Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Tavşanlı’da doğa katliamına onay: Çatak Milli Parkı’nın dibinde maden ocağı!

    15 Nisan 2026

    Giresun Dereli’de maden isyanı: “Su kaynaklarımızın yok olmasına izin vermeyeceğiz”

    15 Nisan 2026

    Ahmet Özer’den demokrasi ve hukuk uyarısı: “Sessiz kaldıkça çarklar hızlanıyor”

    15 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Erdoğan ve Netanyahu: Ekokırımın iki mimarı

      14 Nisan 2026

      Macaristan “başardı”: Goodbye Victor Orbán!

      13 Nisan 2026

      Öğretmenlik Meslek Kanunu pedagojik reform mu, hegemonik yeniden yapılanma mı?

      10 Nisan 2026

      KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

      7 Nisan 2026

      Yapay zekâ: Kapitalizmin ihyası mı sonu mu?

      2 Nisan 2026
    • Seçtiklerimiz

      İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

      13 Nisan 2026

      Emperyalizmin krizi

      12 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Yeni bir yol yapmak

      1 Nisan 2026

      İşsiz gençler, çalışan emekliler!

      30 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026

      Iskalanmış Hayatlar: Tarihsel ayrımcılık, deprem ve Domariyi yitirmek

      23 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    AKDOĞAN ÖZKAN T24 için yazdı: ABD’nin İran Savaşı’nı (...) enerjide tekel olma hedefine daha rahat ulaşabilmek için de kullandığı giderek daha net olarak görülmektedir. Yani savaşla enerji piyasalarında yaşanan kaotik durumun arkasında bir “plan” olmadığını söylemek pek mümkün görünmemektedir. Gerek Ukrayna savaşı gerekse İran savaşı, bir yönüyle ABD'nin “Büyük Petrol Savaşı”nın birer muharebe cepheleridir.
    Akdoğan Özkan13 Nisan 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    ABD Başkanı Donald Trump, 7 Nisan günü 15 günlük geçici bir ateşkesi kabul ettiğini duyurdu ve gelişmenin ardından silahlar büyük ölçüde sustu. Ancak ne bu gelişme ne de ABD ile İran’ın, Pakistan’ın arabuluculuğunda, İslamabad’da müzakerelere oturması sizi yanıltmasın. Sadece kalıcı ve sahada sınanıp onay görmüş bir ateşkes anlaşmasının nihayete erdirebileceği İran Savaşı’nda o noktada olmaktan neredeyse ilk günkü kadar uzağız.

    Hatta diyebilirim ki…

    BİR) Hızlı bir zafer için indiği sahada askeri olarak 40. günde tıkanan soykırımcı Epstein rejiminin, bu ateşkesi, kontrolden çıkma noktasına yaklaşmış küresel piyasaların bir süreliğine elektriğini alıp rahatlatmak ve Hürmüz’ün kontrolünü ve/veya İran’daki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmeye dönük kapsamlı kara operasyonları için ihtiyaç duyduğu yığınağı artırıp zaman kazanmak amacıyla, zorunlu ve geçici bir durak olarak kurgulamış olma ihtimali azımsanmayacak kadar yüksektir.

    İKİ) Tabii, bununla birlikte, savaşın başta enerji piyasaları olmak üzere küresel ekonomide yol açtığı kaosun ardında bir “plan” olması ihtimalini atlıyor da değilim. Bir diğer deyişle, Hürmüz Krizi’nin tırmandırdığı enerji piyasalarındaki altüst oluşun, kontrollü olmak kaydıyla, Washington tarafından arzulanmış olması ihtimali de azımsanmayacak kadar yüksek. Ve bu savaşın dinamiklerini anlamada çok çok önemli.

    Şimdi bunlarla tam olarak ne demek istiyoruz, açalım.

    I) Kara operasyonları

    ABD, eğer denizden füze göndererek ya da havadan bombalama yaparak yol açtığı hasarlarla yetinmeyecek ve belirli spesifik hedeflere yönelik kara operasyonları yapacaksa, bunun için Körfez bölgesinde epey takviye birliğe ihtiyaç duyacak. Özellikle İsfahan operasyonunun bir fiyaskoyla sonuçlandığı görüldükten sonra, bu gerçek kendisini daha da sert bir biçimde hissettiriyor. Ama tabii ABD’nin Körfez bölgesine doğru yola çıkmış takviye birlikleri farklı rota ve zaman planlamalarıyla ilerliyor.

    Birincisi, Amerika-sınıfı hücum gemisi USS Tripoli ve 31. Deniz Piyade Sefer Birliği (MEU) merkezli Tripoli Amfibi Hazırlık Grubu. 13 Mart’ta Japonya’nın Sasebo Limanı’ndan yola çıkan bu grup, Malakka Boğazı’ndan geçerek 23 Mart’ta Hint Okyanusu Bölgesi’ndeki Diego Garcia üssüne ulaştı. Nisan başında da CENTCOM bölgesine girdiği tahmin ediliyor. 31. MEU yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesi ile denizciden oluşmakta olup, topçular, amfibi araçlar ve özel birimlerle takviye edilmiş durumda.

    İkincisi, Wasp sınıfı hücum gemisi USS Boxer ve ABD’nin Güney Kaliforniya bölgesinde konuşlanmış 11. Deniz Piyade Sefer Birliği’nden oluşan Boxer Amfibi Hazırlık Grubu. Boxer Amfibi Hazırlık Grubu ayrıca USS Comstock ve USS Portland’ı da içeriyor. Bu grup, 19-20 Mart tarihlerinde ABD’nin San Diego kentindeki üsten ayrıldı. Yaklaşık 13 bin 800 mil (22 bin 200 km) yol kat eden grubun en erken Nisan ortasında, yani bu haftanın sonuna doğru muharebe bölgesine intikal etmesi bekleniyor. USS Tripoli gibi, USS Boxer da F-35B uçaklarıyla, helikopterlerle ve diğer destek unsurlarıyla donatılmış durumda. Ama dediğim gibi, daha bölgeye intikal etmelerine zaman var.

    Üçüncüsü ise Kuzey Carolina’daki Fort Bragg’da konuşlanmış 82. Hava İndirme Tümeni’nin Acil Müdahale Gücü’nden mürekkep yaklaşık 2 bin askerden oluşan bir birlik. Bölgeye gönderilen ABD askeri takviyelerinin en yenileri bunlar.

    Güvenlik uzmanların değerlendirmelerinden anladığımız kadarıyla bu unsurların yer alabileceği çatışmalara dair en az üç senaryodan söz ediliyor:

    • İran’ın petrol ihracatının tahmini yüzde 90’ını karşılayan Harg Adası’nın ele geçirilmesi veya abluka altına alınması;
    • Küresel petrol arzının yüzde 20’sinin aktığı Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolünden çıkarılmasına dönük olarak İran kıyı şeridinin temizlenmesi;
    • İran’ın Natanz, Fordov ve İsfahan nükleer teknoloji merkezleri gibi kilit tesislerini hedef alan operasyonların düzenlenmesi, ya da daha spesifik olarak söylersek, İran’a ait yüzde 60 oranında zenginleştirildiği ileri sürülen ve 440 kg ağırlığında olduğu tahmin edilen uranyumun ABD güçlerince “güvence altına alınması”, yani açıkça sahibinden çalınması.

    Bugüne kadar İran genelinde 9 bin hedefi vurduğu düşünülen Amerikalıların tükettikleri hava savunma veya saldırı füzelerini yenilemeleri, geçen haftalardaki yazılarımızda da aktardığımız gibi, kısa sürede gerçekleşebilecek bir şey değil. Ancak ABD’nin yukarıda sıraladığımız senaryolardan en az birini yürürlüğe koyabilmesi ve kapsamlı kara harekâtı emirleri verebilmesi için, tüm kara birliklerinin bölgeye intikali gerektiği için, bunun da bu ayın ortasında gerçekleşmesi mümkün olacağı için, İslamabad’daki görüşmelerin kısa bir zaman sonra masanın devrilerek sonlanması ve silahların yeniden ve daha sert biçimde konuşmaya başlaması ihtimali kanımca yüksek.

    Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (IISS) kara savaşı kıdemli uzmanı Ruben Stewart, Al Jazeera’ye yaptığı bir açıklamada, “İran’ın nükleer malzemesinin güvence altına alınmasının sağlanması, mevcut kuvvetlerle en az gerçekçi senaryodur, çünkü bu, çok daha büyük ve sürekli bir kara birlikleri varlığı gerektirir,” diyordu. Bu konuda haklı Stewart.  Ancak IISS uzmanı “ABD, kuvvetlerini bölgeye kaydırarak pazarlık gücünü artırıyor ve diplomasinin başarısız olması durumunda elinin altında seçeneklerinin olduğunu gösteriyor,” da dedi. İşte bu konuda ona pek katılamıyorum. Bölgeye yönelik ABD yığınağının diplomasinin zorlayıcı gücünü artırmak için yoğunlaştırılması bana fazla iyimser bir senaryo gibi geliyor. Bunun İran’a karşı işleyecek bir yol olmadığını düşündüğüm gibi, ABD Başkanı ile “diplomasi” ekibinin geçmişine, siciline bakınca da böyle bir çıkarsama yapabiliyorum.

    Bu arada İsrail Ben-Gurion Havalimanı’nda ABD’ye ait onlarca havadan yakıt ikmal uçağının hazır halde beklediğini gösteren görüntüleri de atlamayalım. KC-135 ve KC-46A tipi tanker uçaklar pistler boyunca neden konuşlandılar acaba?

    Tabii, mesele bu yığınakların varlığı ile sınırlı da değil. Yoklukları da önemli! Şunu kastediyorum; Orta Doğu’ya takviye Amerikan kuvvetleri çekildikçe, bugün burada sözünü etmediğimiz kimi aktörlerin Pentagon’un başka coğrafyalarda azalan varlığını veya dikkatini istismar ya da test etme riski de söz konusu. Dolayısıyla, gerilimin tırmanma dinamiklerine küresel ölçekte bakılması daha doğru olur.

    E peki diyeceksiniz ki, ABD liderliğinin İran’a yönelik onca olumlu müzakere mesajları ne olacak? Trump’ın İran liderliğine seslendiği düşünülen sosyal medya mesajlarına ya da açıklamalarına bakarak oradan birtakım sonuçlar çıkarmak ve “müzakere” noktasına ulaşılmış gibi bir hükme varmak yanıltıcı olur. Zira Trump, sosyal medya üzerinden kime sesleniyormuş gibi yaparsa yapsın, aslında ya piyasalara ya NATO’daki ihtilaflı müttefiklerine ya da (Rusya ve Çin gibi) hasımlarına bir şey söylemek istiyor. İran liderliğini ortadan kaldırarak hızlı bir zafer kazanamayacağını anladığı günden beri aslında İran yönetimine bir mesaj iletme kaygısı taşımıyor.

    Bu arada, savaşın geldiği aşama itibarıyla Rusya ve Çin’in bu noktadan sonra İran’a yönelik desteklerini daha üst perdeye taşımaları ve ihtilafa daha farklı boyutlar kazandırmaları da söz konusu olabilir. Nitekim, Pekin’in MANPAD olarak da bilinen ve omuzdan fırlatılarak alçak uçuş yapan ABD askeri uçaklarına asimetrik tehdit oluşturan uçaksavar füze sistemleri sevkiyatına hazırlandığı yolunda ABD istihbaratının elinde raporlar bulunması da düşündürücüdür.

    II) Petrogaz dolarının savaşı

    Gelelim savaşın, başta enerji piyasaları olmak üzere, küresel ekonomide yol açtığı kaosun ardında ABD’nin -bizi giderek daha fazla düşündüren- bir “planı” olması ihtimaline; savaşla birlikte petrol ve doğal gaz fiyatlarının – kontrollü olması kaydıyla- tırmanışa geçmesinin, kimi enerji tesislerinin çatışmalarda hasar görüp “mücbir sebep” ilan ederek devre dışı kalmalarının ve yıllarca yükümlülüklerini yerine getiremeyecek olmalarının Washington tarafından arzulanır olmaları ihtimaline. Yani ABD’nin çok büyük çaplı bir korsanlık operasyonu için de bölgede bulunma ihtimaline.

    Önce, o enerjinin global manzarasına ABD ile ilişkisi içinde şöyle bir bakıp bazı tespitler yapalım:

    Aslında biz ABD’yi “saldırgan taraf” olarak kodlamış olsak da, şu anda ABD dünyanın en büyük petrol, doğal gaz ve rafine petrol ürünleri üreticisi konumunda. Bu çok önemli!

    Geçmişte ABD petrol şoklarından etkilenmeye çok müsait bir ülkeydi. Hürmüz Boğazı gibi kritik bir geçiş yolunun kapanması geçmişte felaket sonuçlar doğurabilirdi. Zira ABD kendi iç talebini karşılayacak petrol üretemezdi. Dolayısıyla, petrol fiyatları tavan yaptığında doların da ciddi bir değer kaybettiğine, insanların altına hücum ettiğine tanık olurduk. Oysa bugün, İran Savaşı ile birlikte petrol fiyatları yüzde 50, doğal gaz fiyatları da yüzde 30’un üzerinde artmış olsa bile, ABD dolarının değeri yükselebiliyor; altın ise son 40 yılın en büyük değer kayıplarından birini yaşayabiliyor.

    Çünkü ABD bugün dünyanın bir numaralı petrol, doğal gaz ve petrol rafinerisi ürünleri üreticisi olan bir ülke; ‘70’lerin ABD’si değil artık. ABD, yeraltındaki kaya formasyonlarında sıkışan petrol ve doğal gazı çıkarmak için derin sondaj kuyularına basınçlı su, kum ve kimyasal karışımların pompalanması işlemi olarak bilinen hidrolik kırma proseslerinde kat ettiği teknolojik ilerlemeler sayesinde günde yaklaşık 13-20 milyon varil ham petrol üretiyor. Bu haliyle Rusya ve Suudi Arabistan gibi rakiplerini önemli ölçüde geride bırakarak, bugün tarihteki herhangi bir ülkeden daha fazla ham petrol üreten bir ülke haline gelmiş durumda. 2018’den beri dünyanın en büyük ham petrol ve petrol sıvıları üreticisi ve küresel arzın da yaklaşık yüzde 22’sini sağlamaktadır.

    Üstelik, Marathon Petroleum, Valero ve ExxonMobil gibi büyük şirketler sayesinde ABD, petrol rafinerisi ürünlerinde de dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olmuştur.

    Washington ayrıca 2009’dan beri dünyanın en büyük doğal gaz üreticisidir. Amerika Birleşik Devletleri, 2022’den bu yana dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçısı konumundadır. İhracat rakamlarıyla Avustralya ve Katar’ı büyük ölçüde geride bırakmış, Avrupa ve Asya’daki güçlü talebi değerlendirerek ve terminallerinde yüksek kapasite kullanım oranlarına erişerek 2024 yılında günde yaklaşık 11,9 milyar metreküp (Bcf/d) LNG ihraç eden bir ülke olmuştur. 2025 yılında LNG ihracatı 100 milyon metrik tonu aşan ilk ülke unvanına ulaşan ABD’nin toplam ihracatı yaklaşık 111 milyon tona erişmiş ve bu haliyle o dev ihracatçı Katar’ı yaklaşık 23 milyon ton geride bırakmıştır.

    Kısacası, ABD dokuz yıl içinde sıfır LNG ihracatından 100 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Bunda, ABD’nin gemi bordasında teslim (Free on Board – FOB) anlayışını içeren bir satış yaklaşımı uygulamasının yanı sıra güvenilir mal tedariki önemli rol oynamıştır. 2026 için hedefi, ihracat kapasitesini iki katına çıkarmaktır.

    Birkaç yıl önce ABD için en büyük sıkıntı, Rusya gibi rakiplerin boru hatları yoluyla ABD’nin müttefiklerine ucuz enerji tedarik etmesiydi. Ancak Amerikalılar, vassallarındaki gönüllü yardakçıları yardımıyla Nord Stream 2 boru hatlarına düzenlenen sabotajlarla olduğu gibi, bu imkânı tarihe gömecek; Rusya’ya bu şekilde darbe vururken, ucuz Rus gazından mahrum bırakmaya kararlı olduğu Avrupa’yı da ilelebet kendi pahalı malının müşterisi yapacaktır.

    Tabii eğer ABD gibi bir “imparator” iseniz, üretimde bir numara olmayı, ürettiğinizi yeni pazarlara açarak büyümeyi, ihracat rekorları kırmayı falan yeterli görmez; rakiplerinizi piyasadan silmeye çalışıp tekel olmak, fiyatları belirlemek ve kârınızı katlamak da istersiniz. ABD’nin savaşlarının motoru ve enerji piyasalarındaki vizyonu budur.

    Dolayısıyla, ABD’nin İran Savaşı’nı sadece Netanyahu’nun gündemine hizmet etmek maksadıyla değil, enerjide tekel olma hedefine daha rahat ulaşabilmek için de kullandığı giderek daha net olarak görülmektedir. Yani savaşla enerji piyasalarında yaşanan kaotik durumun arkasında bir “plan” olmadığını söylemek pek mümkün görünmemektedir. Gerek Ukrayna savaşı gerekse İran savaşı, bir yönüyle ABD’nin “Büyük Petrol Savaşı”nın birer muharebe cepheleridir.

    Rusya’nın Avrupa’daki işine çomak sokan; Venezuela’da haydutluk yapan ABD, İran Savaşı ile bir anlamda sadece İran’a değil, Çin’e de yönelmiştir ve onun enerji dinamiğinin de dibine kibrit suyu dökmeyi deneyecek ve tüm küresel rakiplerini ortadan kaldırmaya çalışacaktır.

    Hal böyle olduğu için de ABD; İran topraklarında ya da sularında kazanabileceği askeri zaferlerden daha büyük, kendisi için daha anlamlı bir şeyler hedeflemektedir. Şimdi bunu somutlayalım.

    Müttefikinin vurulmasından devşirilen fayda

    Trump, İran’ın karşı karşıya kaldığı saldırılara misilleme olarak ABD’nin bölgedeki “müttefiklerini” ve onların enerji altyapılarını vurmasından dahi fayda devşirme çabasındadır.

    Örneğin, Katar’ın Ras Laffan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri İran tarafından bombalandığında, Katar’ın gelişmeleri “mücbir sebep” gösterip taahhütlerini yerine getiremeyeceğini ilan etmesinden kim en büyük kazançla çıktı dersiniz? QatarEnergy CEO’su Saad al-Kaabi’ye bakılırsa, İran saldırısı Katar’ın LNG ihracat kapasitesinin yüzde 17 oranında düşüşüne yol açmıştı. Kaabi, yıllık 12,8 milyon ton LNG kapasitesinin 3-5 yıl boyunca devre dışı kalacağını ifade ediyordu. Vurulan tesisteki kriyojenik hava ayırma ünitelerinin tamamen kaybedilmesi durumunda en az 2029 yılına kadar yenilerinin temin edilemeyeceği de kesinlik kazanmıştı. Bu şartlarda Avrupa’nın doğal gaz maliyetlerinin yüzde 35 artması söz konusu oluyordu. Buradaki LNG ve helyum tesislerinin toparlanmasının yıllar alacak olması ABD’ye yarayacaktı. Avrupa oradaki kaybını ABD’den telafi etme yoluna gidecekti. Hem de tırmanan fiyatlarla.

    Nitekim, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 27 Temmuz’da, Avrupa’nın, Trump’ın görev süresinin geri kalanında Rus doğalgazı yerine ABD’den yılda 250 milyar dolarlık enerji alımı yapacağının, ayrıca ABD’deki enerji altyapı tesislerine 600 milyar dolarlık yatırım gerçekleştireceğinin sözünü vermişti.

    Savaş, siyasetin başka araçlar yoluyla sürdürülmesinden ibaretti. Trump, Katar’ın “mücbir sebep” ilanıyla ayağına gelen ya da getirttiği fırsatı kaçırmamış ve hizalamaya çalıştığı çoğu Avrupalı müttefiklerine -geçen hafta da aktardığım üzere- mealen şu mesajı iletmişti: “Hani AB ile aramızda geçen Temmuz’da İskoçya’da mutabık kaldığımız ama o tarihten bu yana imza koymadan beklettiğiniz LNG anlaşmamız vardı ya, şimdi size perşembeye kadar mühlet, şu avantajlı [!] fiyatlarla, ABD ile 750 milyar dolarlık anlaşmaya hemen imzayı atın, yoksa cumadan sonra fiyatları yeniden yükselttiğimde çok zararlı çıkarsınız.” 

    İmparatorluktan korsan devlete

    İngiliz bağımsız gazeteci ve youtube programcısı Richard Medhurst, ABD’nin askeri prestiji yerlerde sürünen bir savaş yürütmesine rağmen, kaosun ardında var olduğunu savunduğu ABD’nin iktisadi politikasını “silahlı soygun” olarak adlandırıyor. Amerikalıların son üç ayda dünyanın petrol ve doğal gaz arzına yönelik gerçekleştirdiği tüm yasa dışı saldırılara dikkati çeken Medhurst, Ocak ayında Venezuela’dan yapılan “yasa dışı petrol sevkiyatlarına karşı uygulanan yaptırımları” gerekçe göstererek İzlanda açıklarında Rus bandıralı (eski adıyla Bella-1) Marinera tankerine el koymasını; bir büyük petrol ihracatçısı ülkenin (Venezuela) devlet başkanını kaçırmasını; bir diğerinin (İran) liderine suikastta bulunmasını; Çin’in indirimli enerji tedarik hatlarında bir “tıkanma” yaratmasını; bu ülkenin ucuz petrol kaynağına erişimini engelleyip ona enerji için daha büyük bedeller ödettirmesini, “gölge filo” tankerlerini, rafinerilerini ve ara terminallerini hedef alarak, Çin’in enerji ithalatına sekte vuruşunu hatırlatıyor.

    İngiliz gazeteci, bir imparatorluğun “korsan devlete” dönüşme sürecine tanık olduğumuzu savunarak şöyle diyor: “Buna aslında ‘petrogaz doları’ veya ‘LNG dolarının’ doğuşu da diyebiliriz.”

    Özetle, ABD İran Savaşı’nda petrol ve doğal gaz savaşları cephesinde dip toplamda cebine uzun vadeli ne kalacağına daha çok bakacaktır. Bu bakımdan Hürmüz’ün kontrolünü ele geçirmeyi ve bu şekilde enerji oyununda sadece İran’ı değil aynı zamanda -ve bu ülke isterse onunla birlikte- Çin’i de oyundan düşürmeyi hedefleyecektir. Çin’i oyundan düşüremese bile, ona enerji için çok daha büyük bedeller ödettirmek isteyecektir.

    Bu bakımdan Çin’in, diplomasinin İslamabad’da çökmesi halinde nasıl bir aksiyon alacağını bilemesek de, en azından, oturup uslu uslu bu haydutluk savaşının sonunu beklemeyi tercih etmeyeceğini düşünebiliriz. Peki neyi tercih edecek? Onu da sanırım zamanla göreceğiz.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Emperyalizmin krizi

    12 Nisan 2026

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    7 Nisan 2026

    Yeni bir yol yapmak

    1 Nisan 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    İrem Kabataş

    Erdoğan ve Netanyahu: Ekokırımın iki mimarı

    Ercan Jan Aktaş

    Macaristan “başardı”: Goodbye Victor Orbán!

    Ertan Eroğlu

    Öğretmenlik Meslek Kanunu pedagojik reform mu, hegemonik yeniden yapılanma mı?

    Elif Gamze Bozo

    KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Akdoğan Özkan

    İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    Ümit Akçay

    Emperyalizmin krizi

    Ertuğrul Kürkçü

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    Ertuğrul Kürkçü

    Yeni bir yol yapmak

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Mersin Limanı’nda direnişin 103. günü: “İşimize dönene kadar buradayız”

    13 Nisan 2026

    Doruk Madencilik işçileri Ankara’ya yürüyüş başlatıyor

    12 Nisan 2026

    TGS’den basın özgürlüğü uyarısı: “Gazetecilik suç değildir”

    10 Nisan 2026
    KADIN

    İskoçya’da sistematik erkek şiddet sonucu ölüme sürüklenen kadının davasında 8 yıl ceza

    12 Nisan 2026

    AKP’li vekilden “tek taraflı boşanma” çıkışı: Kadın örgütlerinden tepki

    11 Nisan 2026

    Tedbir var, koruma yok: 2025’te 1 milyonu aşkın karar, şiddet sürüyor

    9 Nisan 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.