Mustafa Destici’ye “lan”la başlayan bir siyaset dili yakışıyor olabilir. Çünkü onun siyaseti yıllardır öfkeyle, düşmanlıkla, bağırarak ve hedef göstererek yürüdü. Ama insan bazen yine de şaşırıyor. Çünkü karşısındaki kişi Ahmet Türk. Bu toprakların çok çile çekmiş, yaşı sekseni geçmiş bir Kürt siyasetçisi. Defalarca tutuklanmış, tehdit edilmiş, seçimle kazandığı mevki ve makamlardan uzaklaştırılmış, siyaset dışına itilmiş ama yine de barış demekten vazgeçmemiş biri.
Ve bugün Devlet Bahçeli’nin bile dikkatli bir dil kullandığı bu isme dönüp “Ne Kürdistan’ı lan!” diyebiliyor Destici Mustafa.
“Lan” hadi oradan!
Bir siyasetçinin bir diğerine ideolojik olarak karşı çıkması başka şeydir, lümpen ağzıyla hakaret etmesi başka şey. “Kürdistan” fikrine karşı olabilirsin. Kürtlerin tarihsel hafızasını inkâr edebilirsin. Milliyetçi, “ulusalcı”, hatta faşist bir zeminde de durabilirsin. Ama bir siyasal partinin genel başkanı olarak topluma seslenirken karşındaki insana “lan” diyemezsin. Hele ki bu ülkede Türküyle Kürdüyle milyonlarca insanının saygı duyduğu bir isme hiç diyemezsin.
Çünkü o “lan” sadece Ahmet Türk’e söylenmiş bir söz değildir. Kürtlere yıllardır reva görülen inkâr dilinin devamıdır. Aynı küçümseme, aynı kibir, aynı tepeden bakış.
Mustafa Destici gibiler hâlâ anlamıyor: Kürtler o kelimeyi telaffuz etmekten çekinmiyor artık. “Kürdistan” dedi diye artık toplum nazarında da fazla eleştirilmiyor zaten..
Çünkü o coğrafyanın adı bizim hafızamızda da, türkülerimizde de, mezarlarımızda da, sürgün yollarımızda da Kürdistan’dır.
Dün de Kürdistan diyorduk.
Bugün de Kürdistan diyoruz.
Yarın da Kürdistan demeye devam edeceğiz.
Bu bir savaş çağrısı değil. Tam tersine, barışta ısrar etmenin ifadesidir. Demokratik bir barışta, eşitlikte ve birlikte yaşamda ısrar etmekten söz ediyoruz. Barışın yolu da insanların diline ket vurmakla değil, ancak hakikati kabul etmekle açılır.
Asıl mesele de burada başlıyor zaten. Çünkü bazıları, barış Kürtlerin sustuğu yerde mümkün olur sanıyor. Kürtler kendi adını anamayacak, tarihini anlatamayacak, coğrafyasını tarif edemeyecek; ondan sonra bunun adına “kardeşlik” denecek.
Yok öyle bir şey.
Bu ülkenin en büyük problemlerinden biri budur işte: Kendi vatandaşına ve toplumuna karşı yıllardır emir diliyle konuşan siyasetçiler ve devlet görevlileri. Lacivert takım elbise veya üniforma giyince kendini dev aynasında görüp sürekli parmak sallayan, bağıran, aşağılayan, azarlayan, tehdit eden bir dilin ve tarzın sahipleri. Mustafa Destici’nin “lan”ı da tam olarak bu siyaset kültürünün özetidir.
O yüzden tekrar söyleyelim:
Hadi oradan lan.
Bir zamanlar “Ne mozayiği ulan” diye bağıran bir faşist “başbuğ” vardı. Destici belki de 30 kusur yıl sonra ona özenerek sempati, destek ve oy kazanacağını sanıyor. Fakat başbuğunun o zamanki fikri zemini artık aşındı, taraftarlarının bile epeycesi onun iddiasını terketti. “Başbuğ”unun yanında cüce kalan Destici’nin ise havasını alacağı kesindir.
Çünkü halklara yukarıdan bakan o kibirli dil kaybediyor ve kaybedecek. Barış dili kazanacak. Kürtlerin inkâr edilmediği, insanların birbirine hakaret etmeden konuşabildiği bir ülke fikri kazanacak. Ve evet, bütün baskılara rağmen, bütün inkârlara rağmen, bizim için o coğrafya Kürdistan olarak kalmaya devam edecek.
