Ordu ili Mesudiye ilçesinde faaliyet gösteren özel bir bakım merkezinde kalan 11 yaşındaki otizmli bir kız çocuğu, yaklaşık üç hafta önce hayatını kaybetti. Kurum tarafından yapılan ilk açıklamada, çocuğun dolaptan aldığı akide şekerinin boğazına kaçması sonucu yaşamını yitirdiği ifade edildi. Ancak çocuğun epilepsi hastası olduğu ve düzenli ilaç kullanması gerektiği bilgisi kamuoyuna yansımadı. Bu durum, ölümün tüm yönleriyle araştırılması gerektiği yönündeki çağrıları artırdı.
Edinilen bilgilere göre küçük çocuk daha önce de epileptik nöbetler geçiriyordu. Uzmanlar, epilepsi hastalarında nöbet sırasında solunumun durması, aspirasyon ya da bilinç kaybına bağlı hayati risklerin oluşabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle akıllara şu sorular geliyor:
• Çocuğun sağlık durumu düzenli ve yeterli şekilde takip ediliyor muydu?
• Gerekli gözetim ve personel sayısı yeterli miydi?
• Olay anında zamanında ve doğru müdahale yapıldı mı?
• Bu ölüm önlenebilir miydi?
Olayın bir diğer boyutu ise defin süreci oldu. Ailesi farklı bir şehirde yaşayan çocuk, kimsesizler mezarlığında toprağa verildi. Bu durum, kamu vicdanında derin bir yara açtı.
Öte yandan, daha önce aynı merkezde kaldığını belirten bir kişinin aktardığı; personel yetersizliği, fiziksel müdahale, korkutma ve kötü muamele iddiaları da bulunuyor. Bu iddialar bağımsız ve şeffaf bir soruşturmayla netleştirilmediği sürece kamuoyundaki şüpheleri artırmaya devam edecektir.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Kimse peşinen suçlanmamalıdır. Ancak ortada bir çocuk ölümü ve ciddi iddialar varsa, bunların görmezden gelinmesi mümkün değildir.
Bu nedenle ilgili kurumlar tarafından kapsamlı, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi; varsa ihmal ya da kusurun ortaya çıkarılması gerekmektedir. Çünkü artık konuşamayan bir çocuğun yerine soruları sormak, toplumun ve hak savunucularının sorumluluğudur.
Bu mesele yalnızca bir çocuğun ölümü değildir.
Bu mesele, bakım altındaki tüm otizmli ve engelli çocukların yaşam hakkıdır.
