Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

    19 Şubat 2026

    İsrail’de Filistinli tutuklulara idam cezası öngören yasa tasarısına karşı 1200 imza

    18 Şubat 2026

    Ahmet Gün davasında müebbet kararı: Ceza indirimlerle 15 yıla düşürüldü

    18 Şubat 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Arjantin işçi reformu tasarısı: sermaye ve devletinin sınıf intikamı

      18 Şubat 2026

      Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi-3 / Türkiye kapitalizminin yeni dinamikleri

      17 Şubat 2026

      Münih’te Kürtler ve Diplomasi Eşiği

      17 Şubat 2026

      Çanlar kimin için çalıyor?

      16 Şubat 2026

      Kurumsallaşan faşizme karşı devrimci mevziyi savunmak: Hepimiz ESP’liyiz!

      12 Şubat 2026
    • Seçtiklerimiz

      Cemil’in manifestosu

      16 Şubat 2026

      Sağlamlık Sözleşmesi’nin bir türlü reddedilemeyişi

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası ve patriyarkal kapitalizmin ifşası

      15 Şubat 2026

      Başkanın tüm tarafları

      15 Şubat 2026

      Sınırdan dönen meyve sebzeyi yiyor muyuz?

      15 Şubat 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026

      Rüya ile gerçek arasında asılı kalan hayatlar

      12 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

    Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, olası bir erken seçim için "Tabanı en güçlü, mobilizasyon kapasitesi en yüksek parti biziz" dedi; 'mevcut sistemle süreç açısından yol alınabilir mi?' sorusuna ise "Kuvvetler ayrılığının belirgin olduğu demokratik bir sistemin inşa edilmesi Türkiye’nin en temel ihtiyacıdır. Demokratik cumhuriyetin inşa edilmesinin yolu buradan geçer" karşılığını verdi.
    Siyasi Haber19 Şubat 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci, başladığı günden bu yana en görünür krizini atlatmasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçti. Rojava saldırılarıyla “sil baştan” tartışmaları yapılırken Suriye’de Şam hükümeti ile SDG arasında yapılan 30 Ocak anlaşması sınırın iki yakasındaki tansiyonu düşürdü. Ankara’da son bir haftadır çalışmalarını hızlandıran çözüm komisyonu, sürecin hem idari hem de hukuki çerçevesini ortaya koyan raporu onayladı.

    Rapor sadece 2 ret oyu alsa da “evet” diyen 47 vekilin beklentisini de tam karşılamadı. ‘Kürt sorununun demokratik çözüm’ raporu olan 83 sayfalık metinde “Kürt” kelimesi sadece 16 kez geçiyorken “terör” kelimesi 36 kez yer aldı. Sürecin önemli muhataplarından DEM Parti, kullanılan dile tepkili.

    Bianet’ten Ayşegül Başar, Sürecin geldiği yeni aşamada raporu, 11 Şubat’taki İmralı Heyeti – Erdoğan görüşmesini, Öcalan’ın mesajlarını, Rojava gözlemlerinden Suriye’deki mutabakata ve sahadaki halk buluşmalarından Kürt seçmenin beklentilerine kadar son gelişmeleri DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile konuştu.

    ***

    “Halk isterse seçime hazırız”

    Kabine değişimiyle beraber yeniden gündeme gelen ‘erken seçim’ tartışmalarını değerlendiren Hatimoğulları, muhalefet partilerinin erken seçim talebinin siyasetin doğasında olduğunu söylüyor. Partisinin önceliğinin “Kürt meselesinin kalıcı çözümü ve Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi” olduğunu belirten Hatimoğulları, “Erken seçim şu an yetkili kurullarımızın masasında olmasa da, Türkiye halkları erken seçim isterse, o karar alınırsa, biz hazırız. Çünkü tabanı en güçlü, mobilizasyon kapasitesi en yüksek parti biziz” diyor.

    En sıcak gündemle başlayalım. Aylardır hazırlanması beklenen rapor komisyondan geçti. Öncesinde de itirazlarınız olmuştu, şerh düşerek raporu kabul ettiniz. Ortak rapor sürecin yönünü nasıl etkileyecek?

    Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum. Bundan sonra olacak olan şey raporun işaret ettiği adımların atılmasıdır. Raporda da ifade edildiği üzere, aslolan Türkiye için tehir edilmeden yerine getirilmesi gereken, ortak ödev ve sorumlulukların hayata geçirilmesidir. Adalet Bakanlığı daha önce “Komisyon söyler biz de gerekeni yaparız” demişti. İşte o aşamaya gelindi. Sözler söylendi. Artık icraat zamanı. Aslında her şey yeni başlıyor. Tüm toplumun gözü yapılacak olan düzenlemelerdedir. Ülke olarak yeni bir eşiğe geçmek gerekir. Bu şansı değerlendirmemiz gerekiyor.

    Ayrıca belirtmekte fayda var. Bu rapora şerh düşme ihtiyacımız Kürt sorununun tanımlanma biçimini ve ‘terör’ parantezine alınmaya çalışılmasını doğru bulmadığımızdandır. Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Siyasi, toplumsal, iktisadi, sosyolojik bir meseledir; böyle yaklaşarak ve tanımlanarak çözülebilir. Her şeyden önce, yüzyılların birikimiyle oluşmuş, çok katmanlı ve tarihsel bir mesele olan Kürt meselesinin, metin boyunca adeta “yok” sayılması veya yalnızca “terör sorunu” düzeyine indirgenmesi kabul edilemez. Çünkü bir toplumun yarım asrı aşan çatışma hafızasını, yüz yıllık eşitsizlik ve inkâr pratiklerini tek bir başlığa sıkıştırmak, sorunu çözmez; sorunu farklı biçimlerde yeniden üretir. Toplumsal alanın önünü açan, hakiki bir ortak yol bulabilmemiz için ek söz kurarak kayda geçirdik.

    “Ortak diyorsak, kırmızı çizgiler yarışmamalı”

    Temel itirazımız şu: Devlet yıllarca yanlış pusulayı doğru sanarak yol almaya çalıştı. Bu meseleyi bugünkü noktaya getiren de o pusulaydı. Şimdi aynı pusulayı eline alıp “bu sefer farklı bir yere varacağız” demek bizi yine aynı çıkmaza götürür. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine taşıma iddiasındaki bir komisyon, güvenlikçi perspektifin dilini ve ezberlerini terk etmeden hangi rotayı çizecek? Bu soruyu sormak zorundayız.

    Şunu da açıkça kabul ediyoruz: Her partinin bu meseleye bakışı, kullandığı kavram seti, benimsediği tarih okuması birbirinden farklı. Herkesi aynı tanıma, aynı çerçeveye sıkıştırmaya çalışmak çözümü kolaylaştırmaz, aksine tıkar. Ayrıca devletin güvenlik kaygısı da anlaşılırdır. Fakat barışın dili zehirli olamaz. “Ortak” diyorsak, kırmızı çizgiler yarışmamalı. Hassasiyetler doğru temelde, ortak yol bulunarak dile gelmeli. Ortak rapor, bir “terörle mücadele strateji belgesi” değildir, “toplumsal barış ve demokratik inşa belgesi” olmalıdır. Biz bunu böyle okuyoruz.

    “Artık görev meclisin, yürütmenin”

    Bu yüzden komisyondaki üyelerimiz somut bir öneri ortaya koydu: “Tarifi bırakalım, birlikte atacağımız adımlar üzerinden yürüyelim. Sürecin gerekliliklerini önce alalım.” Ama ısrarla Kürt meselesini terör parantezine alan bir yaklaşım var. Herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir tanım bulmak yerine, herkesin atabileceği somut adımlarda buluşalım. Çünkü bu süreç bir terminoloji tartışması değil, bir yol haritası çalışmasıdır. Önemli olan kelimelerde değil, adımlarda ortaklaşmaktır.

    Bugün itibariyle Komisyon raporu artık ortaya çıkmıştır. Şimdiden sonra görev meclisindir, siyasetindir, yürütme erkinindir. Çok hızlı bir biçimde meclisin ihtisas komisyonları, komisyonun yasal düzenlemeler mahiyetindeki önerilerini hayata geçirmek için çalışmayı başlatmalıdır. Yasalar bir an önce çıkmalıdır.

    Meclis’teki süreçte Yılmaz Tunç ve Ali Yerlikaya’nın tutumuna ilişkin DEM Parti’nin eleştirileri oldu. Yılmaz Tunç görevdeyken süreç başladığından bu yana üç yargı paketi çıktı. Tüm düzenlemelerde siyasi mahpuslar kapsam dışı tutuldu. Ali Yerlikaya özelinde ise komisyonun İmralı ziyareti sırasında siyasetçilerin ‘yasal güvence’ talebine sessiz kaldığı yönünde eleştiriler yapıldı. Kabinedeki yeni düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Gözler yasal düzenlemelerdeyken Adalet Bakanlığı gibi kritik bir mevkiye Akın Gürlek’in atanması süreci nasıl etkiler?

    İlk olarak şunu ifade edeyim. Yapısal meseleler form değiştirerek ya da direksiyondakini oradan alarak çözülen sorunlar değildir. Bu bağlamda değişim sadece isimlerle sınırlı kaldıkça sistem olduğu gibi durur. İkincisi, toplumdaki en derin yaraların olduğu alan yargıdır-hukuktur. Kimsenin güveninin kalmadığı bir alan oldu. Siyasallaştı, kişiselleşti. Hukuk-yargı alanında sonuçlar üzerinden konuşursak içinden çıkamayız. Sonuçlar yerine sonuca giden süreçlerin kendisi önemli ve maalesef süreçlere bakıldığında durum tarif edilebilir gibi değil.

    Şimdi görevden alınan bakanın yerine getirilen yeni bakanın, toplumda en çok eleştirilen bürokratlardan biri olması [sebebiyle] elbette yeni tartışmaları da getirmesi doğaldır. Bunlar da anlaşılırdır. Eleştiriler olacaktır. Çünkü adalet; herkesi, hepimizi ilgilendiren en hassas konudur. Herkesin, her kesimin ortak beklentisi var.

    Akın Gürlek geçmişindeki ağır bir bagajla bu yeni göreve gelmiştir. Ümit ediyoruz ki yeni dönemde bu bagajları geride bırakır. Şu an bakan beyden toplumun beklentileri ortadadır. Mesela en acil durum sürece dair hukuki adımların atılmasıdır. Bu ülkede hukuk herkese lazım. Hukukun üstünlüğünü tesis edecek bir yaklaşım bekliyoruz. Bunun dışında toplumsal tüm beklentilerin karşılanması için mücadelemiz sürecek.

    Raporda “Kürtçe” tek kelimeyle dahi geçmedi; en yaygın talep olan ana dili ve vatandaşlık bağlamındaki diğer talepler Anayasa işaret edilerek yer almadı. Numan Kurtulmuş da konuşmasında yeni Anayasanın aciliyetine vurgu yaptı. Eş zamanlı [olarak] Bekir Bozdağ’ın ‘Erdoğan’ın adaylığı’ üzerine sözleri soru işaretlerini yeniden canlandırdı. Yeni Anayasa tartışmaları “AKP ile pazarlık” eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendirirsiniz?

    Anayasalar pazarlık unsurları değil, ortak yaşamı inşa mühürleridir. Anayasalar pazarlık konusu edilirse toplumsal sözleşme değil, özel sözleşme mantığı öne çıkar ki, bu da bir anayasadan murat edilen şeylerin gerçekleşmemesi demektir. Dolayısıyla biz, değil pazarlık yapmak, anayasa yapım ve yazım süreçlerinin pazarlıkla yan yana gelmeyeceğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, anayasayı pazarlık konusu etmedik, etmeyiz. Ama Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı var. Bu, ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Bizim açımızdan yeni anayasa gündemiyle ilgili partiler, kişiler, siyasi ajandalar değil, ilkeler esastır.

    Demokratik, adil, eşitlikçi, özgürlükçü; kapsayıcı kimlik tanımı; başta Aleviler olmak üzere tüm halklara ve inançlara eşit yurttaşlık hakkının sağlaması; kadınların, farklı cinsiyet kimliklerinin ve cinsel yönelimlerin haklarını koruması, merkez-yerel ilişkilerini demokratik şekilde düzenlemesi, ana dillerine özgürlük ve güvence sağlaması, adil ve demokratik bir iktisadi mimariye sahip olması, ekoloji esaslı olması gibi temel ilkeler yeni anayasa perspektifimizin vazgeçilmez parçalarıdır. Zaten bunlar olmazsa anayasa yazılır ama yeni anayasa olmaz. Dolayısıyla bizi eleştirenler anayasa fikrimize, anayasa ihtiyacına ve anayasaya temel yaklaşımımıza buradan bakıp bir kez daha eleştirilerini gözden geçirmelidir.

    Sürecin yasal düzenlemelerinin odağında “umut hakkı” var. Bu düzenlemeyi muhalefet de iktidar da evrensel hukuk boyutuyla gündemine alıyor. Her ne kadar ‘Öcalan’a özgürlük’ talebiyle simgeleşse de aslında binlerce mahpusun şartlı tahliye hakkını doğrudan etkileyecek bir düzenleme. En son hatta Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, ‘nedir, ne değildir?’ diye, geniş bir yazı da kaleme aldı. Sizce doğru tartışılıyor mu?

    Mehmet Uçum, umut hakkının kişiye özgü bir tahliye imkânı olmadığını doğru tespit etmiş olsa da ağırlaştırılmış müebbet cezasında koşullu salıverme süresini 36 yıl olarak baz alması, AİHM’nin “en geç 25. yılda değerlendirme yapılmalı” diyen içtihadıyla çelişmektedir. AİHM içtihatları herkese eşit uygulanmalıdır; mahkemenin işkence olarak nitelendirdiği bu infaz rejiminin sona ermesi için ne özel bir yasaya ne de olağanüstü bir düzenlemeye gerek vardır. AİHM-Öcalan kararının uygulanması ve infaz kanununda yapılacak bir değişiklik yeterlidir. Umut hakkı, yalnızca Sayın Öcalan’ın özgürlüğü meselesini değil, çok sayıda mahpusun maruz kaldığı insanlık dışı muameleyi de kapsayan hem hukuki hem vicdani bir zorunluluktur ve AİHS’ye taraf olan Türkiye’nin, 12 yıldır ertelediği bu adımı artık atması gerekmektedir.

    Yüz yıllık bir meselenin çözümü söz konusu olduğunda hukuki tartışmaların ötesinde bir de siyasi boyutu bulunuyor. Barış sürecinin fiilen yürütülebilmesi, müzakerenin anlam taşıyabilmesi ve tarihin bu kritik dönemeçte sağlıklı ilerleyebilmesi için başmüzakereci sıfatıyla Sayın Öcalan’a özgür iletişim ve özgür çalışma koşullarının tanınması artık bir tercih meselesi değil, tarihi bir zorunluluktur.

    Bahçeli, ilk el sıktığı günden bu yana, sürece dair kritik ve beklenmedik çıkışlarıyla kamuoyunu şaşırtıyor. En son “Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına” çağrısı yaptı. Bir başka yazısında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni güçlendirme mesajı verdi. Sistem tartışmaları bir süredir Türkiye siyasetinin gündeminde değil. Muhalefet de ‘parlamenter sisteme dönüş’ü eskisi kadar dillendirmiyor. Siz mevcut sistemde, süreç açısından yol alınabileceğini düşünüyor musunuz?

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yasal düzenlemelere ilişkin çıkışı önemlidir. Kıymet biçiyoruz. Bu çıkışın gereğinin yerine getirilmesinde sorumluluk iktidara aittir. İktidar, ortağı olan Bahçeli’nin sözlerine kulak vermelidir. DEM Parti olarak bu çıkışın gereklikleri ve daha fazlasının yapılması hususunda iktidardan artık irade göstermesini ve adımlar atmasını bekliyoruz. Davul onda, tokmak onun elinde… Herhangi bir kimse ve olayı bahane etmeden adımlar atması gerekiyor.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yasama-yürütme-yargı erkleri arasındaki ayrımı tamamen ortadan kaldıran, yürütme erkinde güç temerküz eden bir sistemdir. Kuvvetler ayrılığının belirgin olduğu demokratik bir sistemin inşa edilmesi Türkiye’nin en temel ihtiyacıdır. Demokratik cumhuriyetin inşa edilmesinin yolu buradan geçer.

    Kürt meselesinin çözümüyle sistemin karakteri arasında elbette doğrudan ilişki vardır. Kürt meselesinin kalıcı bir şekilde çözülmesinin demokratikleşme, özgürlükler ve hukuk sisteminin tam anlamıyla yaşama geçmesi zemininde olması en büyük talebimizdir.

    DEM Parti İmralı heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı son görüşme nasıl geçti, neler konuşuldu?

    Heyetimiz Sayın Cumhurbaşkanına kendi gündemlerini sundu. Sürece dair atılacak adımların atılması gerektiği yönünde görüşlerimiz beyan edildi. Ayrıca somut ve güven verici adımların atılması için TBMM’nin, ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının çalışmalarına dair görüş alışverişi oldu. Üzerinde en çok durulan başlıklardan biri yasal çerçevenin gecikmeden çıkarılmasına dönük oldu diyebilirim.

    Tüm bu başlıkları elbette tartıştık. DEM Parti olarak, sürece dair kararlılık temelinde, süreci hızlandıracak yeni çalışmalar önümüze aldık. Ayrıca ortak rapor konusu önemli bir başlık oldu bu süreçte.

    Hemen ardından İmralı’ya gidildi. Öcalan’ın ilettiği mesajları parti içinde nasıl değerlendirdiniz?

    Öncelikle Sayın Öcalan’ın son derece sağlıklı ve moralli olduğunu, herkese selam yolladığını belirteyim. Sayın Öcalan’ın görüşmeyi “demokratik entegrasyona giriş” toplantısı olarak adlandırması tarihi önemdedir. Bir aşamanın bitmek, diğer aşamanın başlamak üzere olduğunun; bunun için nesnel zeminin hazır olduğunun göstergesidir. Bu yeni aşamada iktidar ve devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, TBMM 86 milyonun faydasına olan çerçeve yasa ve demokratikleşme adımlarını atarak demokratik entegrasyona katkı sağlamalıdır.

    21. yüzyılı ve cumhuriyetin ikinci yüzyılını yaşadığımız bu çağda artık insanları tekçilik cenderesinde tutmaya çalışmak, her farklılığı tek bir kimlik etrafında tanımlamak hem imkânsız hem anlamsız hem de çağ dışıdır. Dolayısıyla Türkiye tüm farklılıkların tanındığı ve zenginlik kabul edildiği bir denkleme geçmelidir. Sayın Öcalan’ın özgür yurttaşlık vurgusu bu bağlamıyla da önemli ve özeldir.

    Bu görüşmenin detaylarıyla birlikte bir kez daha görülmüştür ki, Sayın Öcalan demokratik cumhuriyetin inşasında fikri ve siyasi bir irade ortaya koymuştur. Sayın Öcalan “müthiş bir demokratik siyaset yürüteceğiz” diyor. Bu yaklaşım demokratik mücadelenin tıkanan damarlarını açmak için önemli bir motivasyondur. “Günü değil tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz, bu da Kürt’süz olmaz” sözü Türkiye realitesinin kendisidir. Özcesi, Sayın Öcalan’ın çok yoğun bir çalışma içinde olduğunu ve buna yakışır bir şekilde siyaset kurumunun barış için çalışması gerektiğini ifade etmek isterim.

    “Kürtler menüde değil, masada”

    Son olarak, Suriye’de Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasının ardından Münih Güvenlik Konferansı’nda önemli görüntüler verildi. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımı ve üst düzey yetkililerle görüşmeleri ne anlama geliyor?

    Münih Güvenlik Konferansı’nda, içinde Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in olduğu ve özerk yönetimin temsil edildiği Suriye heyetinin ABD, Fransa ve Suudi Arabistan başta olmak üzere çok sayıda devletin temsilcileriyle görüşme gerçekleştirmesi tarihidir. Deyim yerindeyse “Kürtler artık menüde değil, masada” sözünün ilk adımlarının gerçekleşmesidir.

    Fakat burada iki noktayı unutmamak gerekir. İlki, menüde değil masada olmayı sağlayan şey Rojava’ya dönük saldırılar esnasında Kürt halkının ve dostlarının dünyanın dört bir yanında aynı anda gerçekleştirdiği demokratik protestolardır. Aynı zamanda Kürt halkının dostlarıyla birlikte yürüttüğü uluslararası diplomasidir. İkincisi, Münih’te ortaya çıkan diplomatik tanınmaya dair kazanımın bir komployla tekrar geriye götürülebileceği riskidir. Yani Kürtler ve dostları bu kazanımları korumak ve büyütmek için sürekli alarm halinde kalmalı ve rehavete kapılmamalıdır. Biz DEM Parti olarak ortaya çıkan kazanım tablosundan memnunuz ama riskleri görerek mücadelemize halklarımızla birlikte devam edeceğiz.

    SDG’nin Münih’deki temsiliyetine Türkiye’den herhangi bir tepki gelmedi. Ancak konferanstan iki gün önce Avrupa Parlamentosu’nun ‘Rojava’ kararına tepki gösterildi. Dışişleri Bakanlığı, kararı yanlış ve art niyetli buldu. Bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Avrupa Parlamentosu’nun Suriye’deki Kürtlerin ve azınlıkların korunmasına ilişkin kararı, bölgenin kırılgan siyasi dengelerini yansıtması açısından son derece önemlidir. DEM Parti açısından bu kararın değeri, Kuzeydoğu Suriye’de sivillerin korunması, ateşkesin sürdürülebilirliği ve ülkenin etnik-dinsel çoğulluğunun anayasal güvenceye bağlanması gibi temel ilkeleri uluslararası gündeme taşımasıdır. Karar; SDG’nin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu, Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması ve ateşkesin korunması gibi konularda net bir çerçeve çizmekte, Suriye’nin uzun vadeli istikrarı için azınlık haklarının gözetilmesini zorunlu bir ön koşul olarak ortaya koymaktadır. Yanı sıra, karar metni, Kürtlerin tam tanınma, eşit hak ve siyasal katılımının istikrarlı ve kapsayıcı bir Suriye için vazgeçilmez olduğunu vurguluyor; sivil altyapıya saldırılar, zorla yerinden etme gibi ihlallerin uluslararası insancıl hukuka aykırı olabileceğini ve hatta savaş suçu düzeyine varabileceğini hatırlatıyor.

    Dışişleri Bakanlığı’nın “yanlış ve art niyetli” diyerek topyekûn yalanlaması doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye’de devam eden sürecin ruhuna da terstir. Bize göre Türkiye, AP’nin kararını reddetmek yerine Suriye’nin geleceğine yapıcı bir biçimde dahil olmalı. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve bütün etnik, dini toplulukların haklarını bir tehdit olarak değil istikrarın güvencesi olarak ele almalıdır. Böylelikle Türkiye, uluslararası arenada azınlıklara ve demokratik değerlere önem veren, bölgesel istikrarı önemseyen bir aktör olarak daha fazla değer görecektir. Ayrıca daha önce de ifade ettik, Suriye’de Kürtler ile tüm halkların eşit yurttaşlığını hedefleyen siyasi çözüme katkı sunmak gerek. Bu hem Türkiye’nin güvenliğine hem de bölgesel barışa hizmet eder.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İsrail’de Filistinli tutuklulara idam cezası öngören yasa tasarısına karşı 1200 imza

    18 Şubat 2026

    Ahmet Gün davasında müebbet kararı: Ceza indirimlerle 15 yıla düşürüldü

    18 Şubat 2026

    Afet öncesi 1 lira, sonrası 15 lira: İklim krizi riskleri katlıyor

    18 Şubat 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Fatoş Osmanağaoğlu

    Arjantin işçi reformu tasarısı: sermaye ve devletinin sınıf intikamı

    Volkan Yaraşır

    Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi-3 / Türkiye kapitalizminin yeni dinamikleri

    Ömer Bölüm

    Münih’te Kürtler ve Diplomasi Eşiği

    Muhsin Dalfidan

    Çanlar kimin için çalıyor?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Mehmet Horuş

    Cemil’in manifestosu

    Deniz Yazgan

    Sağlamlık Sözleşmesi’nin bir türlü reddedilemeyişi

    Siyasi Haber

    Epstein dosyası ve patriyarkal kapitalizmin ifşası

    Fehim Taştekin

    Başkanın tüm tarafları

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Zonguldak’ta maden göçüğü: KESK’ten “fıtrat değil, ihmal” tepkisi

    18 Şubat 2026

    Kıbrıs’ta Tel-sen’den grev kararı 

    17 Şubat 2026

    Dilovası’ndaki fabrika yangınının üzerinden 100 gün geçti: Aileler adalet istiyor

    16 Şubat 2026
    KADIN

    Bir günde 4 kadın katledildi

    18 Şubat 2026

    Maden işkolunda bir kadın sendikacı

    15 Şubat 2026

    Ayrılmak istediği erkek tarafından katledilen Alev Koç Maraş’ta toprağa verildi

    15 Şubat 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.