Türkiye’de artık siyaset bir tartışma zemini değil, bir tasfiye alanına dönüşmüş durumda.
Sandıkta yenemediklerini yargı ve devlet mekanizması üzerinden yeniden dizayn etmeye çalışan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Recep Tayyip Erdoğan ve etrafında şekillenen iktidar bloğu, uzun süredir sadece ülkeyi yönetmiyor; aynı zamanda kendi devletini, kendi siyasal düzenini ve kendi muhalefet haritasını kurmaya çalışıyor.
Muhalefet eden kim varsa ya bastırılıyor ya parçalanıyor ya da etkisiz hale getiriliyor.
Selahattin Demirtaş yıllardır cezaevinde tutuluyor. Siyasi kimliği, söylemleri ve etkisiyle Türkiye muhalefetinin en önemli figürlerinden biri olmasına rağmen hâlâ bir “hukuk dosyası” içinde tutuluyor.
Bugün ise aynı düzenin başka bir halkası konuşuluyor:
Ekrem İmamoğlu üzerinden yürüyen yargı ve siyasal baskı süreçleri…
İstanbul’un seçilmiş belediye başkanının sürekli soruşturmalarla, davalarla ve görevden alma tartışmalarıyla kuşatıldığı bir tablo…
Bütün bunlar tek tek olaylar değil.
Bir çizginin devamı.
Ve o çizgi şimdi CHP’ye uzanmış durumda.
Mahkeme kararlarıyla kurultay iradesinin tartışmaya açıldığı, partinin iç yapısının yeniden dizayn edilmek istendiği bir sürece geldik.
Tam da burada yine aynı isim sahnede:
Kemal Kılıçdaroğlu.
Sen kime hizmet ediyorsun Kemal Kılıçdaroğlu?
Ben CHP’li değilim. Hiç olmadım. Sosyalistim; İşçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, bu ülkenin bütün ötekilerinin yanında duran bir gazeteciyim. CHP’nin devletçi geçmişini de, milliyetçi reflekslerini de yıllardır eleştiriyorum.
Ama bugün mesele CHP sevgisi değil; mesele iktidarın baskı rejimine karşı ayakta kalan son alanların içeriden hedef alınmasıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca seçim kaybetti.
Kaç seçim geçti, kaç yenilgi yaşandı artık sayısı bile unutuldu. Her seferinde “bu kez olacak”, “birleştiriyoruz”, “kazanıyoruz” dendi.
Ama sonuç değişmedi.
Erdoğan kazandı, muhalefet kaybetti.
Özgür Özel CHP’nin başına geldi ve ilk seçimde parti birinci çıktı.
Bugün ise mesele artık bir parti içi rekabet değil.
Muhalefet doğrudan varlık mücadelesi veriyor.
Böyle bir dönemde yapılması gereken şey, muhalefeti içeriden tartışmaya açmak değil; baskıya karşı ortak bir direnç hattı kurmaktır.
Ama senin çizgin bunun tersini üretiyor.
“Ekmek için Ekmeleddin” diyerek seçmenlerinden bir faşiste oy istedin. Ceketini ilikleyerek gidip yuhalanmak pahasına “Yenikapı ruhu”na kapılandın. “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” söylemiyle, buna karşı çıkan kendi milletvekillerini de “Partiden atarım” diye tehdit ederek, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanıp hapsedilmesine destek verdin…
İnsanların artık şu soruyu sorması boşuna değil:
“Bu düzenin neresindesin?”
Çünkü bugün Türkiye’de yaşanan şey sadece bir parti krizi değil.
İktidarın muhalefeti yeniden şekillendirme operasyonudur.
Ve bu süreçte muhalefetin zayıf halkaları özellikle kullanılıyor.
Bakın açık konuşalım:
CHP’nin hataları var, geçmiş yükleri var, milliyetçi refleksleri var. Ama aynı zamanda bugün bu ülkede otoriterleşen düzene karşı ayakta kalan son büyük kurumsal alanlardan olduğu da bir gerçek.
Ve bu alanın içeriden zayıflatılması kimin işine yarıyor, artık herkes görüyor.
Severim sevmem, katılırım katılmam…
Ama Özgür Özel bugün en azından bir direnç hattı kurmaya çalışıyor. Sokakta duruyor, baskıya karşı ses çıkarıyor, geri çekilmiyor.
Eksikleri olabilir. Hataları olabilir.
Ama teslim olmuş bir siyaset üretmiyor.
Bu yüzden Özgür Özel’in yanında durmak gerekir.
Çünkü mesele artık bir liderlik tartışması değil.
Mesele, Türkiye’de rekabetçi siyasal ortamın tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağı meselesidir.
Yıllarca kaybettin Kemal Kılıçdaroğlu.
Şimdi ise kaybedilmiş bir ülkenin son direnç noktalarını içeriden zayıflatıyorsun.
Yeter artık.
Gerçekten yeter.
Bu halk senden geri dönüş değil, geri çekilme bekliyor.
Çünkü kurtuluş yok tek başına.
Ya hep beraber.
Ya hiçbirimiz.
