Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Aydın Çine ve Balıkesir’de orman yangınları: Geç Müdahale iddiası

    1 Ağustos 2026

    24. Munzur Kültür ve Doğa Festivali: Sihenk’teki konserde binler buluştu

    31 Temmuz 2026

    Sürgünün çocuğu, direnişin bilgesi: George Habaş ve bugünün filistin’i

    31 Temmuz 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Sürgünün çocuğu, direnişin bilgesi: George Habaş ve bugünün filistin’i

      31 Temmuz 2026

      Derelerin birliği

      30 Temmuz 2026

      Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

      29 Temmuz 2026

      Trajediden komediye: Bir baro başkan adaylığının anatomisi

      29 Temmuz 2026

      Enkazdan yerel yönetim sosyalizmine mi? Avusturya deneyimi Türkiye soluna ne söylüyor?

      28 Temmuz 2026
    • Seçtiklerimiz

      Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

      30 Temmuz 2026

      ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

      29 Temmuz 2026

      “Devlet katkısı” aldatmacası!

      27 Temmuz 2026

      En zayıf olanın kudreti!

      26 Temmuz 2026

      Neden KESK ?

      25 Temmuz 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Barış nasıl mümkün olur?

    Barış nasıl mümkün olur?

    BÜLENT KÜÇÜK İlke TV için yazdı: O halde mesele, şimdilik, muktedir olanın sinsi oyunlarını ifşa etmek/gizli niyetini boşa çıkarmak ise, barış talebini Devlet’in elinden alıp tabanda yaygınlaştırmak, boşa çıkarmanın en güvenli ve etkili yöntemidir. Yani, gizli emelleri veya taktiksel hamleleri boş çıkarmak ancak barış talebini toplumsallaştırma ile yani barışın herkesin çıkarına hizmet eden ortak bir talep haline getirilmesi ile mümkündür.
    Bülent Küçük21 Ekim 2024
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Bilge liderin uzattığı elle, adını “barış” koymaya henüz kimsenin dilinin varmadığı bir “süreç” yaşanıyor. Malum, barışın büyülü halesine kapılmanın maliyeti çok ağır oldu. Söylem seçkinleri, belki de bundandır, bu kez çok daha temkinli bir görüntü sergiliyorlar. Uzun süren bir bekleyişten sonra Kürt meselesi ana akım kamusal mecralarda yeniden konuşulurken, siyasi Kürt figürler dışlandıkları siyasal alana yeniden giriş yaptılar. Öte yandan, uzatılan elin arkasında yatan devlet aklına dair muhtelif senaryolar dolaşıma girmekte: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ömür boyu başkan kalabilmesi ve başkanlık rejiminin anayasal tahkimi için, mevcut siyasi rejim Orta Doğu’da ve Suriye’de çok sıkıştığı için, devlet Kürt siyaseti karşısında geçmişte hiç olmadığı kadar üstünlük sağladığı için; çözüm karşıtı olan ultra milliyetçiler eliyle çözüm başarıya ulaşacağı için; ABD-İsrail ittifakının yayılmacı ve bölücü projesine karşı ön almak için… Olası bir sürecin öteki muhatabı olan Kürt hareketinin manevra kabiliyeti ise “alet olmak” ve “aldatılmak“ ile sınırlandırılıyor. Siyasi Kürt figürlerin böylesi bir sürece temkinli de olsa iyimser bakmasını anlamdıramıyorlar. Kimi alternatif kamusal mecralar dışında, Kürt meselesinin esasını oluşturan eşitsizliğin çözümüne dair bir anlatıya ise neredeyse hiç rastlamıyoruz.

    O halde ne yapmalıyız ve meseleye nereden bakmalıyız? Bu buğulu siyasi atmosferde yapılacak en hayırlı şey devletin saklı aklını ve gizli hesabını deşifre etmek veya geleceği öngörmek yerine, çatışma çözümü ve barışın inşası noktasındaki dünya deneyimlerini göz önünde bulundurarak, 2013-2015 dönemi müzakere geçmişini hatırlamalıyız. Güney Afrika’dan Güney Amerika’ya uzanan dünya deneyimlerine baktığımızda gördüğümüz bilanço şöyle özetlenebilir: 1. Devlet, çeşitli şartlar onu bu şekilde tutum almaya zorladığı için, müzakere süreçlerini başlatır. 2. Başlatılan müzakere süreçleri ilk denemede çoğunlukla başarısız olur. Başarısızlığın sebepleri muhtelif olmakla birlikte şu başlıklarda toparlanabilir:

    1. Müzakereler şeffaf yürütülmediği, yeterince toplumsallaşmadığı ve özellikle kadınlar sürece dahil edilmedikleri için.
    2. Aracı mekanizmalar hukuki bir güvenceye kavuşturulmadığı için.
    3. Tıkanma durumlarında taraflar arasında hakemlik yapacak uluslararası gözlemci heyetler devreye sokulmadığı için.
    4. Başlattığı süreci yine devlet sonlandırmaktadır.
    5. Sürecin sonlandırılması sonrasında çıkan çatışmalar çok daha sert ve kanlı olmaktadır.
    6. Baskı ve şiddet dolu aradan sonra devlet yeni bir süreç başlatmaktadır.

    Türkiye’de 2013-2015 müzakere süreci yukardaki özetlediğim dünyada yaşanan çatışma ve çözüm süreçlerinden pek farklılaşmadığını görüyoruz. O halde uzun ve yıkıcı bir aradan sonra bir süreç ihtimalinin yeniden belirmesi ve özellikle böylesi bir sürecin sağcı militarist bir rejim tarafından başlatılması şaşırtıcı gelmiyor.

    Bu bağlamda, gelecekte olabilecek bir sürecin esasından çok ilk olarak güncel tartışmaların usulünü konuşmak gerekir. Her şeyden evvel müzakere süreçleri iki tarafı olduğundan tarafların ve kamusal seçkinlerinin birbirlerini simgesel olarak tanıması gerekir. Sadece güçlü olanın/Erdoğan rejiminin siyasi rasyonalitesine ve beklentisine göre analiz yapmak ezilenin iradesini ve beklentisini görmezden gelmek anlamına gelir. Her iki tarafın da taktiksel ve stratejik hamleleri söz konusudur. Bu karşılıklı ilişki asimetrik olsa da sürecin asıl seyrini belirleyen bu dinamiktir: Devlet az vererek/kısmen tanıyarak ötekini nötralize etmek ve sisteme entegre etmek isterken, ezilenler meşruiyet alanlarını genişletmek, tanınmak ve nihayet hukuki bir statü kazanmak için müzakere sürecine dahil olurlar. Bu bağlamda devletin baskıcı politikadan müzakereye sürecine dönmesi, ezilenlere (demokratik) siyaset yapma kapısını aralayarak onları simgesel olarak güçlendirir.

    İleriki safhalarda tartışmamız gereken kadim teorik soru ise şudur: Esası demokratikleşme olan yapısal bir meseleyi anti-demokratik bir rejim çözebilir mi? Kürt meselesinin çözümü ancak mevcut siyasi ve idari rejimin demokratikleşmesi ile mümkün ise eğer, statüko dönüşmeden/ya da en azından mevcut hükümet değişmeden böylesi zor bir yapısal bir mesele çözülür mü?

    O halde mesele, şimdilik, muktedir olanın sinsi oyunlarını ifşa etmek/gizli niyetini boşa çıkarmak ise, barış talebini Devlet’in elinden alıp tabanda yaygınlaştırmak, boşa çıkarmanın en güvenli ve etkili yöntemidir. Yani, gizli emelleri veya taktiksel hamleleri boş çıkarmak ancak barış talebini toplumsallaştırma ile yani barışın herkesin çıkarına hizmet eden ortak bir talep haline getirilmesi ile mümkündür. Barış sadece Kürtlerin değil Türklerin talebi haline gelirse, Kürtler kadar Türkler de barışı talep eder duruma gelirse o zaman “gizli niyetler” ve “sinsi oyunlar” amacına ulaşamaz. Zira Kürt meselesi olarak ifade edilen mesele nihayet bir Türk meselesi veya Türklerin Türkiyelileşmesi meselesidir. (Yeri geldiği için Türklerin Türkiyeleşmesine dair 2013 yazında T24’te yayımlanan yazımın linkini buraya bırakıyorum). Sosyolojik olarak ifade edersek, bu mesele esası itibariyle, maddi ve simgesel anlamda, bir eşitsizlik meselesidir. Kanun önünde eşit yurttaşlık vaadi, gerçekte deneyimlenen eşitsizliği telafi etmekten ziyade, üstünü örterek süregelen kurumsal inkarın temel aracıdır. Biraz alengirli bir ifade olacak ama, Kürtler eşit olmadan Türkler özgür olamaz diyebiliriz.

    Elbette, eşitsizlik egemen kimliğe belirli maddi ve simgesel avantajlar ve duygusal tatmin imkânı verir, bu konfordan gönüllü bir vazgeçişi beklemek naif gelebilir. Ne var ki konforun maliyeti, (üstünlüğün sağladığı) hazdan ve (ucuz emeğin sağladığı) maddi avantajdan çok daha ağır olabiliyor. Nitekim Türkiye’de devletin bir türlü demokratikleşememesinin, kurumsal bozulmanın ve derinleşen ekonomik eşitsizliğin asıl müsebbiplerden bir tanesi de bu meselenin çözümsüz bırakılmasıdır. Çözümsüzlük, egemen kimliğe dayanan rejimi tahkim etmeye yararken, onu sürekli huzursuz ve istikrarsız kılan da bu çatışma düzenidir. Bu düzen sadece ezilenleri dışlayarak, ötekileştirerek travmatize etmez, aksine egemen kimliğin de ahlakını bozarak onu insanlıktan çıkarır. Yani, çatışma ortamı, keyfilik, siyasi otoriterlik, hukukun siyasallaşması, ahlaki çürüme ve yükselen bireysel ve organize suç oranları ve çeteleşme olarak egemen kimliğe geri döner ve böylece onu da rehin alır. Bu bakımından, demokratik muhalefet barışı tabanda yaygınlaştırarak, onun herkesin talebine dönüştürülmesine mesai harcamalı, inisiyatifi iktidar seçkinlerinin insafına bırakmak bir yana dursun, daha aktif ve cesur bir yerden konumlanmalıdırlar.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

    30 Temmuz 2026

    Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

    29 Temmuz 2026

    ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

    29 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Asya Erdal

    Sürgünün çocuğu, direnişin bilgesi: George Habaş ve bugünün filistin’i

    Kenan Temir

    Derelerin birliği

    Tuncay Yılmaz Sveydiyeli

    Yeni Parti ve Burjuva Muhalefetin Sınırları

    Ata Yazıcıoğlu

    Trajediden komediye: Bir baro başkan adaylığının anatomisi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Volkan Yaraşır

    Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

    Kıvanç Eliaçık

    ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

    Aziz Çelik

    “Devlet katkısı” aldatmacası!

    Fehim Taştekin

    En zayıf olanın kudreti!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Ankara’da direnen Doruk Madencilik işçisi Enerji Bakanlığı önünde fenalaştı

    29 Temmuz 2026

    Nestle’nin “İyilik Hareketi” işçiye kıyım oldu: Bursa’daki fabrikada 20’den fazla işçi işten çıkarıldı

    29 Temmuz 2026

    Mersin Limanı’nda 209 gündür süren direniş: “Tek talebimiz kadrolu olarak işe dönmek”

    28 Temmuz 2026
    KADIN

    Afganistan Kadınlarının Özgürlük Feneri Hareketi’nden küresel çağrı: “15 Ağustos’ta sesimize ses olun”

    27 Temmuz 2026

    Adana’da 24 saatte üç kadın katledildi

    27 Temmuz 2026

    AKP iktidarında kadın hakları ve can güvenliği raporu: Binlerce kadın katledildi

    22 Temmuz 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.