüzde 8’lik bir oranı temsil etmekte. Nüfusu 10.000’den az olan küçük kasaba ve köylerde sol partilerin seçilme oranı iyice düşüyor. Buralarda fasistler, 2020’de sadece dokuz belediye kazanabilmisken, simdi 57 belediyeyi yonetecek konuma geldiler.
Yerel seçim sonuçları cumhurbaşkanlığı seçimini nasıl etkiler?
Merak edilen konulardan biri bu. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimi gelecek yıl Haziran ve/veya Temmuz aylarında yapılacak ve Macron yeniden aday olamayacak. Şimdiki sonuçların o seçime nasıl yansıyacağını kestirmek mümkün değil. Birçok sebepten ötürü:
Bir kere seçim sistemleri farklı. Hem genel hem de yerel seçimlerde “dar bölge seçim sistemi”ne göre oy kullanılır. Bu olgu, yerel dinamiklerin etkisi yanında, seçmenlerin duruma göre kendi siyasi tercihini bir yana bırakıp nispeten yakın veya ehven-i şer sayılan bir başka aday için oy kullanılmasına sebep olur. Oysa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda ülke çapında herkes istediği adaya oy verir (ikinci turda gene nispeten yakın veya ehven-i şer sayılan adaya oy verebilir). O nedenle dar bölge sisteminde küçük oranlar yüzünden göze görünmeyen oy sayıları birikip küçümsenemeyecek bir toplama ulaşır ve fark yaratabilir.
İkincisi, hem yerel genel seçimlerde bazen (NUPES veya Yeni Halk Cephesi gibi) blok oluşturularak bazen değişken geometri ile ttifak yapılır; bazen de kazanması istenmeyen adayın rakibine oy verilebilir. Bu kez, söz gelimi Marsilya’da SP’li Benoit Payan’ın listesinde diğer bütün sol partilerin temsilcileri bulunduğu halde LFI ile anlaşma sağlanamadığı için Sebastien Delogu ikinci turda adaylıktan çekilip yol verdi; başka illerde, Nantes’ta LFI ile SP, Grenoble’da LFI ile Yeşiller, Saint-Denis’de LFI ile FKP örneklerinde olduğu gibi, kimi sol partiler ya da hepsi ittifak yaptılar. Paris büyükşehir ve Nanterre gibi örneklerde ise LFI kendi listesini her iki turda da muhafaza etti. Bu karmaşık ittifak veya ittifaksızlık halleri hem partilerin kendi başlarına alabilecekleri oy oranlarını gizliyor, hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerine kimlerin nasıl gireceğini öngörülemez hale sokuyor.
Üçüncüsü, ilk turda her parti kendi adayını çıkarabilir ve solun dağınıklığı faşist RN adayına, geçmişte olduğu gibi, en yüksek oyu alarak ikinci tura kalma fırsatı verebilir. Bunu önlemenin yolu daha birinci turda tek ve ortak bir aday çıkarmak, o adayın da ikinci tura kalacak oy oranına ulaşmasını sağlamaktır. Aksi halde ikinci turda gene bir merkez-sağcı adaya oy vermek ya da sandığa gitmemek gibi berbat bir ikilemle karşı karşıya kalınabilir. Ne var ki SP gitgide sağa kayıyor, Macroncu bloktan oy devşirme hesabı yapıyor, LFI’yi haksız yere suçlayıp şeytanlaştırarak solda hegemonya kurmaya çalışıyor. Yeşiller ve FKP arada yalpalıyor ve daha ziyade SP ile ortaklaşıyor. Bu durumda yerel seçimlerdeki kısmi tittifakların cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansıtılması ve solun birinci turda ortak aday çıkarması pek olası görünmüyor.
Nihayet, cumhurbaşkanlığı seçimine daha bir yıldan fazla zaman var. Dünya’nın günübirlik değişen gidişatı Fransa’da da hem siyaset sahnesini hem o sahnedeki partilerin kompozisyonusu altüst edebilir. Bu süre içinde kimlerin kaç takla atacağını ve sonra nerede hizaya geçeceğini ancak zaman gösterecektir.
SİYASİ HABER
