Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Fon vurgununda yeni aşama: Ödemeler başladı, soruşturma siyasete uzanıyor

    8 Ekim 2026

    Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

    7 Ekim 2026

    İSİG Meclisi raporu açıkladı: Eylül ayında en az 226, dokuz ayda 1736 işçi katledildi

    7 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Sekiz Ekim

      7 Ekim 2026

      Anayasayı ihlal eden iktidarın yeni ve “sivil” Anayasa çağrısı

      5 Ekim 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir filozof, bir bilge, bir insan

      4 Ekim 2026

      Üniversitelerde “huzur” aranırken: 1976-1977 raporlarının satır araları

      2 Ekim 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

      27 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

      7 Ekim 2026

      Biraz da var olacağımıza inanmak

      3 Ekim 2026

      Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

      1 Ekim 2026

      14 maddede faşizm: Umberto Eco

      29 Eylül 2026

      “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

      21 Eylül 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Levent Dölek: Muhalefete saldırırken hala Cemaat’le işbirliği halindeler

    Levent Dölek: Muhalefete saldırırken hala Cemaat’le işbirliği halindeler

    Siyasi Haber1 Mart 2017
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    RÖPORTAJ – İhraç edilen araştırma görevlisi Levent Dölek: “Üniversitede bilim yapılmalı ve üniversiteler özgür olmalı. Akademi, sadece devletin değil sermayenin baskısından da arındırılmalı. Bizim mücadelemiz bu, biz dönüşümüzü hem üniversitenin hem de ülkenin özgürleştirilmesi mücadelesine bağlıyoruz.”

    Röportaj: Öğrenci İnisiyatifi


    Levent  Dölek Kimdir?


    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışan Levent Dölek, 29 Ekim tarihli 675 sayılı KHK ile memuriyetten ihraç edildi. Dölek, Eğitim-Sen İ.Ü. Baştemsilciliği, İ.Ü. Araştırma Görevlileri Temsilciler Kurulu üyeliği yaptı. Halen Devrimci İşçi Partisi (DİP) Genel Başkan Yardımcısı'dır. Gerçek Gazetesi ve Devrimci Marksizm dergilerinde yazmaktadır.


    Öğrenci İnisiyatifi muhabirlerinin araştırma görevlisi Levent Dölek ile SiyasiHaber için yaptığı röportajı sunuyoruz:



    7 Haziran’dan sonra başlayan kutuplaştırma politikasıyla beraber ilerleyen ve OHAL süreciyle giderek artan baskılar ve tutuklamalar ışığında genel siyasi atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?



    OHAL bir hukuki süreç olarak değerlendirilemez. Bu tamamen siyasi bir hamledir. Yapılanlar, Türkiye’de bir istibdat rejimi inşasının parçasıdır, bu şekilde değerlendirmek lazım. 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasının ardından ortaya çıkan durumun suistimal edildiğini görüyoruz. Çok kısa bir zaman zarfında, çok hızlı bir süreç içerisinde iktidarın Cemaat'le hesaplaşma görüntüsünden giderek; bir muhalefeti sindirme, özellikle de sola ve sosyalist harekete yönelik bir sindirme hareketine dönüştüğünü görüyoruz. Yapılanların bir parçası da tabii ki HDP’nin şahsında Kürt hareketine yönelik hamleler.


    Buradan bakıldığında içinde bulunduğumuz dönemde elbette ki hukuki tartışmalar çok yoğun. Ama bu tartışmaların belli noktalarda bir sınırı var. Çünkü ne mahkemeler ciddi bir şekilde işleyebiliyor, ne bunların bağımsızlığından bahsedilebilir, ne de sürecin hukuki mülahazalar gözetilerek yürütüldüğü söylenebilir. Öyle ki şimdi artık ayyuka çıkmış bir şekilde, OHAL dolayısıyla çıkartılmış KHK’larla yapılan ihraçlarda, tasfiyelerde hatalar yapıldığı söyleniyor. En son Binali Yıldırım’ın da “Hatalar yapılabilir ama bunların sayısı azdır” gibi bir açıklaması oldu. Bu hatalar aslında birer hata değil, biz bunları bir hata olarak görmüyoruz. Bunların hepsi bir siyasi tasfiyenin parçasıdır. “Biz hata da yapabiliriz, bunu da düzeltiriz” diyerek gündeme getirdikleri OHAL Komisyonlarının kendisi bile Anayasa'ya ve hukuka açıkça aykırı organlar. Herhangi bir hukuki ve anayasal dayanağının olduğunu söylemek mümkün değil. En önemlisi de bu tasfiye sürecinde Cemaat'le mücadelenin, muhalefete saldırıya dönüşmesi beraberinde hep şunu da getirdi, muhalefete saldırırken hala Cemaat'in kadrolarıyla bir işbirliği halindeler, bunu da görmek mümkündür. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz süreci bu genelliğiyle ele aldığımızda iktidar tarafından söylenenlerle yapılanlar arasında büyük bir açık olduğunu görüyoruz.



    “OHAL halka değil devlete getirilmiştir” denmesine rağmen toplumun her kesimine ve büyük ölçüde de akademiye yapılan sivil darbeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?


    İlk ihraçlar başladığında bir yazı yazdım ve dedim ki; “Şu an üniversitelerdeki tasfiyeleri yürütenler, geçmişte AKP ile birlikte Cemaat kadrolaşmasını yürütenlerle aynı insanlardır.” Bu tespitimde ısrar ediyorum. Şu anda bütün üniversitelerde bu tasfiyeleri yürüten kişiler, eskiden Cemaat'le birlikte bu operasyonlar içerisinde bulunan kişilerdir. Bugün tasfiye edilenler ise o yıllarda Cemaat'in operasyonlarına direnmiş olan insanlardır. Bizim 2008-2009 yıllarındaki asistan mücadelemiz çok tipik ve çok ciddi bir örnektir. Bütün Türkiye çapında Cemaat'in üniversitelerde AKP ile kadrolaşma çabasına vurulmuş en büyük darbelerden bir tanesidir. İstanbul Üniversitesi’nde bu mücadelenin öne çıkmış kişilerinin atıldığını görüyoruz. Bu kişilerden bazıları “Bu Suça Ortak Olmayacağız” metnine imza atmamış insanlar. Öte yandan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” metnine karşı yapılan saldırıların, akademiye yapılan baskıda genel bir çerçeve oluşturduğunu da belirtmek lazım. Bu saldırılar OHAL ile başlamadı. Bugün insanları ihraç eden mekanizma, daha önce engizisyon mahkemelerini andıran birtakım soruşturma komisyonları şeklinde üniversitenin karşısına çıktı. Orada insanlara hukuki sorular yöneltilmedi; orada insanların fikirleri sorgulandı. Üniversite hocaları, öğretim görevlileri bir engizisyon mahkemesine çıkarıldılar. Aforoz mekanizmasının işlemesi ise OHAL’den sonra yoğunlaştı.  


    İhraç edilen akademisyen Dölek: Muhalefete saldırırken hala Cemaat'le işbirliği halindeler


    Elbet geri döneceğinizi biliyoruz ancak bu kısa ayrılığınızda akademi yaşamınıza nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz?


    Biz akademi yaşamımıza devam etmeyeceğiz. “Üniversite dört duvar arasındaki yer değildir, buraya sıkıştırılamaz” deniyor, bu hoş bir söylem. En azından bizim fikirlerimiz ve savunduğumuz mücadele açısından bunu söylemek mümkün. Ancak diğer bir tarafıyla da bu mesele bizim açımızdan kamu kaynaklarının bilime tahsis edilmesiyle ilgili bir konu. Bizlerin tasfiyesi aynı zamanda kamu kaynaklarının bilime harcanmasıyla ve toplumun yararına bilim üretilmesiyle ilgili bütünlüklü bir sorunu gündeme getiriyor. Şimdi biz dersek ki “Üniversite dışında da akademik hayata devam ederiz, bilim üretmeye, bilgi üretmeye devam ederiz”, bu büyük sorunu göz ardı etmiş oluruz. Bizim geriye dönüşümüz sadece işimizi almakla ilgili değil. Elbette ki ekmek parası son derece önemli ama bizim asıl geri dönüş mücadelemiz kamu kaynaklarının bilime ve toplum yararına sarf edilme mücadelesiyle ilgili. Dolayısıyla biz üniversite dışında bilim yapmayı reddediyoruz. Üniversitede bilim yapılmalı ve üniversiteler özgür olmalı. Akademi, sadece devletin değil sermayenin baskısından da arındırılmalı. Özgür bilimin koşulları ancak bu şekilde oluşturulabilir. Bizim mücadelemiz bu, biz dönüşümüzü hem üniversitenin hem de ülkenin özgürleştirilmesi mücadelesine bağlıyoruz.


    “Hep Sonradan Gelmesin Aklın Başına” dememek için referanduma kadar “Hayır”ı nasıl büyütmeliyiz?


    Gerçekten çok önemli bir süreç. Hayır’ın kazanması ülkenin önünün açılması açısından büyük bir fırsat yaratacaktır. İstibdat rejiminin inşasına büyük bir darbe vuracaktır. Tabii ki bunun gerçekleşmesi için yapılacak şey belli. Bu referandumun hangi çıkarları, hangi sosyal sınıfları karşı karşıya getirdiğini iyi analiz etmek lazım. Şu anda ülkenin yüzde 50 yüzde 50 gibi bölünmesinden bahsedilebiliyor. Ancak çıkarlar değerlendirildiğinde Türkiye’de çoğunluğu oluşturan emekçi sınıflarla bir azınlık sömürücü sınıfın, sermayenin çıkarlarının karşı karşıya geldiğini tespit etmek lazım. İstibdattan yani yasama, yürütme ve yargının giderek merkezde konsolide olmasından kim fayda sağlayacak? Bu sadece bir kişi ya da bir grup değil, bundan çıkar sağlayacak olan sermaye sınıfıdır. Bundan zarar görecek olan ise emekçilerdir. Dolayısıyla emekçilerin bu gerçekle buluşturulması gerekir. Yani sandıkta ona sorulacak rejimin ne bir başkanlık ne bir yarı başkanlık ne de partili cumhurbaşkanlığı rejimi olduğu, özünde bir “cumhurpatronluğu” olduğunu anlatabilmemiz lazım. Sonuçta başkan olmak için bu kadar çaba sarf eden insanın “Türkiye bir anonim şirket gibi yönetilmelidir” sözlerini hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. Türkiye’yi bir anonim şirkete çevirmeye çalışan bir istibdat rejimiyle karşı karşıyayız. Eğer bu şekilde ortaya koyarsak toplumun büyük bir çoğunluğu siyasi tercihlerinden bağımsız olarak bu referandumda Hayır diyecektir diye düşünüyorum.



    Teklif edilen Anayasa değişikliğinin bir rejim değişikliği olup olmadığı tartışması gündemde. Sandıktan çıkacak olası bir “Evet”i rejim değişikliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca sandıktan çıkacak olası bir “Hayır”ın siyasal ve toplumsal yansıması nasıl olur?


    Şüphesiz ki sandıktan çıkacak “Evet” bir rejim değişikliğidir. Şunu söyleyebilirim, Türkiye’deki rejimin sınıfsal niteliği değişmeyecektir. Bir burjuva rejimi olmaya devam edecektir ama burada işçi sınıfının, emekçilerin yıllar boyunca vermiş oldukları mücadeleyle kazanmış olduğu haklar giderek daha fazla ortadan kaldırılacaktır, gasp edilecektir. Dolayısıyla çok daha baskıcı bir rejimle karşı karşıya geleceğiz. İnsanların hak ve özgürlüklerini kullanması için oldukça zorlu koşulların olduğu ülkede durum daha da vahimleşecektir. Burjuva demokrasisi sınırları içerisinde baktığımızda da yerleşmiş teamüller ortadan kalkacaktır. Mesela yargının, hiçbir zaman sermayeden, hakim sınıflardan bağımsız olduğunu söyleyemeyiz. Ancak doğrudan iktidarın ve iktidar partisinin hakimiyeti altına alınacak bir yargıdan bahsediyoruz. Bu basit bir değişim değildir, bu tamamen istibdada işaret eden bir durumdur.


    Bunun yanında Meclis’in tamamen işlevsizleştirilmesi basite alınabilecek bir şey değil. Şunu unutmamak lazım biz 1 Mart tezkeresinde çok ciddi bir savaş karşıtı mücadelenin sonucunda Türkiye’nin ABD’nin yanında savaşa girmesini öngören tezkerenin reddedilmesini sağlamıştık. Bu Meclis'teki insanların iradesinin değil, halkın isyanının Meclis'e yansımasının bir sonucuydu. Şimdi bunun olanakları tamamen ortadan kaldırılıyor.



    İşçiler bir yerde haksızlıkla karşı karşıya kaldıklarında, seslerini duyuramadıklarında, bazı milletvekilleri aracılığıyla Meclis'e soru önergeleri verebiliyor, bu haksızlıkları gündeme getirme fırsatı bulabiliyordu. Şimdi bakanlar ve Cumhurbaşkanı ne yaparlarsa yapsınlar soru önergelerini Meclis önünde sözlü şekilde cevaplandırmayacak. Daha başka bir dizi madde ile Meclis'in hesap sorma olanağı kaldırılıyor. Sandıktan “Evet” çıkması demek, bir istidat rejimi demektir. Dolayısıyla da apaçık bir rejim değişikliğidir ve bu değişiklik, bir tiranlığa doğru gitmektedir.



    “Hayır”a kadar ciddi bir mücadele verilmesi gerektiği ortada. Çünkü “Hayır” demek basitçe bir sandık tercihinden öte anlam taşıyor. Gözaltılar, baskılar, işten çıkartmalar, basının baskı altına alınması var. Referanduma kadar ciddi bir mücadele eşliğinde bu “Hayır” kampanyası yürütülmek zorunda. Hayır çıkarsa ülkenin önü elbette açılacaktır ama hiçbir şey kolay olmayacaktır. Bundan dolayı referandum günü de dahil olmak üzere referandumun ardından, sonuç ne olursa olsun yine büyük bir mücadele dönemi bizi bekliyor. Bu mücadeleyi kazanabilmek için de referandum sürecinde işçi ve emekçilerin meselede kendi çıkarları temelinde taraf olmasını sağlayabilmek çok önemli olacaktır.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Ahmet Saymadi gözaltına alındı

    3 Ekim 2026

    Hak savunucusu avukat Ahmet Çevik hayatını kaybetti

    25 Eylül 2026

    Kadınlardan kalıcı barış ve eşitlik için çağrı: “Yan yanayız, geleceği konuşuyoruz!”

    21 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ertan Eroğlu

    Sekiz Ekim

    Remzi Altunpolat

    Anayasayı ihlal eden iktidarın yeni ve “sivil” Anayasa çağrısı

    Volkan Yaraşır

    İoanna Kuçuradi: Bir filozof, bir bilge, bir insan

    Mahsuni Gül

    Üniversitelerde “huzur” aranırken: 1976-1977 raporlarının satır araları

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

    Maral Dink

    Biraz da var olacağımıza inanmak

    Ertuğrul Kürkçü

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    Volkan Yaraşır

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    İSİG Meclisi raporu açıkladı: Eylül ayında en az 226, dokuz ayda 1736 işçi katledildi

    7 Ekim 2026

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde 9 gündür direnen işçilere polis müdahalesi

    7 Ekim 2026

    Yüz binlerce çocuk tarlada, binlercesi iş cinayetlerinde!

    4 Ekim 2026
    KADIN

    Gülistan Doku dosyası: Tuncay Sonel ve siber çete üyesinin uyuşturucu yazışmaları dava dosyasında!

    5 Ekim 2026

    Erkek şiddeti bir can daha aldı: 18 yaşındaki Gökçe Alkan, Bursa’da katledildi

    4 Ekim 2026

    DEM Parti’li erkeklerden kadın katliamlarına karşı yürüyüş: “Kadını öldüren erkeklikten utanıyoruz”

    1 Ekim 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.