Editör: Mehmet Murat Yıldırım, (SH)
Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-DER), Milli Savunma Bakanlığı’nın Adana ve İstanbul’da NATO’ya bağlı yeni askeri yapılanmalar kurulacağını açıklamasına ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, söz konusu adımların bölgedeki savaş politikalarıyla bağlantılı olduğu vurgulandı. Açıklama NATO’nun kuruluş yıldönümünde yayımlandı.
“Zamanlama tesadüf değil”
ADAM-DER, NATO’ya bağlı askeri yapıların kurulmasına ilişkin açıklamaların, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde yapılmasının tesadüf olmadığını belirtti. Açıklamada, Türkiye’nin bu süreçte askeri olarak daha aktif bir konuma sürüklendiği ifade edildi.
“Türkiye doğrudan hedef haline gelebilir”
Dernek, Adana’da kurulacak NATO kolordusunun ve İstanbul’da planlanan Deniz Unsur Komutanlığı’nın, Türkiye’yi bölgesel çatışmaların merkezine çekebileceğini vurguladı. Bu adımların yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğuracağına dikkat çekildi.
Boğazlar ve Montrö vurgusu
İstanbul’da kurulması planlanan NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın, Montrö Boğazlar Sözleşmesi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade edildi. Açıklamada, bu tür bir yapılanmanın Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenliğini zayıflatabileceği görüşüne yer verildi.
“NATO bir güvenlik örgütü değil”
ADAM-DER, NATO’nun tarihsel rolüne de değinerek, ittifakın yalnızca savunma amaçlı bir yapı olmadığını, küresel güç dengeleri içinde askeri müdahalelerin aracı olarak işlev gördüğünü savundu.
“Türkiye NATO’dan çıkmalı”
Açıklamada, Türkiye’nin NATO ile ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, yeni üs ve komutanlıklar yerine mevcut yapıların da kapatılması gerektiği ifade edildi.
Açıklama tam metni:
“NATO’YA KARŞI ÇIKMAK
İNSANLIK VE YURTSEVERLİK GEREĞİDİR
3 Nisan 2026
Milli Savunma Bakanlığı, Adana’da NATO kolordusu kurulacağını açıkladı.
Yine Milli Savunma Bakanlığı, İstanbul Boğazı’nda Beykoz’da NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağını bildirdi.
Bu açıklamaların İran’a yönelik ABD/İsrail saldırıları sürerken yapılması rastlantı değildir. Resmi açıklamaya göre, İran’dan ateşlenen ve Türk hava sahasına giren dördüncü füze de NATO tarafından etkisiz hale getirildi. Malatya ve İncirlik’e Patriot füzeleri yerleştirildi.
Adana’da kurulacak NATO kolordusu, Polonya ve Romanya’daki kolordularla birlikte Baltık’tan Akdeniz’e inen hatta esas olarak Asya’ya karşı cephe inşa edildiğini göstermektedir.
İstanbul’daki NATO Deniz Unsur Komutanlığı ise, Rusya’yı hedef almanın ötesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni fiilen yürürlükten kaldırma potansiyeli taşımaktadır. Böyle bir komutanlığın kurulması ile Türkiye’nin Lozan’ı Montrö’yle taçlandırarak boğazlarda elde ettiği egemenliğine NATO ortak edilecek ve Karadeniz NATO’ya açılmış olacaktır.
NATO’nun bu adımları, ABD emperyalizminin küresel enerji tedarik sistemini kurtarabilmek için Asya’ya karşı savaş başlattığını göstermektedir. Bu savaşa karşı çıkmak, insanlığın gereğidir.
NATO, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1949’da ABD öncülüğündeki 12 devlet arasında imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile kuruldu. Türkiye, 1952 yılında NATO’ya katıldı. Türkiye’nin NATO’ya katılması, palazlanan yerli sermayedar sınıfın emperyalist sermayeye yamanma tercihinin sonucuydu.
SSCB’ye karşı savaş örgütü olarak kurulan NATO’nun öncelikli hedefi, sola (sosyalizme) karşı mücadele etmek olarak tanımlandı. Bu çerçevede NATO, sosyalist kampı kuşatmakla kalmadı, başka ülkelerdeki işçi sınıfı ve devrimci hareketlerin bastırılması için saldırı ve savaş örgütü olarak da faaliyet yürüttü. NATO’nun tarihi, ulusal, etnik, mezhepsel çelişkilere dayanan iç savaşların kışkırtılmasıyla, darbeler, işgal ve soykırım pratikleriyle doludur.
Ülkemizde gerçekleşen faşist askeri darbelerin altında da NATO’nun imzası vardır. Türkiye NATO’ya üye olduktan sonra NATO generallerinin oyun sahası haline geldi. 6-7 Eylül Pogromu, 1977 Mayıs Katliamı, 1978 Maraş ve 1980 Çorum katliamları, 12 Eylül Darbesi gibi ülkemiz tarihinin pek çok kanlı hatırasının arkasında NATO ve ona bağlı kontrgerilla bağlantısı vardır.
Sola ve halklara karşı savaş örgütü olmanın yanı sıra NATO’nun bir amacı da kapitalizmin bekçiliğini yapmak ve ABD’nin Avrupalı müttefiklerini kontrol altında tutmak olarak tanımlandı.
Sovyetler Birliği 1991’de dağıldı ama NATO dağıtılmadı; amacı ve işlevi yeniden tanımlandı. Günümüzde NATO; Ortadoğu, Kuzey Afrika, Güney Asya, Karadeniz ve Akdeniz’de paylaşım mücadelelerine doğrudan müdahil olmakta, “yükselen tehdit” diye tanımlanan Rusya-Çin bloğuna karşı yayılmacı savaş örgütü olarak pozisyon almaktadır.
Üye ülkelerin askeri ittifakı olarak adlandırılsa da NATO’nun başlıca hedefi, ABD’nin çıkarlarının savunulmasıdır. Bugün Avrupa ülkeleri ile ABD arasında yaşanan çelişkiler bunun göstergesidir. Avrupa ülkeleri, İran’a yönelik ABD/İsrail saldırılarına aktif destek vermiyorlar; hatta İspanya hükümeti, İran’a saldırılara katılan ABD uçaklarına hava sahasını kapattı.
Küresel baş haydut ABD ile soykırımcı İsrail rejiminin İran dolayımıyla Asya’ya karşı başlattığı savaşa NATO üyesi Avrupa devletleri bile aktif destek vermekten kaçınırken, NATO’ya Türkiye’de daha geniş ve etkili bir yapılanma sağlanması Türkiye’yi savaşın doğrudan tarafı haline getirecektir. Türkiye halkları emperyalistler arası çelişkilerin tarafı olmadığı gibi, emperyalist paylaşım savaşlarının ve onların savaş örgütlerinin karşısındadır.
Bu savaş Türkiye halklarının savaşı değildir. ABD emperyalizminin savaşına dolaylı/dolaysız payanda olmak, sermaye değerlerine teslimiyettir.
NATO’yu Türkiye Cumhuriyetini koruyacak bir şemsiye olarak görmek, en hafif ifadeyle gaflettir. NATO ve ABD, Türkiye halklarını korumaz; sömürü düzenini korur ve Türkiye’yi kendi savaşlarının parçası haline getirir.
Israrla vurgulanmalı ki, NATO güvenlik örgütü değil küresel emperyalizmin savaş ve terör örgütüdür. NATO nezdinde Türkiye’nin değeri, ucuz asker deposu ve ileri uç karakolu olmaktan ibarettir. Bu acı hakikat, Türkiye’nin NATO’ya üyelik sürecinde kanıtlandığı gibi, uluslararası para spekülatörü George Soros tarafından “Türkiye’nin stratejik konumu nedeniyle en iyi ihracat ürünü ordusudur” sözleriyle açıkça dile getirildi (2002). Bu sözler belleklerde taptazeyken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın trilyonlarca dolarlık sermayeyi yöneten ve savaşlardan beslenen devasa fonları elinde tutan Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Laurence D. Fink’i kabul etmesi manidardır (27 Mart 2026).
ADAM-DER çatısı altında toplanmış, savaşın vahşetini ve dehşetini bilen eski askerler olarak, NATO’ya ve ABD’ye Türkiye’de daha geniş ve etkili bir yapılanma sağlayacak adımları reddediyoruz. Türkiye, NATO’ya yeni üsler ve komutanlıklar vermek yerine, mevcut üsleri ve komutanlıkları da lağvederek NATO’dan çıkmalıdır. Dünyanın mazlum halkları hep birlikte NATO’nun dağıtılması için mücadele etmelidir.
Saygılarımızla.
Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği
ADAM-DER Yönetim Kurulu”
