“Ne Türk ne de Kürt halkına geçmişte yaşananlardan ötürü herhangi bir kin duymuyorum. En büyük istegim ise bu iki halkın bugün birbirinden kopmaması ve geçmişte bizlerin yaşadığı türden dramların
tekrar yaşanmaması.” [1]
***
I. Hrant Dink’in mirası: Suikast, Agos ve barışta Israr
Bu yazının amacı, Hrant Dink’i yalnızca Türkiye’nin Ermeni sorunu bağlamında anmanın ötesine geçerek, onun yaşamı boyunca ortaya koyduğu fikirlerin ve entelektüel çabalarının günümüzün siyasal sorunlarına nasıl katkılar sunabileceğini tartışmaktır. Bundan 19 yıl önce, derin devlet yapılanmalarının yoğun biçimde yer aldığı karanlık bir operasyonla Hrant Dink ahbariğimiz katledildi. Devlet terörü onu bedenen aramızdan almış olsa da, Hrant Dink’in hayatı boyunca uğruna bedel ödediği değerler, yılmadan sürdürdüğü entelektüel mücadelesi ve kuruluşunda olduğu kadar gelişiminde de büyük emek verdiği AGOS gazetesi bugün hâlâ dimdik ayakta duruyor. Türkiye’nin hem Ermenice hem de Türkçe yayımlanan ve bu sayede yalnızca Ermeni toplumuna değil, bu topraklarda yaşayan herkesin vicdanına seslenebilen tek gazetesi olan AGOS, Hrant Dink’in sesini yaşatmaya devam ediyor.
Bugün dünyada giderek derinleşen savaşlar, Türkiye’nin hâlâ çözüme kavuşturamadığı Kürt sorunu ve Ortadoğu’nun bitmek bilmeyen kanlı paylaşım mücadeleleri, Hrant Dink’in barışta ısrar eden mücadelesinin ne kadar haklı ve ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Onun sesi susturulmak istendi; ancak söyledikleri, aradan geçen yıllara rağmen savaşlara, militarizme ve ırkçılığa boğulan dünyada daha da anlam kazanıyor.
II. 1915 Sonrası Ermeni toplumu ve kamusal alanın yeniden inşası
Hrant Dink, 1915 Büyük Ermeni Soykırımı’ndan sonra kamusal alanda görünürlüğü ve etkisi en yüksek olan Türkiyeli Ermeni entelektüeldi. Soykırım sırasında ana yurdunda büyük katliamlara maruz kalan Ermenilerle birlikte, Osmanlı döneminde son derece zengin olan düşünsel birikimleri ve aydın kuşakları da büyük ölçüde yok edildi. Ermeni nüfusunun onda bire düşmesiyle yaşanan büyük travma, geride kalan küçük Ermeni topluluğunu hayatta kalabilmek için daha da içine kapanmaya zorladı.
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Zaven Biberyan, Sarkis Çerkezyan gibi Ermeni aydınları siyasal ve edebî alanda önemli eserler vermiş olsalar da, bu sesler çoğu zaman Ermeni toplumunun sınırlarını aşamadı. Türkiye kamuoyu, Ermeni kimliği, kültürü ve bu kimliğe bağlı olarak yaşanan siyasal, hukuksal ve ekonomik sorunlar karşısında uzun yıllar boyunca ya bilgisiz kaldı ya da bilinçli bir ilgisizlik sergiledi. İşte tam da bu noktada Hrant Dink ortaya çıktı. Soykırım da dâhil olmak üzere Ermeniliğe dair neredeyse tüm meseleleri, cesaretle ve açık yüreklilikle Türkiye’nin ortak kamusal alanına taşıyan ilk kişi oldu.
III. Demokrasi, yüzleşme ve toplumsal barış mücadelesi
Hrant Dink bunu yaparken yalnızca Ermenilerin değil, bu ülkede yaşayan herkesin acısına kulak verdi. Türkiye’nin Kürt sorunundan din-devlet ilişkilerine, dış politikadan demokrasi meselesine kadar değinmediği hemen hiçbir alan kalmadı. Yazılarının merkezinde, Türkiye’de demokrasinin kökleşmesi; yıllardır inkâr edilen, dışlanan ve mağdur edilen tüm etnik ve inanç gruplarının eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürebilmesi vardı. Hrant Dink tam da resmi devlet ideolojisinin karşısında kendini konumlandıran, hiç kimsenin etnik, dinsel farklılığından dolayı ayrımcılığa maruz kalmamasını savunan, çoğulcu demokrasinin, adaletin, vicdanın, bu coğrafyada kök salması için çaba gösteren Türkiyeli bir Ermeni aydındı.
Hrant Dink, toplumsal barışın ancak tek tipleştirici resmî devlet ideolojisiyle gerçek bir hesaplaşma yaşandığında mümkün olacağına içtenlikle inanıyordu. Farklı olanların korkmadan ve korkutmadan bir arada yaşayabildiği bir ülke hayali için, cumhuriyet öncesi ve sonrasında devletin doğrudan ya da dolaylı olarak içinde yer aldığı soykırımların, gaspların ve her ölçekteki suçun tarihsel olarak kabul edilmesini ve bunlarla yüzleşilmesini savundu. Geçmişle yüzleşmeden bugünde adaletin, adalet olmadan da kalıcı bir barışın mümkün olmayacağını ısrarla dile getirdi.
Hrant Dink tam da resmi devlet ideolojisinin karşısında kendini konumlandıran, hiç kimsenin etnik, dinsel farklılığından dolayı ayrımcılığa maruz kalmamasını savunan, çoğulcu demokrasinin, adaletin, vicdanın, bu coğrafyada kök salması için çaba gösteren Türkiyeli bir Ermeni aydındı. Hrant Dink, Ermenilerin büyük oranda yok edilmesinin Türkiye coğrafyasını sadece maddi değil, siyasi ve kültürel anlamda da ne kadar fakirleştirdiğini, insanların gönüllerine ve vicdanlarına hitap ederek anlatıyordu.
Hem anne hem de baba tarafından Sivaslı olan Hrant Dink, Malatya’da doğmuştu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, yetimhanelerde ve yoksul halk kesimleriyle iç içe geçmişti. Bu kişisel hikâyesi, ona halk dilini ustalıkla kullanma becerisi kazandırmıştı. Akademik ve resmi bir dil yerine, binlerce yılın birikimi olan halk dilini kullanarak derdini anlatıyordu. Bu sayede, Ermeni kültürünü ve Ermeni meselesini Türkiye’de hiçbir akademisyenin ulaşamayacağı geniş halk kesimlerine ulaştırmayı başardı. Devletin inkarcı politikalarını tartışmaya açtı.
Hrant Dink, Türkiye’nin Ermeni sorunu özelindeki değerlendirmelerini tarihsel bağlamı göz önüne alarak yapıyordu. Ona göre, bin yıldan beri aynı coğrafyada yaşayan Türk ve Ermeni halkları önümüzdeki yüzyıllar boyunca da bu coğrafyada beraber yaşamaya devam edecekti. Ermeniler, son yüz elli yılda bu coğrafyada büyük acılar çekmişlerdi, maruz kaldıkları şiddet onlara büyük zarar verdiği gibi, aslında Türk halkı da bu şiddet ortamından zehirlenmişti. Osmanlı ve onun halefi Türk devletinin yönetici sınıfları ile işbirliği yapan bir kesimi hariç, ki bu kesim soykırım zamanında talanla zenginleşip şu anki Türk burjuva sınıfının önemli bir bölümünü oluşturacaktı,[2] geniş halk kesimleri sürekli devlet terörü ve baskısına maruz kalmıştı ve bunda Ermeni Soykırımı ile yüzleşilememesinin doğrudan payı vardı. Alevilerin, Kürtlerin, aydınların, solcuların yaşadığı devlet terörü, askeri darbeler, hep hesaplaşılamayan büyük şiddetin devletin hafızasında yeniden üretilen artçı dalgalarıydı. Hrant Dink’e göre, Türkiye’de geniş halk kitlelerinden ziyade, devlet aygıtının yönetiminde olan kişiler ve onların ırkçı zihniyeti inkarcılığı sürdürüyordu ve halka gerçekler doğru bir üslupla anlatıldıkça, Ermenilere karşı devlet propagandasıyla oluşturulan olumsuz algı aşılacak ve halkta büyük bir vicdan muhasebesi başlayacaktı. Hrant Dink kısmen de olsa yoğun çabasının karşılığını yaşarken gördü. Örneğin Türkiye’nin en milliyetçi-muhafazakâr bilinen yerlerinden biri olan Trabzon’da konuşmacı olarak katıldığı konferansın sonunda ayakta alkışlandı.[3]
Bugün, Türkiye nüfusunun azımsanmayacak bir kesimi Ermenilerin bu coğrafyada maruz kaldığı büyük kırımlara, haksızlıklara ilişkin devlet propagandasının dışında bir şeyler söyleyebiliyorlarsa, bunda Hrant Dink’in çok önemli bir payı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Hrant Dink, kendisinin de bizzat kurucusu ve başyazarı olduğu Agos gazetesi ile son doksan-yüz yıldır yaşamış olduğu büyük tramvanın etkisiyle susan, kendini ifade etmekten çekinen Türkiye Ermeni topluluğunun çok daha ötesinde, Türkiyeli aydın kesimlere ulaştı ve deyim yerindeyse onları Ermeni Sorunu konusunda eğitti.[4] Son on iki yıldır TBMM kürsüsünde başta demokratik Kürt siyaseti olmak üzere birçok demokrat, sol, sosyalist siyasi örgüt, kurum ve kişiler Ermeni Soykırımı’nı kabul eden beyanlarda bulunabiliyorsa,[5] kuşkusuz bunda Hrant Dink’in çabaları yadsınamaz.
IV. Anti-emperyalist duruş, son mücadele ve günümüze çağrı
Hrant Dink, aynı zamanda Türkiye ile tüm olumlu duygusal bağını koparmış olan Diaspora Ermenileri’nin tekrar Türkiye’nin tarihi ile yüzleşebileceğine dair inancını yeşertiyordu. Türkiye’de bir Ermeni aydını olarak kamusal alanda ana akım medya organlarında görünerek 1915’e dair resmi devlet politikasının dışında bir şeylerden bahsediyor ve başına henüz çok da kötü birşey gelmiyordu. Bana göre, Hrant Dink bir değil, birkaç önemli işi bir arada yürütüyordu. Bunlar kısaca şunlardı: Türkiye Ermenileri’nin suskunluğuna son vermek, duygusal dünyalarında büyük acıya neden olan yaşadıkları tramvanın yükünden kendilerini kurtarmalarına yardımcı olmak, Ermeni kültürünü büyük Türkiye toplumuna tanıtmak ve onlara Ermeni Sorunu ile ilgili resmi devlet propagandasının düşmanlaştırıcı tek tip propagandasının dışında başka alternatif anlatılar sunmak, Diyaspora Ermenileri ve Ermenistan’ın Türkiye’nin demokratik kamuoyu ile olumlu ilişkiler kurmasını sağlamak, ve Ermeni konusu dışında da genel Türkiye siyasetinin demokratikleşmesi icin faaliyette bulunmak.[6] Hrant Dink tüm bunları yaparken, çoğu siyasetçinin ve birçok aydının aksine tek taraflı, dışlayıcı ve sadece kendisi kazanma odaklı değil, kapsayıcı ve tartışmanın sonunda tüm taraflara kazandığı hissini veren, dönüştürücü bir üslup benimsemişti.
Hrant Dink’in bir diğer belirleyici özelliği ise, gençlik yıllarında sosyalist siyasetin içinde aktif biçimde yer almasının kazandırdığı anti-emperyalist ve eleştirel duruşu, insan hakları ve demokrasi mücadelesiyle birleştirebilmesiydi. Sol siyaset ile lise yıllarında tanışmış, eşitlik ve özgürlük değerlerini kendine rehber edinmiş ve eleştirel bakış açısından hiç taviz vermemişti. Demokratik Kürt siyasetine, Ermeni diasporasına ve Türkiye’nin demokrasi güçlerine; hiçbir emperyalist gücün bu topraklara demokrasi getiremeyeceğini açıkça söylüyor, Türkiye’nin başta Ermenistan olmak üzere tüm komşularıyla eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde, barışçıl ilişkiler kurması gerektiğini savunuyordu. Hrant Dink, Türk devletini ve onun ırkçı, şoven politikalarını eleştirirken, aynı zamanda da Türkiye Ermeni topluluğunun içindeki demokrasinin gelişimine engel olan kimi tutucu çevreleri ve hiyerarşikyapıları da kıyasıya eleştirmekten kaçınmamıştı. Hatta bu yüzden Türkiye Ermenileri’nin en büyük temsilcisi kabul edilen Ermeni Patriği ile bile arası bozulmuştu.[7]
Hrant Dink, Batı’nın —özellikle Avrupa Birliği’nin— insan hakları ve demokrasi standartlarının Türkiye’ye kıyasla daha ileri olduğunu kabul etmekle birlikte, 1915 Ermeni Soykırımı başta olmak üzere diğer katliamlarda ve Kürt sorununun çözümsüz bırakılmasında aynı Batı’nın tarihsel sorumluluğunun altını da her fırsatta çizdi. Onun için gerçek demokrasi, dışarıdan dayatılan değil; halkların acılarını tanıyan, geçmişle yüzleşen ve eşitliği esas alan bir mücadeleydi.[8]
Hrant Dink’in en son gerçeği bulma uğraşısı Türkiye’nin ilk kadın askeri pilotu olan ve Dersim Soykırımı’nda bizzat halkı havadan bombalama görevini ifa eden Sabiha Gökçen’in Ermeni yetim bir kız olduğunu yazması, Anadolu’da birkaç yüz bin kişinin Ermeni Soykırımı sırasında korkudan Müslümanlaşmak zorundan kalan kişilerin torunları olduklarını bilmelerini açıklaması oldu. Bu son uğraşları devletin kuruluşundan itibaren içine çöreklenmiş olan ırkçı, tek tipleştirici zihniyetin hiç hoşuna gitmedi ve Hrant Dink’in infazına giden süreç başladı.[9] Ölüm tehditlerine, peş peşe açılan davalara, ana akım medyanın şeytanlaştırıcı söylemlerine rağmen Hrant Dink Türkiye’yi terketmedi ve cesaretle yazmayı sürdürdü. Bu durum devlet aklı tarafından onun yok edilme zamanının geldiği şeklinde yorumlandı. 19 Ocak 2007 tarihinde de o akıl kendisinden beklenen bir tarzda kahpece terörünü uyguladı.
Emperyalist blokların dünyayı yeniden paylaşma hırsını vekâlet savaşları üzerinden hayata geçirdiği bu karanlık çağda, en ağır bedeli ödeyen coğrafyaların başında, Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu geliyor. Filistin’de, Dağlık Karabağ’da, Suriye’de binlerce yıldır yan yana yaşamış savunmasız halklar büyük kıyımlarla yok edilirken; hakların birer birer boğulduğu İran’da molla rejimi çözülmenin eşiğine sürüklenirken; İsrail devlet aklı tüm bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye girişmişken, Türkiye ise Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana çözülemeyen Kürt sorununu bir kez daha güvenlikçi politikalarla bastırabileceği yanılsamasını sürdürüyor. İşte tam da böyle bir eşikte, halkların vicdanına seslenen Hrant Dink’in sesine yeniden kulak vermek, belki de her zamankinden daha hayati bir anlam taşıyor.
19 Ocak’lar, Türkiye’nin demokratik kamuoyu için yalnızca bir yas günü değil; Hrant Dink’in yarım kalan düşlerinin, söylenememiş sözlerinin ve umutlarının yeniden yeşertildiği günler olabildiği ölçüde anlam kazanacaktır. Onun düşüncelerini ve barış özlemini yaşama geçirebildiğimiz ölçüde, onu susturmak isteyenler amaçlarına ulaşamayacaklardır. Tek tipleştiren, ırkçı ve ötekileştirici devlet aklı çözülüp dağıldıkça; inkârın yerini yüzleşme, korkunun yerini cesaret aldıkça; halkların ve inançların kardeşliği bu topraklarda kök saldıkça; bin yıllık barış özlemi gerçeğe dönüştükçe ve savaşın, militarizmin karşısında insan hayatı savunuldukça, Hrant Dink yalnızca hatırlanan bir isim olmayacak, vicdanlarımızda yeniden yaşayacak. Ve onun sesi, zamana meydan okuyarak, barışın ve kardeşliğin sesi olarak akmaya devam edecek.
1. Dink, Hrant. Agos, 23 Haziran 2006.
2. The Taboo within the Taboo: The Fate of ‘Armenian Capital’ at the End of the Ottoman Empire
3. Hrant Dink Trabzon insanıyla dertleşiyor…
4. Dinkin Öğrettiği: Öfke Değil, Duygudaşlık…
5. HDP, Meclis’e ‘Ermeni Soykırımı’ teklifi sundu
6. Hrant Dink’in önemli bu konular ile ilgili yazıları için bu siteye bakınız: Hrant Dink Yazıları – Hrant Dink Vakfı
7. Hrant Dink Ermeni cemaatini aşağılıyor – Son Dakika Haberleri İnternet
8. Dink, Hrant. Agos, 3 Kasım 2000.
