(ANF)
İstanbul’da özellikle devrimci geçmişe sahip yoksul mahallelere yönelik baskı ve tecrit politikaları her geçen gün tırmanıyor. 15 Temmuz 2016 sonrasındaki süreçte hız kazanan bu uygulamalarla Gazi Mahallesi, Okmeydanı, Hacı Ahmet, Esenyurt ve Küçük Armutlu gibi bölgelerde çeteleşme, uyuşturucu ve fuhuş faaliyetlerinde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Devrimciler tarafından 1980 sonrasında yeniden inşa edilen Küçük Armutlu mahallesi ise hem köklü devrimci altyapısı hem de İstanbul’un en değerli arazilerinden birinde yer alması nedeniyle uzun süredir iktidarın özel hedefi konumunda bulunuyor.
Devrimci mühendislerin inşa ettiği yaşanabilir bir kent modeli
Küçük Armutlu’nun tarihi, devletin yoksullara ve ötekileştirilenlere yönelik mekânsal politikalarını gözler önüne seriyor. 1950’li yıllarda yoksul halk tarafından kurulan yerleşim, 1980’lerden itibaren devrimcilerin müdahalesiyle planlı bir yapıya kavuştu. Devrimci şehir planlamacıları ve mühendisler tarafından binaların düzeninden sokak planlamasına kadar her detayı yaşanabilir bir kent planına uygun olarak tasarlanan mahalle, kentin en düzenli gecekondu bölgelerinden biri haline geldi.
Ancak mahallenin Boğaz’a yakınlığı ve milyar dolarlık arazi değeri, burayı her dönem iktidarların ve rant odaklarının odağı haline getirdi. Tarihi boyunca yoğun polis baskınlarına sahne olan mahallede, Dilek Doğan’ın evine yapılan bir baskında ailesinin gözleri önünde katledilmesi hafızalardaki yerini koruyor. Mahalle son günlerde ise devrimcilere yönelik baskıların yerini alan uyuşturucu çeteleri ve bunlara yönelik operasyonlarla anılıyor. Son olarak Volkan Reçber çetesine yönelik operasyonda mahalledeki bir evde çok sayıda silah ele geçirildi.
15 Temmuz sonrası devreye sokulan tecrit ve çete kuşatması
Mahalledeki kırılma noktası, 2016 yılındaki 15 Temmuz sürecinin ardından polisin devrimci yapılara yönelik operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla başladı. Çok sayıda devrimcinin tutuklanması veya sürgüne zorlanmasıyla oluşan boşlukta, ajanlaştırma ve itirafçılık faaliyetleri hız kazandı. Geçmişte devrimcilerin ve mahalle halkının uyuşturucu ile fuhuşun girişine izin vermediği Küçük Armutlu’da, bu kez çevreye çetelerin yerleştirilmesi yöntemi izlendi. Polis ablukası altındaki mahallenin çevresindeki kiralık evler çete üyeleri tarafından tutulmaya başlanırken, mahalle halkına yönelik tacizler de tırmandı.
Uzun yıllardır mahallede yaşayan Nuray, bu süreci şu sözlerle aktarıyor:
“15 Temmuz sonrası devlet devrimcileri hedef aldı ve onları nefes alamaz hale getirmeye çalıştı. Sonrasında mahallede ev bulunamayınca çevresine çetecileri yerleştirdiler. Neredeyse her gün silah sesleri duyar olduk. Tanımadığımız kişiler araçlarla mahallede gezip bizi, kızlarımızı taciz etmeye başladılar. Polis ise bu tacizlerin önüne hiçbir şekilde geçmedi.”
Hizmetlerin aksatılmasıyla halk mahalleden bezdirilmek isteniyor
Küçük Armutlu’ya yönelik politikalarda sadece polisiye tedbirler değil, ekonomik ve sosyal tecrit de önemli bir araç olarak kullanılıyor. Geçmişte bir gecede “afet bölgesi” ilan edilerek yıkım kararı çıkarılan mahallede, o günden bu yana ulaşım başta olmak üzere en temel belediye hizmetleri bile kasıtlı olarak aksatılıyor. Mahalle adeta kriminalize edilerek yalnızlaştırılıyor.
Mahallede büyüyen Ali, yaşadıkları ulaşım ve istihdam ambargosunu şu şekilde anlatıyor:
“İş bulduğumuzda ilk sorulan sorulardan biri nerede oturduğumuz oluyor. Küçük Armutlu’da oturuyorsak ulaşım sorunları ya da mahallenin adının ‘kötü’ anılması nedeniyle işe kabul edilmediğimiz oluyor. İş bulsak bile gidiş-dönüşün üç saati bulması nedeniyle bir sosyal hayatımız olamıyor. Şehrin en güzel yerindeyiz ancak bize sosyal hayatı çok görüyorlar.”
Halk Meclisleri tasfiye edildi, çetelerin önü açıldı
Gençlerin sosyal alanlarının elinden alınması ve halkın kendi imkanlarıyla kurduğu Küçük Armutlu Cemevi’nin sürekli polis tacizi ve yıkım tehdidi altında olması, mahalledeki tecrit politikasının bir diğer boyutunu oluşturuyor. Devrimcilerin baskılanmasıyla birlikte gençlerin çetelerin ağına düşürülmesi hedefleniyor.
Mahalle sakinlerinden Fatma, Küçük Armutlu’nun geçmişteki dayanışma modelini ve bugünkü çeteleşmeyi şu sözlerle özetliyor:
“Küçük Armutlu bir komün olarak varlığını sürdürüyordu, bir Halk Meclisimiz vardı ve sorunlarımızı orada kendimiz çözerdik. Betonlaşmaya karşı tek katlı, bahçeli evler inşa ettik. Hiçbir sorunumuz için polise gitmedik, konuşarak çözdük. Bugün ise devrimcileri cezaevinde tutarak burayı elimizden almak istiyorlar. Çeteler mahallenin içerisine kadar girdi; pervasızca davranıyorlar, evleri kurşunluyorlar, geceleri yüksek sesle mahalleliyi rahatsız edip gençlerimizi uyuşturucuya alıştırmaya çalışıyorlar. Devlet, yıllardır mücadele ettiğimiz bütün kötü şeyleri mahallemize sokmak için çabalıyor.”
Uyuşturucu ve fuhuş çeteleri şu an için daha çok çevre mahallelerde yoğunlaşsa da, uyuşturucuya karşı mücadelesiyle bilinen Hasan Ferit Gedik’in simgeleştiği Küçük Armutlu, milyar dolarlık rant değeri sebebiyle yoksulların elinden alınmak amacıyla devletin özel hedefi olmaya devam ediyor.
