Emek Servisi, (SH)
Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü çerçevesinde ev ve bakım işlerinin kadınların doğal sorumluluğu olarak görülmesi, ücretli ev işçiliğinin de kadın emeğiyle özdeşleştirilmesine neden olurken, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin en belirgin olduğu çalışma alanlarından biri de ev işçiliği.
Kadınların işgücüne katılım oranlarının artması, nüfusun yaşlanması, aile yapısının değişmesi ve bakım gereksinimlerinin çeşitlenmesiyle birlikte ev işçiliği, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde hızla büyüyen bir istihdam alanı haline geldi. Buna karşılık ev işçileri, çalışma mevzuatı içinde işçi olarak tanınmamakta ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bırakıldıkları için iş güvencesi başta olmak üzere temel korumalardan yararlanamamaktadır.
Ev işinin genellikle özel hanelerde yürütülmesi, çalışma ilişkilerinin denetlenmesini güçleştirmekte ve ev işçilerini diğer çalışanlara kıyasla şiddet ve taciz karşısında daha da kırılgan hâle getirmektedir. Ev işçiliğinin büyük ölçüde kadınlar, göçmenler ve kayıt dışı çalışanlar tarafından yürütülüyor olması, bu kırılganlığı toplumsal cinsiyet, göçmenlik statüsü ve yoksullukla kesişen çok katmanlı bir eşitsizlik alanına dönüştürmektedir.
Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (EVİD-SEN), “Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İşler: Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacize Sıfır Tolerans” başlıklı araştırma raporunu yayınladı. Uluslararası sözleşmelerin konu ile ilgili bölümlerine atıfta bulunan rapora göre; ev işçiliği, ağırlıklı olarak kadınların çalıştığı, sosyal güvenlik, iş güvencesi ve örgütlenme olmak üzere çalışmaya bağlı temel haklardan yoksun, kayıt dışı istihdamın en yaygın olduğu, şiddet ve tacizin en sık görüldüğü çalışma alanlarından biri.
Kayıt dışı çalışma nedeniyle sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan birçok ev işçisi; hastalık, iş kazası ve işsizlik gibi sosyal risklere karşı yeterli korumadan da yoksun.
Bunun yanında çalışma sürelerinin uzunluğu, işçi sağlığı ve iş güvenliği riskleri ile örgütlenme ve toplu pazarlık haklarının kullanılmasında yaşanan güçlükler de ev işçilerinin çalışma yaşamında karşılaştıkları temel sorunlar arasında yer almakta.
İş yerinin özel bir konut olması, iş müfettişlerinin denetim yetkisini fiilen ortadan kaldırmakta; ev işçilerinin çalışma mevzuatı içinde işçi olarak tanınmaması ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışında bırakılması ise iş güvencesinden kıdem tazminatına, işçi sağlığı ve iş güvenliği yükümlülüklerinden sendikal haklara kadar bir dizi korumayı devre dışı bırakmaktadır. Şiddet ve taciz, bu boşluğun içinde herhangi bir kayda geçmeden yaşanmaktadır.
Rapor, ev işçileri için şiddet ve tacizin istisnai bir olay olmadığını, çalışmanın olağan koşulu hâline geldiğini; buna karşılık bu deneyimleri görünür kılacak, kayda geçirecek ve giderecek bir başvuru merciinin fiilen bulunmadığını iddia ediyor. Rapora göre, ev işçileri maruz kaldıkları muameleyi doğru biçimde adlandırmakta. Sorun, bu adlandırmanın herhangi bir korunma imkânına dönüşememesi. Başvurmama gerekçeleri arasında işini kaybetme korkusu, sonuç alınamayacağı inancı ve başvurulacak bir merciinin bilinmemesi.
Ev işçilerinin maruz kaldığı hak ihlalleri
Bedensel güç kullanılarak bireyin zarar görmesine, kontrol altına alınmasına veya cezalandırılmasına yol açan her türlü davranışı kapsayan fiziksel şiddet, kişiyi aşağılamak, değersizleştirmek, yıldırmak, korkutmak, kontrol etmek veya cezalandırmak amacıyla gerçekleştirilen her türlü onur kırıcı davranışı kapsayan psikolojik şiddet, kişinin rızası olmaksızın gerçekleştirilen her türlü cinsel içerikli davranışı kapsayan ve özellikle kadın ev işçilerinin çalışma yaşamında karşı karşıya kaldıkları en ağır insan hakları ihlallerinden biri olan cinsel şiddet ve taciz, bireyi kontrol etmek veya cezalandırmak amacıyla gerçekleştirilen ekonomik açıdan zarar vermeye yönelik her türlü davranışı içeren ekonomik şiddet, ayrımcılık ve sosyal dışlanma ev işçilerinin maruz kaldığı hak ihlalleridir.
Göçmen kadın ev işçileri
Rapor, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin, göçmen kadın ev işçileri açısından daha da derinleştiğini savunuyor. Rapora göre, küresel bakım zincirlerinin gelişmesiyle birlikte birçok ülkede göçmen kadınların ev ve bakım işlerinde yoğun biçimde istihdam edildikleri görülmekte. Göçmen kadın ev işçileri; düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarının yanı sıra çalışma izninin bulunmaması, göçmenlik statüsünden kaynaklanan hukuki belirsizlikler, sınır dışı edilme korkusu, dil engelleri ve ayrımcı uygulamalar nedeniyle yerli ev işçilerine kıyasla daha ağır çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.
Göçmen ev işçileri açısından ekonomik şiddet daha ağır biçimlerde ortaya çıkabilmekte. İşverenlerin çalışanların pasaportlarına el koymaları, ücretlerini aylarca ödememeleri veya ülkelerine dönmelerini engellemek amacıyla ekonomik baskı uygulamaları gibi durumlarla sıkça karşılaşılmakta. Bu tür uygulamalar, çoğu zaman zorla çalıştırma biçimleriyle iç içe geçmekte ve uluslararası çalışma standartları ile insan hakları hukuku bakımından ciddi hak ihlalleri olarak değerlendirilmektedir
