Bu yazımızda dünya kamuoyunda ilk anda infial yaratan, Jeffrey Epstein dosyasını bireysel suç ve ahlaki sapkınlık çerçevesinin ötesine taşıyarak, geç kapitalist üretim ilişkileri, oligarşik sermaye birikimi, devlet–istihbarat–sermaye ilişkileri ve ahlaki çürüme bağlamında ele alacağız. Epstein vakası, hukukun askıya alındığı, çocuk bedeninin dahi meta ilişkisine dâhil edildiği ve şantajın siyasal birikim rejiminin parçası hâline geldiği haz ekonomisinin bir iktidar formunu görünür kılmaktadır. Bu yazının asıl belirtmek istediği, Epstein’ın kapitalist sistemin bir “istisna”sı değil, sistemin işleyişini temsil eden bir figür olduğudur.
Jeffrey Epstein dosyası, ilk bakışta bireysel bir suçlunun sapkınlıkları ve yasa dışı faaliyetleri çerçevesinde ele alınabilecek bir vaka gibi görünse de, daha derinlemesine incelendiğinde, geç kapitalizmin yapısal dinamiklerini, sermaye birikiminin oligarşik karakterini ve devlet–sermaye–istihbarat ilişkilerinin karanlık kesişim noktalarını görünür kılan bir fenomen olarak karşımıza çıkar. Epstein’ı yalnızca bireysel bir suç faili olarak değerlendirmek, kapitalist sistemin kendi içsel mantığını ve bu mantığın ürettiği iktidar biçimlerini gizleyen ideolojik bir perdenin parçası haline gelmek demektir. Çünkü Epstein’ın şahsında cisimleşen olgu, sistemin dışsal bir sapması değil, aksine sistemin içsel işleyişinin yoğunlaşmış bir ifadesidir.
Geç kapitalizm, sermayenin yalnızca üretim araçlarını değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin bütününü metalaştırdığı bir aşamayı temsil eder. Bu aşamada metalaştırma süreci, emeğin ötesine geçerek insan bedenini, arzuyu ve hatta mahremiyeti dahi sermaye birikiminin nesnesi hâline getirir. Epstein vakasında ortaya çıkan gerçeklik, çocuk bedeninin dahi bir meta olarak dolaşıma sokulabildiğini, yani kapitalist üretim ilişkilerinin sınırlarının etik ya da hukuki normlarla değil, sermaye birikiminin ihtiyaçlarıyla belirlendiğini açıkça göstermektedir. Bu, Marx’ın meta fetişizmi kavramının en uç noktalarından biridir: İnsan, artık yalnızca emeğiyle değil, varlığıyla ve bedeniyle de dolaşım sürecinin bir nesnesine indirgenmektedir. Bu bağlamda Epstein, yalnızca bir aracı değil, aynı zamanda bir düğüm noktasıdır. Onun etrafında şekillenen ilişkiler ağı, küresel sermaye sınıfının, siyasal elitlerin ve istihbarat aygıtlarının kesiştiği bir güç mimarisini ortaya koymaktadır. Bu güç mimarisi, klasik anlamda ekonomik sömürüyle sınırlı değildir; aynı zamanda bilgi, mahremiyet ve şantaj üzerinden işleyen bir tahakküm mekanizmasını da içerir. Şantaj, burada yalnızca bireysel bir suç aracı değil, aynı zamanda siyasal ve ekonomik iktidarın yeniden üretiminde kullanılan bir araç hâline gelir. Böylece iktidar, yalnızca sermaye birikimi üzerinden değil, aynı zamanda suç ortaklığı ve karşılıklı bağımlılık ilişkileri üzerinden de pekiştirilir. Bu durum, kapitalizmin oligarşik karakterini daha da görünür hâle getirir. Oligarşi, yalnızca servetin küçük bir azınlığın elinde toplanması değil, aynı zamanda hukukun ve siyasal mekanizmaların bu azınlığın çıkarları doğrultusunda esnek hâle getirilmesidir. Epstein’ın uzun yıllar boyunca ciddi suçlamalara rağmen korunabilmesi, soruşturmaların sınırlı tutulması ve hukuki süreçlerin etkisizleştirilmesi, hukukun biçimsel varlığı ile fiilî işleyişi arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Hukuk, burada evrensel bir normlar sistemi olmaktan ziyade, sermaye ve iktidar ilişkilerinin bir fonksiyonu hâline gelmektedir.
Geç kapitalizmde ortaya çıkan bir diğer önemli olgu ise “haz ekonomisi”dir. Haz ekonomisi, tüketimin yalnızca maddi ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmadığı, aynı zamanda arzunun ve deneyimin de metalaştırıldığı bir ekonomik formu ifade eder. Bu ekonomik formda haz, yalnızca bireysel bir deneyim değil, aynı zamanda bir statü göstergesi ve iktidar aracıdır. Epstein’ın kurduğu ağ, haz ekonomisinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir işlev gördüğünü de göstermektedir. Haz, burada iktidarın yeniden üretildiği, sadakat ilişkilerinin kurulduğu ve kontrol mekanizmalarının işletildiği bir araç hâline gelmektedir. Bu çerçevede Epstein figürü, kapitalizmin ahlaki çürümesinin sembolik bir ifadesidir. Ancak bu çürüme, bireylerin ahlaki zayıflığından kaynaklanan bir sapma değil, sistemin kendi içsel mantığının bir sonucudur. Kapitalizm, kendi doğası gereği, tüm değerleri değişim değerine indirgeme eğilimindedir. Bu süreçte etik, hukuk ve insan onuru gibi kavramlar, sermaye birikiminin önünde engel teşkil ettiği ölçüde aşındırılır ya da işlevsizleştirilir. Böylece sistem, kendi sürekliliğini sağlamak adına, ahlaki normları araçsallaştırır ve gerektiğinde askıya alır.
Sonuç olarak Epstein vakası, kapitalist sistemin bir anomalisi değil, aksine onun yapısal eğilimlerinin yoğunlaşmış bir ifadesidir. Bu vaka, sermaye birikiminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal, kültürel ve biyopolitik boyutlara sahip olduğunu göstermektedir. Kapitalizm, yalnızca emek gücünü değil, aynı zamanda arzuyu, bedeni ve mahremiyeti de kendi birikim sürecine dâhil ederek, insan varoluşunun tüm alanlarını metalaştıran bir sistem hâline gelmiştir. Epstein, bu sistemin bir istisnası değil, onun mantıksal sonucudur. O, kapitalizmin görünmeyen yüzünü görünür kılan bir figürdür: Sermayenin, iktidarın ve ahlaki çürümenin kesiştiği noktada duran bir sembol.
Jeffrey Epstein vakası, ana akım söylemde çoğunlukla “ahlaki sapkınlık”, “elit yozlaşması” ya da “hukuki skandal” başlıkları altında ele alınmıştır. Oysa bu yaklaşım, bireyi öne çıkararak yapısal ilişkileri görünmez kılmak demektir. Epstein dosyası, geç kapitalist toplumlarda sermaye birikimi ile ahlaki çürüme arasındaki diyalektik ilişkiyi ifşa eden yapısal bir fenomendir. Bu bağlamda Epstein, ne yalnız bir suçludur, ne de “sistemin dışına taşmış” bir anomalidir. Aksine, oligarşik iktidarın işlevsel bir ara yüzüdür, yıllarca sinsice saklanan ve aklanan.
Meta fetişizminin radikalleşmesi
Marx, Kapital’de meta fetişizmini, toplumsal ilişkilerin nesneler üzerinden kurulması olarak tanımlar. Geç kapitalizmde bu süreç: emeği aşmış, bedeni, cinselliği, çocukluğu dahi kapsayacak biçimde genişlemiştir. Epstein dosyasında, çocuk bedeni, doğrudan tüketim nesnesi, insan ilişkileri ise şantaj sermayesine dönüşmektedir. Bu, meta fetişizminin ahlaki sınırları yok eden bir aşamasıdır.
Ahlakın sınıfsal karakteri
Marksist literatürde ahlak, evrensel ya yerel değil sınıfsal bir kategoridir. Egemen sınıf, kendi ahlaksızlığını, ideolojik hegemonya araçlarıyla (hukuk, medya, ideoloji vb.) görünmez kılar. Epstein’ın uzun yıllar korunabilmesi, burjuva ahlakının seçici işleyişinin somut kanıtıdır. Neoliberal dönemde sermaye, ulus-devlet sınırlarını aşmış, demokratik denetimden kopmuş, hukuku kendi ihtiyaçlarına göre eğip bükebilir hâle gelmiştir. Epstein’ın, savcılardan, yargıçlardan ve medyadan korunması, bu dokunulmazlıkrejiminin ürünüdür.
“Too big to jail” ve sınıf hukuku
2008’de Epstein’a uygulanan olağanüstü hafif ceza, hukukun evrensel değil sınıfsal işlediğini bizlere açıkça göstermektedir. Bu, Marx’ın “hukuk, egemen sınıfın iradesinin yasa hâline gelmiş biçimidir” tespitini doğrular niteliktedir.
Şantajın ekonomi politiği
Epstein dosyasındaki kayıtlar sadece cinsel suç delili değil, aynı zamanda siyasal şantaj sermayesidir. Bu durum, şantajı gayrimeşru bir suç olmaktan çıkarıp kapitalist iktidarın işlevsel bir aracı hâline getiriyor. Ekonomide sermaye genellikle nakit, taşınmaz veya fikri mülkiyet olarak görülür. Ancak, bu dosyada “şantaj malzemesi” yüksek likiditeye sahip bir sermaye türüne dönüşüyor.
Epstein gibi figürler, aslında birer “bilgi broker’ı” olarak işlev görürler. Bu sistemde alışveriş para ile değil, bağlılık ve sessizlik ile yapılır. Şantaj yoluyla ya da hukuk dışı elde edilen bilgiler (ses kayıtları, video görüntüleri, fotoğraflar, belgeler vb.) korkuya dayalı bağlılık yaratmak amacıyla da kullanılır. Kapitalist iktidar, aktörlerini sadece ödüllerle değil, ortak suçlarla da sisteme bağlar. Ortak bir suç, en güçlü koalisyon protokolünden daha bağlayıcıdır. Şantaj, sisteme aykırı hareket edebilecek öngörülemez aktörleri evcilleştirmenin en kısa yoludur. Bu durum, sermaye birikiminin sadece “artı-değer” sömürüsüyle değil, aynı zamanda “zor ve tehdit” mekanizmalarının kurumsallaşmasıyla ilerlediğini bize kanıtlıyor. Şantaj, siyasal kararları etkiler, piyasa düzenlemelerini yönlendirir, savaş, barış ve diplomasi süreçlerine sızabilir. Bu bağlamda Epstein sermayenin “görünmez elinin” karanlık yüzüdür.
Devlet ve istihbarat
Marksist devlet teorisinde devlet sermayeden bağımsız değildir. Ancak göreli bir özerkliğe sahiptir. Epstein dosyasında görülen savcı baskıları, dosya kapatmalar, istihbarat iddiaları devletin bu özerkliğinin oligarşik çıkarlar lehine çöktüğünü göstermektedir. Bu bağlamda CIA veya MOSSAD iddiaları, henüz kanıtlanmamış olsa dahi kapitalist devletlerin tarihsel pratikleriyle teorik olarak uyumludur.
Çocuk, sınıf ve insan avcılığı
Ortaya çıkan dokümanları incelediğimizde Epstein vakasında mağdurların ortak özelliklerinin yoksulluk, sosyal korumasızlık, eğitim ve aile desteği eksikliği olduğunu görüyoruz. Bu durum, çocuk istismarını bireysel sapkınlık değil, sınıfsal sömürünün uç biçimi hâline getirir. Olanlar Marx’ın “yedek sanayi ordusu” kavramını burada “yedek insan bedeni” boyutuna doğru genişletmektedir.
Epstein’ın ölümü bir tür sistemsel hafıza silmeden başka bir şey değildir (eğer öldüyse tabi!). Epstein’ın hapishanede ölümü, sıradan bir kişinin ölümü değil, bir küresel suç ağının kendini koruma refleksidir. Bu ölümle ya da ortadan kayboluşla birlikte; sınıfsal suç ortaklığı, sermaye–siyaset ilişkileri, şantaj ağları büyük ölçüde görünmez kılınmıştır.
Epstein dosyası, geç kapitalizmin aynasıdır
Epstein dosyası kapatılamaz, kapatılmamalı, çünkü mesele Epstein değil kapitalist iktidar yapısının kendisidir.Geç kapitalizm: hukuku askıya alır, ahlakı metalaştırır, çocuk bedenini bile piyasaya sürer. Bu nedenle Epstein bir sapma değil, sistemin mantıksal sonucudur.
Dünyada ve ülkemizde Epstein dosyası üzerine birçok şey yazıldı çizildi. Tüketim toplumuna doğru evrilmiş ve şirazesinden çıkmış günümüz dünyasında umarım bu dosya da tüketilmez, unutulmaz, tarihin tozlu raflarına terk edilmez. Bu bağlamda; Epstein dosyası benzeri ağların tarihsel sürekliliğini, medya–sermaye ilişkilerini, Türkiye ve çevre ülkelerle olası bağlantılarını araştıranlar olur. Dosya kapsamında ulusal ve küresel bağlantılar ortaya çıkar, suçlular yargılanır ve dünya arınır.
Şairin dediği gibi; Yenik düşüyor her şey zamana, Biz büyüdük ve kirlendi dünya (Murathan Mungan).
Şimdi yollara çıkma vakti. Dünya çok kirli, kirli eller tarafından kuşatılmış durumda ve bu kirden beslenenler var. İnsanlığın kurtuluşu için “İnsanın” ayağa kalkması şart!
